30 Ocak 2014 Perşembe

Ayfer Elmastaşoğlu - Büyük Altaylı

Dört kardeştiler ve dördü de usta futbolcuydu. En büyükleri Enver uzun yıllar İzmir’in Demirspor takımının formasını terletti. İkinci kardeş Nail uzun yıllar Altay’da oynadıktan sonra Altınordu’da futbolu bıraktı. Üçüncü kardeş Ayhan Altay’da parladıktan kısa bir süre sonra Galatasaray’a transfer oldu. Kardeşlerin en küçüğü Ayfer ise daima Altaylı olarak kaldı. Yirmi yıldan fazla formasını terlettikten sonra antrenör olarak da kulübüne hizmet etti. Altay’a hem oyuncu hem çalıştırıcı olarak Türkiye Kupası şampiyonluğu yaşattığı gibi, ilk kez düştüğü 2. Ligden ertesi sezon 1. Lige çıkmasını sağladı. Efsane kelimesinin sıradan hale getirildiği bugünlerde o gerçek bir Altay efsanesiydi. Altaylı dostumuz Orhan Berent’le birlikte bu yaşayan efsaneyle futbolculuk ve antrenörlük günlerini, Altay’ın durumunu konuştuk.


Elmastaşoğlu kardeşler Balkan kökenli bir ailenin çocukları olarak Alsancak’ta doğup büyüdüler. Belki iyi birer futbolcu olmalarında babaları Bekir Sıtkı beyin Selanik’teki öğrencilik günlerinde atletizmle uğraşmasının da payı vardı. Ayfer Elmastaşoğlu çocukluk yıllarını ve futbola başlamasını şöyle anlatıyor: “Alsancak bizim kendi muhitimiz. Ben burada doğup büyüdüm. Buraya eskiden Mesudiye Caddesi denirdi (bugünkü Kıbrıs Şehitleri Caddesi). Biraz ileride Elmastaşoğlu Apartmanı var, 1944 yılında orada doğum. Yani Altay’ın göbeğinde doğup büyüdüm denebilir. Futbola Altay’ın minik takımında yedi-sekiz yaşında başladım. Zannederim ilkokulun ikinci sınıfındaydım. Sonra ortaokula gittiğimde A genç takımında oynadım. 1955’te lisansım çıktı; 1977’de futbolu bıraktığıma göre yirmi iki yıl forma giymişim Altay’da. Ondan sonra teknik direktörlük hayatım başladı.”


“Vahap Özaltay ile birlikte 1957’de İzmir genç karması olarak Balıkesir’e gittik. Rahmetli Vahap Hoca beni sol açık oynattı. Ben orta saha gibi oynuyordum, istemedim, ‘Oynamayacağım ben,’ dedim. Daha çocuk yaşta sayılırdık. Valizimi alıp İzmir’e dönmeye kalktım. Bölgede çalışan biri ‘Ne yapıyorsun, ceza yiyeceksin,’ diye beni uyarınca kaldım. Hocamız beni yine sol açık oynattı. Vahap Hoca çok yumuşak bir insandı, iyi hocaydı da aslında. Fakat ben o sinirle ilk maçta atıldım. O yüzden uzun müddet genç milli takıma seçilmedim. Genç karma finalleri için Antalya’ya gittik. Göztepe kalecisi Ali yedekti o zaman. Bizim Altaylı Remzi oynuyordu kalede. Antrenörümüz rahmetli Lütfü Tamer’di. İyi oynamamıza rağmen biz ikinci olduk. Ankara takımı da iyiydi.”

Genç milli takımda ayakta sol başta.
Genç Ayfer bir süre zorluk yaşasa da sonunda milli formayı kaptı. 1962 yılında Romanya’da yapılan Avrupa Gençler Şampiyonasında genç milli takım oyuncuları arasında yer aldı:  “Genç milli takımla Avrupa dördüncüsü olduk. Bizim grupta İspanya, Fransa, Macaristan gibi çok kuvvetli takımlar olmasına rağmen yarı finale çıktık. Onursal Uraz, Abdullah Çevrim, rahmetli Gode Cengiz, Ankaragücü kalecisi Aydın o kadrodaydı. Genç milli takımdan sonra amatör milli oldum. 1963’te Napoli’de düzenlenen Akdeniz oyunlarına katıldık. Finalde İtalya’ya 3-0 yenilip ikinci olduk. Ardından ümit milli ve A milli formayı giydim. Milli takımda fazla oynayamadım çünkü İzmir’den fazla oyuncu almıyorlardı.”

Ayfer Elmastaşoğlu (sol başta oturan) ve Altay genç takımı.
                                                                                  (Altay Spor Kulübü arşivi)
Milli takımın yanı sıra Altay’da da çok genç yaşta forma giyme fırsatını yakalamıştı: “Altay 1959-60’ta ligi sonlarda bitirdiği için Bursa’da oynanan baraj maçlarına katılmıştı. Ben kadroya ilk kez orada girdim ama oynamadım. Bir yandan da Altay genç takımında oynuyordum. 1961’de ilk kez Türkiye şampiyonu olduk. Necdet, Aytekin, Feridun gibi isimler genç takımdan yetişti. Rahmetli Zinnur genç takıma geldi, oradan hemen A takıma girdi. O zamanlar Altay bir kolej gibiydi, altyapısına önem verirdi. Zor günleri çok çabuk aşan bir takımdı. O zamanlar pek altyapıya önem veren kulüp yoktu.  Kulübümüz Ege çevresindeki sporcularla ayakta durdu. Önceki jenerasyonda az oldu belki ama bizim jenerasyon ve bizden sonra gelenler, Mustafa Denizli’ler, Mithat’lar elli yıl taşıdı Altay’ı. Ayrıca İstanbul kulüplerinden kovulan bütün futbolcular burada hayat buldu.”
Ayfer Altay’da forma giymeye başladığı sıralarda kardeşlerin en büyüğü Enver futbolu bırakmıştı. Diğerleri aynı dönemlerde futbol oynamakla birlikte üçü bir arada aynı formayı giyememişti: “Üç kardeş hiç bir arada oynamadık. Nail’le Ayhan Altay’da beraber oynadı. Sonra Ayhan Galatasaray’a gitti. Ben Nail’le beraber Altay’da oynadım. Ayhan’la milli takımda beraberdik. Yalnız onunla Galatasaray’a gitmeden önce İzmirspor sahasında yapılan bir genç takım maçında birlikte oynamıştım.”

                                                                                                             (Fotospor)

Altay’da oynadığı mevkileri, kulübün maddi koşullarını, kendisine gelen transfer tekliflerini tek tek sorduğumuzda hepsini sakin üslubuyla anlatıyor: “Altay’da çeşitli mevkilerde top oynadım. 4, 6, 8, 10 numaralı formaları giydim. Hatta takıma ilk girdiğimde 11 numarayı giydim. Takıma ilk girdiğimde maaşlar 300 liraydı. Sonra 500, daha sonra 750 lira oldu. Bıraktığım sırada 1000 lira olmuştu. Ben Altay’da oynarken diğer takımlardan çok teklif geldi ama o zamanki sistemde kulüp bırakmazsa, kolay kolay gidemiyordun bir yere. Ayhan ağabeyim amatör olduğu için Galatasaray’a gitmişti. Zaman zaman cüzi paralar karşılığı makbuz imzalatmışlardı. Altay para istediği zaman Galatasaray vermeyince Mazhar Zorlu itiraz etti. Onun üzerine Ayhan amatörlüğü ihlalden altı ay ceza aldı. Ben de Beşiktaş’a gidecektim. O zaman bu cezanın süresini üç yıla çıkarmışlardı, gidemedim. Daha sonra Galatasaray ve Fenerbahçe de istedi ama olmadı. İki senelik mukavele yapılıyordu o zaman, süre bitiminde kulüplerin iki sene daha uzatma hakkı vardı. İki kez öyle yaptılar mı oluyordu sekiz sene. Takıma ilk girdiğimde kaptan Bayram Dinsel’di. O bıraktıktan sonra Kazım Yıldız kaptan oldu. Ondan sonra kısa bir süre Varol’a verildi. Bir sene rahmetli sağ bekimiz Yılmaz kaptanlık yaptı, ondan sonra da ben kaptan oldum. Ben sakatlandığım zaman Tanzer devraldı.”


Ayfer Elmastaşoğlu futbol yaşamının başlangıcı sayılabilecek 1964 yılında üç yıl gibi ağır bir ceza almıştı. Bu olayın ayrıntılarını bize şöyle anlattı: “Ankara’da bir Ankaragücü maçımız vardı. (10 Mayıs 1964’te Ankaragücü’nün Altay’ı 1-0 yendiği maç). Bayram abiye, (Bayram Dinsel) ‘Beni oynatma kasığım çok ağrıyor, yere basamıyorum’ dedim. ‘Oynayacaksın,’ diye ısrar etti. Hakem Ahmet Bagatır’dı. Aleyhimize penaltı verdi. Penaltıyı Selçuk attı. Onunla genç milli takımda beraberdik. Nereye atacağını bildiğim için Varol’a söyledim. Attı penaltıyı, Varol kurtardı. Hakem tekrarlattı, bir daha kurtardı. Bunun üzerine bir daha tekrarlattı ve gol oldu. Kazım Abi ve diğerleri hakemin etrafını sardılar tabii. Ben de o sırada aradan geldim, ‘Ne yapıyorsunuz hocam?’ filan derken ayağım herhalde ayağına vurmuş. Attı beni oyundan. Bir de hakeme fiili tecavüz diye rapor tutmuş. Önce ebedi boykot cezası verdiler, sonra üç seneye indirdiler. Ama ben genç milli takımda öne çıktığım için geleceği olan bir futbolcu gözüyle bakılıyordum. Zamanın spordan sorumlu bakanı Malik Yolaç cezamı dokuz aya indirdi. Ondan kısa bir süre sonra da af çıktı zaten. Yani toplam üç buçuk veya dört ay oynayamadım. Ertesi sezonun üçüncü maçında Altınordu ile oynayacaktık. Af kararının resmi gazetede yayınlanmasını son ana kadar bekledik. Karar imzalanınca ben de o maçta oynama imkânı buldum. Hatta resmi gazeteyi arayıp bulmaları yüzünden maç biraz geç başladı.”

                                            (Yeni Asır)
Genç, amatör ve ümit kademelerinde çok kez milli forma şansı bulmasına rağmen A milli formayı sadece üç kez giyebildi. Resmi karşılaşmalardaysa, sadece 1971’de İzmir’de Polonya’yı 1-0 yendiğimiz maçta oynama fırsatı buldu. Bunda formunun yüksek olduğu bir dönemde geçirdiği sakatlığın rolü büyüktü: “1966-67 sezonunun başında hazırlık için Bulgaristan’a kampa gitmiştik. Form grafiğim çok yüksekti o zaman. Orada ağır bir sakatlık geçirdim. O zaman hem ümit hem A milli takıma çağırılmıştım. Danimarka’da 0-0 berabere kaldığımız maçta çok iyi oynamıştım. Almanya ile yapılan ümit milli maçta yirmi dakika oynayabildim, sonra yerime Galatasaraylı Uğur girdi. Çarşamba günü de Moskova’da Rusya maçı vardı. Orada oynayamadım, benim yerime Beşiktaşlı Faruk oynadı. O zamanlar başarılı olan kadroları pek bozmazlardı. O sakatlık yüzünden uzun süre milli takımda yedek kaldım. Eskiden milli takımda İstanbul tekeli vardı ama 1. Lig kurulduktan sonra yavaş yavaş kırılmaya başladı. Mahalli ligde kendi içinde kapalı kaldığın zaman hiç almıyorlardı. Sonra Göztepe ve Altay’ın başarısı sayesinde İzmir’den de oyuncu çağırıldı.”


Oyunculuğu döneminde en büyük başarıyı 1966-67 sezonunda Türkiye Kupasını kazanarak yaşadı. Altay o tarihten sonra da kupayı kazanma fırsatını yakalamakla birlikte bu başarıyı tekrarlayamadı. Kupayı 1968’deki finalde Fenerbahçe’ye, 1972’deki finalde Ankaragücü’ne kaptırdı. Ayfer Elmastaşoğlu o günleri şöyle anlatıyor: “1967’de Göztepe’yle oynadığımız kupa finalinde takım kaptanımız Varol’du. Maç berabere bitince kura atışı yapıldı. Kura atışına o gitmedi, bizden Aydın ile Göztepe’den Nihat katıldılar. Sonuçta biz kazandık. Kupa mücadelesinde daha az maç yapıldığı için Altaylı yöneticilerin hedefinde hep Türkiye Kupasını kazanmak vardı. Fener’e finalde kaybettiğimiz zaman ben ordu milli takımındaydım. İzmir’deki maça izin alıp gelecektim ama Yunanistan’la yapılan maçta kavga çıktığı için yöneticimiz Albay İsmail Hakkı Güngör beni bırakmadı.” 1972’deki finalde kupayı kaybettikten sonra Ankaragücü kalecisi Aydın’ı omuzlarına aldıkları fotoğrafı hatırlatıyoruz. Büyük bir tevazu içinde, “O zamanlar öyleydi,” diyor. “Rakip olmak ayrı, düşman olmak ayrıdır. Şimdi insanlar birbirine düşman oluyor, birbirini bıçaklıyor, öldürüyor. Rakipler birbirini tamamlar, seyirciyi stada çeker. Ama kavga edersen seyirci de azalır.”

1967'de kazanılan Türkiye Kupası.
Altay’ın Türkiye Kupası dışında en iddialı olduğu dönem 1. Ligin 1969-70 sezonuydu: “1969-70 sezonunda bir ara şampiyonluk için Fenerbahçe’yle çekiştik. O zaman iki puanlı sistem vardı. Sezonun ilk yarısını lider kapadık. Beşiktaş’ı yendik, ardından İstanbul’da Galatasaray’ı yendik fakat kendi sahamızda üst üste Eskişehir ve Demirspor maçlarını 1-1 berabere bitirdik. Hele Demirspor maçında belki elli tane gol kaçırdık. O maçlar dönüm noktası oldu. Yine o sezonun ikinci yarısında idmanda sakatlandığım için dört maçta oynayamadım ve ligi üçüncü bitirdik.”


Birlikte çalıştığı hocaları sorduğumuzda şunları anlatıyor: “Gündüz Kılıç yenilikleri takip eden bir antrenördü. Her sene birkaç ay Avrupa’ya gider, yenilikleri yerinde takip ederdi. Onunla idman yaparken insan keyif alırdı. İnsan olarak da çok kibar biriydi. Teodorescu akıllı bir insandı. İnsanla rahat diyalog kurabilen bir antrenördü. Ben o zaman takım kaptanıydım. Bazı oyuncular hakkında fikir teatisinde bulunurduk. Mesela o zaman Cihat çok formdaydı. Deplasmanda bir İstanbulspor maçı oynayacaktık. Ben onun daha faydalı olacağını söyleyince oynattı onu, nitekim Cihat’ın da attığı golle maçı 3-1 kazandık. Teodorescu’nun zamanında ligi üçüncü bitirdik.”

Ayfer Elmastaşoğlu’nun futbolculuk hayatında yaşadığı en talihsiz olay ayağının kırılması yüzünden uzun bir süre futbola ara vermesiydi: “1974’te ayağım kırıldı ve sakatlığım uzun sürdü. O zaman tedavi yöntemleri çok gelişmemişti. Bir sene top oynayamadım. Ayağım üç ay alçıda kaldı. Ondan sonra Ömeragiç geldi. Bana yanlış çalışma programı uyguladı. Ayağım alçıdan yeni çıktığı için incecikti, beni atlayıp zıplatan idmanlar yaptırdı. Bir ara düzeldim, iyiydim. Galiba Fenerbahçe’yle bir hazırlık maçı yapacaktık. İdmanda şut atarken bir lif arızası oldu. Çabuk iyileşeyim diye iğne yaptılar, o zaman iltihap kaptı. O yüzden bir operasyon daha geçirdim. O yüzden bir sene, hatta daha uzun süren bir sakatlığım oldu.”


Sezon açılışında kaleci Tanzer ile.
En verimli çağında sakatlanan Ayfer yaşadığı bu talihsiz olayın ardından eski güzel günlerine kavuşamadı. 1974-75 ve 1975-76 sezonlarında takımının formasını fazla giyme fırsatı bulamadı.  1977’de jübilesini yaptıktan sonra takımına antrenör olarak hizmet etti: “Necdet Niş takımı çalıştırdığı sırada yardımcılığını yaptım. (Burada belirtmemiz gerekir ki Altay, tarihinin en başarılı sonuçlarından birini alarak ligi ikinci kez üçüncü sırada tamamlamıştı). Sonra bıraktım, iş hayatıyla uğraştım. Demir ticareti yaparken Tekel’de bir müdür abimiz vardı. Onun hatırını kıramayıp amatör kümede oynayan Tekelspor’u çalıştırdım. Takımı şampiyon yaptım. O zaman 3. Lig yoktu. Baraj maçlarından 2. Lige çıkma şansı doğmuştu ama ikinci yarıda Altay’ın başına geldim. 1979-80 sezonuydu, Türkiye Kupasını kazandık. Hem oyuncuyken hem antrenörken iki kere kupayı aldım.”

1983-84 sezonunda Altay bir sene aradan sonra
tekrar Türkiye 1. Ligine dönmüştü.
Ayfer Elmastaşoğlu futbol tarihimizde ilk kez görülen bir başarıya imza attıktan sonra, Altay’ın zor günlerinde bir kez daha işbaşı yaptı ve takımı düştüğü 2. Ligden hemen 1. Lige çıkardı: “Antrenörlüğe başladıktan sonra iş hayatına atıldım. O yüzden antrenör diploması almamıştım. Diplomalı olan Coşkun Süer’le birlikte çalıştık. 1983-84 sezonunda Altay’ı şampiyon yaparak 1. Lige çıkardık. Ertesi sezon göreve devam ettik. Sezonun ilk yarısında iyi bir performans sergilemiştik. O dönemde kaleci Can’ı kadro dışı bırakmıştım. Yönetim benim muhalefetime rağmen vaktinden önce affedince istifa ettim. Coşkun Süer’i de üç hafta sonra görevden alıp yerine Ömeragiç’i getirdiler. O sezon takım kümede kalmayı son hafta başarabildi. Altay’ı çalıştırırken Turgut’u ben bulmuştum. Umurbey sahasında bir seçme yapmıştım. İki yüz elli kişi geldi. O kadar insan içinden bir tek Turgut’u beğenmiştim. Altay’ın dışında Buca’da, Menemen’de, Marmaris’te çalıştım.”

Yeni Asır okurlarının oylarıyla Ege'de
yılın sporcusu seçilmişti.
Söz dönüyor dolaşıyor, Altay’ın eski yöneticilerine geliyor: “Eski idareciler çalışkan insanlardı ama geleceği düşünmediler. O gün, o an ne gerekiyorsa onu yaptılar. Altyapı genişletilip tesisleşme tamamlansaydı takım kolay kolay düşmezdi, düşse bile çabuk çıkardı. En iyi Altaylı Mazhar Abidir. Maddi manevi çok çalıştı Altay’ın menfaatlerini korumak için. Ben futbolu bıraktığımda, Mustafa Denizli’nin kaptan olduğu dönemde Altay yine üst sıraları zorluyordu ama politikaları güzel değildi. Yanlış işler yapıldı. Bu yanlış işler Altay’ı her geçen gün geriye götürdü. Bir düştü çıktı, onun önemini kavrayamadı. Biz bunları idarecilerle konuştuk, iyi bir takım kurun dedik. O zaman Altay 1. Ligde İzmir’i temsil eden tek takımdı. Eskiden Altay Akhisar’a hazırlık maçı yapmaya gittiği zaman daha Manisa il sınırında davul zurnayla karşılarlardı. Söke, Aydın gibi yerlere gittiğimiz zaman da öyleydi. Seyirciyi toparlayacak bir kadro lazımdı. Genç nesil başarıya bakar. Trabzonspor gibi şampiyonluğu kovalayacak bir ekip lazımdı. Bir şampiyonluk yakalansa ondan sonra İzmir’deki bütün gelecek nesiller Altaylı olacaktı. Evet, Göztepe köklü takım, Karşıyaka köklü takım ama gençlik ona bakmıyor ki. Bizim oynadığımız zamanlarda Göztepe’nin bir minibüs seyircisi vardı. O başarılı döneminden sonra koca bir taraftar kitlesine sahip oldu. Hizmet yapana saygı göstermek lazım ama hizmeti de doğru yapmak lazım. Koşturuyorsun, para veriyorsun ama bunu doğru yapmak lazım. Kulüp üç ailenin peşine takıldı. Üç aile öldü, Altay da bitti. Tabandan gelecek insan yok, yatırım yok. Zamanında tesis yapılmadı.”

Mazhar Zorlu ile.
Ayfer Elmastaşoğlu çok küçük yaşlardan itibaren formasını giydiği Altay kulübüyle özdeşleşmiş bir isimdi. Ne yazık ki bugünlerde yüzüncü yılını yaşayan bu köklü camia ona yeterince vefa göstermemişti. Altay kulübü Orhan Berent’in ifadesiyle yaşayan efsanelerine gereken önemi vermiyordu. (Bu konudaki yazısı için bkz: http://orhanberent.blogspot.com.tr/2013/02/efsane-kaptan-ayfer-elmastasoglu.html)


Son sözü jübilesini yaptığı gün onun için bir veda yazısı kaleme alan büyük usta Gündüz Kılıç’a bırakıyoruz: “Yeşil sahalarımızdan zevkle seyredilecek bir futbolcu daha eksiliyor… Bu ayrılışa üzülmemek elde değil. Fakat ben asıl onun gerçek büyüklüğü tam anlamı ile anlaşılmadan kireçli çizgileri terk edişine üzülüyorum. Altay kulübünün antrenörlüğünü yaparken Ayfer’i yakından incelemiştim. Böyle bir futbolcunun bütün futbol tarihimizde zirveleşenlerin arasına rahatça girebileceğini söyleyebilirim. Olağanüstü bir top kontrolü ve oyun kavrayışı vardı onda. Ancak türlü nedenlerle bu yeteneklerini yeteri kadar sahaya dökemediğini de iddia edebilirim. … Onunla beraber çalıştığım günleri hatırlıyorum da, güzel bir eser okur, nefis bir müzik dinler gibi seyrederdim o şahane hareketlerini, o akıl almaz top cambazlıklarını.”




1 yorum:

  1. ayferin abileririni seyretmek kismet oldu ayferi yildizlarda seyrettim tam parladigi zamanlarda avrupaya gitmistim gorme imkanim olmamisti gazeteler den takip ettigim kadariyla begendiygim bir futbolcuydu abilri ayhan ve nail de iyifutbolculardi nemutlu seyretme imkanim oldu kendisine hayatta basarilar dliyorum selamlar.selahattin

    eski altayli.holandadan

    YanıtlaSil