14 Mart 2017 Salı

Aydın Yelken: Maçlara Dolmuşla Gidip Gelirdik

"Kadıköy stadında Fenerbahçe için 300 kadar futbolcuyu tefrik etmeğe uğraşırken küçük Aydın'ın toplara koşarken düşe kalka, ele avuca sığmaz bir hali vardı... Hakiki futbolcu biraz da doğuştan gelir derler. İşte bu tabir bilhassa bizim küçük ve namütenahi istidatlı (sonsuz yetenekli) Aydın'ın hüviyetiyle birlikti." Bu sözleri, ellili yıllarda Türk futboluna sonradan ünlü olacak birçok oyuncu kazandıran Fenerbahçe genç takımı hocası Reşat Erte, Günlük Spor gazetesinde yazmıştı. Bu satırları yazdığı tarihte, talebesi Aydın Yelken artık milli takım ve Karagümrük formalarını giymekteydi. Futbol hayatı boyunca oynadığı muhtelif takımlarda çeşitli kategorilerde şampiyonluklar yaşayan Aydın Yelken'in ilginç bir özelliği de futbola top toplayıcılıkla başlamasıydı. Hayatının bu ilk döneminin ayrıntılarını bize şöyle anlattı:




"3 Mayıs 1939, İstanbul Sahrayıcedit doğumluyum. Sahrayıcedit'te o zaman okul yoktu. 1945-46 senelerinde iki tane okul vardı. Biri Göztepe'de Taş Mektep, diğeri Erenköy İlkokuluydu. Taş Mektep bize daha yakında ama Sahrayıcedit, Erenköy'e bağlı olduğu için oraya gidiyordum. Tabii yürüyerek gidiyorduk, o zaman şimdiki gibi servisler hak getire. Şimdiki Minibüs Yolu vardı ama dardı o zaman ve minibüs yoktu bir kere. Sahrayıcedit Camisinin önünde arkadaşlarla oturup gelecek olan arabanın plakası tek mi çift mi oyunu oynardık. O kadar az araba geçerdi. Hep bahçeli konaklar, üzüm bağları, hurma ağaçları filan vardı. Sahrayıcedit'ten Göztepe'ye kadar meyve bahçeleriydi. Ben küçükken meyveye para verdiğimizi hatırlamam. Erenköy'den, Boğaz'dan, her yerden denize girerdik. Yani İstanbul'un tadını çıkararak büyüdük. Babam kuyucuydu. Üç kardeş Çankırı'dan göç etmişler. Sahrayıcedit'in eskileri Kuyucu Halil olarak bilirdi babamı. Şimdi Selamiçeşme'deki Özgürlük Parkının baş bahçıvanıydı. Park o zamanlar üzüm bağıydı, meşhur bir bağdı. O zamanlar şimdiki gibi su şebekesi nerede. Sürekli kuyulara inip çıkmaktan kalp romatizmasından vefat etti babam. O zaman ben altı yaşındaydım."



"14 yaşında top oynamaya başladım ama ondan önce de Mithatpaşa Stadında futbol oynayan abilere top atıyordum. Top toplayıcıydım yani. Sonraları beraber oynayacağım Recep Adanır'lara, Lefter'lere, Naci'lere, Basri'lere top ata ata topçu oldum, sonra onlarla oynamaya başladım. Babam vefat edince Taksim  Talimhane'de oturan teyzemin yanına gitmiştim. Beyoğlu Ortaokulu'na gidiyorum. O zaman yapacak fazla bir şey yok. Ya Taksim parkında top oynayacaksın, ya da Mithatpaşa'da 2.5 - 3 lira para kazanabilmek için top atacaksın. Maçlar Cumartesi-Pazar üst üste iki gün oluyordu. Böylece bir haftada 5 lira kazanıyordum. Hem bir hafta o parayla geçiniyordum hem de maç seyrediyordum. Tramvay 2.5 kuruştu o zaman, delikli 2.5 kuruşluk paralar vardı. Tramvay ücretini düşündüğün zaman aldığımız ücret iyi paraydı."





Fenerbahçe genç takımını şöyle anlatıyor Aydın Yelken: "Fenerbahçe genç takımına 1954 senesinde Beyoğlu Ortaokulu'nda okurken girdim. Seçmeler yapılıyordu. Reşat Erte diye bir hoca vardı. Bizi oynarken görünce, 'Sen de gelsene seçmelere,' dedi. Oraya gittiğimde bin kişi vardı. O zaman öyleydi, çağırmışlar herkesi. Elene, elene on altı kişi kaldık biz. Bu on altı kişinin içinde Can Bartu, Birol Pekel, Mustafa Yürür, Feriköylü İsmet,  Münacettin ve Erdinç, Çetin, ben vardık. Öyle enteresan ki, seneler sonra İsrail'le bir milli maç oynadık, o genç takımdan yedi kişi vardık milli takımda. Genç takımdan adam yetişmez diyorlar ya şimdi, yetişiyormuş demek ki. Fakat milli takıma değişik kulüplerden gelmiştik. Ben Fenerbahçe'den Karagümrük'e geçmiştim. Birol Beylerbeyi'ne, sonra Beşiktaş'a geçti. Yani o devrin, 1956-58 senelerinin genç takımı Türk futboluna benim bildiğim kadarıyla 10-15 tane oyuncu kazandırdı. Bunların en az 10 tanesi A milli takımda oynadı."


Fenerbahçe genç takımı oyuncuları, antrenör ve idarecileriyle bir arada. 1: Aydın Yelken, 2: Reşat Erte,
3: Can Bartu, 4: gazeteci Necati Bilgiç, 5: takım menajeri Ahmet Erol.
                                                                                                                                                                 (Öz Fenerbahçe Dergisi)
Aydın Yelken 1957-58 sezonunda Karagümrük'e transfer oldu. Sur içinin bu köklü takımı o tarihte İstanbul Profesyonel İkinci Kümede mücadele ediyordu. O sezon şampiyon olup Birinci Kümeye çıkan kırmızı-siyahlı takımın bu başarısında genç Aydın da rol oynamıştı. "Fenerbahçe genç takımından Karagümrük'e bir takım elbiseyle gittim. Bizler fakir aile çocuklarıydık. Babam ben altı yaşındayken ölünce, beni annem büyüttü. Karagümrük'ten bir ev sahibi oldum, bir de Fenerbahçe'den bir ev sahibi oldum, o kadar. Karagümrük'te İbrahim Sevin diye bir başkan vardı. İstanbul birinci ligine çıkınca Kadri Aytaç'a 57.500 lira vermişti ki, o para 1958 senesinde çok büyük paraydı. Türkiye'de olay olmuştu. Kadri o parayla Cihangir'de üç dört tane daire almıştı, o kadar değerliydi yani. Tabii benim 19 yaşında o kadar para alma şansım yoktu ama o sene milli takımda oynamaya başladım. İbrahim Sevin birinci lige çıkınca büyük paralar harcadı. Kadri'nin dışında Adaletli Gökçen Dinçer vardı, Fahrettin Cansever vardı. Yani milli olmuş futbolcularla biz oynadık. Fenerbahçe'den Orhan abi, santrfor Turhan (Bayraktutan) abi - Deli Turan derlerdi - geldi. Orhan abi sağ haf oynuyordu. Kadri Kartal vardı, Küçük Kadri derdik, santrhaf oynuyordu. Sol haf Fahrettin abiydi. Tarık Kutver, sonra Galatasaray'da oynadı. Zekai Selli'yi Ankara'dan almıştık, müthiş bir topçuydu. Santrfor dediğim gibi Turhan abiydi. Sol iç Kadri Aytaç, sol açık ben oynuyordum."


Karagümrük takımının 1958-59 sezonu kadrosu. Ayaktakiler (soldan sağa): Kadri Aytaç, Gökçen Dinçer, Orhan Erkmen,
Turhan Bayraktutan, Zekai Selli, Tarık Kutver. Oturanlar (soldan sağa): Kadri Kartal, Aydın Yelken,
Sümer Yüzer, Fahrettin Cansever, Gazanfer Utkan.
                                                                                                                                                                       (Orhan Erkmen)
Aydın Yelken Karagümrük'teki ilk sezonunda başarılı olunca genç milli takıma seçildi ve Eylül 1958'de Sofya'da Bulgaristan'la oynanan maçta ilk kez ay-yıldızlı formayı giydi. Karagümrük kulübü de genç Aydın gibi çıkışını sürdürdü ve 1958-59 sezonunda yükseldiği İstanbul Profesyonel Birinci Kümeye (bu aynı zamanda Milli Lig öncesi yerel İstanbul liginin son sezonuydu), flaş transferlerle iddialı bir giriş yaptı: "Öyle bir takım kurdu ki Karagümrük, o ligde üçüncü olduk, Beşiktaş'ı geçtik. O devrin en iyi futbolcuları bizdeydi. Fahri Somer umumi kaptandı. Yani yönetimimiz de iyiydi, takımımız da. Antrenörümüz önce Arjantinli Oscar'dı. Adalet'te santrfor olarak oynamış önceden. Türkiye'nin hemen hemen ilk yabancı transferiydi. Sonra Halil hoca (Halil Özyazıcı - Küçük Halil) geldi Fenerbahçe'den. Eskiden biliyorsun Mithatpaşa Stadında seyirciler yan yana otururdu. Kapalı tribünde Gazhane tarafı Beşiktaş'ın köşesiydi, orta Fenerbahçe'nin, sol taraf Galatasaray'ındı. Bir Karagümrük-Galatasaray maçı hatırlıyorum. Galatasaraylıların tribünlerini Karagümrüklüler aldı, öyle seyircimiz vardı bizim. Galatasaraylılar kendi tribünlerinde oturamadılar, Beşiktaş tribününe doğru kaymak zorunda kaldılar. Fakat bu durum fazla uzun sürmedi. Yönetim bıraktı, ben asker oldum,Tarık asker oldu. Fahrettin abi zaten futbolu bırakmıştı. Onların içinde en genci Tarık'la bizdik. 27 Mayıs 1960 ihtilali olunca biz takımımızda oynayamadık."

                                                                    (Akşam)

Nitekim askerlik yüzünden 1961-62 sezonunda takımında hiç forma giyemeyen Aydın Yelken, sadece ordu milli takımının maçlarında yer almış: "Karagümrük'te oynarken 1960 ihtilaliyle beraber asker oldum ben. O zaman bir yasa çıktı. 41.maddeye göre profesyonel futbolcular takımlarında oynayamayacaktı. Ben bahriye askeriydim. Bahriyeliler o zaman 36 ay askerlik yapıyordu. O dönemde ordu milli takımında oynadım. Üç sene boyunca kulüpte hiç oynayamadım. 1963 senesinde askerliğim bitince Fenerbahçe'ye döndüm. O zamanlar Çarşamba-Cumartesi-Pazar üst üste maç oynardık. Karagümrük'teyken saat 2'deki maçlarda, yani güneşte biz oynuyorduk. Bizden sonra üç büyükler oynardı." 

Aydın Yelken ve kaleci Tamer Kaptan, Vefa
Stadı'nda bir Karagümrük idmanında.
                                                                 (Akşam)
Ordu milli takımında oynayarak maç eksiğini kapatmaya çalışan Aydın Yelken'in bu dönemde ümit milli takımına da seçilmesi, futbol hayatının ilginç notları arasında yer alıyor: "Ordu milli takımıyla dünya şampiyonluğu kazandık. O çok iyi bir takımdı, profesyonel futbolcular oynuyordu. Benim dışımda Can Bartu, Mustafa Yürür, Tarık Kutver, Metin Oktay gibi birinci lig oyuncuları vardı. Sanki A milli takımı gibiydi. Kazablanka'da ordu maçını oynadık mesela, oradan İstanbul'a dönmeden İngiltere'ye geçip milli maç oynadık. Liglerde oynayamasak da ordu milli takımı sayesinde maç eksiğimizi biraz giderdik. Dediğim gibi ben bahriyeli olduğum için 36 ay askerlik yaptım. İstanbul'da Anadolukavağı'ndaydı birliğim. Benim gibi bahriyeli olan Tarık Kutver, Galatasaraylı Nuri, İstanbulsporlu Yüksel ve kaleci Sabih vardı. Bir de ordu içindeki güçler arası turnuvalar oluyordu - Karagücü, Denizgücü, Havagücü gibi. Orada da bir şampiyonluğumuz var."

22 Mart 1962'de Southampton'da İngiltere'ye 4-1 yenilen ümit milli takım
oyuncuları (soldan) Necdet Atsüren, Aydın Yelken, Nevzat Güzelırmak ve
Özcan Köksoy maçtan sonra BBC Türkçe Servisi muhabiriyle konuşurken.
                                                                                                               (Hayat)

Aydın Yelken askerliğini tamamlayarak, 1962-63 sezonunun sadece 10 maçında forma giyebilmiş. Karagümrük'ün Milli Ligden düştüğü bu sezonda onun için unutulmayacak olaylardan biri, Feriköy maçında kaçırdığı penaltı. Karagümrük, ligin son haftalarında yine düşmemek için mücadele eden Feriköy'le karşılaşmıştı. Feriköy 1-0 öndeyken Karagümrük'ün 81.dakikada kazandığı penaltıyı Aydın Yelken kullandı ve topu avuta gönderdi. Kaçırılan bir puan Karagümrük'ün o sezon düşmesinde önemli rol oynamıştı. Kırmızı-siyahlı takım ertesi sene yeni başlayan Türkiye İkinci Liginin yolunu tutarken, Aydın Yelken yetiştiği takıma, yani Fenerbahçe'ye transfer oldu.

23 Şubat 1963'te oynanan Feriköy-Karagümrük maçında Aydın Yelken'in avuta giden penaltı atışı.
                                                                                                                                                                                     (Tercüman)


Henüz Karagümrük'te oynadığı sırada, Hayat dergisinde futbolcu portreleri kaleme alan Necdet Erdem onun için şu satırları yazmıştı: "Oyun tarzı telaşsız ve soğukkanlıdır. Top hakimiyeti fevkaladedir. Kendine has driplingler yaparak kolaylıkla rakip futbolcuyu ekarte eder, top götürür. Sol ayağıyla topu her pozisyonda istediği gibi kullanır. Bilhassa bilek hareketleriyle adam geçmesi, nadir futbolcuda görülen vasıflardandır. Zekâsını kullanarak top oynar. Aydın'ın markajı zordur. Top almak için ölü sahanın en müsait boşluklarına kayar. Hücum esnasında rakip müdafaa arasında sıkışıp kalmaz. Yan deplasmanlarla daima kendine markajsız saha bulur. Sağ ayağını icap ettiği zaman ve nadir olarak kullanır. Vücut yapısı: orta boylu, bacakları kavi, büstü biraz incedir. Şütleri gayet isabetlidir. Komple bir futbolcudur. Futbolü sakin oynar."




Sarı-lacivertli takıma döndüğü sene de ilginç bir penaltı kaçırma hadisesi yaşamış talihsiz futbolcu: "Fenerbahçe'ye geldiğim sene 17 gol attım. O sene gol krallığını bir golle Güven'e kaybettim. 12 penaltı oldu, bir Beşiktaş maçında penaltıyı kaçırınca yemin ettim penaltı atmayacağım diye. Karagümrük'ten de penaltı kaçırarak gelmiştim ki o maç Karagümrük'ün düşmesine neden olmuştu. 'Bu adam sol açık oynuyor, sağ ayağıyla penaltı attı,' diye dedikodu çıkarmışlardı. Fenerbahçe'ye gelişimin üçüncü maçı Beşiktaş'laydı. Penaltı oldu, ben atmak zorunda kaldım çünkü Lefter abi oynamıyordu. Maçtan önce 'penaltı olursa kim atacak?' dediler. Rahmetli Özer Kanra vardı bizde, 'Ben atarım' deyince ben güldüm. Halit Deringör, Ahmet Erol niye güldün diye sordular. 'Onun kadar ben de atarım,' dedim. Maça çıktım, 5.dakikada penaltı oldu. Bu sefer sol ayağımla attım Necmi'ye, yine kaçırdım. Sonra yemin ettim atmayacağım diye. O sezon 12 tane penaltı oldu. İki tanesini gole çevirsem, 19 golle gol kralı ben olabilirdim. Kaptanımız Şeref Has, 'Yahu gol kralı olacaksın, atsana penaltıları,' diyordu, 'Yok ben yeminliyim,' diye karşılık veriyordum. Oysa, her iki ayağımı da iyi kullandığımı duayen gazeteciler Halit Kıvanç olsun, Eyüp Karadayı olsun, idareciliğimi yapan Halit Deringör olsun söylerler. Hakikaten her iki ayağımı da rahat kullanırdım."

Fenerbahçe'nin 1964-65 sezonuna ait bir kadrosu WM dizilişine göre poz vermiş. Alt sıra (soldan sağa):
Atilla Altaş, Hazım Cantez, İsmail Kurt. Orta sıra: Yıldırım İper, Özer Kanra, Şeref Has.
Üst sıra: Ogün Altıparmak, Birol Pekel, Şenol Birol, Ziya Şengül, Aydın Yelken.
                                                                                                                                                                          (Yıldırım İper)
Aydın Yelken'in Fenerbahçe'ye geldiği sezon (1963-64) WM dizilişine göre beşli forvet hattı "Atom Forvet" adıyla ünlenmişti. Bunun detayını kendisi şöyle anlatıyor: "Biz Ogün'le aynı sezon geldik Fenerbahçe'ye. O ayağı kırık olduğu halde alındı biliyorsunuz. Lefter abi de o zaman Yunanistan'dan dönmüştü. Sağ açık o oynuyordu. Biz forvete Lefter-Nedim-Şenol-Birol-Aydın olarak başladık. Halbuki 'Atom Forvet' Ogün-Nedim-Şenol-Birol-Aydın olarak anılır. Ogün ayağı kırık olduğu için altı ay kadar oynayamadı. Sağ açıkta Lefter ile Mikro Mustafa oynuyordu. İkisi de öldü, Allah rahmet eylesin. Lefter abi çok iyi top oynuyordu. Bir maça çıkacağız, Halit Deringör takımın sorumlu menajeriydi. Lefter abi, 'Ben artık sağ açık oynamak istemiyorum, sağ iç oynayacağım,' dedi. Halit abi de ona, 'Ya sağ açık oynarsın ya da oynamazsın,' dedi. Lefter abi kabul etmedi. Bunun üzerine Halit abi, 'Formanı çıkar git,' dedi. Lefter abinin futbolu bırakması böyle oldu. O zaman 41 yaşındaydı."

Fenerbahçe Stadı'nda bir idman. Ogün Altıparmak şut çekerken Aydın Yelken, Selim Soydan ve Nedim Doğan izliyor.
                                                                                                                                                                                    (Nedim Doğan)

Söz Lefter'den açılmışken, onun futbolculuğunu şöyle anlatıyor Aydın Yelken: "Bana göre bugüne kadar Türkiye'ye daha Lefter gibi bir futbolcu gelmedi. Lefter abi her iki ayağıyla oynayan müthiş bir adamdı. Son derece zeki, kendini sahaya çok veren bir futbolcuydu. Şampiyon olduğumuz sene bir Feriköy maçı oynuyorduk. Kritik bir maçtı. Bir türlü gol atamıyorduk, 80.dakika oldu. Bana, 'Aydın ben top getireceğim, sen şurada bekle,'dedi. Ben o sene epey gol atıyordum. İnanın bana, bekle dediği yere topu çıkardı, ben de gol attım ve 1-0 yendik.  Ben Lefter abi bırakınca milli takımda daha fazla oynama şansı buldum (gülüyor). Eskiden herkesin yeri belliydi. Başka bir yere gidemezdin oradan. Birisi sağ açık oynarsa hep öyle oynamaya devam ederdi. Oscar Hold diye bir hoca geldi  sonra. Takımda değişiklik onun zamanında başladı.  Şükrü Birand sağ bek oynuyordu. İyi koşuyor, orta yapıyor diye onu sağ açığa aldı. Bekler açık oynamaya, santrhaflar santrfor oynamaya başladı. Ondan evvel WM sistemine göre herkes yerinde oynamak zorundaydı." 

Aydın Yelken'in Fenerbahçe'deki son sezonuna (1965-66) ait bir kadro. Ayaktakiler (soldan sağa): Birol Pekel,
Ali İhsan Okçuoğlu, Ercan Aktuna, Özer Kanra, Hazım Cantez, Osman Göktan. Oturanlar: Ogün Altıparmak,
Ziya Şenol, Şükrü Birant, Aydın Yelken, Yaşar Mumcuoğlu.
                                                                                                                             (Koray Gürtaş arşivi / ayaktakileroturanlar.com)
Fenerbahçe'de üç sezon geçiren Aydın Yelken bunların ilk ikisinde şampiyonluk mutluluğu yaşadı. 1966-67 sezonundan itibaren Altay'da oynamaya başladı. Henüz 27 yaşında, futbolda en verimli döneminde İzmir'e gidişini şöyle açıklıyor: "O zamanlar bugünkü gibi paralar yoktu. Ben de Caddebostan'da bir ev almıştım. Müteahhide borcum vardı. Daha doğrusu kulüp almıştı evi ama maalesef ödeyemediler. Ben de, 'O zaman bırakın gideyim, borcumu ödeyip ev sahibi olayım,' dedim. Onlar da peki dediler. Oynadığım süre içinde ki, ilk senemde 34 maç, sonraki senelerde 30 maç vardı, 128 maçın hepsinde oynadım ben. En fazla gol atan adamdım. Ama ev sahibi olayım diye bana izin verdiler ve Altay'a gittim. Ogün Altıparmak'la biz aile dostuyuz. Ben 67 senesinde Fenerbahçe'den ayrılırken gitme diye yalvardı bana. 'Ben Karşıyaka'dan geldim Fenerbahçe'ye, Fenerbahçeli olmak bir ayrıcalıktır,' demiş olmasına rağmen sırf o parayı ödeyebilmek amacıyla gittim. Altay'dan o zamanın parasıyla 80 bin küsur lira almıştım. Başkan Mazhar Zorlu'ydu o zaman."

Altay'ın 1966-67 sezonuna ait bir kadrosu. Ayaktakiler (soldan sağa): Mahmut Evren, Necdet Tunca,
Yılmaz Canlısoy, Metin Kurt, Aydın Yelken, Varol Ürkmez. Oturanlar: Ayfer Elmastaşoğlu, Zinnur Sarı,
Aytekin Erhanoğlu, Enver Katip, Feridun Öztürk.
                                                                                                                                                                  (Orhan Berent arşivi)
Aydın Yelken'in Altay'daki ilk sezonu da bereketli geçti zira siyah-beyazlı takım o sene Türkiye Kupasını kazandı. "Finalde Göztepe'yle 2-2 berabere kaldık. Bir golü de ben attım. O zamanlar berabere bitince penaltı atışı yoktu, kura atışı yapılıyordu. Kura atışına da ben girdim. Göztepe'den de şansı var filan diye Nihat'ı soktular. Para daha havadayken ben kazandık diye takla atmaya başladım, içime doğdu herhalde. Enteresandır, ordu milli takımındayken dünya şampiyonu oldum. Fenerbahçe'de iki sene üst üste şampiyon olduk. Karagümrük'te ilk senemde ikinci lig şampiyonluğu yaşadım. Altay'a gittim, Türkiye Kupası şampiyonluğu kazandık. Bayağı şampiyonluklar görüp yaşadım yani ve o maçların hepsinde oynadım. Benim yedek kalmam ancak A milli takımdaydı. O da Lefter abinin sol açık oynamasındandı. Ben de sol açık oynuyordum tabii. Ama milli takımda da çok faydalı oldum, haftaymda çay servisi yapıyordum, topları taşıyordum (gülüyor). O zaman oyuncu değiştirme yoktu, sakatlansan bile takım 10 kişi devam ediyordu. Oyuncu değişme olsaydı zaten biraz daha milli olma şansım olurdu. Ama tabii Fenerbahçe'ye geçtiğim zaman Lefter abi milli takımı bırakmıştı, o zaman ben sol açığa geçtim. Birçok maçta golleri Metin Oktay ile ben atıyorduk."

1967 Türkiye Kupası finalinde uzatmalar sona ermiş, kura atışı bekleniyor. Oturanlar (sağdan itibaren): Mahmut Evren,
Yılmaz Canlısoy, Feridun Öztürk, Ender İçten, ? , Aydın Yelken, Aytekin Erhanoğlu.
Ayaktaki oyuncu Ayfer Elmastaşoğlu.
                                                                                                                                                             (Orhan Berent arşivi)
Milli takımla ilgili anıları da var Aydın Yelken'in: "Üç tane unutamadığım olay var. Birincisi Fenerbahçe'de oynarken Polonya maçı için milli takım seçimi oldu. O zamanlar Taksim'de Sular İdaresinin üstünde ışıklı panolarla haberler geçerdi. Milli takıma seçilenler orada verilmişti. Arkadaşlara 'Yahu nasıl olsa seçilmişimdir,' dedim. 38 kişinin içinde ben yoktum ki Fenerbahçe'den 11 kişi seçilmişti. Ben devamlı oynadığım halde yoktum. Fakat, 'Ben bu maçta oynayacağım,' dedim. 'Nasıl olur, seçilmedin ki oynayasın?' diye sordular. Takımda yaptığım idman yetmiyordu, bir sabah yağmurlu bir havada koşuyordum. O zaman milli takımı seçen üçlü bir komite vardı: Doğan Koloğlu, Saim Kaur, Bülent Eken. Önümde bir araba durdu, onlar. 'Ne yapıyorsun?' diye sordular. 'Milli maça hazırlanıyorum,' dedim. 'Sen kadroda yoksun,' dedikleri zaman alacaksınız diye karşılık verdim. Gerçekten alındım kadroya. Tesadüfen 2-1 yendik ve golleri Metin Oktay'la birlikte ben attım.

A milli takım 1963'te Polonya ve Almanya maçlarından önce bir idmanda. Ayaktakiler (soldan sağa): Özcan Arkoç,
Şenol Birol, Kaya Köstepen, Birol Pekel, Sabahattin Kuruoğlu, Süreyya Özkefe, Yalçın Saner, Suat Mamat,
teknik direktör Bülent Eken, Metin Oktay. Oturanlar: Tarık Kutver, Aydın Yelken, Muzaffer Sipahi.
                                                                                                                             (Koray Gürtaş arşivi / ayaktakileroturanlar.com)
"İkinci bir olay da şu: Bir milli takım antrenman maçında Naci abi sakatlandı. Antrenörümüz Sandro Puppo santrhafa geçmemi istedi. Ben sol açıktan 5 numaraya geçtim. Sağ bek Büyük Ali, sol bek Basri, sağ haf Mustafa Ertan, sol haf Büyük Ahmet, ileride Metin, Can filan oynuyor. O zamanlar takım akın yaptığı zaman  santrhaflar 'İleri git' der ya, 'Yahu çıksana Basri abi' diyorum, 'Git ulan, sen nereden geldin?' diye kızıyor. Ahmet abi çık diyorum, 'Git ulan şuradan!' diyor. Maç bitti, ben hemen B milli takım antrenörü Şeref Görkey'in yanına gittim, beni B milli takıma alın hocam dedim. Türkiye'de bunu ilk defa ben yaptım, yani A'dan B'ye geçtim. Hepsi büyüğümdü, ayakkabı getiriyordum, çay veriyordum. Ama B milli takımda herkes bana vermeye başladı, daha rahat ettim (gülüyor).  Üçüncü olay da şu: İzmirspor'da oynarken Gegiç tarafından bir milli takım seçildi. Ben yine o seçilenler içindeydim. Ama bir mektupla gelemeyeceğimi bildirip affımı istedim çünkü o zaman Ender Konca oynuyordu ve iyi oynuyordu. Nasıl olsa oraya gittiğimde elenecektim."


Fenerbahçe 1964-65 sezonunda Alsanca Stadı'nda. O sezon İzmirspor'a giden Tuncay Becedek eski takım arkadaşlarına
katılmış. Ayaktakiler (soldan sağa): Aydın Yelken, Birol Pekel, Osman Göktan, Tuncay Becedek, Özer Kanra,
Hüseyin Yazıcı, Ziya Şengül. Oturanlar (soldan sağa): Şenol Birol, Hazım Cantez, Şeref Has, Şükrü Birant, İsmail Kurt.
                                                                                                                                                                              (Tuncay Becedek)
Bir başka ilginç anı da B milli takımla ilgili: "Romanya maçında da çok enteresan bir olayım var. A milli takım Romanya'da oynuyordu. Biz B milli takım da Romanya B ile İstanbul'da oynuyoruz. Birol Pekel bana bir top attı. Ben aldım topu, kaleye doğru gidiyorum. 18'e girdim, millet gol diye ayağa kalktı. Ben gittim gol yaptım, 'Bu seyirciler bana ne kadar inanmış, gol atmadan gol  diye bağırıyorlar,' dedim içimden. Meğerse o arada A milli takım Romanya'da gol atmış. Ertesi gün gazetelerde okuyunca durumu anladım tabii."

Altay kulübünde bir toplantıda umumi kaptan Rıdvan Burçetin konuşurken
Aydın Yelken ve Mustafa Denizli dinliyor.
                                                                                                     (Yeni Asır)
Aydın Yelken Altay'da üç sezon oynadıktan sonra futbol yaşamına yine İzmir'de devam etmiş ve 1969-70 sezonunda Türkiye İkinci Ligine düşen İzmirspor'a transfer olmuş. İzmir'in lacivert-beyazlı ekibinde de üç sezon forma giydikten sonra İstanbul'a dönmüş ve eski takım arkadaşı Tarık Kutver'le Karagümrük'te buluşmuş. En son 1973-74 sezonunda Üçünçü Ligde sahalarda mücadele ettikten sonra futbolu bırakmış.

İzmirspor 1971 kadrosu. Ayaktakiler (soldan sağa): Aydın Yelken, kaleci Mehmet, Ali, Mehmet Serttepe,
Mehmet Ulusoy, Mustafa Türel. Oturanlar: Erdinç Kırşan, Aydın Hepanıl, Fethi Türkeş, Taner Lafçı, Haluk.
                                                                                                                                                                      (Koray Gürtaş arşivi)

Karagümrük 1973-74 kadrosu. Ayaktakiler (soldan sağa): Cemil, Aydın Yelken, Recep, Baki, Cengiz Erkazan,
Tarık Kutver. Oturanlar: Mustafa, Hikmet Erön, Zihni Aydın, Mike, Cahit.
                                                                                                                           (Erdinç Akkuş / facebook - Spor Tarihimiz grubu)
Oyunculuk sonrası yaşamını şöyle özetliyor: "Futbolu bıraktıktan sonra iş hayatına Ogün Altıparmak'la birlikte atıldık. Göztepeli yönetici Muhittin Ekiz'in zeytinyağı şirketi vardı. İşte o Ekiz yağlarının bayiliğini aldık. Ticareti de bilmiyoruz, keşke almasaydık. Hâlâ beraberliğimiz devam ediyor Ogün'le. Altmış yıldan beri arkadaşız. Seneler çabuk geçiyor. Bazen soruyorlar ne zaman oynadın diye. Bir hesap yapıyorum, bırakalı neredeyse elli sene geçmiş üzerinden. İki evlilik yaptım, iki kızım bir oğlum var. Kızımın biri Darüşşafaka'da İngilizce öğretmeni. İkinci evliliğimden olan kızım Amerika'da Philadelphia'da iç mimarlık okuyor. Oğlum öğretmen. İlk evliliğimi 19 yaşında yaptım, daha askere gitmeden. O zaman ne televizyon vardı, ne şimdiki ulaşım imkanları. Maçlara taksi tutarak, hatta dolmuşla bile giderdik. Şimdikilerin iki üç arabası var. Ankara'ya giderdik otobüsle. İzmir'e giderdik otobüsle, Bigadiç'ten Sındırgı'dan uçurumlardan geçerek aşağı inerdik. Biz eziyet çekerek sporcu olduk ama iyi ki olmuşuz diyorum. Hâlâ Fenerbahçeliyiz diye gittiğimiz yerlerde tanınıyoruz, seviliyoruz."

Soldan sağa: Ali İhsan Okçuoğlu, Tuncay Becedek, Birol Pekel,
Aydın Yelken 1964 Mart'ında Macar MTK takımıyla oynanan
üçüncü maç için gittikleri Roma'da.
                                                                         (Tuncay Becedek)
Halen Fenerbahçeli Sporcular Yardımlaşma Derneğinde faal olarak görev alıp eski arkadaşlarıyla bir araya gelen Aydın Yelken, eski günlerin zor şartlarını ve günümüzün spor ortamıyla ilgili görüşlerini de şöyle anlatıyor: "Biz kağıt toplarla başladık oynamaya. Tenis toplarıyla oynardık. Top alacak paramız yoktu. İstanbul'un her tarafı arsaydı. Hele Anadolu yakasında boş yer daha fazlaydı. Şimdi çocukların top oynayacak yeri kalmadı. Halı sahalar yapıldı. Halı sahada futbolcu yetişir mi? Diyorlar ki altyapıdan oyuncu yetişir. Yetişmez. İmkanı yok çünkü 8 yaşında büyük toplarla oynatıyorlar. Önce bir tenis topuyla oynasın bakalım. Çocukları kendi kendilerine oynamaları için serbest bırakmıyorlar. Dışarıya büyük paralar verip bir sürü adam alıyoruz şimdi. Bütün kulüplerin milyonlarca lira borcu var, olur tabii."
Osman Göktan'la bir Avrupa deplasmanında.

Bir Fenerbahçe-İstanbulspor maçında.

"Bugün artık spor savaş haline getirildi. Halbuki bize büyüklerimiz böyle öğretmedi. Bize dediler ki, 'Yere düşen arkadaşına elini uzat kaldır.' Ben 18 sene profesyonel futbol oynadım, ne kırmızı kart ne sarı kart gördüm. Sol açık oynuyordum, gol de atıyordum, tekme tokat da yiyordum, atılmam lazımdı ama bize öğretilenleri yaptık biz. O zamanlar futboldan şimdi olduğu gibi para kazanılmazdı. Maçlara dolmuşla, hatta çoğu zaman tramvayla gidip gelirdik. Hiçbir futbolcuda araba yoktu. Ali Sami Yen Stadı'nın açıldığı gün oynanan, hani tribünün yıkıldığı Bulgaristan milli maçı vardı. O maçta sol açık oynamıştım. Stadın oradan Karaköy'e kadar yayan geldik, vasıta yok. Seyircilerle beraber yürüyoruz. Yenildiğimiz maçlarda seyirci tarafından alkışlanarak çıktığımızı hatırlıyorum. Kavga olmazdı. Futbol bir oyun. Sinemaya gidiyoruz, film seyrediyoruz. Tiyatroya gidiyoruz, temsil seyrediyoruz. Sinemada, tiyatroda kavga oluyor mu? Stadyuma da kavga etmeye değil, futbol seyretmeye gidelim. Dünya Kupası maçlarını izliyoruz. Kavga, dövüş var mı? Herkes bir arada oturuyor, tribünler rengarenk."

 
Aydın Yelken (solda) Dereağzı'ndaki Fenerbahçe tesislerinde
milli basketbolcu Hüseyin Kozluca ile.


4 Mart 2017 Cumartesi

Zeynel Soyuer - Rüzgar Gibi Sol Açık

Gençlerbirliği ve Ankara futbolunun en tanınan futbolcuları denince, akla ilk gelen isimlerden biridir Zeynel Soyuer. "Rüzgârın Oğlu" lakabıyla da çok tanınmasının yanı sıra, futbolu bıraktıktan sonra uzun yıllar başarılı bir teknik direktör olması bu şöhreti perçinlemişti. Kısa süreli bir Ankara ziyareti sırasında kendisiyle görüşüp hayat hikâyesini dinleme fırsatı buldum. Zeynel Hoca'nın titizlikle sakladığı fotoğrafları eşliğinde keyifli bir sohbet ortaya çıktı. Araya fazla girmeden, İnegöl ve Bursa'da geçen çocukluk ve gençlik yıllarıyla hocayı dinlemeye başlıyoruz.

"1939'da İnegöl'de doğdum. 1958'de Ankara'ya gelene kadar hayatım hep İnegöl ve Bursa'da geçti. Ailem Boşnak kökenlidir, 93 harbi sırasında dedemler gelip yerleşmiş. Babam da İnegöl doğumludur. 1914'te Yemen'de savaşmaya başlamış. Sonra Çanakkale, ardından Afyon cephesinde, tam sekiz sene savaşmış. Daha sonra şoförlük yapmış. Dolma lastikli dönemde Bursa-İnegöl arasında çalışmış. Sonra İkinci Dünya Savaşı sırasında aracı orduya lazım diye alınmış. Sonra saatçiliğe başlamış. Saatçilik aile mesleği oldu bizde. Babam, abim yaptı; şimdi yeğenim İnegöl'de devam ettiriyor. Biz altısı erkek, biri kız olmak üzere yedi kardeşiz. Ben en küçükleriyim. Üç abim rahmetli oldu, diğerleri hayatta. Kardeşler arasında benden başka futbolcu yoktu. Bir amcam oynamış ama ben hatırlamıyorum. Eskiden futbol oynamak günah diye yaygın bir inanış vardı. Fakat abilerim futbolu severdi. En büyük abim Fenerbahçeliydi ve  tıbbiyede talebe iken Öz Fenerbahçe mecmuasını getirirdi İnegöl'e.  O zamanın futbolcularının - Ahmet Erol'lar, Büyük Fikret'ler, Küçük Fikret'ler - resimleriyle doluydu o mecmua. Ben de onlarla yatar kalkardım. Daha küçükten itibaren futbola çok tutkuluydum yani. Annem futbol oynuyorum diye çok kızardı bana. Her akşam geldiğimde kapı arkasında bekler, nerdesin diye bana çıkışırdı. Babamsa hiç bana baskı yapmadı."

Bursa'daki futbolculuk günlerinden.
"Bizim gençliğimiz biraz zor dönemlerdi. İkinci Dünya Savaşından yeni çıkılmış. Çok varlıklı değildik ama onurlu bir hayat sürdük. Abilerim babamın yanında çalışarak ona yardım ediyordu. Doktor olan abimi futbol oynayan amcam okutmuştu. İnegöl'de o zaman ortaokuldan üstü yoktu. Amcam Kütahya'daymış, liseyi onun yanında okumuş, sonra tıp fakültesine gitmiş. Onun bir küçüğü öğretmen okulunu bitirip öğretmen oldu ve öğretmen okullarında hocalık yaptı. Onun küçüğü de Bursa'da ziraat okulunda okumuştu. Sonra hem çalıştı hem hukuk okudu. Danıştay'da daire başkanlığı yaptı."
"Ben de ortaokulu bitirene kadar İnegöl'de kaldım. Sonra 'Ailede asker yok, birisi de asker olsun,' diyerek benim askerî liseye gitmemi istediler. Bursa'da Işıklar Lisesi imtihanına girdim. İmtihanı kazandım, ardından muayene için askerî hastaneye sevk ettiler. En son sanıyorum hariciye muayenesine girdim. Bir iki hareket yaptırdı doktor, kapıdan çıkarken geri çağırdı. Nabzımı saydı. 'Nabzın 120 atıyor, askerî okula giremezsin,' dedi. Bu da bir şans. Şu anda tansiyon yüksekliği nedeniyle aortta genişleme var bende, herhalde gençliğimdeki o heyecanlı yapımın etkisi."

Bursa Ticaret Lisesi takımı. Zeynel Soyuer üst sırada, ortada.
"Askerî liseye giremeyince İnegöl'e döndüm ve iki yıl manifaturacının yanında çıraklık yaptım. Sonra Bursa'da Ticaret Lisesine gittim, orada iki yıl okudum. O sırada, 1958'de genç milli takıma seçilince kendimi tamamen futbola verdim. Lisenin son sınıfında tahsili terk ettim. Bizim İnegöl'de İnegöl İdman Yurdu kulübü vardı. Büyüklerimiz idman yaparken ben de kale arkasında seyrederdim. O zamanlar bugünün imkanları yoktu. Bir topla idman yapılırdı. 10-15 kişi dizilir, sırayla topa vurur, ben de topu onlara iade ederdim. 1955'te 16 yaşındaydım. İnegöl'de çok sevip saydığımız Kemal Girginer diye bir ziraatçı abimiz vardı. O beni 16 yaşında İnegöl İdman Yurdu'na aldı. Üç yıl Bursa liglerinde oynadım. Çengel Hüseyin'le, Muhtar Tuçaltan'la, Halit Deringör'le karşılıklı futbol oynadım. Şimdi Avrupalı yaşlanan futbolcular Türkiye'ye geliyor ya, o zamanlar İstanbul'da yaşlanan futbolcuların bir kısmı da Bursa'ya gelirdi. Çok vardı, mesela Beşiktaşlı Şevket (Yorulmaz) abi Merinos'ta oynadı."


Genç milli takım İstanbul'da bir hazırlık maçınnda. Zeynel Soyuer soldan dördüncü.
"1958'de Bursa bölgesi, bölgeler arası genç takım maçlarına katılmamıştı. Federasyon o sene ilk defa katılmayan bölgelerden, oraların temsilcileri kanalıyla Federasyon Karması diye bir takım oluşturdu. Kamil Koç'un damadı Mithat Çağalıkoç Bursa temsilcisiydi. O beni Bursa'dan alıp Ankara'ya getirdi. O zaman Orhan Şeref Apak federasyon başkanıydı. Benim hayatımda çok büyük katkısı olan bir insandır. Eski Ankaragücü Stadında genç karmalar Türkiye Şampiyonası yapıldı. İstanbul Karması ve biz Federasyon Karması finale kaldık. O zaman Özcan Arkoç İstanbul'un kalecisiydi. İstanbul Karması bizi yenip şampiyon oldu. Bizim takımda her bölgeden gelen olduğu için çok kalabalıktı. Beni ilk devre oynatmadılar. Orhan Bey de sahanın kenarında geziyordu. Bana 'Ne oynuyorsun?' diye sordu. Benim fiziğim de aşağı yukarı bugünkü yapıma yakındı. 'Sol açık oynuyorum,' dedim. İkinci devre beni soktular. Zamanla Orhan Bey bizim kulübün başkanlığını yaptığında gördüm, fizikli futbolcuyu severdi. İlk yarı oynayan Rıfkı ufak tefek bir arkadaştı. Beni tercih etmesinin bir sebebi bu olabilir, bilemiyorum."


Genç milli takım bir maçtan önce. Üst sıra sol başta Orhan Yüksel, yanında
Tugay Özçeri, kaleci Özcan Arkoç, yanında Zeynel Soyuer.
Alt sıra sol başta Nuri Asan, sağ başta Süreyya Özkefe.
Burada araya girip, Zeynel Soyuer'in bu kuşkusuna belki ışık tutabilecek bir gazete haberinden bahsedelim. Günlük Spor gazetesi, Avrupa Şampiyonasına hazırlık için Bursa'da kampa giren genç milli takımla ilgili ayrıntılı  haberler veriyordu. Bunlardan birinde, gençlerin Ankara maçlarını takip eden, "futbol bilgisine ve bitaraflığına itimadımız tam olan bir futbolsever"in (bunun Orhan Şeref Apak olduğunu tahmin ediyoruz) yorumuna yer verilmişti. Tanınmamış futbolculardan kimleri beğendiği sorusuna "bitaraf futbolsever" şöyle cevap vermişti: "Belki size tuhaf gelecek ama, karmada yer alanlar içinde pek çok birinci sınıf geçinen futbolcuları gölgede bırakabilecek pek çok genç kabiliyete rastladım... İstanbul'un büyük takımlarında rahatça yer alabilecek elemanlar gördüm. İşte... Bursalı sol açık ve santrfor Zeynel. Müthiş bir kabiliyet, uzun boylu, her iki ayağı ile top kullanmasını bilen bir genç. Şutları, paslarında büyük isabet var." (Günlük Spor, 18 Şubat 1958)

Böylece, genç milli takıma seçilen Zeynel Soyuer 1958 Nisan'ında Lüksemburg ve Belçika'da yapılan Avrupa Gençler Şampiyonasında ay-yıldızlı formayla mücadele etti. Yakın gelecekte Gençlerbirliği'nde takım arkadaşları olacak Tugay Özçeri ve Orhan Yüksel, ayrıca Vefa kalecisi Özcan Arkoç, o tarihte Eskişehir Şekerspor'da oynayan Süreyya Özkefe, Kayseri Şekerspor'da oynayan Candan Dumanlı, Yeşildirekli Yıldırım İper, Samsunlu Nuri Asan gibi isimler de kadrodaydı. Askerî hastane muayenesinde olduğu gibi, genç milli takım kampındaki bir olay da onun kaderinde rol oynamıştı:
" Takım Bursa'da, Çelik Palas'ta kampa girmişti. Devlet hastanesine götürdüler takımı muayene için. Doktor nabzıma baktı, 'Bu çocuk uçağa binerse ölür,' dedi. Şok olduk tabii. Orhan Bey doktora, 'Siz raporu verin, ben imzalarım, bir şey olursa sorumlusu benim,' dedi. Neticede ben öyle gittim seyahate, yoksa benim futbolculuğum daha orada bitecekti. O zamanlar dört pervaneli uçaklar vardı. O uçakla seyahate gittik. Turnuva bitti, dönüyoruz. Çok kötü bir hava var, uçak düştü düşecek. Herkes istifra ediyor, ayakta duran bir ben, bir de Orhan (Yüksel) vardı! İnsanın hayatındaki kader anları bunlar. Orhan Bey'in inisiyatifini kullanması sayesinde futbola devam etmiştim."

Genç milli takım Avrupa Şampiyonasına giderken. Üst sıra (soldan sağa):
Orhan Yüksel, Süreyya Özkefe, Özcan Arkoç, Tugay Özçeri, Yıldırım İper,
Zeynel Soyuer, ? , antrenör Cihat Arman. Ortada eğilen Candan Dumanlı.
Önemli bir kader anı da şampiyonadan döndükten sonra yaşandı. Yaşlanan kadrosunu yenilemek isteyen Adalet takımı genç futbolcularla ilgileniyordu. Adalet'in menajeri Fahri Somer aynı zamanda genç milli takımın da menajerliğini yapıyordu. İstanbul'a dönüşte genç Zeynel'i, Adalet ile A milli takım adaylarının yaptığı hazırlık maçında oynattı. Fakat bundan kısa bir süre sonra Fahri Somer kulüpten ayrılınca, bu transfer gerçekleşmedi.

Zeynel Soyuer (solda) Adalet formasıyla. Yanında genç
milli takımdan arkadaşı Bursa Merinos futbolcusu
Cevdet Şimşeker ve Jandarmagüçlü Mustafa.
Zeynel Soyuer'in Gençlerbirliği futbolcusu olması önünde artık tek ve küçük bir engel kalmıştı. Onu da kendisinden dinleyelim: "Avrupa Şampiyonasından döndükten sonra Ankaragücü ve Gençlerbirliği talip oldu bana. Ben önce Ankaragücü'yle anlaşmıştım. Bursa'da randevumuz vardı, Heykel'in önünde buluşacaktık. Orada beklemeye başladım, fakat geciktiler. O zaman Ticaret Lisesi'nde okuyordum. Tarih hocam - ismi hâlâ aklımda - Rüknettin Akbulut koluma girdi. 'Ne yapıyorsun burada?' diye sordu. 'Randevum vardı ama gelmediler hocam,' dedim. Beni yakındaki bir iş hanında, avukat bir arkadaşının bürosuna götürdü. O arkadaşı daha önce Gençlerbirliği'nde oynamış. Meğer o sırada Gençlerbirliği yöneticileri de gelmiş, beni arıyorlarmış. Onun bürosuna gelmişler. Sonuçta onlarla anlaşıp el sıkıştık."

Gençlerbirliği 1959-60 kadrosu.
"1958'de Gençlerbirliği'ne katıldığım zaman Orhan Şeref Apak federasyon başkanıydı. Kulüp başkanlığını, başbakanlık müsteşarı Ahmet Salih Korur yapıyordu. Sonra Orhan Bey kulüp başkanlığını üstlendi. O zamanlar maddiyat ön planda değildi. İsim sahibi insanlar yöneticilik yapıyordu. Gençlerbirliği'ne geldiğim sene, 1958-59 sezonu, yani mahalli ligin son sezonuydu.  Milli Lig başlayacağı için mahalli ligi erken, Ocak'ta filan bitirdiler. Ankara'dan dört takım alındı. O sezon ikinci veya üçüncü olarak Milli Lige katıldık. İki gruplu bir lig oynandı. Milli Lige katılan takımlar kadrolarını yenilediler hep. Benim Gençlerbirliği'ne geldiğim sene kaleci Selçuk, rahmetli Tevfik abi, benim gibi genç milli takımda oynayan Tugay takıma katıldı. Adana'dan santrfor Orhan Yüksel benden bir sene önce gelmişti ama onunla da genç milli takımda birlikte oynadık. Oğuz Çetin'in babası Nihat vardı, o da iyi futbolcuydu. Fakat Ankara'ya pek ısınamadı, sonra Almanya'ya gitti. Benim gibi Bursa'dan gelen Oral vardı. İlk geldiğim senenin kadrosu şöyleydi: Kaleci Selçuk, sağ bek İsmail, sol bek Kara Kemal, santrhaf  Kahraman abi, sağ haf Tekin, sol haf Tugay, sağ açık İlhan, sağ iç Tevfik abi, santrfor Orhan, sol iç Nihat, sol açık ben. Sonra Aykut, İhsan, Oktay abi geldi."

Gençlerbirliği'nin Milli Ligin ilk sezonundan (1959) bir kadrosu. Ayaktakiler (soldan sağa): Nihat Çetin, Zeynel Soyuer,
İlhan Geliş, Orhan Yüksel, Tevfik Kutlay, Kahraman Aşar. Oturanlar (soldan sağa): Kemal Aydın (Kara Kemal),
İsmail Karakurt, Oral Keçelioğlu, Selçuk Çakmaklı, Tugay Özçeri.
Yazının başında da belirttiğimiz gibi Zeynel Soyuer "Rüzgârın Oğlu" lakabıyla ünlenmişti. Hatta futbol oynadığı yıllarda lakabı, isminin önüne bile geçmişti. Bunun nasıl gerçekleştiğini şöyle anlatıyor: "Mahalli ligin oynandığı sezonun ortasında sarılık oldum. Bir süre Numune Hastanesinde yattım, o yüzden sezonun sonunu oynayamadım. Milli Ligin ilk sezonunda da fazla forma giyemedim. Esas çıkışımı 1959-60 sezonunda yaptım. Ondan sonra 1971'de futbolu bırakana kadar devamlı oynadım. Yerime çok adam alındı ama gene oynamaya devam ettim. Rüzgârın Oğlu lakabı da sanıyorum 1959-60 sezonunda kondu. O zamanlar Armin Harry diye 100 metre rekortmeni bir atlet vardı. 100 metreyi 10 saniyede koşmuştu, onun üzerine Rüzgârın Oğlu demişler. Beşiktaş'la burada hazırlık maçı oynuyorduk. 3-0 yendik, üç golü de ben atmıştım. Maraton tribününden biri, 'Haydi rüzgârın oğlu!' diye bağırdı. Kabullendi millet bunu, adım öyle kaldı."



Söz atletizm ve 100 metre rekorundan açılmışken, içinde ukde kalan bir anısını da şöyle anlatıyor: "Ankara'ya geldikten sonra bir hata yaptım. Benim ilk çıkış anım biraz ağırdı, sonradan süratleniyordum. Birden çabuklaşsam çok daha avantajlı olurdum. Rahmetli milli atlet Cahit Önel beni idmanlara çağırmış. 'Ben onu çalıştıracağım, gerekirse milli takımda koşturacağım,' diye haber göndermişti. Gençliğin verdiği tecrübesizlikle gitmedim ben. Bez ayakkabıyla 100 metreyi 11 saniyede koşmuştum. Çivili ayakkabıyla çalışsam bir şeyler yapardım. Ona hâlâ çok üzülürüm."

Bir İstanbul deplasmanında, Moda'daki Mano Palas'ta kamp yapan Gençlerbirliği kafilesi gezintide (soldan sağa):
Zeynel Soyuer, Orhan Yüksel, Adil Evrensel, Oral Keçelioğlu, Kemal Kaya, Hasan Polat,
Selim Baykurt, Tevfik Kutlay, Nihat Çetin, "Tavukçu" Hüseyin. 
Futbolculuk vasıfları hakkında da şunları söylüyor: "O zamanın WM sistemine göre herkesin yerinin belli olduğu bir futbol oynanırdı. Sağ haf, sol haf, sol açık, santrfor gibi. Ben de buna göre genellikle çizgide oynuyordum. Sol ayağımı iyi kullanıyordum. O nedenle korner gollerim de vardı. Şimdi düşünüyorum, bugünün sahaları ve topları o zaman olsaydı belki daha çok gol atardım. Çok yüksek bir tekniğim yoktu, iki ayağımı birden kullanmazdım, hava topuna çıkmazdım ama sol ayağımı çok iyi kullanırdım. Çok süratliydim. Korner dışında da gollerim vardı tabii. Metin abinin 38 golle gol kralı olduğu sezon ben de 23 veya 24 gol atarak ikinci olmuştum."

"Bir Gençlerbirliği-Galatasaray maçı. Turgay abi arkada kalmış. Ben
vuruyorum, gol oluyor. Vurduğum sırada karlar havaya sıçramış.
Ergun Ercins topu tutamıyor."

Ankara'da dünya şampiyonu olan ordu milli takımı.
Bir Ankara takımında oynadığı için A milli takım formasını sadece bir kez giyebilmiş Zeynel Soyuer. Bu konuda şunları söylüyor: "Bizim dönemin bir şanssızlığı vardır. İhtilalden (27 Mayıs 1960) sonra asker futbolculara yasak koydular. 11 ay kadar takımımda oynayamadım. Askerliğimi İzmir ve Diyarbakır'da yaptım. O dönemde ordu milli takımında oynadım. A milli takıma o zamanlar genellikle İstanbul'dan oyuncu seçiliyordu. Ben iki kere seçildim A milli takıma. 27 Mayıs 1960 ihtilalinden önce İstanbul'da oynanacak İskoçya maçı vardı. Tam o sırada ihtilal olunca, bir hafta sonra Ankara'ya kaydırdılar. O maç için milli takıma seçildim ama oynatmadılar. Şenol'la Birol Beşiktaş'ta yan yana oynadıkları için o maçta da onlar oynadı. Oyuncu değişikliği de yapılmıyordu o zaman. Ben Romanya'ya karşı oynadım (14 Mayıs 1961, Ankara. Türkiye 0 - Romanya 1). Onun dışında ordu milli takımında oynadım. Ankara'da bir dünya şampiyonluğu kazandık. Genç milli takım da dahil, toplam 11-12 kere milli formayı giydim. Bir Ankara futbolcusu olarak iyi!"

Romanya maçının kadrosu (soldan sağa): Turgay Şeren, Naci Erdem, Suat Mamat, Şeref Has, Hilmi Kiremitçi,
Zeynel Soyuer, Aydın Yelken, Tarık Kutver, İsmail Kurt, Mustafa Yürür, Ahmet Berman.
Futbol tarihimizin, özellikle Milli Lig başladıktan sonraki döneminin unutulmaz maçlarından biri, Fenerbahçe ile Gençlerbirliği arasında 5 Mart 1961'de İstanbul'da oynanan müsabakadır. 3-3 biten ve futbol tarihine "Rozet Maçı" olarak geçen bu maçta iki gol atan Zeynel Soyuer anlatıyor:  "Orhan Şeref Apak bizim kulüp başkanlığının yanı sıra Dışişleri Bakanlığı Protokol genel müdürü olarak görev yapıyordu. Fenerbahçe başkanıyla konuşurlarken iddiaya giriyorlar. Orhan Bey, 'Bizi yenin, ben Fenerbahçe rozeti takacağım,' diyor. Bu olay basına yansıyınca maç çok iddialı bir hale geliyor. Stada gittik, tamamen dolu, binlerce insan da dışarda kalmış. Ben bir gol attım, 1-0 galibiz. Sonra Fenerbahçe iki tane attı. Sonra bir gol sanıyorum Orhan attı. Sonra kornerden ben bir gol attım. 3-2 galibiz. Dakika 86-87 filan oldu. Bir gol attılar. Eskişehir bölgesi hakemi Orhan Gönül golü iptal ettirdi. Orta hakem de Muzaffer Sarvan'dı. Son iki dakikada yine bir karambol oldu, Fenerbahçe gol atınca maç 3-3 bitti. Benim hafızalarda kalmamın en büyük sebebi, Fener'e kornerden gol attım. Ertesi hafta yine İstanbul'a gittik. Bu kez Karagümrük'e kornerden bir gol attım. Tabii iki golü de İstanbul'da atınca bayağı sansasyon oldu. Basın filan hep orada. Hatta rahmetli Eşfak Aykaç 'Bu çocuğun vurduğu topların içinde kurşun var, nereye isterse oraya atıyor topları,' diye yazmıştı. Korner atarken sol ayağımın içiyle vururdum. Her iki taraftan atardım korneri, fakat golleri sağ taraftan kesme vuruşla atardım."

Fenerbahçe-Gençlerbirliği "rozet maçında", Zeynel Soyuer'in attığı ilk
gol (üstte) ve kornerden attığı üçüncü gol (altta).

Bu kadar yetenekli bir futbolcuya İstanbul kulüplerinin ilgi göstermemesi düşünülemezdi. Nitekim Gençlerbirliği'ndeki daha ilk yıllarında bir transferin eşiğinden şöyle dönmüş Zeynel Soyuer: "1960 senesinde bana Beşiktaş talip oldu. Hatta anlaştım, ön mukavele bile yaptım. Kadri Aytaç bir sene önce Galatasaray'dan Karagümrük'e  58.500 liraya gitmişti. Ben 65.000 lira alacaktım. Fakat kulübümle mukavelem vardı. Orhan Bey bırakmadı. 'Duymamış olayım,' dedi. Bir daha da duymadı. Yoksa Beşiktaş'a gidecektim." O yıllardaki profesyonelliği de şöyle anlatıyor: "O zamanlar futbolun adı profesyoneldi. Ben Gençlerbirliği'nde futbol oynuyordum, bir yandan da 1964'ten 1974'e memur olarak SSK'da çalıştım. Genç milli takım hocası olarak Futbol Federasyonunda göreve geçince SSK'dan istifa ettim. Ankaragücü'nde oynayan arkadaşlarımız hep MKE'de çalışırdı. Demirspor'da oynayanların hepsi DDY'de çalışırdı. O dönemler öyleydi. Gençlerbirliği'nde Tavukçu Hüseyin vardı, hem malzemeciydi hem masörlük yapardı. Nasır tutmuş elleriyle masaj yapardı bize. O zamanlar şartlar öyleydi. Futbolculuktan sonra 26 yıl antrenörlük yaptığım için farkları süzebiliyorum."

Gençlerbirliği ve Demirspor futbolcuları, bir İstanbul deplasmanında birlikte maç seyrediyorlar.

Zeynel Soyuer Romanya maçında sahaya çıkıyor.
Önde Suat Mamat.
"O zaman rakiplerimizle bile ilişkilerimiz çok içtendi. Ben üç yıl Bursa'da, on üç yıl Gençlerbirliği'nde olmak üzere on altı yıl futbol oynadım. Bu süre boyunca süratimden kaynaklanan çok darbeler aldım fakat ihtarım dahi yok. Bizim zamanımızda kart gösterme yoktu. Hakem gelir, 'Dikkat et, atarım seni,' derdi. İkinci harekette oyuncuyu atardı. O kadar mücadeleye rağmen ne ihtar aldım, ne oyun dışı kaldım. Benim oynadığım dönemde sertliğiyle tanınan sağ bekler Galatasaray'da Candemir abi, Ankaragücü'nde Halim, Altınordu'da Nehir'di. Fakat futbol yaşamımda sakatlıktan dolayı hiç oynamadığım olmadı. Çok büyük gelirimiz olmamasına rağmen ben çok iyi bir profesyoneldim. Kendime çok iyi bakardım. Askerlik dönemim hariç hep oynadım. Bu arada çok önemli bir olayı da anlatayım. Gençlerbirliği küme düştüğü zaman kulüp başkanı, bakan İsmet Sezgin. Futbol Federasyonu başkanı Hasan Polat. Merkez Hakem Komitesi başkanı Halim Çorbalı. En üstteki üç Gençlerli zamanında biz küme düştük. Dürüstlük bu, kimse de gık demedi. Şimdi Türkiye'de kupa benimdi, yok senindi, şike vardı, yoktu - bunlar çok ters olaylar."

1967-69 arasında Gençlerbirliği kulübünün başkanlığını yapan İsmet Sezgin futbolcularla birlikte.

Gençlerbirliği 1965-66 sezonundan bir kadro. Ayaktakiler (soldan sağa): Abdullah Çevrim, İhsan Temen, Ali Güreyman,
Cevdet Özköksal, Zeynel Soyuer, Selçuk Çakmaklı, Tevfik Kutlay. Oturanlar (soldan sağa): Oktay Arıca,
Naci Tulun, Faik Şentaşlar, Burhan Tözer.
                                                                                                                                           (Hayat dergisi / Koray Gürtaş arşivi)
Gençlerbirliği'nin İkinci Ligde mücadele etmeye başladığı 1970-71 sezonunda futbolu bırakan Zeynel Soyuer, ara vermeden yaklaşık otuz yıl sürecek teknik direktörlük hayatına başlamış: "Gençlerbirliği 2.lige düştüğü sene kadroda vardım ama oynamadım. Hatta antrenörlük kursuna da gitmemiştim. Takıma Oktay abi bakıyordu. Sonra o ayrılınca, bir iki ay da abi gibi ben baktım takıma. 1972'de antrenörlük kursuna gittim. O zaman Türkiye'de teknik adamlık özelliği ilk defa beş senede verilmeye başlandı. 1972'de C kursunu bitirip Ankara'da Sitespor kulübüne antrenör oldum. O takım hâlâ vardır, o zaman 2.ligde oynuyordu. Sitespor'u iki sene çalıştırdım. Ardından B kursuna gittim. Kurs dönüşü rahmetli Sahir Gürkan federasyon eğitim dairesi başkanıydı, bana genç milli takım hocalığı teklif etti. Ben o sırada hâlâ sigortada memurdum. Kurumdan istifa edip 1974'e kadar, iki sene genç milli takım hocalığı yaptım. 1974'te A kursuna gittim. O kursu bitirdikten sonra Diyarbakırspor'a gittim ve şampiyon yaptım. 1976 sonunda teknik direktörlük kursuna gittim. Birinci lig takımı çalıştırmak ancak o kursu bitirince mümkün oluyordu. 1976'dan 1998'e kadar çeşitli kulüpleri çalıştırdım."

Bir kurs sırasında Coşkun Özarı, Doğan Andaç, Çetin Güler,
Zeynel Soyuer, ? .

"Genç milli takım antrenörüyken. Soldan ikinci Gençlerbirliği'nde oynamış
Kemal Kaya (Sarı Kemal). Yanımda Teoman Yamanlar. Sigaraya antrenörlükte
başlamıştım. Maç günü bir paket kadar içerdim. Pazartesi-Salı içmezdim.
Antrenörlüğü bırakınca sigarayı da bıraktım."
Zeynel Soyuer futbolculuktaki başarısını teknik direktörlükte de sürdürmüş. Diyarbakırspor'u 1976-77 sezonunda, Gaziantepspor'u 1989-90'da, Samsunspor'u 1992-93'te şampiyon yapıp Türkiye Birinci Ligine çıkarmış. Bunun dışında, çok sayıda genç futbolcuyu Türk futboluna kazandırmış: "Metin Tekin Kocaelispor'da benim talebemdi. Genç takımda oynuyordu. A takıma aldım. Babası da çok ilgilenirdi, her idmana gelirdi. Ben Kocaeli'nden ayrılırken Beşiktaş Metin'i istedi. Altyapıdan gelenler kulüp müsaade etmedikçe başka takıma gidemiyordu. Metin için üniversiteyi kazananlar istediği takıma gidebilir diye bir kanun çıktı ve Beşiktaş'a öyle gitti. Durmuş İskenderun'da bir amatör takımda oynuyordu. Ben onu İskenderunspor'a aldım. Bizde idmanlara çıktı. Sonra Ankaragücü'ne getirdim onu. 80'li yıllarda ümitler ligi vardı. Ankaragücü'ne o ligden Hayati gibi, Mehmet gibi epey oyuncu kazandırdım. Altyapıdan genç oyuncuları A takıma kazandırmayı seviyordum. En son Sakaryaspor'u çalıştırdım. Teknik adam istenir, istetilmez. İstenirse güçlü gider, istetilirse zayıf gider, mahkumdur. Ben hep istenerek gittim. Sakarya'dan sonra ciddi bir teklif almadım. Almayınca da noktaladım. Hatta artık stada bile gitmiyorum"

Genç milli takımın 1975'te İzmir'de Çekoslovakya'yı 2-0 yenip
Avrupa Şampiyonasına katıldığı maçın sonu.
Genç milli takımdaki Göztepeli futbolcular (soldan sağa) Ercan, Sinan,
Bülent ve Yarkın'la beraber Alsancak Stadında.

1975-76 sezonu başları, Diyarbakırspor yedek kulübesi.

"Futbolda üç ana faktör vardır: teknik, taktik ve fizik. Bizim dönemimizde en önemli faktör teknikti. Fizik son planda gelirdi. Şimdi fizik ön plana geçti, taktik ikinci planda, teknik sona düştü. Hatta Almanya bir ara bu alanda çok rahatsızlık hissetti, Beckenbauer'i milli takımın başına getirdi. Artık futbol çok mücadele isteyen bir oyun oldu. Bizim zamanımızda ben geri gittiğim zaman kızarlardı bana. Herkes kendi mevkisinde oynardı, öyle bugünkü gibi bekler orta filan yapmazdı."

Diyarbakırspor şampiyonluk turu.

Gaziantepspor şampiyonluk turu.

Sohbetimizin sonunda futbolumuzun bugünkü sorunlarını konuşuyoruz.  Bu konuda şunları söylüyor Zeynel Hoca: "Antrenörlük dönemimde bir kere ceza aldım. Haklı olduğum halde 15 gün ceza aldım. 42 senenin içinde o 15 gün nazar boncuğu olarak duruyor. Hırçınlığı, kavgacılığı kabul etmiyorum. Spor yapıyoruz. Şimdi seyirciler deplasmana gidemiyor. Bırakın ayrı ayrı oturmayı, biz iç içe otururduk tribünlerde. Bunun mutlaka düzeltilmesi lazım. Bunda en büyük sorumluluk üst kademelerle kulüp başkanlarında. Ben 1958'de Gençlerbirliği'ne geldiğim zaman Ankara'nın nüfusu 248 bindi. Tabii o zaman televizyon yok, radyo yok, bunun etkisi mutlaka vardı ama ne olursa olsun, o zamanlar mesela bir Gençlerbirliği-Ankara Demirspor maçında 6-7 binden aşağı seyirci olmazdı. İstanbul takımları geldiği zaman 19 Mayıs Stadı bütün seyirciyi alamazdı. Şimdi Fener filan geliyor, bütün tribünler boş. Almanya, İngiltere, İspanya öyle mi. 80 bin seyirci oluyor maçlarda. Futbol seyirci yoksa bir işe yaramaz. Seyirciyi mutlaka stada çekmek lazım. Türk futbolunun altyapıya önem vermekten başka çıkış yolu yok. UEFA Türk kulüplerine sürekli transfer yasağı getiriyor. Hepsi gırtlağına kadar borca batmış durumda. Türkiye'de otuza yakın etnik grup, yani fiziksel yapısı farklı insan türü var. Bizim bırakın yurt dışından oyuncu getirmeyi, oyuncu ihraç etmemiz lazım. Bir Arda'yla gurur duyuyoruz. Halbuki çalışırsak kaç tane Arda çıkarırız. Bugün NBA'ye basketçi gönderiyoruz. Futbolda da yapabiliriz bunu. Yabancı oyuncu alınır ama yolun sonuna gelmiş oyuncuları almamak lazım."

Bir kurs sırasında Ankaralı eski futbolculardan oluşan takım. Ayaktakiler (soldan sağa): Candan Dumanlı, Ruhi Yavuz,
Teoman Yamanlar, Zeynel Soyuer, İsmet Arıkan. Oturanlar: Candan Tarhan, Altan, Çetin Güler, ? , Sami Onur, Behzat Çınar.


"Turgut Özal benim özel seyircimmiş. Kulüp yöneticileriyle görüşecekti.
Beni sormuş. Biraz sohbet etmiştik."