23 Ocak 2014 Perşembe

Aydın Sümer - Bir Zamanlar Beykoz Vardı

Beykoz Çayırı, Kelle İbrahim’den başlayıp Galatasaray’a transfer olan kaleci Nihat Akbay’a kadar nice Beykozlu futbolcunun yetiştiği yerdir. Bu tarihi çayırın huzur verici ortamında top oynayarak büyüyen gençler Beykoz kulübünün doğal futbolcu kaynağını oluşturuyordu. Kulüp bu kaynak sayesinde 1920’li yıllardan Milli Ligin başladığı 1959’a kadar İstanbul Liginde istikrarlı durumunu korudu. Üç büyükler gibi şampiyonluğa oynama iddiası olmamakla birlikte düşme korkusu da yaşamadı. 


Aydın Sümer işte bu parlak günleri yaşayan futbolcuların son temsilcilerindendi. 29 Haziran 1935'te Beykoz Çayırının yanı başındaki bir evde dünyaya geldi. Babası Çanakkale Savaşında tarihi bir rol üstlenen Nusret mayın gemisinde başgedikli olarak görev yapmış ve İstiklal madalyası kazanmıştı. Aydın Sümer dört kardeşin ikincisiydi. En küçükleri Metin de onun gibi Beykoz’da futbola başlamış, Zonguldakspor’da oynamaya devam ederken geçirdiği ağır sakatlık yüzünden erken yaşta futbolu bırakmak zorunda kalmıştı.

Aydın Sümer (sağda) annesi, babası ve
ağabeyiyle birlikte görülüyor.
Metin Sümer, “Babamız top oynamamıza kızardı,” dediği çocukluk günlerini şöyle anlatıyor: “Sümerbank’tan bir ayakkabı alındığı zaman onu en az iki bayram giymek zorundaydık. Malzemecinin eski diye attığı ayakkabıları biz iki buçuk lira vererek alırdık. Kramponlar düşer, yamula yamula koşardık Şeref Stadında. Aydın ağabeyim takımdaki oyuncular için on beş günde bir bana para verir, ‘Git Dinyakos’a krampon yaptır,’ derdi. Dinyakos’un dükkânına her gidişimde hep ayakkabılara bakardım. O zamanlar otuz dokuz numara giyerdim. Bir gün dayanamadı sordu, ‘Paşam kaç paran var?’ diye. ‘Hiç param yok ama sen bunu kaça satarsın?’ diye sordum. ‘Otuz beş lira ama sana yirmi beşe veririm,’ dedi. O ayakkabıyı aslında Lefter’e yapmış ama ayağını sıktığı için almamış. Ayakkabıyı bir giydim, hayatımda giydiğim ilk düzgün ayakkabıydı, terlik gibiydi. Hatta çayırda Rauf abiye filan gösterdim, onlar da ‘çok güzel’ diye beğendiler. Giydiğim en güzel ayakkabı oydu. O zamanlar bir Dinyakos, bir de Gabay vardı.”

Beykoz çayırında amatör takımı çalıştıran
ve sonradan hakem olan Yaşar Nurten ile.
Yukarıda da bahsettiğimiz gibi Beykoz Çayırı bütün semt delikanlılarının doğal futbol sahasıydı. Pazar sabahları saat sekizden itibaren Beykoz’un minikleri oynamaya başlar, ardından ilçenin Onçeşme, Ortaçeşme gibi ne kadar semt takımı varsa maçlar yapar, akşam beşten itibarense profesyonel takımın hazırlık maçı oynanırdı. İşte böyle bir ortamda büyüyen Aydın Sümer’in babasının karşı çıkmasına rağmen futboldan uzak durması imkânsızdı. Hatta futbolla da yetinmemiş, delikanlılık yıllarında kulübün kürek takımında dümencilik yapmış ve yüzme yarışlarına katılmıştı.

Beykoz kulübünün her şeyi olan ünlü
futbolcu Kelle İbrahim ile birlikte.
Metin Sümer, “Beykoz çayırında herkes top oynardı ama Beykoz profesyonel takımına girmek bir meseleydi, oraya herkes giremezdi,” diye açıklıyor o kadar aday arasından takıma yükselmenin güçlüğünü ama Aydın Sümer henüz on altı on yedi yaşlarında amatör takımda yer almayı başarmıştı. Takıma ilk girdiğinde sağ içte oynuyordu.  A takıma yükselmesi fazla uzun sürmedi ve ilk kez 1954-55 sezonunda İstanbul Profesyonel Küme maçlarında yer aldı. Beykoz’un simgesi haline gelmiş futbolculardan Gazanfer Olcayto henüz futbolu bırakmamıştı. O sezon Aydın Sümer kendi yaşının iki katı büyük bu efsane futbolcuyla aynı takımda top koşturdu. Oynadığı başarılı futbol dikkat çekince İstanbul genç karmasına ve genç milli takım aday kadrosuna seçildi.

Beykoz takımı 1954-55 sezonunda Şeref Stadında. Ayaktakiler: Katır Nusret,
Gazanfer Olcayto, Levon, Hilmi, İsmet, Naylon Halil. Oturanlar: Dikran,
Ekrem, Aydın, Ziya, Ekerbiçer.
Aydın Sümer hırslı futbolcu kişiliğiyle takımın değişmez elemanı oldu. Sağ içten önce sağ hafa geçti. Ardından Rauf’un Ankara Demirspor’a gitmesiyle birlikte sağ beke geçti ve futbolu bırakana kadar bu mevkide oynadı. Metin Sümer ağabeyinin oyunculuğunu şöyle anlatıyor: “Futbol oynarken hırçınlaşırdı. Zeynel’e en korktuğun bek kimdi diye sormuşlar, Aydın demiş. O zamanlar bugünkü gibi sarı ve kırmızı kart uygulaması olsa ikimiz de herhalde on beşinci dakikada atılırdık.”

Bolu'da birlikte yedek subaylık yaptıkları Zeki Müren
tarafından adına imzalanan fotoğraf.
Aydın Sümer savunmada oynadığı ve o dönemde savunma oyuncuları fazla ileri çıkamadığı için lig maçlarında sadece iki gol atabilmişti. İlginç olan durum bu iki golün de aynı maçta atılmasıydı. 1959-60 sezonunda Beykoz Altınordu’yu 6-3 yenerken, Aydın biri kafayla biri penaltıdan olmak üzere iki gol atmıştı. Bir maçta da kendi kalesine gol kaydetmişti. Kardeşi Metin Sümer o golü şöyle anlatıyor: “Kaleci Sıtkı geri pası istemiş, ağabeyim pası vermiş ama o sırada Sıtkı açıldığı için gol olmuştu. Golden sonra Sıtkı’yı neredeyse boğacaktı.”

1959'da bir Beykoz-Fenerbahçe maçı. Fotoğraftakiler soldan itibaren:
Günay Kayarlar, Ziya Baydar, Şeref Has, kaleci Sıtkı, arkada Can Bartu,
Aydın Sümer ve en sağda Lefter.
Altmışlı yılların özellikle ilk yarısında Anadolu’nun birçok şehrinde çeşitli amatör takımların birleştirilmesiyle oluşturulan il takımları henüz kurulmadığından, İstanbul’un birçok semt takımı Milli Ligde yer alabilme fırsatı buluyordu. Beykoz da bu takımlardan biriydi. Aydın Sümer’in kardeşi Metin’in anlattıkları o dönemde henüz bu semt takımı havasının muhafaza edildiğini gösteriyor: “Maça giderken bütün malzemeler kocaman bir sandığın içine konurdu. Rahmetli Kelle İbrahim’in peşine takılırdık. O malzeme sandığıyla en azından on kişiyi bedava içeri sokardı. Hepimiz bedava gireceğiz diye sandığın dibinden tutarak onun peşine takılırdık.”
Beykoz’daki Sümerbank kundura fabrikası, kulübün doğal sponsoru gibiydi. Futboldan kazandıkları para bugünlerle kıyaslandığında çok cüzi kalan Beykozlu futbolcuların hemen hepsi aynı zamanda bu fabrikada çalışıyordu. Altmışların ortalarında Anadolu kulüpleri birer birer kurulmaya başlayınca semt kulüplerinin rekabet gücü iyice azaldı. Çok küçük bütçelerle tutunmaya çalışan kulüpler birer birer yeni kurulan Türkiye 2. Liginin yolunu tuttu. Bir iki kez düşmenin eşiğinden dönen Beykoz da bu gelişmeye daha fazla dayanamadı ve 1965-66 sezonunda 2. Lige düştü.

Beykoz'a büyük emeği geçmiş üç isim bir arada. Soldan: Şirzat Dağcı,
Bahadır Olcayto, Aydın Sümer.

Aydın Sümer Beykoz formasını en son 1963-64 sezonunda giydi ancak kulübüyle ilişkisini asla koparmadı. 1968’de düzenlenen antrenör kursunu tamamlayıp diplomasını aldıktan sonra teknik direktör olarak kulübüne hizmet vermeye devam etti. Bu ilişki çeşitli fasılalarla uzun yıllar devam etti. Beykoz dışında Beyoğluspor ve Boluspor’u çalıştırdı. Kulüp ne zaman zor duruma düşüp bir teknik direktörün görevine son verse onu göreve çağırdı. O da her zaman tereddüt etmeden kulübünün yardımına koştu.  3. Lige düşen takımı 2. Lige çıkarmayı başardı.

Vefa Stadında şampiyonluk sevinci.
Gün geldi şartlar değişti, serbest piyasanın rekabetine dayanamayan Beykoz kundura fabrikası kapandı. Bundan sonra Beykoz kulübünün tutunacak bir dalı da kalmadı. Özel bir şirketin sponsorluk çabası bir kısım semt sakininin tepkisiyle karşılaşınca bu girişim başlamadan bitti. Basiretsiz ve beceriksiz yöneticiler kulübü gittikçe zayıflattı ve sonunda yüz yılı aşkın maziye sahip Beykoz amatör kümeye düştü.


Aydın Sümer 1991 yılında yaşadığı rahatsızlık sonucu felç geçirdi. Buna rağmen normal yaşamını sürdürmek için büyük mücadele verdi. Beykoz’un futbol ve basketbol maçlarını takip etti. Fakat yaşadığı talihsizlikler bitmedi ve 2008 yılında geçirdiği trafik kazası sonucu kalça kemiği kırıldı. Kırığın mesaneye yakın olması yüzünden ameliyat edilemeyince sağlık durumu giderek bozuldu. Beykoz’da doğup büyümüş, Beykoz’dan başka takımın formasını giymemiş olan Aydın Sümer 15 Aralık 2013’te yaşama veda etti. Son yolculuğuna tabutunun üstüne konulan Beykoz formasıyla çıktı.

Beykoz kulübünün yüzüncü yıl yemeğinde eşi ve oğluyla.

4 yorum:

  1. Fethi Bey, futbolun en insani yıllarını aydınlatıp bizlerle paylaştığınız için teşekkürler. Yazılarınızı büyük bir ilgiyle takip ediyorum.

    YanıtlaSil
  2. Fethi Aytuna'nın geçmişe ışık tutan yazılarını ,keyifle izliyor ,okuyoruz.Sağ olsun var olsun.

    YanıtlaSil
  3. Teşekkürler Fethi Aytuna.

    YanıtlaSil
  4. Aydın hocam mekanın cennet olsun,az kahrımızı çekmedin...
    (Uğur Dağcı)

    YanıtlaSil