6 Ocak 2014 Pazartesi

Fikri Elma - Ankara'nın Kralı

En büyük talihsizliği Metin Oktay’la aynı yıllarda futbol oynamasıydı. Metin şampiyonluğa oynayan bir takımda yer alırken kendisinin Ankara Demirspor gibi mütevazı hedeflere sahip bir kulübün santrforu olması onun açısından bir diğer talihsizlikti. Gol krallığında her sezon zirveye yarışmasına rağmen Ankara’da olduğu için İstanbul basını tarafından genellikle göz ardı ediliyordu. Genç milli takımla Avrupa şampiyonasına katılmış, ancak iki defa aday kadroya çağrılmasına rağmen A milli formayı hiç giyememişti. İnternette onun hakkındaki bilgiler kıt ve birkaç satırı geçmiyordu. 1961-62 sezonunun gol kralı olması dışında ayrıntılı bir bilgiye rastlanmıyordu. Bütün bunlar Fikri Elma hakkında bir yazı yazmayı kaçınılmaz kılıyordu. 1999 yılında, henüz 65 yaşındayken vefat ettiğinden onunla ilgili en doğru bilgileri verecek kişiyle, kardeşi İzzet Elma ile görüştük. İzzet Bey de ağabeyi gibi futbolun içinde yaşayan biri. 1984’ten beri spor bürokrasisinin birçok kademesinde çalışmış. Gerek Ankara ili, gerek genel müdürlük, gerek futbol federasyonu düzeyinde ceza kurullarında görev almış, süper lig maçlarında hakem gözlemciliği yapmış. Halen Spor Genel Müdürlüğü Ankara ceza kurulu başkanlığını sürdürüyor.


Öncelikle Fikri Elma’nın nasıl bir ortamda doğup büyüdüğünü, futbola nasıl başladığını, hangi şartlarda top oynadığını merak ettiğimizden İzzet Elma o yılları bize ayrıntısıyla anlattı: “Fikri Elma 1934 yılında Ankara’da Saimekadın semtinde doğdu. Evimiz küçük bahçesi olan bir gecekonduydu. Babamız Devlet Demiryollarında çalışıyordu. Toplam beş kardeştik biz, üç erkek, iki kız. Fikri ağabeyim ailenin ikinci çocuğuydu. İlkokulu bitirdikten sonra okumadı. Çocukken mahallenin bakkalında çalışırdı. Fakat aşağıda top sahasında maç varsa, dükkânı bırakır kaçardı. Onun dışında su satardı, tatlı satardı. Büyük ağabeyim Abdülkadir, ‘Harçlığı çıksın diye alıp ona verirdik ama hep kendisi yerdi,’ diye anlatırdı. Rahmetli tatlıyı çok severdi, bakkaldaki beyaz helvayı kendisi yiyip bitirirdi. Fiziği çok güçlüydü, belki de bu tatlı düşkünlüğünden kaynaklanıyordu.”

“1949’da Pınarspor adlı amatör ligde mücadele eden semt takımında oynamaya başladı. Abdülkadir ağabeyim de o kulüpte yöneticiydi. Aslında babam top oynamamıza kızardı.  Bu yüzden Pınarspor’da ondan habersiz oynuyordu ve ayakkabısı olmadığı için çıplak ayakla oynuyordu. O zaman altı lastik keten ayakkabılar vardı. Onunla topa birkaç kez vurdun mu lastik ayrılıverirdi. Madeni telle sarardık ayakkabılarımızı. Saimekadın’da o zaman şimdiki gibi yapılaşma yoktu, arsaya iki taş koydun mu kale olurdu, her taraf top sahasıydı.”

Karagücü fomasıyla.
“1952-53 senesinde genç milli takıma seçildi. İdarecilerin dediğine göre 19 Mayıs Stadının dışındaki sahalarda yapılan antrenmanlarda çıplak ayakla oynuyormuş. Güçlü, kuvvetli bir yapısı vardı. Çıplak ayakla oynarken genç milli takıma seçilen oyuncu diye bahsederlerdi ondan. Belçika’daki Avrupa şampiyonasında üçüncü oldular. Üçüncülük maçını İspanya’yla yaptılar. İlk yarıyı 2-0 yenik kapadılar. İkinci yarıda üç gol atarak maçı 3-2 kazanmamızı ve dünya üçüncüsü olmamızı sağladı. Sulhi Garan o zaman basın mensubu olarak fotoğraf çekiyormuş. Ağabeyimin anlattığına göre üçüncü golü atınca fotoğraf makinesini havaya fırlatıp sevinçle sahaya girmiş. Makine kırılmış tabii.”

Burada araya girip bu takımın oluşması için büyük emek harcayan, yıllarca genç milli takım sorumluluğunu üstlenerek yüzlerce genci Türk futboluna kazandıran Cihat Arman’a sözü bırakalım. Bu büyük kaleci 3 Eylül 1969 tarihinde Fikri’nin jübilesi için Milliyet gazetesindeki yazısında o günlerden şöyle bahsetmiş: “Belçika’ya gidecek kadroyu seçmiştik. Bu kadroya seçilenler arasında bir de Ankaralı genç vardı ki adı Fikri Elma idi. Saf, temiz ve sempatik Anadolu çocuğu Fikri. Kendini hemen arkadaşlarına sevdirmiş, kampta en alaka çeken genç olmuştu. Yolculuğa çıkarken bütün sporseverler ve basın bu yolculuğumuzdan endişe ile bahsetmişler ve gitmemenin daha hayırlı olacağını ileri sürmüşlerdi. Ama kimse bilmiyordu ki kadroda Türkiye’ye üçüncülük kazandıracak olan bir genç vardı ve o da Ankaralı Fikri idi.”

Demirspor'daki ilk yıllarında (ayakta sağdan ikinci).

Genç Fikri milli takımla birlikte yaşadığı bu başarının ardından İstanbul ve Ankara kulüplerinin ilgi odağı oldu. Askere gittiği zaman Karagücü takımına seçilmesi de sürpriz olmadı. Bünyesinde üst düzey liglerde oynayan futbolcuları da barındıran askeri takımlar, cumhuriyetin kuruluşundan itibaren Türk futbolu için önemli bir kaynak olmuştu. Kadrosunda Beton Mustafa, Rıdvan Bolatlı, sonradan Adana Demirspor’da ünlenecek olan Füze Selami gibi birçok iyi futbolcu bulunan Karagücü 1956 yılında Türkiye Amatör Şampiyonu oldu, özel maçta Fenerbahçe’yi 2-1 yendi. İşte Fikri Elma da bu güçlü kadronun oyuncusu olarak 1955-56 yıllarında Ordu milli takımına seçildi. Turgay Şeren, Kadri Aytaç, Seyfi Talay, Rober Eryol, Ali Beratlıgil, Burhan Sargın, Coşkun Özarı, Akgün Kaçmaz gibi profesyonel oyuncuların bulunduğu bu takım da A milli takım kadar güçlü bir kadroya sahipti. İzzet Bey Fikri Elma’nın şaka yapmayı seven bir kişiliğe sahip olduğunu belirtip askerlik yıllarına ait şu anısını anlatıyor: “Askerliğini yaparken Karagücü şampiyon oluyor. Takımın sorumlusu olan paşa bunlara yemek veriyor. Ağabeyim paşayla karşılıklı oturuyormuş. İçki içmezdi. İçtiği zaman da ne yaptığını bilmezdi. Yemek yerken ikide bir paşanın burnuna doğru ‘zzzz’ diye parmağını götürüp dokunuyormuş. Birkaç kez tekrarlayınca paşa kızmış tabii ve üç gün oda hapsi vermiş.”

Ordu milli takımının bir kampı. Ayaktakiler geleceğin İzmirspor ve Göztepe
kalecisi Seyfi Talay, Karagüçlü Fikri ve Yaşar. Oturanlar Galatasaraylı
Saim Tayşengil, Rober Eryol, Kadri Aytaç ve Karagüçlü Mustafa Ertan.
Fikri Elma’nın askerlik sonrası yaşamını yine kardeşi İzzet Bey’den dinleyelim: “Askerliği bitince Demirspor’a girdi. Devlet Demiryollarına memur olarak girmişti. Babamız da demiryolcuydu.  Genç milli takımdan dönünce İstanbul kulüpleri onu çok istemişti. Özellikle Fenerbahçe ve Beşiktaş çok istedi. Beşiktaşlı yöneticilerin — ki içlerinde Sadri Usuoğlu da vardı, evimize kadar geldiğini hatırlıyorum. Babam demiryolcu olduğu için göndermedi. Zaten babam bizim fazla uzaklaşmamızı istemezdi, ‘Gözümün önünde olun da ne yaparsanız yapın,’ derdi. Abdülkadir ağabeyimse onun İstanbul’a gidip başarılı olmasını istiyordu. Uçak biletini ayarladı, ‘Eline bu kadar imkân geçti, git İstanbul’da oyna,’ dedi. Fakat bu sefer Demirsporlu yöneticiler ‘Babanı işten çıkarırız’ diye tehdit ettiler. Babam çalışıyor, biz beş kardeşiz, ağabeyim daha yeni işe girmiş; o şartlar altında İstanbul’a gidemedi ve 1969 senesinde futbolu bırakana kadar Demirspor’da kaldı.”


1956-57 sezonundan itibaren Demirspor formasını giymeye başladı Fikri Elma. Demirspor o tarihlerde Ankara’nın en kuvvetli takımlarındı. Nitekim Milli Lig’den önce son kez düzenlenen 1958-59 Ankara Profesyonel Ligi şampiyonluğunu kazandı. Genç Fikri de Demirspor formasıyla Ankara liginde üç sene üst üste gol kralı oldu. O yılları İzzet Bey şöyle anlatıyor: “Ağabeyim 3.500 lira mukaveleyle Demirsporlu oldu. 57 senesinde Bahçelievler’de bir daire almıştı, onu bile ancak krediyle alabildi. Yani o aldığı transfer parası bir ev parası etmiyordu. Milli lig kurulmadan önce üç sene Ankara mahalli liginde gol kralı oldu. 1961-62 senesinde de Milli Ligin gol kralı oldu. O zaman hep Metin Oktay’la çekişiyorlardı. Tabii Metin Galatasaray’da oynadığı için daha avantajlıydı. O sezon Palermo’ya gidince ağabeyim gol kralı oldu. İşin enteresan yönü o sezon Demirspor ligden düştü. Sonra demiryolu teşkilatı gidip zamanın başbakanı rahmetli İnönü ile konuştular, düşme kaldırıldı o sezon. Fakat küme düşen takımın futbolcusunun gol kralı olması çok enteresandı, belki dünyada başka örneği yoktur.”

1958-59 sezonu Ankara gol kralı olarak
kupasını Aydın Köker'den alıyor.
Bu gerçekten ilginç bir ayrıntıydı. Demirspor o sezon kırk iki gol atarken Fikri Elma tek başına bu gollerin yarısını kaydetmişti. Buna rağmen Demirspor küme düştü. Fakat daha sonra sık sık tekrarlanacak olan bir siyasi müdahale gerçekleşti ve devrin başbakanı İsmet İnönü’nün oluruyla o sezon küme düşme kaldırıldı. Böylece Fikri ve takımı 1. Ligde oynamaya devam etti. Her transfer döneminde başka kulüplerin gündeminde olmasına rağmen Demirspor’dan kopamadı. Bu konudaki bir örneği İzzet Bey şöyle açıklıyor: “Orhan Şeref Apak bir transfer sezonunda, ‘Ben İstanbul’a gidiyorum, sakın Demirspor’la mukavele yapma, gelir gelmez seni Gençlerbirliği’ne alacağım,’ dedi. O İstanbul’a gitti, ağabeyim 15.000 liraya Demirspor’da kaldı.”

Onun futbolculuğunun öne çıkan özelliklerini kardeşi anlatıyor: “Topa çok sert vururdu, ceza alanı dışından çok şut çekerdi. Onun dışında kafa vuruşları çok sertti. Sadece sol ayağı zayıftı. Sağ ayağıysa çok kuvvetliydi.  Göztepe’nin şaşaalı döneminde Ali Artuner’e üç gol atmıştı. Ali o sırada milli takıma alınmıştı. Ceza alanı dışından vurduğu volelerle atmıştı golleri. Çocukluğunda çıplak ayakla oynamasının sayesinde vuruyordu o sert şutları. O zamanın deri topları çok ağırdı. Bir iç lastiği vardı, o şişirilir sonra deri bağcıkla bağlanırdı. Yağmurlu havalarda o deri bütün suyu çeker, gülle gibi ağırlaşırdı. Herkes topa dümdüz veya burun vururdu. Mesela Adana Demirsporlu meşhur Füze Selami vardı. Karagücü’nde ağabeyimle beraber oynadılar. Onun havada topa burun vurduğunu gördüm. Santra yuvarlağı civarlarında vurayım diye kaleye bakardı. Ağabeyimse hiç burun kullanmadan onun gibi sert vururdu. Hatta bir defasında arkadaşlarının söylediğine göre vurduğu top direkten dönmüş, kafasına çarpmış ve onu yere düşürmüş.”

İki kral bir arada.
Fikri Elma da 1964 senesinde kendisiyle yapılan bir röportajda nasıl çok gol attığı sorulduğu zaman şu cevabı vermiş: “Sahada çalıma ehemmiyet vermem. Ayağıma top geldi mi kaleyi görürüm. Ne kadar çok şut atarsam gol yapmak şansım o kadar fazlalaşıyor.” Unutamadığı goller sorulduğu zaman şunları söylemiş: “Göztepe’ye voleyle attığım üçüncü gol, … İstanbulspor maçında Sabih’in görmediği sol volem, Necmi’ye 30 pastan frikikten, Turgay’a aut çizgisi üzerinden, Fenerbahçe kalecisi Selahattin’e 40 pastan attığım gollerle 1954’te İspanyol gençlerine attığım galibiyet golünü unutamam. İki kafa golümü kaleciden dönen topa yapıştırdığım vole golüm takip etmiş ve 3-2 galip vaziyete yükselmiştik.”


Sağlam fiziği sayesinde o yıllarda futbolcuların belası olan menisküs gibi ciddi sakatlıklar geçirmemiş, ancak bir maçta kaburgaları kırılmıştı. Bu olayı İzzet Bey şöyle anlatıyor: “Beykoz’la 19 Mayıs stadında bir lig maçı yapıyorlardı. 65 ila 70’nci dakika civarı, havadan bir top geldi. Beykoz’un kalecisi sonradan Galatasaray’a giden Nihat Akbay’dı. Nihat ve ağabeyim birlikte topa yükseldiler. Nihat’ın iki dizi birden çarpınca ağabeyim yere düştü ve kalkmadı. Ben onun öyle yattığını hiç hatırlamazdım. Uzun süre uğraştılar, sonunda kalkıp oyuna devam etti. Yirmi dakika kadar oynadı ve maç bitti. Ben eve gittim, o kulübe gidip giyinip eve gelecek diye bekliyorum. Akşam oldu gelmez, o zaman evlerde telefon bile yok. Sonra bir haber aldık ki Demiryolu hastanesine kaldırılmış. Meğer o şarj sırasında Nihat’ın dizleri çarpınca kaburgaları kırılmış, oradan böbreğe gelmiş. Böbrek neredeyse parçalanacak haldeymiş. Maç bitince daha soyunma odasına gidemeden yere yığılmış, onun üzerine hastaneye kaldırmışlar. Bugünün futbolcularına bakıyorum, yanından geçiyorsun neredeyse menisküs oluyor. Oysa o kırık kaburgayla maçı tamamlamış. Hastanede epey kaldı. Onun dışında menisküs gibi ciddi sakatlıkları olmadı.”

1959-60 sezonunda Milli Lig'i beşinci bitiren Demirspor. Fikri Elma ayakta,
sol başta. Kaleci Pire Mehmet, yanında Süreyya ve Erkan Kural.
Sol başta oturan Celal Torkal.
Fikri Elma 1968-69 sezonu sonunda, yani gol krallığında çekiştiği Metin Oktay’la aynı günlerde futbolu bıraktı. Ne var ki Ankara’da yapılan jübile maçında Beşiktaş’la oynanmasına rağmen seyircinin yeterince ilgi göstermemesi büyük hayal kırıklığı yarattı. Gazeteler Beşiktaş’a ödenen masraf düşüldükten sonra hasılattan Fikri’ye hiç para kalmadığını yazdı. Bunun üzerine futbol oynadığı sırada ona hak ettiği ilgiyi göstermeyen İstanbul basını seferber oldu. Ayrıntılarını kardeşi şöyle anlatıyor: “Jübilesini Beşiktaş’la yaptı. Beşiktaş kulübü o zamanın parasıyla 45.000 lira tutarındaki masrafı istemişti. O da kabul etti. Güzel bir organizasyon oldu Ankara’da. O zamanlar meşhurdu, Nilüfer Koçyiğit programa gelmişti buraya. Ondan rica ettik, başlama vuruşunu yaptı. Hatta enteresandır, tribündeki kalabalığı görünce ‘Ben utanırım çıkamam’ diye çekindi önce, fakat sonra ikna ettik. Fakat jübile maçından hasılat olarak fazla bir şey kalmadı. Gazetelerin yazdığı gibi borçlu çıkmadı ama Beşiktaş’ın masrafı ödendikten sonra ağabeyime az bir para kaldı. O zaman gazeteci Mete Akyol ile Ankaragücü’nün ‘Kova Nuri’ lakaplı eski kalecisi Nuri Özakyol çaba harcadılar. Mete Akyol ağabeyimin yakın arkadaşıydı ve o zamanlar Milliyet’te yazıyordu. Onun vasıtasıyla Milliyet spor müdürü Namık Sevik ve diğer spor yazarları devreye girdiler. Sonuçta bir jübile maçı daha yapmaya karar verdiler. O zaman Eskişehirspor’un çok kuvvetli zamanıydı. Eskişehir’de bir jübile daha yapıldı. TCDD genel müdürlüğü Ankara’dan özel bir tren tahsis etti ve maça gitmek isteyenleri ücretsiz olarak götürüp getirdi. Maça Lefter, Can, Cihat Arman, Kadri Aytaç, Metin Oktay, Şükrü Gülesin gibi Türkiye’nin bütün şöhretli futbolcuları geldi ve güzel bir jübile maçı oldu.”

Eskişehir'deki jübile

“Jübilesinden bir sene sonra o zaman 2. Ligde oynayan Kastamonuspor antrenörlük yapmasını istedi. Bunun üzerine Kastamonu’ya gitti. Antrenörlük yaparken bir sene de defansta görev yaptı. Bu olay da bugüne dek yazılmamıştır. O zaman 2. Lig kulüplerinin durumu iyi değildi. Soyunma odasını sobayla ısıtıyorlardı. O şartlarda iki sezon orada kaldı ve sonra Ankara’ya döndü. Kastamonu’dan döndükten sonra Demirspor’da üç-dört sene menajerlik, kulüp müdürlüğü yaptı. Fakat ondan sonra maçlara hiç gitmedi. Bazen ‘abi gel maça gidelim, vakit geçiririz,’ derdim, ‘Kimi seyredeyim, bunlar futbolcu mu? Yatıyorlar, yerden kalkmıyorlar,’ derdi. Seyahatler sırasında hiç uyumazdı. Menajerken Demirspor’un bir İskenderun deplasmanı vardı. Daha buradan yola çıkmadan böbrek sancısı başlamıştı. Yolda bol su içmiş, o zamanın otobüs ve yol şartları malum, sallana sallana taş düşürmüş. Arkadaşları da anlatırdı, şoförle hep konuşup uyumamasını sağlarmış.”


“Demiryollarından emekli olduktan sonra seksenli yıllarda Gençlerbirliği kulübünde görev aldı. İlhan Cavcav aslen Mamaklıdır. Orada un değirmenleri vardı. Amcasının oğlu Cevat Hacettepe’de kalecilik yapıyordu. Amcası Tayyar Cavcav da Galatasaray’da forma giymişti. Ağabeyimle tanışıyorlardı. ‘Bize gel, kulüp müdürlüğü yap’ teklifinde bulundu. Böylece on yedi sene boyunca Gençlerbirliği kulüp müdürlüğünü yaptı. Onun döneminde kulüp tesislerinde ilk çim saha yapıldı. Çevresiyle ilişkileri, benim belediyeci olmam gibi faktörler sayesinde kulübe maddi bir yük oluşturmadan güzel bir saha yapıldı. Sağ olsun İlhan Cavcav daha sonra onun yaptırdığı sahaya adını verdi.”

Yapımında emeğinin geçtiği sahaya ölümünden kısa bir süre sonra isminin
verildiği törende Fikri Elma'nın eşi, kızı ve kardeşi, İlhan Cavcav'la birlikte. 

“1997 senesinde bir gece evde yatağından kalkmış, pat diye yere düşmüş. Belinde ağrı varmış. Hemen Gazi hastanesine kaldırmışlar. Konulan teşhis kemiğe vuran bir kanser türüydü. Bütün hocalar seferber oldu ama kemik olunca çok çabuk yayıldığı söylendi. Kulüp olsun, çevresi olsun bayağı ilgilendiler, tedavisinde kusur olmadı ama hastalık epey ilerlemişti. Sene 1999 oldu, hastalık artık beyne kadar geldi. Kasım ayında vefat etti.”

Fikri Elma kısa sayılacak ömrüne yüzlerce maç ve bir Milli Lig gol krallığı sığdırdı ama daha önemlisi herkesin saygıyla hatırladığı onurlu bir isim bıraktı.

















5 yorum:

  1. Bizlere bu değerli kişiler için verdiği bilgilerden dolayı Fethi Aytuna'ya ne kadar teşekkür etsek azdır.

    YanıtlaSil
  2. Ağabeyim Fikri ELMA hakkındaki çalışmaları için değerli arkadaşım Fethi AYTUNA'ya sonsuz teşekkürlerimi sevgilerimi sunarım.

    YanıtlaSil
  3. Ülkemiz futbolunun unutulmaz değerlerinden, Fikri Elma'nın spor yaşamını o yılları bilmeyen nesillere aktaran çalışmanızdan ötürü kutluyorum.Bu çalışmanızın Türk Futbolu ile ilgili yapılacak araştırmalarda da, o döneme ait içerdiği bilgiler yönünden büyük katkılar sağlayacağı inancımla ,emeği geçen herkese saygılarımı sunarım.

    YanıtlaSil
  4. Ben bişey merak ediyorum fikri abiyi Ankara'ya mı defnettiniz

    YanıtlaSil
  5. Rahmetli,Karşıyaka Mezarlığına defnedildi.







    Karşıyaka Mezarlığına defnedildi...

    YanıtlaSil