18 Ocak 2017 Çarşamba

Cahit Ellier: Transfer Parası Olarak Bir Takım Elbise Yaptılar

İzmirspor kulüp binasında, kupaların, şiltlerin, eski fotoğrafların, hatta otuzlu yıllardan kalma bir çift futbol ayakkabısının bulunduğu, kısacası yoğun biçimde maziyle dolu bir salonda, sekseni epey aşmış yaşına rağmen dinç görünen bir beyefendiyle sohbet ediyoruz. O kupaların bir kısmının kazanılmasına birinci elden tanıklık etmiş bu beyefendi, İzmirspor'un en parlak dönemlerinden birini yaşadığı ellili yıllarda çoğunlukla sağ haf mevkiinde oynayan Cahit Ellier. İsimlerin doğru yazılması konusunda geçmişte bir hayli yaşanan kargaşanın somut bir örneği olarak, sık sık Cavit adıyla anılmış, hatta "Tito Cavit" lakabıyla tanınmış.


Cahit Ellier 29 Aralık 1931'de İzmir Eşrefpaşa'da, yani İzmirspor'un doğup büyüdüğü semtte, beş çocuklu bir ailenin üçüncü çocuğu olarak dünyaya gelmiş. Futbola başlama hikâyesini şöyle anlatıyor: "Ben 15-16 yaşlarındayken İzmirspor'un lokal takımlarından Hatayspor'da oynardım. Bizim muhitin takımıydı. Babam marangozdu, Birinci Beyler'de dükkanı vardı. Ben de ilkokulu bitirdikten sonra okumadım ve baba mesleğini sürdürdüm. Babam futbol oynamama hiç karışmadı. Rahmetli beni gizlice seyredermiş. Ben İzmirspor'da oynarken kale arkasına gelmiş, duvara çıkıp seyretmiş."

Cahit Ellier İzmirspor'a geçmeden önce bir süre Kadifekale'nin takımı Kalespor'da top koşturmuş: "1948 senesinde Kalespor'a gittim. 1951'e kadar orada oynadım. Eski tabirle sağ haf oynardım. 1951'de rahmetli Tarık abi (Gençay) vasıtasıyla İzmirspor'a geldim. Benim geldiğim sene takımda hatırladığım kadarıyla kaleci Sabri, İbrahim, sağ bek Salih, sol bek Ahmet, Durmuş abi, Fikret, Ferit abi gibi isimler vardı."

1953-54 sezonunda İzmir ikincisi olan İzmirspor. Ayaktakiler (soldan sağa): Yıldırım, Avni, Cahit Ellier, Necdet Elmasoğlu,
Mustafa Orçinos, Tarık Gençay, Seyfi Talay. Oturanlar: Burhan Cevrem, Nurettin Terzi, Murat, Hikmet.

İzmirspor'daki bu ilk dönemi askerlik nedeniyle ancak bir sene sürmüş ve fazla forma şansı bulamamış: " Ertesi sene Ankara'ya askere gittim. Muhafız Alayında yaptım askerliğimi ve iki sene boyunca Muhafızgücü'nde oynadım. 1953'te İzmir'e döndüm ve İzmirspor'da direkt oynamaya başladım. O zaman kalede Seyfi vardı, sağ bek Nurettin, sonradan Şaban yerleşti oraya. Sol bek Necdet Elmasoğlu. Tarık abi santrhaf oynardı, ben sağ haf. Antrenörümüz Dominiko diye bir levantendi, sonra Sait Altınordu geldi."

Bir İzmirspor-Göztepe maçı. Nurettin Terzi topa kafa vurmuş,
Cahit Ellier (sağdan ikinci) izliyor.
O yıllar futbolcuların gerçek anlamda amatör bir ruhla oynadığı yıllardı. İstanbul'da 1952'den itibaren resmen başlayan profesyonellik, İzmir'de 1955'ten itibaren yürürlüğe girecekti. Buna rağmen futbolcuların şartlarında çok ciddi bir değişiklik olmamıştı. Geçinmek için futbol oynamanın dışında bir iş yapmak ya da genellikle bir devlet kurumunda çalışmak zorundaydılar. Cahit Ellier için de durumun farklı olmadığı şu sözlerinden anlaşılıyor: "Askerden döndükten sonra İzmirspor'a tekrar girdiğimde bir takım elbise yaptılar bana transfer parası olarak. Ufak bir maaş da alıyordum. 1957'de sözleşmem bittiğinde üç sene için 3.500 lira aldım." Onun kuşağının yaşadığı sıkıntının sadece maddiyatla sınırlı kalmadığı, "İlk çim sahayı Türkiye birinciliği maçları için gittiğimiz Konya'da gördüm, 1955-56 senelerinde," sözünden anlaşılıyor.

Soldan sağa: Cahit Ellier, Kamuran Soykıray, Kadri Aytaç ve İzmirspor
yöneticisi İbrahim Gürbüz (Boşnak İbrahim).
"Kadri İzmir'e gelmişti, maçtan sonra bir yere gitmişiz. Boşnak İbrahim İzmirspor sahasına atla girerdi. Otomobil ticaretiyle uğraşırdı. Günde 100 tane araba alıp satardı."

1953-54 sezonunda iyi bir performans sergileyen İzmirspor, şampiyonluğu son haftalarda Altay'a kaptırmıştı: "1954'te Altay'la oynadığımız şampiyonluk maçında tribünler sabah saat 9'da kapanmıştı. Biz sahaya giremedik. Sahanın içinden bizi içeri aldılar, o kadar kalabalıktı. 2-1 kaybettik maçı. Tarık abi penaltı kaçırdı. Ama galibiyet de yetmiyordu şampiyonluğa. O sezon 8 puan öndeydik halbuki. Galibiyete 2 puan veriliyordu henüz. Aralardaki maçları kaybettik. Puan farkı kapandı."

İzmirspor haf hattı İnönü Stadı'nda. Sol haf Nurettin Terzi,
santrhaf Cahit Ellier ve sağ haf Kamuran Soykıray. Arkada
sol başta İzmirspor taraftarı ünlü dondurmacı Mennan.
Sağ başta eski İzmirsporlu Şakir Baki Kobra.
1954-55 sezonunda Yün Mensucat takımından Metin Oktay'ın transfer edilmesiyle daha güçlü bir kadro ortaya çıkmış. Nitekim İzmirspor o sene şampiyonluğu kazanmış.  Metin Oktay sezon sona ermeden Galatasaray'a gitmesine rağmen, ertesi sene bu başarıyı tekrarlamışlar ve bir İzmir şampiyonluğu daha kazanmışlar. Cahit Ellier bu dönemde İzmir karmasında da yer almış: "İzmir karmasına defalarca çağırıldım. 1956'da Macarlara karşı oynayacak karma takıma da çağırıldım. Önce İstanbul'da oynanacak milli maçı seyretmek üzere oraya gittik. Fakat hava muhalefetinden maç oynanmadı ve İzmir'e döndük. Cumhuriyet bayramlarında üç şehrin karmaları arasında çok çekişmeli maçlar oynanırdı. Onun dışında İzmir'de Fuar Kupası maçları olurdu."

1954-55 sezonunda İzmir Ligi şampiyonluğunu kazanan İzmirspor kadrosu. Ayaktakiler (soldan sağa): Necdet Elmasoğlu,
Yıldırım, Cahit Ellier, Burhan Şeflek, Avni, Tarık Gençay, Mustafa Orçinos. Oturanlar: Metin Oktay, Hamza,
Hikmet, Nurettin Terzi.
Yazının başında belirttiğimiz gibi Cahit Ellier, isminin gazetelerde bile sık sık Cavit olarak yazılmasının sıkıntısını çekmiş. O yıllarda Yugoslavya devlet başkanı olan Tito'ya fiziki benzerliği ve otoriter görünümü nedeniyle de "Tito Cavit" lakabıyla ünlenmiş. Sahadaki dobra tavrının bu ününü pekiştirdiği anlaşılıyor. Bu konuda bir anısını şöyle hatırlıyor: "Sabahattin vardı Demirsporlu (Ödemişli Sabahattin olarak tanınan Sabahattin Haskan), ayağıma basmıştı. Sabahattin abi, bir daha basma dedim. Nerede görse onu söylerdi bana." Dobralığı yanında dürüstlüğünü gösteren bir başka anısı da şöyle: "1953-54 sezonundaydı galiba, Altay'la şampiyonluğa oynuyorduk. Bayram Dinsel'le ben bir topa girdim. Hakem Zülbahar Sağanak'tı yanlış hatırlamıyorsam. Top kimden çıktı göremedim dedi. Abi top benden çıktı dedim."

Cahit Ellier (2) bir maçta hakem Feyyaz Turgul'la tartışıyor.
Ellilerin sonuna doğru Tarık Gençay'ın futbolu bırakmasıyla birlikte daha çok santrhaf mevkiinde oynamış. Bu dönemde haf hattı  sağ hafta Nurettin Terzi, santrhafta Cahit Ellier, sol hafta Kamuran Soykıray'dan oluşmuş. O senelerde aynı zamanda Güven Önüt, Cenap Doruk, Özcan Altuğ, Aykut Akkor gibi isimler takıma katılmış. 1959'da başlayan Milli Lig'e de bu kadroyla girmişler. Özellikle Milli Lig'in ikinci sezonu olan 1959-60 sezonu İzmirspor açısından çok başaralı geçmiş ve 20 takımlı ligi dördüncü sırada bitirmişler.

İzmirspor'un 1959-60 sezonu kadrosu. Ayaktakiler (soldan sağa): Şaban Gülcan, Cenap Doruk, Aykut Akkor, Seyfi Talay,
Cahit Ellier, Nedim Baloğulları. Oturanlar: Güven Önüt, Özcan Altuğ, Nurettin Terzi, Kamuran Soykıray, Ali Erener.

Cahit Ellier o sezonun sonunda Göztepe'ye transfer olmuş. Profesyonelliğin biraz daha mesafe almasının etkisiyle olsa gerek, maddi açıdan da biraz rahat etmiş: "1960'ta Göztepe'ye geçtim. Rahmetli sağ bek Orçinos Mustafa vasıtasıyla gittim Göztepe'ye. O Göztepe'den bir ara İzmirspor'a gelmişti. Sonra tekrar Göztepe'ye döndü. O tavsiye etti beni. En çok parayı o transferden kazandım. 25.000 lira almıştım o zaman. Bir taksi aldım hemen o parayla, çalıştırdım onu. En iyi sezonumu çıkardım o sene. İki sezon oynadım Göztepe'de. Takımı ilk geldiğimde Macar hoca Andrea Kutik çalıştırıyordu. Efsane kadro daha tam oluşmamıştı. Göztepe'nin çok az seyircisi vardı o zaman. İkinci senemde Adnan Süvari geldi. Yalnız o vakit yanlış bir iş yaptı Göztepe. Benimle birlikte Fenerbahçe'den Seracettin'i transfer etti. Yani iki santrhaf birden aldılar."


Bir Göztepe-Feriköy maçı. Cahit Ellier ve Önder Sapanlı (sağ başta),
Feriköylü İsmet Yurtsü'yü ikili markaja almışlar.
1962-63 sezonunda Göztepe'den ayrılmış Cahit Ellier ve son olarak yine bir İzmir takımında oynamış: " Göztepe'den sonra İzmir Demirspor'a geçtim. Demirspor İzmir mahalli liginde oynuyordu o zaman.O transferden 1.000 lira almıştım. Göztepeli Hakkı da benimle birlikte geldi." Bir sezon da burada oynadıktan sonra futbolu bırakan Cahit Ellier, o yıllarda başlayan gurbetçi kervanına katılıp Almanya'nın yolunu tutmuş: "Aldığım taksiyi 15.000 liraya satıp Ekim 1963'te Almanya'ya gittim. Kassen'de Volkswagen fabrikasında çalıştım."

Gazeteci ve İzmirpsor kulübünde görev yapan Ali Kıray (solda), Cahit Ellier
ve İzmirspor'da uzun yıllar umumi kaptan, genel koordinatör, altyapı sorumlusu
olan Ali Fındık, kulüp binasında eski futbolcuların fotoğraflarının yer aldığı
tabloya bakıp eski günleri anıyorlar.
Cahit Ellier uzun yıllar Almanya'da çalıştıktan sonra seksenlerin sonunda emekli olmuş ve İzmir'e dönmüş. Halen İzmirspor kulübünün yakınında oturuyor ve günlerini eski futbolcu arkadaşlarının müdavimi olduğu kahvede eski parlak günleri yad ederek geçiriyor.









12 Ocak 2017 Perşembe

Ekrem Güçsav - Hayatı Karşıyaka'da Geçti

Karşıyaka sakinlerinin Fazılbey Asfaltı adını verdiği sokakta, bahçe içinde iki katlı bir köşk, Türkiye'nin bireysel çabalarla kurulmuş en iyi müzelerinden birine ev sahipliği yapıyor. Köşkün alt katı spor camiasının yakından tanıdığı operatör doktor Bülent Zeren'in muayenehanesi. Üst katsa ülkemizde çok az kulüpte görebileceğimiz zenginlikte fotoğraflar, belgeler ve kişisel eşyalarla dolu Karşıyaka Spor Tarihi Müzesi. Bu zengin geçmişin organize edilip sergilenmesine Bülent Zeren'le birlikte önayak olan isimse, 60'lı ve 70'li yıllarda Karşıyaka takımının kaleciliğini yapan Ekrem Güçsav. Bir yandan müzeyi geziyoruz, bir yandan onun futbolculuk yaşamını ve Karşıyaka kulübünün eski günlerini konuşuyoruz. Kendi kaleci kazağı, eldivenleri, fotoğraf koleksiyonunu müzeye bağışlayan Ekrem Güçsav'a önce çocukluk ve gençlik yıllarını soruyoruz. Başlıyor anlatmaya:


"23 Ocak 1948'de İzmir'in İkiçeşmelik semtinde dünyaya geldim. Babamla annem ben küçük yaşlardayken ayrılmıştı. Ben altı yaşındayken Karşıyaka'ya geldik.Ondan sonra ben annemle beraber yaşadım. Okula İzmir'de İsmetpaşa'da başladım, anneannem de İzmir'de oturuyordu. Karşıyaka Ortaokulunda iki sene okuduktan sonra, son sınıfta artık idareciler beni A takıma almaya başlayınca idmanlara gelip gidemez oldum. Çünkü Karşıyaka Lisesi ciddi bir lise, ortaokul da onun içindeydi. İdmanlara gidip gelebilmem için idareciler beni özel Akşam Lisesine yazdırdı. Orta son sınıf dahil, dört sene de lise - toplam beş sene oraya gittim."

"Bizim mahalledeki saha. Elimdeki eldiven değil, şapka. İlk
eldivenlerimi Akın abi (Akın Barhan) verdi. O İtalyan
eldivenleri giyerdi. O vermese nereden eldiven giyeceğim."
"Çocukken de hep kaleci olarak oynardım," diyen Ekrem Güçsav, kalecilik merakının nasıl başladığını şöyle anlatıyor: "1957-58 senesinde henüz İzmir mahalli ligi vardı. Daha ilkokula gidiyorum. Bir arkadaşım maça gidelim dedi. Gittik, hiç unutmuyorum, açık tribün 150 kuruş. Bizim cebimizde 10 kuruş para yok. Bizi götüren arkadaş da hali vakti yerinde. 150 kuruşa açık tribünden bir tane bilet altı, üç kişi girdik biz maça. Ne insanlar varmış yahu, istese adam bizi sokmaz. O gün iki maç vardı: biri Altınordu-Karşıyaka, diğeri Altay-İzmirspor. İlk maçta Karşıyaka 3-2 yendi. İkinci maçta Altay 2-1 kazandı. Nasıl bir hisse, o kalecilerin siyah kazakları filan beni cezbetti. Onunla birlikte Karşıyaka hastalığı başladı. Ondan sonra beni kimse tutamadı. Sürekli maçlara gittim. Param olmadığı için duvardan çok maç seyrettim."

"Mahalle takımı. Bu fotoğrafın çekildiği yer şimdi Bahçelievler Mahallesi,
Karşıyaka Lisesi'nin arkası."
Aynı senelere ait unutamadığı bir anısı da o zamanın ünlü bir kalecisiyle ilgili: "Daha milli lig kurulmamıştı, mahalli ligler devam ediyor. Fenerbahçe Altay'la özel maç yapmaya geldi. Fenerbahçe'nin kalesinde Özcan Arkoç var, yeni transfer olmuş. Arabalarla geldiler. Ben hemen yanına gittim, acaba beni içeri sokar mı diye. 'Abi ver eldivenlerini taşıyayım,' dedim. Kapıdan girerken görevli, 'Nereye gidiyorsun?' diye sordu. Özcan abi de benim omzumdan tutmuş. 'Görmüyor musun? Özcan abinin eldivenlerini taşıyorum,' dedim. Adam da bunun üzerine başımı okşadı, geçip girdim. Özcan abi, bizim Arif Dökel'in Vefa'dan takım arkadaşıydı. Yıllar sonra, 1969-70 sezonunda buraya geldi. O sırada Hamburg'da oynuyordu. Bana imzalı bir resmini verdi. 'Abi sen Vefa'dan Fener'e geçtiğinde ben çocuktum,' deyince gözleri doldu."

"Karşıyaka Stadındaki ilk Asım Ligi maçım.
Bize duyulan güvene bak, 12-13 yaşında
kaleye geçiriyorlar."

Geçmişte Karşıyaka formasıyla mücadele etmiş nice futbolcu, Asım Ligleri adı verilen organizasyonda keşfedilmişti. 1944'te, henüz 24 yaşındayken yakalandığı hastalık yüzünden hayata veda eden Karşıyakalı futbolcu Asım Güleç'in adını taşıyan yerel ligde, Karşıyaka'nın bütün mahallelerinden gençlerin kurduğu takımlar mücadele ediyordu. Nitekim Ekrem Güçsav da burada keşfedilenlerden biriydi: "14 yaşında ben Asım Liglerinde top oynadım. Asım Liginde Genç Karşıyaka isimli bir takımda oynuyordum. Maçlar Karşıyaka Stadında oynanırdı. Öyle enteresan bir ligdi ki oradan hem Karşıyaka genç takımına adam seçiyorlardı, hem de yaşı büyükse A takımına adam seçiyorlardı. Dolayısıyla 62'de bana, 'Seni Karşıyaka genç takımına alıyoruz,' dediler. Hiç unutmuyorum - Allah uzun ömür versin - Cevat abi (Cevat Gök) bana 50 kuruş verdi. Gidip resim çektirdim. Cevat abi 1682 sokakta oturuyordu, ben 1683'te. Karşıyaka iskelesiyle Alaybey arasına düşüyor orası. Çok enteresan: Zeki Şensan, Gazcı Erol, Kalaycı Yılmaz, abilerimiz onlar bizim. Ondan sonra bizim jenerasyon. Yani bir sokak düşün, yedi sekiz tane adam Karşıyaka'da forma giymiş."

"Karşıyaka genç takımında ilk maçım, Altınordu'ya karşı, 1962 senesi. Baba
Cevat'la beraber (ayakta, sol başta). Buradaki sivil kıyafetliler o gün
oynamayan arkadaşlarımız. O zaman oyuncu değiştirmek yasak. Sahaya çıkan
on birle maçı bitiriyorsun. 5. dakikada kafan yarıldı diyelim, yandın. Bu takımdan
beş kişi - Atilla, Tayfun, Ekrem, Hamdi, Bedri - A takıma girdi. Ne demek bu?
Yüzde 50 yani."
Ekrem Güçsav'ın bundan sonra anlattıkları, altyapıdan oyuncu yetiştirmenin, yetiştirilen gençlere inanıp sorumluluk vermenin önemini ve doğruluğunu ortaya koyuyor: "Cevat abi 62 senesinde benim lisansımı çıkardı. Bir avantajımız vardı, hep A takımla antrenmanlara çıkardık kaleciler biraz nefeslensin diye. Allah ışıklar içinde yatırsın, o zamanki antrenörümüz İbrahim Tusder'i. İbrahim abi teknik direktör, Arif Dökel onun yardımcısıydı ama aynı zamanda genç takım antrenörü. Siz istediğiniz kadar genç takımdan adam yetiştirin, senin yetiştirdiğin adamı eğer üstteki adam oynatmıyorsa bir işe yaramaz. Ama o sene Karşıyaka'da alttan kim geldiyse, üstte yüzde 90'ımız oynadı. O alttaki antrenöre inanıldı. İkincisi, Perşembe günleri A takım idmanında hoca Pazar günkü maçın kadrosunu belirleyecek, çift kale için genç takımla maç alırdı. Perşembe günü çift kale maçı olacağını bilen bütün Karşıyaka stada gelirdi, 1.500 - 2.000 seyirci olurdu. Böylece genç takımdan yetişen futbolcuyu hem seyirci görüyor, hem A takımı çalıştıran adam görüyor. İbrahim abi bizi 1967 senesinde doğrudan aldı. On iki tane futbolcunun yaşı hem genç hem A takımda oynamaya müsait. Hem de amatör olarak beş tane futbolcuyu oynatma hakkı vardı. Biz hem İzmir şampiyonu olduk, hem Türkiye ikincisi olduk. Ali Sami Yen Stadında finalde İstanbulspor'a 2-1yenildik. Alpaslan, Yalçın hep o takımdan. Ertesi sene A takıma geçtik. İki sene sonra Karşıyaka'nın unutamadığı 1969-70 şampiyonu takım çıktı ortaya. Bir takım hemen hazırlanmaz. Üç senede meyveyi verdi."

31 Mayıs 1964'te Altınordu genç takımını 3-2 yenen Karşıyaka genç takımı. Ayaktakiler (soldan sağa): Ekrem, Hamdi,  Niyazi, Bedri, Cengiz, Hasan, t. direktör Cevat Gök. Oturanlar: Behzat, Tayfun, Tuncay, Barış, Atilla.
"Şenol ve Birol'un Fenerbahçe'de oynadığı sene. Fener'in burada Altay'la maçı vardı, yenerse şampiyonluk turu atacaktı. O yüzden saha çok kalabalık. Cevat abi, 'O maç için uğraşacağım, sizi 25 bin kişinin önünde oynatacağım,' dedi."

Ekrem Güçsav Karşıyaka genç takımında oynarken 1964 ve 1965'te İzmir genç karmasına seçilmiş. Aynı takımda Mustafa Denizli de yer almış: "İlk sene Antalya'ya Türkiye şampiyonasına gittik. Antalya ve Burdur karmalarıyla iki maç yapacaktık. Grup birincisi finallere katılacaktı. Burdur karması gelmeyince federasyon Antalya ile iki maç yapmamızı kararlaştırdı. İlk maç 0-0 bitti. Bir gün ara verdik. İkinci maç yine 0-0 bitti. Hakem yarım saat uzattı, yine 0-0 bitti. O zaman penaltı yok, yazı-tura atışı var. Yazı-turada kaybettik. Türkiye şampiyonası Mersin'de yapılıyordu. Antalya karmasının gruptan üç tane futbolcuyu takviye alma hakkı vardı. Antrenörü eski Beşiktaş kalecisi Fevzi abiydi (Fevzi Büyükyıldırım). Beni aldı, iki kişiyi daha aldı, Mustafa'yı göremedi. Fakat Mustafa kendisini kanıtlayarak ertesi sene genç milli takıma seçildi."

"İzmir genç karması Antalya Stadı'nda, 27 Ekim 1965. Bu takımdan ben, Mustafa Denizli (alt sıra, sağdan ikinci) ve
Yılmaz Yavman (üst sıra, sağdan ikinci) futbolcu olarak devam ettik. Birkaç kişi daha oynadı ama fazla devam edemediler."
Ekrem Güçsav 1967-68 sezonunun ikinci yarısında, yani henüz 20 yaşındayken Karşıyaka A takımında oynamaya başlamış: "A takımda burada, Alsancak'taki ilk maçım 1967-68 sezonunda Karagümrük maçıydı; 2-0 kazandık. İlk maçımsa Adana'da. Adanaspor'un forması sarı-lacivertti o zaman. Maçın 5.dakikasında oyuna girdim ben. Allah uzun ömür versin, kalecimiz Salih abiydi. Antrenörümüz Arif Dökel bana,'Onun dizi kötü, her an hazırlıklı ol,'dedi. Tuttu topu Salih, şöyle döneyim dedi, yerde kaldı. Meğer yan bağlar kopmuş, futbol hayatı bitti.  Ben 5.dakikada oyuna girdim. Bir dakika sonra bir top attım elimle, devamı gol oldu. Onlar attı 67'de, 1-1. Ben sabaha kadar otobüste uyuyamadım. Üçüncü maçımda da Cemil'le karşı karşıya oynadım. O Sarıyer'de oynuyordu o zaman."

5 Nisan 1970'te Karşıyaka'nın Adanaspor'u 1-0 yenip şampiyonluğunu ilan ettiği maçın öncesi. Soldan sağa: B. Uğur,
Atilla, Burhan, Ceyhan, Saim, Cengiz, Tevfik, Günay, Ekrem, Erdinç, Erol Baş. 

Ekrem Güçsav anılarının başlangıcında belirttiği gibi bu dönemde bir yandan Karşıyaka'da oynarken bir yandan da akşam lisesine gidiyordu: "Hiç unutmuyorum, Karşıyaka'dan beşi on geçe kalkan vapura biniyordum, gece de ona yirmi kala Konak'tan biniyordum. Okul Beyler Sokağındaydı. Şevket Ayata - Allah rahmet eylesin - adam gibi adamlar yetiştirdi orada. Okuyanların yüzde 90'ı üniversite kazandı orada çünkü hayatın sillesini yemiş ve bir an evvel kurtulmak isteyen insanlardı. Biz İzmirli beş altı futbolcu vardık orada. Hatta Yeni Asır gazetesinde gündüz sahalarda gece sıralarda diye bizimle röportaj yapılmıştı."


Karşıyaka formasıyla 1969-70 sezonunda ikinci ligde şampiyonluk yaşamış Ekrem Güçsav. O sezonu şu şekilde özetliyor: "İkinci ligde altı hafta kala şampiyon olduk. Millet tur tur diye bağırıyordu şeref turu atmamız için ama Erol abi (kaptan Erol Baş) çok disiplinli adamdı, son haftaya kadar tur attırmadı. 24 Mayıs'ta son maçımızı oynadık, sahada 500 kişi yoktu! İkinci ligde şampiyon olduğumuz sezon bir bizde, bir de Trabzonspor'da yabancı futbolcu yoktu. O zaman çekiştiğimiz takımlardan Kayseri'de  iki tane Romen milli takımından adam oynuyordu.  Adanaspor'da Molnar antrenör, kaleci Belkoviç, Simokoviç Kızılyıldız'da santrfor. Denizlispor vardı. Trabzonspor yarıştan erken koptu. Sezon sonuna kadar Kayseri, Adana ve Denizli'yle çekiştik. Adana maçında şampiyon olmamızın sebebi de şuydu: 2 puanlı sistemde 5 puan öndeydik. Adana'yı yenince fark 7 puan oldu."

1-0 kazanılan Adanaspor maçının sonrası.
Söz şampiyonluktan açılmışken bize müzenin duvarında asılı bir fotoğraf gösteriyor. Birinci lige çıktıkları seneye (1970-71) ait bir fotoğraf. Takımdakilerin ezici çoğunluğu yine Karşıyaka altyapısından yetişmiş isimler. Ekrem Güçsav bunu vurguluyor: "Bir Fenerbahçe maçına çıkıyoruz burada gece. Bir sene evvel oynayan takımdan on kişi var, bir tek sol açık Ender Beşiktaş'tan gelmiş. Şimdi bir kulüp birinci lige çıkıyor, takımda yirmi beş kişi birden değişiyor. Bu kafayla kulüplerin batmamasına imkân var mı?" Yine aynı maçla ilgili bir anısını anlatıyor: "Maçın tarihini hiç unutmuyorum: 4 Ekim1970. Menajer Bodos Süleyman (Ergürs) geldi. 'Ümit milli kadrosu açıklanacak. Senin de yaşını sordular,' dedi. Ben bir heveslendim. Kaptan Erol abi 'Hadi aslanım,' dedi. Yağmurlu bir hava var. Düşünüyorum, iki maçta iyi oynamıştım. (Fenerbahçe maçı o sezonun üçüncü müsabakasıydı) Bu maçta da iyi oynarsam ümit milli takıma çağırırlar. O zaman Fenerbahçe'de Yavuz, Datcu'nun yedeği, Galatasaray'da Yasin, Nihat'ın yedeği. Çıktık, fevkalade bir maç oynadık, 0-0 bitti maç. Datcu maçtan sonra gelip beni öptü. Fener'in antrenörü Teaşka elimi sıktı. Yeni Asır gazetesi FotoMaç diye ek yapmıştı, bana 5 yıldız vermiş. Fakat tesadüfe bak, arkasından ümit milli takım açıklandı diye bir haber. Kaleciler Galatasaray'dan Yasin, Fenerbahçe'den Yavuz yazıyor. Ama neden? Bizim Karşıyakalı abilerimiz belki işin üstüne düşmediler. Bizim Karşıyaka'dan bir tek Gode Cengiz genç milli takıma girebildi, o da yaşını mahkeme kararıyla küçülterek gerçekleşti. O zaman ne futbolcular kayboldu gitti."

4 Ekim 1970'te oynanan Karşıyaka-Fenerbahçe maçının (0-0) kadrosu. Ayaktakiler (soldan sağa): Gode Cengiz,
Ekrem Güçsav, K. Uğur, Erdinç, Erol Baş, Ender. Oturanlar (soldan sağa): Burhan Gürel, Bedri, Tevfik, Günay, Ceyhan.

1971-72 sezonunda Karşıyaka'nın Mersin İdman Yurdu'nu 2-1 yendiği maçta,
Ekrem Güçsav Zeki'nin bir atağını önlüyor.
"Neticede, hayatımız hep Karşıyaka'da geçti. 1975'e kadar oynadım. Üniversiteyi bitirdim. Sonra gazetecilik stajı için Ankara'ya gittim, futbolu bıraktım.  Fakat gazetecilik de olmadı. Futbolu bıraktıktan sonra bilfiil yönetimde çalıştım. İki tane başkan da babam gibiydi, gerek Erol abi (Erol Özışıkçılar) gerek Pertev Molay. Ondan sonra da yedi sekiz tane başkanla yaklaşık on beş senem geçti yöneticilikte. En son 2002-2003 sezonunda takımı şampiyon yapıp üst lige çıkardık. Ondan sonra bu iş olmaz diye bıraktım. Neden? İnsanların birbirine inancı yok. Kulüpler kendi evlatlarına sahip çıkmıyor."

27 Şubat 1972'de Karşıyaka'nın Göztepe'yi 3-1 yendiği maçın seremonisi. Bu maç iki takımın birinci ligde (bugünkü
Süper Lig) birbiriyle yaptığı son karşılaşmaydı. 
"Ali Sami Yen'de bir maçımız vardı. Onun karşısında TMT diye bir otelde
kalıyorduk. Orada bir film çeviriyorlardı. Biz de orada dolanıyoruz.
Gazeteciler duydular, öyle yazdılar."
Günümüzün spor ortamı konusunda da şunları söylüyor Ekrem Güçsav: "Sporun dejenere olmasının bir nedeni de şu: bu kadar profesyonellik olmaz. Bizim ahde vefamız varmış. Bizim zamanımızda bu kadar takım olsa acaba biz gider miydik? İkinci lig 63-64'te kuruldu. Ben talebeydim, annemi bırakıp nereye gideceğim? Şimdi adamları genç takımdan yetiştiriyorsun, ben filanca spora gideceğim diyor. Oradaki sporcuların da ideali kalmamış. Manisa'daki, Aydın'daki, Denizli'deki futbolcuların bir ideali vardı: İzmir'e gelip oradan da İstanbul'a zıplamak. Şimdi senin genç takımdaki futbolcuna gelip sana araba alacağız evladım diyorlar. Bir bakıyorsun Sandıklı'ya gidiyor, Nazilli'ye gidiyor misal. Bülent Eken'in bir lafı vardı, hiç unutmam. Genç takımda oynarken bizi Söke Çimento istedi. O zaman Aydın amatör kümede oynuyor takım. Bülent Eken, 'Ne yapacaksınız orada? Sürünürsünüz. Burada hiçbir şey yapmasanız, idmana çıkıp maç seyretseniz, gelişiminiz oradan iyi olur,' demişti."
   
Mehmet Ali Varış'ın çektiği bu fotoğraf 30 Ocak 1971
tarihli Demokrat İzmir gazetesinde yer almıştı.

Karşıyakalı futbolcular 1969-70 sezonunda Pasaport iskelesinde.
Futbolculuk yıllarını konuştuktan sonra müzedeki eşyaları inceliyoruz. Yan yana duran vitrinlerde formalar, kramponlu ayakkabılar, kaleci kazakları dikkatimizi çekiyor. Ekrem Güçsav hepsini tek tek izah ediyor: "Kalaycı Yılmaz'ın giydiği Dinyakos ayakkabılar. Gode Cengiz'in genç milli takım ve Karşıyaka genç takımındaki formaları. Bülent Zeren, 'Sende bir şey yok mu?' dedi. Annem 4 Kasım 2009 tarihinde vefat etti. Evi taşıyordum. Hanım çuvalın içinde bunları buldu. Benim bunlar. Rahmetli anneciğim bunları saklamış, fakat enteresanlığa bak, hanım da saklamış bunları. Annem terziydi, şu 1 numarayı o dikmişti, şu şortu da o yapmıştı. Yetmişli yıllarda Adidas ayakkabıları yurtdışından kaçak getirirdik. Şu iki kazak, bunu Ali Barçın yaptı (mavi kazak). O zaman Barçınspor mağazası ufaktı. Bir tane el tezgahı vardı. Ali amcaya, 'Şu İtalyan kalecisi Albertosi'nin kazağı gibi yapabilir misin?' diye sordum. 'Haftaya gel, al,' dedi."

Gode Cengiz'in genç milli takım forması ve lisansı,
Kalaycı Yılmaz'ın Dinyakos ayakkabıları.
Ekrem Güçsav'ın Ali Barçın tarafından yapılan mavi kaleci
kazağı ve yurt dışından getirdiği ayakkabıları. 

Ekrem Güçsav'a ait SSK kartı
Müze fikrinin kafasında nasıl oluştuğunuysa şöyle anlatıyor Ekrem Güçsav: "Allah rahmet eylesin, Nejat Biyediç hayatımda tanıdığım en dürüst adamdı, kardeş gibiydik. O Bursaspor'u çalıştırırken gidip ziyaret etmiştim. Vakıfköy tesislerinde antrenman yapıyorlardı. Bursaspor 1963 senesinde kurulmuş, tesiste bir sürü resimler. Bizim Karşıyaka kaç senelik kulüp, bir tane resim yok. O zaman bu resimleri toplamaya başladık. Evvela Karsad'da (Karşıyaka Spor Adamları Derneği) bir fotoğraf sergisi açtık. O sergi esnasında Bülent Zeren'e bunu kalıcı hale getirmeyi önerdim ve böylece Karşıyaka Spor Tarihi Müzesi fikri ortaya çıktı."






26 Aralık 2016 Pazartesi

Muammer Tokgöz - Şenlikköy Çayırlarından Milli Takıma

Kalitarya... Florya tren istasyonundan yukarı doğru çıkınca bağların, çiftliklerin göz alabildiğine yayıldığı, yemyeşil bir yerdi burası. Milli mücadele ardından gerçekleşen mübadelede bölgenin sakinleri Yunanistan'a gönderilirken, onların yerini Selanik ve civarında yaşayan Türk ahali aldı. Bu değişimle birlikte Kalitarya'nın adı Şenlikköy oldu. Bu yazıda hayat hikâyesini anlatacağımız Muammer Tokgöz'ün ailesi de mübadele sonucu 1924'te Selanik'ten önce Yeşilköy'e gelmiş, ardından Şenlikköy'e yerleştirilmişti.


Üç kardeşi Selanik'te dünyaya gelen Muammer, ailenin son çocuğu olarak 1925'te Şenlikköy'de doğdu. İlkokula Florya'da başlamış, üçüncü seneden itibaren Yeşilköy İlkokulu'na gitmişti. Evinden Yeşilköy'e kadar olan birkaç kilometrelik mesafeyi her gün yürüyerek gidip gelirken belki farkında olmadan sporcu kişiliğinin de temelini atmıştı. Onun hayatının unutulmaz olaylarından biri bu dönemde gerçekleşti. Florya'daki Cumhurbaşkanlığı Köşkünde kalan Atatürk bir gün Şenlikköy civarında ava çıkmıştı. Av esnasında bir kuş vurdu. Küçük Muammer düşen kuşu bulup koşarak götürünce Atatürk, "Çocuk, av vuranın değil bulanındır," dedi ve kuşu ona hediye etti.   

Muammer Tokgöz (solda) Şenlikköy'deki sahada.
Bu dönemine denk gelen otuzlu senelerde, Florya tren istasyonuyla Şenlikköy arasındaki radarda görev yapan İngilizler boş vakitlerinde burada sürekli futbol oynuyordu. Günümüzde otopark ve pazar yeri olarak kullanılan sahada İngilizler bazen köyün takımıyla maç yapıyorlar, bazen kendi aralarına köyün gençlerini de alarak rakip takımlarla oynuyorlardı. Şenlikköy'ün her çocuğu gibi Muammer'in futbolla tanışması da böyle gerçekleşti. Hatta ilk zamanlar ayakkabısı olmadığından yalınayak oynuyordu. Bir maçtan önce bu kabiliyetli gencin yalınayak oynamasına razı olamayan bir sportmen kramponlu ayakkabılarını ona vermiş, fakat buna alışık olmayan genç Muammer o maçta iyi oynayamamıştı.

Muammer Tokgöz'ün çocukluğunda oynadığı sahada köyün gençlerinden bir
grup. Günümüzde bu saha otopark ve pazar yeri olarak kullanılıyor.

Futbol köyün delikanlıları için vazgeçilmez bir tutku haline gelince Florya Şenlikspor adıyla gayrifedere bir takım kurdular. Sayfiye olarak Florya ve Şenlikköy'e rağbet arttıkça rakipleri de çoğaldı. Yazlığa gelenlerin kurduğu takımlarla oynadılar, mahalleler arası maçlar yaptılar. Annesi ve babası dinî inançları nedeniyle futbol oynamasına karşı çıkmasına, zaman zaman eve kapamasına rağmen genç Muammer'in içindeki futbol sevgisini söndüremediler. Hatta milli maça gideceği zaman yine odasına kilitlemişler, fakat o penceresinin önündeki ceviz ağacına çıkarak aşağı inmeyi başarmış ve kapıları kapanan İnönü Stadına ancak maraton kapısını açtırarak girebilmişti.


Ailede futbol oynamasına destek veren tek kişi, kendisi de futbolu seven albay abisiydi. Beykoz Çayırında yapılan bir yazlık maçın ancak ikinci yarısına yetişen Muammer, ilk yarıyı 5-0 mağlup kapatan takımına katılınca maç 6-5 bitmiş ve bu olay köyde büyük ses getirmişti. Bu yerel şöhretin üstüne abisinin 'Bu çocuk oynayacak' şeklindeki desteği de eklenince artık ailesi futbol oynamasına daha fazla karşı çıkamamıştı. Bu arada Muammer Bakırköy Ortaokulu'nu bitirmiş, Pertevniyal Lisesi'nde okumaya başlamıştı. Okullar arası maçlarda göze batınca Vefa kulübü idarecileri onu 11.sınıfta Vefa Lisesi'ne aldılar.

Vefa takımı kulüp binası önünde (soldan sağa): Mehmet Kızılgül, Rahmi Denizöz, Nevruz Güven, Cevdet Barlas,
İsmet Ermetin, Talha Oktaymen, Muammer Tokgöz, İsmet Artun, Galip Haktanır, Melih Ilgaz, Kazım Demircioğlu.

Böylece 1944 yılında Vefa Lisesi'ne kaydolan genç Muammer, aynı zamanda Vefa takımında futbol oynamaya başladı. Muhtelif mevkilerde oynamakla birlikte sol ayaklı bir futbolcu olarak en çok sol bek ve sol haf mevkiinde forma giydi. Vefa'daki birinci döneminde beş sezon yeşil-beyazlı formayla mücadele etti. Bu dönemde, İstanbul şampiyonluğunun averajla Fenerbahçe'ye kaptırıldığı 1946-47 sezonu, Vefa kulüp tarihinin en parlak senelerinden biri oldu.

Fenerbahçe ve Vefa takımları Fenerbahçe Stadı'nda bir maçtan önce (muhtemelen 1946-47 sezonu). Ön sırada kaptanlar Naci Bastoncu (Taka Naci) ve Galip Haktanır. Tanıyabildiğimiz futbolcularsa şöyle (sağdan sola): Zeki Gökbora, ? , Emin Akar, Selahattin Torkal, Mustafa Şenkal, Fethi Tosun, Hüsnü Terzioğlu, Ömer Boncuk, Ferdi Güngör, Murat Alyüz, Cevdet Barlas, Suphi Ural, Muammer Tokgöz, Halil Özyazıcı, İsmet Ermetin, ? , Talha Oktaymen, Ahmet Erol, Abdülkadir Arun, ? .

Muammer Tokgöz (solda) Melih Ilgaz ve Cevdet Barlas.


1948-49 sezonunda Vefa'dan ayrılan Muammer Tokgöz yedek subay olarak askerlik hizmetini yerine getirdi. Askerliğini tamamladığında kendisini yeni bir takım ve yeni bir iş bekliyordu. 1950-51 sezonunda İstanbul Ligi'nin iddiasız takımlarından Emniyet'te forma giydi. Ancak o sıralarda İstanbul polis teşkilatının takımı olan Emniyet'te oynayacak futbolcuların polis olması gerekiyordu. Böylece Muammer Tokgöz hiç aklında yokken kendisini polis olarak buluverdi. Mesleki tecrübesi olmadığı için başına komik olaylar da geliyordu. Bir gün yakalanan bir hırsızın eline kelepçe takıp arabanın arkasına onunla birlikte bindirmişlerdi. Yol boyunca hırsızla futbol üzerine sohbet ettiler. Karakola geldikleri zaman kelepçe açılınca hırsız, yolculuk esnasında onun cebinden çaldıklarını çıkarıp geri verdi.

Muammer Tokgöz (sağda, arkada) Emniyet formasıyla Kasımpaşa maçında.
                                                           (Türkspor)
Mesleki acemilikler bir yana, bir futbolcunun o tarihlerde yaşayabileceği en büyük mutluluğu Emniyet takımında oynarken tattı Muammer Tokgöz ve milli takıma seçildi. Önce 1950 Ekim sonlarında, İsrail'de yapılan milli maçın ardından İstanbul ve Tel Aviv karmaları arasında yapılan maçta İstanbul Karması formasını giydi. Ardından, 3 Aralık 1950'de, İstanbul İnönü Stadı'nda oynanan İsrail maçında sol bek olarak yer aldı ve Emniyet kulübünden milli takıma seçilen tek oyuncu olarak tarihe geçti. Bu maçtan bir yıl kadar sonra İsveç'le oynanan maçın kadrosuna da çağırıldı.

3 Aralık 1950'de İstanbul'da İsrail'i 3-2 yenen milli takım (soldan sağa): Erol Keskin, İsfendiyar Açıksöz,
Lefter Küçükandonyadis, Mehmet Ali Has, Naci Özkaya, Muammer Tokgöz, Halit Deringör, Muzaffer Tokaç,
Bülent Eken, Turgay Şeren, Gündüz Kılıç. Antrenör Jimmy McCormick. 

O sezon Emniyet takımında başarılı maçlar çıkarınca hem İtalya'dan Juventus kulübünün hem de üç büyüklerin dikkatini çekti. Annesi yurtdışına gitmesi için izin vermeyince Juventus'ta oynama ihtimali de gündemden çıkmıştı. Yurt içindeyse ona ilk talip olan kulüp Galatasaray'dı. Hatta Galatasaray Lisesi'ndeki meşhur Grand Cour'da idmanlara da çıktı. Fakat oradaki ortamdan biraz korkmuştu zira kendi ifadesine göre hepsi okumuş futbolculardı. Ona karşı en ufak bir olumsuz davranışları olmadığı halde kendisini bir köy çocuğu olarak gören Muammer Tokgöz o atmosferi biraz yadırgamıştı.

İstanbul Karması formasıyla Tel Aviv
maçından önce.

Bu düşüncelerin de etkisiyle Fenerbahçeli oldu Muammer Tokgöz. Fakat bunda esas rolü, bir zamanlar çok yaygın görülen futbolcu kaçırma hadiselerinin bir örneği oynamıştı. Bir gün yine Galatasaray Lisesi'nde idmandan çıkmış, trenle Florya'ya dönmek üzere Yüksek Kaldırım'dan aşağı inmişti. Galata Köprüsü'ne geldiği sırada iyi giyimli bir beyefendi koluna girdi. Kendisini Fenerbahçe kulübünün bir idarecisi olarak tanıtan beyefendi, oturup bir şeyler içmeyi ve sohbet etmeyi önerdi. Genç futbolcunun teklifi kabul etmesiyle köprüden bir tekneye bindiler. Boğaz'a doğru açıldıktan bir süre sonra idareci Fenerbahçe adına kontrat imzalamadan kendisini bırakmayacağını söyledi ve böylece Muammer Tokgöz'ün yeni takımı Fenerbahçe oldu.

Fenerbahçe 1952-53. Ayaktakiler (soldan): Muammer Tokgöz, (Donanma) Kamil Ekin, Müzdat Yetkiner, Niko Knezoviç,
Mehmet Ali Has, Akgün Kaçmaz. Oturanlar (soldan): Selahattin Ünlü, Fahir Ülgür, Abdullah Matay,
(Canavar) Burhan Sargın, Feridun Bugeker.
1951-52 sezonunda Fenerbahçe'ye geldiğinde sarı-lacivertli takım bir yeniden yapılanma sürecinden geçiyordu. Cihat Arman, Fikret Kırcan, Murat Alyüz, Halit Deringör gibi takımın eskileri son demlerini yaşarken; kaleci Selahattin, Canavar Burhan, Akgün, Orhan gibi Ankaralı gençler de o sezon Fenerbahçe'ye katılmıştı. Bu dönemde Fenerbahçe'nin renkli simalarından biri kulüpte idarecilik yapan meşhur şekerci Hacı Bekir'di. Muammer Tokgöz'ün tam bir İstanbul beyefendisi olarak nitelediği Hacı Bekir, doğrudan para vermeyi ayıp saydığı için transfer olan futbolcuları önce berbere tıraşa, sonra takım elbise dikilmesi için kendi Rum terzisine yollardı. Bu zarif yönetici futbolculara parayı, diktirdiği elbiselerin cebine koyduğu cüzdanlar içinde verme yolunu seçmişti.

Mehmet Ali Has, Muammer Tokgöz, Burhan Sargın ve Fahir Ülgür,





Fenerbahçe'de oynadığı dönemde, Öz Fenerbahçe dergisinin 17 Mart 1952 tarihli sayısında Muammer Tokgöz'e ayrılan sayfada onun futbolculuk vasıfları için şunlar yazılmıştı: "Muammer futbolun kaleci hariç on yerinde de aynı muvaffakiyeti gösteren müstesna futbolculardan biridir. Fenerbahçe takımının daha ziyade forvet veya cenah haf mevkilerinde oynamasına rağmen sol bek olarak milli takımımızda yer almıştır... Rakip kale için daimi tehlike teşkil eden acar bir forvet oyuncusu olduğu kadar zorlu bir müdafi ve ileri çalışan faydalı bir haftır. Bek oynarken, forvete çıktığı maçlarda takımını çok defa mağlubiyetten kurtardığı görülmüştür. İki ayağını kullanabilen bir futbolcudur. Mamafih solu sağından daha kuvvetlidir. İlk kulübü Vefa'da önceleri forvet oynayan Muammer'i Rebii beke almış ve bu mevkide milli formayı giymek şerefine nail olmuştur."





Fenerbahçe'de iki sezon forma giydi Muammer Tokgöz. 1952-53 sezonunda ciddi bir sakatlık geçirince uzun süre futbol oynayamadı. Bu dönemde Şenlikköy sakinlerinden Fikriye hanımla hayatını birleştirdi. Uzun bir aradan sonra futbola eski kulübü Vefa'da döndü ve 1954-55 sezonunda son kez yeşil-beyazlı formayı giydi. Sezon sonunda futbolu bırakarak çalışma hayatına atılsa da fırsat buldukça top oynamayı uzun süre sürdürdü. Özellikle yaz aylarında, Şenlikköy sahasında aralarında Lefter'in de bulunduğu birçok ünlü futbolcunun katıldığı yazlık takım turnuvalarında top koşturdu.

Beşiktaş ve Vefa takımları Şeref Stadı'nda maça çıkarken.

Muammer Tokgöz ve İsmet Artun
(Atom İsmet).

Vefa takımı oyuncuları ve idarecileri vapurla çıktıkları bir yolculuktan önce Galata rıhtımında.



Muammer Tokgöz'ün futbolculuk dönemine ait anıları arasında, maçlardan sonra Çiçek Pasajı'nda yenen yemekler baş köşeyi işgal ediyor. İnönü Stadı'nda oynanan maçlar bittikten sonra rekabet sahada kalır, iki takımın futbolcuları birlikte doğru Beyoğlu'na çıkarmış. O gün kim gol attıysa veya sahanın yıldızıysa Pasaj'ın müdavimleri o futbolcuya tezahürat yaparmış. Futbolla ilgili birçok inceliği de yabancılara karşı oynarken görüp öğrenmişler. Yabancı bir takımla yapılan maçta rakip oyuncuların diz stopu yapması, o güne dek böyle bir şey görmeyen bizim futbolcuları ve seyircileri hayrete düşürmüş. Bütün stadın rakip futbolcuları alkışlaması Muammer Bey'in unutamadığı anıları arasında.

Vefa Şeref Stadı'nda. Ayaktakiler (soldan): Galip Haktanır, İsmet Ermetin, Talha Oktaymen, Fethi Tosun, Mustafa Şenkal,
Fahri Savaş, Emin Akar, Sami Oktaymen. Oturanlar: Cevdet Barlas, Muammer Tokgöz, Şükrü Demircioğlu.
(Tahminen 1945-46 sezonu)
Şeref Stadı'nda bir Galatasaray-Vefa maçı. Kaptanlar Faruk Barlas ve Galip Haktanır önde. İsimlerini tespit edebildiğimiz
futbolcular sağ baştan itibaren şöyle: Bülent Eken, ? , Fethi Tosun, ? , Muammer Tokgöz, Erdoğan Atlı, İsmet Ermetin, ? ,
Cevdet Barlas, Mustafa Şenkal, ? , Fahri Savaş, ? , Kazım Demircioğlu, Emel Yerkıvanç, ? , ? , ? , Şükrü Demircioğlu. 

Fenerbahçe 1952-53. Ayaktakiler (soldan): Muammer Tokgöz, Fahir Ülgür, Feridun Bugeker, Kamil Ekin, Fikret Kırcan,
Mehmet Ali Has. Oturanlar: Müzdat Yetkiner, Selahattin Ünlü, Abdullah Matay, Burhan Sargın, Akgün Kaçmaz.
Vefa'nın eski futbolcuları kulübün 1976'da düzenlediği bir yemekte bir arada
(soldan sağa): Mustafa Ergenç, İsmet Artun, Muammer Tokgöz, Galip Haktanır.
                                       

Dört beş yıl öncesine kadar çalışma hayatına ve spor yapmaya devam eden Muammer Bey, artık Florya'daki evinde eşi Fikriye Hanım ile birlikte günlerini sakin bir şekilde sürdürüyor.






Yazının hazırlanmasındaki yardımları için başta Cihat Tokgöz olmak üzere Tokgöz ailesinin bütün fertlerine, isimlerin tespit edilmesindeki yardımları için Vefa kaptanı Galip Haktanır'a ve dostum İzzet İsrael Benyakar'a çok teşekkür ederim. 
Fethi Aytuna