28 Nisan 2017 Cuma

Aldo - Son Golünü Hayata Attı

Alderico Segala, yüzyıllardan beri İstanbul'da yaşayan İtalyan Levanten toplumunun artık sayısı iyice azalmış üyelerinden biriydi. Yakınları ve arkadaşları tarafından kısaca Aldo denilen genç, İstanbul Profesyonel Liginin iddiasız takımlarından Emniyet'te futbol oynuyordu.

                                          (Hürriyet)

Galatasaray ve Emniyet takımları 28 Nisan 1954 Çarşamba günü, lig maçında karşı karşıya geldiler. Şampiyonluk için Beşiktaş'la çekişen Galatasaray maçın mutlak favorisiydi. Nitekim sarı-kırmızılı takım, maçın başlarında Büyük Ali'nin (Ali Beratlıgil) golüyle öne geçti. Ne var ki, her zaman ligin sonlarında yer alan sarı-beyazlı takım buna 20. dakikada cevap verdi. Emniyet'in yaptığı faul atışında havalanan top, Galatasaraylı bir savunma oyuncusunun başından sekerek santrfor Aldo'nun önüne geldi. Genç futbolcu yakın mesafeden çektiği şutla takımına beraberliği getiren golü kaydetti. Lakin bu gol, Galatasaray'ı kamçılamıştı. Suat Mamat hemen iki dakika sonra buna cevap verdi. 38.dakikada bir gol daha atan Suat takımının ilk yarıyı 3-1 galip kapamasını sağladı.

İkinci yarıya da golle başladı Galatasaray ve 51.dakikada Kadri Aytaç'ın golüyle 4-1 öne geçti. Ne var ki bundan sonra maça talihsiz bir olay damgasını vurdu. Olayın seyrini o dönemin günlük spor gazetesi Türkiye Spor'dan okuyalım: "İlk devre Turgay'a güzel bir gol atmasını bilen ve takımını berabere duruma getiren Aldo, ikinci devrenin 30.dakikasından sonra hafif hafif baş gösteren acı için de kıvranmaya başlamıştı. Nitekim biraz sonra saha kenarına gelen ve nefes hareketleri yapan delikanlının, bir ara çekilen kornere yetişmek isterken dizleri üzerine çökmesi ve sahanın sol tarafındaki tahtaların üzerine giderek oraya yıkılması gözden kaçmamıştı. Aldo bu tahta üzerinde hemen hemen beş dakika kıvrandıktan, kendini yerden yere attıktan sonra sahanın doktoru kendisini görebildi. Başına üşüşüldü ve işin vahameti anlaşıldı. Aldo'nun can çekiştiği belli idi. Maçın son dakikasında yetiştirilen sedyede sarkan ayak ve elini battaniyeyle örttükten sonra içeriye götürülen Aldo, acı ile haber aldık ki ciddi bir müdahalede bulunulmadan can vermiş bulunmaktaydı."
Gazetelerde Aldo'nun maçtan kısa bir süre önce bol miktarda Paskalya yumurtası yediği için zehirlendiğine dair yazılar çıkmıştı. Türkiye Spor gazetesi de otopsi raporunu şu satırlarla duyurmuştu: "Morg raporuna göre ölümü, midenin fazla dolu bulunması ve kalbe tazyik yaparak durdurmasıdır. Bu acı ders, sporculara ibret olmalıdır."

                        (Türkiye Spor)
O maçta Emniyet takımı futbolcusu olarak sahada mücadele eden Samim Emek, bu talihsiz olayla ilgili hatırladıklarını şöyle anlatıyor: "Aldo santrfor olarak oynardı. Hatta o gün Sezai diye bir arkadaşımız oynayacaktı. O zamanlar takımların toplu olarak maça gelmesi diye bir şey yok. Maç Dolmabahçe Stadında saat 4'te, en geç 2'de orada olun diye duyuru yapılırdı. Biz de kendimiz giderdik stada. Geldik baktık, Sezai yok. Hastalanmış. Hocamız Niyazi Sel, Aldo oynayacak dedi. Maçtan önce yemek yiyip yemediğini bilmiyorum. Fakat oynamaya çok hevesli biriydi. Yemek yemiş bile olsa oynamaya çok istekli bir çocuktu. Maç esnasında kalenin önünde bir karambol oldu. Arkasından biz Galatasaray kalesine doğru bir akın yapıyorduk. O yüzden yığıldığının farkında değildim. Sonra bir baktım, çocuğu Gazhane tarafındaki kalenin arkasına almışlar. Sağlık görevlileri, doktor filan başında. O zamanın şartlarına göre yapabilecekleri şeyler sınırlıydı. Oyun devam ediyordu bir taraftan. Maçtan sonra soyunma odasına gelip sorduk. Taksim İlkyardım hastanesine götürmüşler. Elbiselerini aldık, biz de hastaneye gittik. Çocuk orada vefat etmiş."

                                            (Türkiye Spor)


Alderico Segala belki gol attığı maçta hayatını kaybeden tek futbolcu olarak dünya spor tarihine geçti. Türkiye Spor gazetesine göre mali durumu iyi ve sıhhati yerinde olup 29 yaşındaydı. Hürriyet gazetesine göre de mükemmel bir desinatördü ve 27 yaşındaydı. Talihsiz futbolcu 30 Nisan 1954'te, Sent Antuan Kilisesinde yapılan törenin ardından Feriköy Katolik mezarlığında toprağa verildi. 

                                                                    (Öz Fenerbahçe)

15 Nisan 2017 Cumartesi

Özcan Esinduy - Di Stefano Varol'un Ayağına Basıp Golü Attı

50'li yılların Beşiktaş'ı, 40'ların şampiyonluklara ambargo koyan efsanevi takımın gölgesinde kalmış olsa da, bu on yıllık dilimdeki kadrolar da üç İstanbul Ligi şampiyonluğunun yanı sıra Avrupa'da ülkemizi temsil edecek takımı belirlemek için düzenlenen iki Federasyon Kupasını kazanma başarısını göstermişti. Bu başarılarda payı olan futbolculardan biri Özcan Esinduy'du. Henüz lise öğrencisiyken katıldığı Beşiktaş takımında, o döneme göre bir hayli uzun boyuyla önce santrfor olarak oynamış, ardından başarılı bir santrhaf olmuştu. Uzun yıllardan beri Amerika'da yaşayan Özcan Esinduy'la, Darüşşafaka'nın spor tarihini anlatan kitap çalışmamız sırasında, İstanbul'a yaptığı kısa bir ziyaret esnasında konuşma imkânı bulduk.



1933'te Kadıköy'de dünyaya gelen Özcan Esinduy, futbolla nasıl tanıştığını şöyle anlatıyor: "Ben altı-yedi yaşlarındayken babam vefat etti. Beş kardeşin en küçüğü bendim. Moda İlkokulunda okumaya başladım. Yanlış hatırlamıyorsam 1942’de dördüncü sınıfta Darüşşafaka’ya girdim. Her Darüşşafakalı gibi ben de bez topla oynamaya başladım. Gayet iyi bez top yapardı arkadaşlarım. Lisedeki ağabeylerin olduğu sahaya geçemezdik. Biz ufak sınıfların oynadığı daha küçük bir saha vardı. Yedinci sınıfa geçtikten sonra ortaokul karması olarak büyük sahada da oynamaya başladık."

Darüşşafaka Lisesi orta
kısım yılları.
Pek çok yetenekli çocuğu Türk sporuna kazandıran Darüşşafaka Lisesi'nde, futbol dışında diğer sporları da yapma olanağına kavuşmuş Özcan Esinduy. Uzun boyu sayesinde basketbol ve voleybolda da başarılı olmuş: "Ortaokulda futbol dışında hentbol, voleybol ve basketbol oynadım. Okul takımlarına da girdim ama futbol dışında fazla bir ağırlığım yoktu o branşlarda. Lisedeyken tamamen futbol oynamaya başladım ama bir sene yine basketbol takımına çağırdılar. Basketbolda Tophane Sanat Okuluyla finale kaldık, hatta onları yenip maçı kazandık. Tophane'de Altan (Dinçer) ile Erdoğan (Karabelen) da vardı. Bana, ‘Sen bunların arasına girip tut bunları,’ dediler. Onları tutmak mümkün mü, adama yukarıdan bakıyorlar. Benim vazifem onları itmek kakmak, top vermemekti. Neticede kazandık maçı." 1951'de ilk kez İstanbul şampiyonu olan lise basketbol takımının başarısında pay sahibi olduğu gibi, Darüşşafaka kulübünün yeni kurulan voleybol takımına da ilk sezonunda katkıda bulunmuş Özcan Esinduy.

1951 İstanbul şampiyonu olan Darüşşafaka Lisesi basketbol takımı. Özcan
Esinduy üst sırada ortada. Yanında (sağdan ikinci), geleceğin milli
basketbolcusu Şevket Taşlıca görülüyor.
Türk futboluna Galatasaraylı Musa Sezer, Beşiktaşlı Nazım Öner, Fenerbahçeli Murat Alyüz ve Melih Ilgaz, Vefalı Galip Haktanır gibi isimleri kazandıran Darüşşafaka Lisesi'nden yetişen son futbolcu diyebiliriz Özcan Esinduy için. Bilindiği gibi, 50'lerden itibaren basketbol okulda bir numaralı spor haline geldi ve futbol arka planda kaldı. Özcan Esinduy'un da yer aldığı lise futbol takımı şampiyonluk kazanamasa da rakiplerin çekindiği iyi bir kadroya sahipti: "Okul futbol takımıyla zaman zaman Melih Ilgaz, Galip Haktanır ve bazı abilerimiz gelip meşgul oluyordu. Bazen jimnastik hocamız kültür fizik yaptırırdı. Fakat daha çok kendi kendimizi yetiştirirdik. Bazı mektepler gayet hazırlıklı oluyordu karşılaşmalara. Biz hususi mektepler kısmındaydık. Ben okul takımında santrfor oynuyordum. Bir maçımızı Fener stadında Boğaziçi Lisesiyle yaptık. Onlarda Fenerbahçe'nin tanınmış futbolcuları oynuyordu. Kaleci Şükrü (Ersoy), Mehmet Ali Has, Selahattin Torkal, hatta Erol (Keskin) vardı. Biz tabii biraz hafif kaldık ama ona rağmen 2-1 kaybettik."

Darüşşafaka Lisesi futbol takımı. Özcan Esinduy ayakta soldan dördüncü.

Darüşşafaka'nın son sınıfında okuduğu 1951 yılında, Beşiktaş'a girişini şöyle anlatıyor: "Son sınıfa geçtiğim zaman Beşiktaş idare heyetinde bulunan Tahir Söğütlü aynı zamanda bizim cemiyet başkanı veya yardımcısıydı. (Meraklısı için not: Kendisi de Darüşşafaka mezunu olan Tahir Söğütlü, 20'li ve 30'lu yıllarda Beşiktaş'ta futbol oynamış, 1955-56 yıllarında kulüp başkanlığı yapmıştı.) Onun kanalıyla Beşiktaş’la münasebetim oldu. Şeref Stadı'nda bazı okul maçları yapıyorduk. Orada galiba Sadri Usuoğlu’nun seyretme imkânı olmuş beni. Bir gün bana, ‘Bu hafta Sadri Usuoğlu’nu göreceksin,’ dediler. Mektep de izin verince galiba Salı günüydü, kalktım gittim Şeref Stadı'na. 'Soyun bir antrenmana çık bakalım,' dediler.  Etrafıma baktım, Beşiktaş takımında hayranlıkla izlediğimiz oyuncular hepsi. Sahaya çıktım neyse, olabildiğince topla oynadım, koşturdum, şut attım. Perşembe günü antrenmana tekrar gittim. Antrenmandan sonra Sadri Bey, ‘Cumartesi günü maçımız var, çıkıp oynayacaksın,’ dedi. O an dizlerimin titrediğini hissettim."

Beşiktaş formasıyla ilk maç.
                                                               (Beşiktaş dergisi)
                                                     
Böylece Özcan Esinduy ilk kez 13 Ocak 1951'de siyah-beyazlı formayı giydi. Bu ilk maçın hikâyesini şöyle anlatıyor: "Galiba Cuma akşamıydı, neden bilmiyorum bileğim şişti. Bir yandan oynamayı çok istiyorum, bir yandan da oynayacak durumda değilim. O akşam okulda revire gittim. Ayağıma pansuman yaptılar, sıcak su torbası koydular. Sabahleyin imkân olursa haber veririm diyerek yattım. Ertesi sabah kalktığımda baktım bileğimdeki şiş inmiş. Avusturya’nın Austria takımı gelmişti İstanbul’a. Ağabeyimle birlikte kulüp lokaline gittik, Sadri Beyi bulduk. Hiç unutmuyorum, Akaretler’deki o lokalden aşağı indik; Çarşı'da bir lokanta vardı, oraya girip yemek yedik. Oradan Dolmabahçe’ye yürüyüp stada girdik ve soyunma odasına gittik. O zaman malzemeci Mustafa vardı. Benim doğru dürüst ayakkabım yoktu. Sadri Bey Mustafa’ya, ‘Özcan’a bir ayakkabı uydur,’ dedi. Bir futbol ayakkabısı uydurdular, soyunduk. Sadri Usuoğlu, ‘Santrfor oynayacaksın,’ dedi."

Metin Erman - Coşkun Taş - Özcan Esinduy.
"Bizden önce de Fenerbahçe-Vefa maçı vardı. Onların maçı bitti, tünelden biz sahaya çıkıyoruz. Melih Ilgaz o zaman Vefa’da oynuyordu. Tam ben çıkarken o içeri giriyordu. Bildiğiniz gibi o da Darüşşafakalıydı. Beni görünce sarılıp öptü ve iyi şanslar diledi. Son derece heyecanlıydım. O günlerde Mohini diye bir fil vardı, İstanbul’a getirmişlerdi. O sırada statta dolaştırıyorlarmış. Sonradan bana, ‘Mohini’yi gördün mü?’ diye sordular. Heyecandan onu bile görememişim. Koşa koşa sahaya çıktık. O zamanki Austria takımı pek mağlubiyet yüzü gören bir takım değildi. Oswirk diye meşhur bir oyuncuları vardı. Maç başladı, oradan oraya koşuşuyorum. Kafa toplarında bir hakimiyetim vardı. Oswirk denen adamdan kafa toplarını almaya çalışıyorum. Tam da benim yanımda, müdafaada oynuyordu. Çok iyi futbolcuydu, o senelerde Avrupa karmasına seçilmişti."

Gürcan Berk - Özcan Esinduy - Ahmet Berman.
"Birinci devre onlar 2-0 öndeyken 2-1 oldu.  Sol açıkta Altay’dan gelen Cihat (Yetiş) oynuyordu. Çok iyi sol ayağı vardı. Sol açıkta bir top aldı, girdi girdi, kornerin hizasına kadar geldi. Topu ortaladı. Orta çok güzeldi, kaleciyi filan aştı. Arka direğin oralarda yükseldim, vurdum kafayı gol oldu. O beni biraz kuvvetlendirdi. İkinci devre başladı, yine bir gol yedik, maç 3-2 devam ediyor. Son dakikalar yaklaştı. Kapalı tribünde, Gazhane tarafında Beşiktaş tribünü vardı. Orada bir frikik kazandık. Çengel Hüseyin kaptandı o zaman. Hepimiz kale önüne geldik. Çengel Hüseyin on sekizin dışına ortaladı. Top süzülüyor, yapacağım tek şey fırlamak ama önümde de Avusturyalı oyuncu var şimdi hatırlamıyorum, Melchior mu başkası mı. Mehmet Reşat Nayır da hakem. Ceza sahası bir hayli kalabalık. Şöyle bir omzumu koyduğumu hatırlıyorum. Önümdeki yükselemeyince ben vurdum kafayı, hatta hatırlıyorum yere doğru vurdum. Kaleci bir şey yapamadı, gol oldu. bir dakika kadar sonra da maç bitti. Böylece 3-3 berabere kaldık. Benim için güzel bir başlangıç oldu tabii. Sadri Bey de memnun oldu çünkü beni oraya koymakla risk almıştı."

Metin Oktay'la mücadelede.
                                                                      (Günlük Spor)
Zamanın kuvvetli takımlarından Austria'ya iki gol atarak Beşiktaş'ta parlak bir başlangıç yapsa da ilk on birde sürekli oynayabilmek için iki yıl beklemiş Özcan Esinduy. Bu dönemde zaman zaman özel maçlarda yer almış. Bunun sebebini şöyle açıklıyor: "Neticede santrfor olarak devam ediyordum fakat o zaman benim tecrübem galiba yeterli değildi. Santrfor için kafi gelmiyordum. Son senelerde boyum bir anda uzamıştı. Öyle olunca hareket kabiliyetimi kaybettim, küçükken daha hareketliydim. Zaman zaman hususi maçlarda oynama fırsatı buluyordum çünkü o zaman liglerde adam değiştirme yoktu. O bakımdan riskli bir durum oluyordu. 53 senesine kadar böyle devam etti. O sene Sandro Puppo Beşiktaş'a antrenör oldu. Antrenmanlarda falan oynuyoruz. Bana, 'Seni santrhaf olarak oynatacağım,' dedi. Ben toplara havadan hakimdim, bir de önümdeki topları kontrol edebiliyordum. Kontrolüm iyiydi ama dönüş kabiliyetim azdı. 'Seni burada bir deneyelim bakalım,' dedi. Sonuçta ben başladım santrhaf oynamaya."

Beşiktaşlı futbolcular kampta. Saat 12 yönünde Eşref Özmenç.
Saat yönünde sırasıyla Güneş Atik, Nusret Ülük, Celal Soydan,
Bülent Esel, Özcan Esinduy, Yüksel Herat ve Sami Özer.
"O zaman Beşiktaş'ta Ali İhsan vardı santrhafta, yeri doldurulamayacak bir futbolcuydu.O sıralarda zannediyorum bir rahatsızlık durumu oldu. Neticede gene bir gün Galatasaray'la maçımız vardı ama kupa maçı mı lig maçı mı hatırlamıyorum. Yağmurlu, kötü bir havaydı." (Özcan Esinduy'un bahsettiği bu maç 22 Mart 1953'te oynanan ve Beşiktaş'ın Galatasaray'ı 2-1 yendiği Çanakkale Abidesi Kupası maçıydı.) "Sadri abi, 'Santrhaf olarak bugün sen oynayacaksın,' dedi. O sırada Eşref ile Nusret iki yan haf oynuyordu. Nusret yanıma geldi, 'Hiç korkma ve heyecanlanma, biz yanındayız,' dedi. Galatasaray'da o zaman Sarı Muzaffer oynuyordu. Saha o kadar çamur ki, ne top tutulabiliyor, ne kontrol ediliyor, ne de vurduğun zaman uzağa gidiyor. Ben kuvvetli olduğumu düşünüyorum, o sahada koşabiliyordum. Neticede o maçı 2-1 kazandık. Ondan sonra santrhafta oynamaya başladım."

Bir Beşiktaş-Galatasaray maçında, Özcan Esinduy Suat Mamat'tan
önce kafayı vurmuş.
1953-54 sezonundan itibaren lig maçlarında da forma giymeye başladığı bir sırada sakatlanınca bir müddet takımdan uzak kalmış. Bu yüzden Dünya Kupasında oynama fırsatını da kaçırmış: "53 sonu veya 54 başında Şeref Stadı'nda bir antrenmanda dizim döndü. Toprak saha kurumuş, krampon takılınca dizim döndü ve sakatlandım. O arada 54 Dünya Kupası için milli takıma seçilmiştim. Her şeye rağmen beni kadroda tuttular. Bilhassa milli takım antrenörü Sandro Puppo beni destekliyordu, muvaffak olacağıma inanıyordu. O zamanki tedavi sistemi neyse, en iyi şekilde devamlı tedaviye gittim. Zannediyorum Mart ayında antrenmanlara başladım. Milli takımın hazırlık maçlarında da santrhaf olarak oynadım. O zaman takımda santrhaf olarak benden başka Kasımpaşalı Çetin vardı. Beşiktaş'ta da yine oynamaya başlamıştım. Mayıs ayında milli takım kampına girdik. Beni 16 kişilik kadroya dahil ettiler ki ben pek ihtimal vermiyordum. Neticede 54 Dünya Kupasına gittik. Güzel bir turnuvaydı. İlk maçı Bern'de Almanlarla oynadık. Her şeye rağmen bana güvenemediler. Oyuna Çetin başladı. Daha sonra Güney Kore maçında ben gene oynayamadım. Almanlarla aynı puanda olunca tekrar karşılaştık. O maçta bizim Beşiktaşlı sol açık Coşkun Taş oynamıştı. Bizi Zürih'e getirdiler. O arada bazı maçları seyretme imkanımız oldu. Brezilya, Yugoslavya, İngiltere, Uruguay gibi maçları seyrettik. Hatta bazı maçları televizyondan seyrettik ve televizyonu ilk defa orada gördük."

Tarih 14 Haziran 1954. Milli takım Dünya Kupasına katılmak üzere İsviçre yolculuğu öncesi hava alanında. Üst sıra (soldan sağa): Turgay Şeren, Rober Eryol, Özcan Esinduy, Suat Mamat, Ulvi Yenal (federasyon başkanı), Saim Seymener (yönetici), Sandro Puppo (antrenör), Gökçen Dinçer, Şükrü Ersoy, Basri Dirimlili, Yorgo Tagar (masör), Çetin Zeybek, Coşkun Taş.
Alt sıra (soldan sağa): Burhan Sargın, Necmi Onarıcı, Erol Keskin, Rıdvan Bolatlı, Mustafa Ertan, Feridun Bugeker,
Naci Erdem, Akgün Kaçmaz, Ali Beratlıgil. 
"55'te yine milli takıma seçildim. İtalya B takımıyla oynamak üzere Trieste'ye gittik. O maç 1-1 bitti. Orada da bir şanssızlık buldu beni. Daha birinci yarının ortaları mıydı neydi, bacağımda bir sertleşme oldu. Yine oyuncu değiştirme yoktu tabii, o yüzden sağ açık mevkiinde bitirdim maçı. Kötü bir maçtı yani benim için. Trieste'deki maçın dışında milli takımda oynayamadım. Ordu milli takımında oynadım. Fransa, Hollanda seyahatlerimiz oldu. Bunun dışında Beşiktaş olarak İsrail, İsveç gibi ülkelere yaz aylarında gidip maçlar oynadık."

Ordu milli takımı 4 Haziran 1958'de 2-0 kazandığı Hollanda maçından önce. Ayaktakiler (soldan sağa): Metin Oktay,
Ergun Ercins, Ahmet Özacar, Hilmi Kiremitçi, Cemil Gümüşdere, Coşkun Taş.
Oturanlar: Metin Erman, Özcan Esinduy, Varol Ürkmez, Koço Kasapoğlu, Rahmi Denizöz.
                                                                                                                                                      (Facebook/Spor Tarihimiz grubu)
Yazının başında belirttiğimiz gibi, Türkiye'yi Avrupa'da temsil edecek takımı belirlemek için iki sene üst üste düzenlenen Federasyon Kupasını kazanan Beşiktaş kadrosunda yer almıştı Özcan Esinduy. Dolayısıyla, kulüp tarihinde önemli bir yer tutan Real Madrid maçlarında da forma giymişti: "O zamanlar biliyorsunuz daha milli lig yoktu. İstanbul profesyonel liginde oynuyorduk. Bir de 56-57 ve 57-58 senelerinde Federasyon Kupası yapıldı. İkisinde de biz şampiyon olduk. Hatta ikinci sene finalde Galatasaray ile iki maç üst üste oynadık. İkisini de 1-0 kazandık. 1958'de Beşiktaş ilk defa Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupasına katılacaktı. Ondan önceki sene galiba Yunanistan'da oldu, bir sebeple gidilemedi. Ertesi sene Real Madrid'le oynadık. Real Madrid o zamanlar fevkalade iyi bir takımdı. Puşkaş, Di Stefano, Gento, Kopa, aklına kim gelirse oradaydı. Hatta Avrupa Şampiyonasını beş kez üst üste kazanmışlardı."

Moda'da yapılan bir kamp sırasında sandal gezintisi. Başta oturan Bülent
Gürbüz. Arkasında Özcan Esinduy. Kürek çeken Eşref Özmenç olabilir.
Karşısında Nusret Ülük ve antrenör Cihat Arman. Arkada Varol Ürkmez.
"Neticede kalktık gittik Madrid'e. Aksilik gene benimle beraber geliyor. Bilmiyorum bir maçtan mı, yoksa antrenmandan mı bileğim şişmiş. Soyunma odasına geldik, baktık bilek şiş. Oynamak istiyorum ama doktoru çağırdılar. Doktor geldi, benim bileğime bir iğne yaptı, acısı geçti. Bu sefer de o şiş ayağı ayakkabının içine sokmak meseleydi. Ayakkabının da kenarı kesildi. Neyse benim ayağım oraya girdi ve o şekilde sahaya çıktım. İlk defa öyle bir sahada oynuyoruz. 80 bin kişilik mi neydi, bütün tribünler dolu. Tabii bize karşı gayet baskılı oynuyorlardı. Ona rağmen ufak ufak imkanlarımız oldu ama değerlendiremedik. O zaman maçı radyodan rahmetli Sulhi Garan anlatıyormuş. Neyse biz ilk devreyi 0-0 bitirdik. Varol kaleciydi, Kamil, Münir, Ahmet, Gürcan, Kaya, Sofyanidis bizdeydi o zaman. Recep oynamadı, sakattı galiba. İkinci devre başladı, çok enteresan bir hadise oldu hiç unutmuyorum. Top di Stefano'nun önüne geldi. Varol fırladı, kapandı ve aldı topu. Fakat di Stefano ayağıyla eline basıp söktü topu ve onun ellerinden kalenin içine doğru itti. İtalyan hakem faul çaldı fakat onun üstüne doğru öyle bir yürüdüler ki, hakemi ağların içine ittiler. Hakem oradan eliyle santrayı gösterdi. İlk gol böyle oldu. İkinci golü güzel attılar. Santisteban diye genç bir sağ hafları vardı, 18 üstünden doksana çok güzel vurunca Varol bir şey yapamadı. Fakat Varol o gün çok güzel oynadı, 2-0 kaybettik. Daha sonra İstanbul'a geldiler. Hiç görmediğimiz kadar kötü bir yağmurlu hava. Sahada göller olmuştu. Bütün stat doluydu, hatta portatif tribünler kurulmuştu. İlk golü sağ açık Kopa attı. Sonra bizden Kaya attı ve maç 1-1 bitti."

Real Madrid maçı ve di Stefano'nun attığı ilk gol.
Özcan Esinduy Beşiktaş formasını son kez 1959 Şubat'ında başlayan Milli Lig'de giydi. Milli Lig'in ikinci sezonunda, yani 1959-60'tan itibaren yeni takımı Kasımpaşa oldu. Bu transferin öyküsünü şöyle anlatıyor: "59'un dönüşünde benim Beşiktaş'ta daha bir senelik kontratım vardı. Hakkı kaptan santrhaf Sabahattin'i (Kuruoğlu) almak istiyordu Kasımpaşa'dan. Cihat Arman da Kasımpaşa'yı çalıştırmaya başlayacaktı o sene. Beni oraya almak istediler. Neticede öyle bir takas anlaşması yapıldı. Ben de memnun oldum, onlar da memnun oldu. Kasımpaşa'da kaleci Hazım vardı, sonra Fenerbahçe'ye geçti. Fehmi vardı, Beşiktaş'a gitti. Fahir vardı, ben gelince o bek oynamaya başladı. Ergun vardı. Sonra İzmir'den iki kardeş - Adnan ve Rıdvan'ı aldılar. Yılmaz vardı, biraz sinirliydi ama çok iyi futbolcuydu. Kayhan ve Ahmet vardı. Hepsi iyi çocuklardı, hatta istemediğim halde beni kaptan yaptılar. Benden çok hakkı olan insanlar var dedimse de ısrar ettiler. İyi günlerimiz oldu Kasımpaşa'da. Başlarda yer almasak da bayağı iyi neticeler aldık. Güzel maçlar ve seyahatler yaptık."

Özcan Esinduy Kasımpaşa kaptanı olarak sahaya çıkıyor.

Kasımpaşa 1960-61 kadrosu. Ayaktakiler (soldan sağa): Hazım Cantez, ? , Fehmi Sağınoğlu, Adnan Gacamer,
Yılmaz Akgün, Özcan Esinduy. Oturanlar (soldan sağa): Ali İhsan Okçuoğlu, ? , ?, Ahmet Deniz, Kayhan Aksaraç. 
Kasımpaşa'da sadece iki sezon geçiren Özcan Esinduy, 1961'de, yani henüz 28 yaşındayken futbolu bırakmasını ve sonrasında yaşamındaki gelişmeleri şöyle anlatıyor: "İkinci senenin sonunda Kasımpaşa'dan ayrılmak istedim. Beni bedava olarak bir sene daha tutma hakları vardı. Neticede genç yaşta futbolu bıraktım. 1964'te Almanya'ya gittim. Orada NATO'ya bağlı Amerikan birliklerinde sivil memur - muhasebe şefi - olarak çalıştım. Orada eşim Doris'le tanıştık ve evlendik. Cem ve Canan isimli iki çocuğumuz oldu. On sene sonra ya Türk kültürü ya Amerikan kültürü alalım dedik çünkü Almanya'da ikisinin de dışında kalıyorduk. 1973 sonunda İstanbul'a dönmeye karar verdik. Buraya gelince bir araba kiralama şirketinin müdürü olarak çalışmaya devam ettim. Bu arada çocuklar büyüyordu. Okul için ben de anneleri de Amerika'da eğitim görmelerini istedik. Böylece 1979'da Amerika'da Ohio eyaletine Toledo'ya taşındık."

Fenerbahçeli ve Beşiktaşlı futbolcular bir maçtan önce Moda'da bir arada (soldan sağa): Orhan Erkmen, Naci Erdem,
Nedim Günar, Akgün Kaçmaz, Niyazi Tamakan, Erdoğan Ekin, Celal Soydan, Özcan Esinduy, Gürcan Berk.
Recep Adanır'la Şeref Stadı'nda idmanda.

Beşiktaş 1957-58 kadrosu. Ayaktakiler (soldan sağa): Kamil Üzülme, Ahmet Özacar, Coşkun Taş, Sedat Kutlualp,
Recep Adanır, Nazmi Bilge. Oturanlar (soldan sağa): Yüksel Herat, Bahattin Baydar,
Varol Ürkmez, Ahmet Berman, Özcan Esinduy. 

Kasımpaşa formasıyla eski takımı karşısında, Kaya Köstepen'le mücadelede.

Kasımpaşa kaptanı Özcan Esinduy ve Adalet kaptanı
Selahattin Torkal. Hakem Sulhi Garan.
Ordu milli takımı seçimi için yapılan maçta İstanbul
garnizonu kaptanı Özcan Esinduy ve Ankara garnizonu
kaptanı Mustafa Ertan hakem Cihat Ergün'le.
                                                                      (Günlük Spor)
Yazının başında da belirttiğimiz gibi Özcan Esinduy halen Amerika'da yaşıyor ve birkaç yılda bir Türkiye'yi ziyaret ediyor.




30 Mart 2017 Perşembe

Sabahattin Haskan - Metin'e Top Vurdurmayan Adam

Birkaç yıl önce İzmir'de, bir zamanlar Karşıyaka ve Göztepe'de oynamış Sümer Çulha ile sohbet ediyordum. Söz bir ara İzmir'in yetiştirdiği iyi futbolculardan açılınca, "Ödemişli Sabahattin Türkiye'ye gelmiş geçmiş en iyi futbolculardandı," demişti. Daha sonra, milli takım adaylarının yaptığı bir hazırlık maçı fotoğrafında Sabahattin ismine de rastlayınca merakım iyice arttı. Ne var ki, bilgi fakiri bir ülke olduğumuzdan Google'da Sabahattin Haskan yazınca çıkan sonuçlar birkaç maç kadrosundan ibaretti. Günün birinde, merhum futbolcunun torunu Murat Çabaser benimle irtibata geçince, onun ismi üzerindeki sis perdesi büyük ölçüde kalktı. Sabahattin Haskan hatıralarını veya hayat hikâyesinin önemli anlarını yazmamıştı ama futbolculuk yıllarına ait fotoğrafları bir albümde saklamış, çoğunun altına isimleri ve tarihleri not etmişti. Bu bile memleketimizde fazla rastlanmayan bir kayıt tutma örneğiydi. Fotoğrafların dışında kendisi hakkında çıkan haberleri içeren bazı gazete kupürleri de vardı albümde. Böylece bu albüm ve torununun bana anlattıkları sayesinde yaşamının ana hatları ortaya çıkmıştı.


Sabahattin Haskan 1926'de Ödemiş'te dünyaya gelmiş. Nitekim "Ödemişli Sabahattin" lakabı da doğup büyüdüğü memleketinden kaynaklanıyor. Futbola da 15 yaşında Ödemiş Gençlik kulübünde başlamış. O günlerinden bir röportajında şöyle bahsetmiş: "Memleketim olan Ödemiş'te daha küçük yaştan itibaren meşin topun cazibesine kapıldım. Futbolda bugünkü durumuma ulaşmama çok hizmetleri dokunan Bekir Gürkan, eski milli Şevki Altuğ, Baki Marmara, Muzaffer Gönen ağabeylerimi şükranla anarım. Ödemiş Gençlik kulübünde senelerce oynadım."1

Albümün ilk sayfası
Ödemiş Gençlik takımında
oynarken (sağda) bir arkadaşıyla.
                  (Öz Fenerbahçe dergisi)

Sabahattin Haskan Gelibolu'da askerliğini yaptıktan sonra, 1949 yılında "Ege'de sivrilen her futbolcu gibi" Altay'a transfer olmuş.2 1949-50 sezonunda, 23 yaşındayken Altay'a katılan genç Sabahattin Altay formasıyla ilk kez Ordu karmasına karşı oynamış: "Spor hayatımda unutamadığım çok maçlarım vardır, fakat Alsancak sahasında oynadığım ve 2-1 kazandığımız ilk Altay- Ordu karması maçında duyduğum heyecanı unutamam."3 Böylece, Bayram Dinsel, Adil Tügel, Edwin Clark gibi tecrübeli isimlerin yer aldığı kadroda kendine hemen yer bulan genç Sabahattin, İzmir Liginin yanı sıra Milli Küme maçlarında oynamış. 1950-51 sezonunda siyah-beyazlı formayla İzmir Ligi şampiyonluğunu yaşamış.


Altay'ın 1950-51 kadrosu. Kaleci Kazım ve Ziya'nın olduğu kısım zamanın tahribatına dayanamayıp kopmuş. Diğer
oyuncular soldan sağa şöyle sıralanmış: Adil Tügel, Nejat, Şükrü, Edwin Clark, Fehmi Has, Metin, Cemil Sunlu,
Bayram Dinsel, Sabahattin Haskan.

O yılların bütün dünyada hakim olan WM oyun sisteminde santrhaf olarak mücadele eden Sabahattin Haskan Altay'da üç sezon geçirdikten sonra 1952-53 sezonundan itibaren İzmir Demirspor takımında forma giymeye başlamış. En verimli olduğu yaşlarda, İzmir'in en iddialı takımından orta sıralarda yer alan iddiasız bir takıma transfer olmasında geçim kaygısının etkili olduğunu düşünüyoruz. Profesyonelliğin henüz başlamadığı o yıllarda, futbolcular geçinmek için başka işlerde çalışmak ya da bir kurumun kadrosuna girip çalışır görünmek zorundaydı. Devlet Demir Yollarının bulunduğu hemen her bölgede kurulan Demirspor kulüpleri bu bakımdan sporcular için iyi bir fırsattı. Nitekim Sabahattin Haskan da bir yandan İzmir Demirspor'da top oynarken diğer yandan Devlet Demir Yolları'nda telgraf şefi olarak çalışmış.


İzmir Demirspor. Sabahattin alt sıra sol başta. 

Sabahattin'in kadrosuna katılmasıyla birlikte Demirspor, İzmir Liginde iddialı bir konuma da gelmiş ve bir ara lig üçüncülüğüne yükselmiş. Santrhaf olarak kendi mevkisinde başarılı olmasının yanı sıra sert şutlarıyla da dikkat çekmiş. Takımının penaltı ve frikik atışlarını çoğunlukla o kullanmış ve yüksek gol isabetine ulaşmış. Futbol hayatının bu en verimli döneminde İzmir Karmasına da sürekli seçilmiş. Söz karma maçlarından açılmışken, Sabahattin Haskan'ın unutamadığı anlardan birinin 1956 Şubat'ında İzmir'de iki maç yapan Macaristan milli takımına karşı forma giymesi olduğunu düşünüyoruz. Peşte Karması adıyla sahaya çıkan efsanevi Macar takımına karşı o maçlardan birinde kaleci olarak oynayan Altan Santepe'nin anılarında Sabahattin de yer alıyor: "Akın kalede ve bir çığ gibi gelen Macarların on beşinci saniyede başlayan gollerinden bunalmış, devrin en iyi santrhaflarından Demirsporlu Sabahattin'e bağırıyor. 'Kardeşim tutsana şu herifleri!' Sabahattin'in cevabıysa şöyle: 'Yorma kendini Akın, seyret bir şeyler öğren. Nasıl olsa istedikleri kadar atacaklar.'  ... Güstav Sebes'in paha biçilmez elmaslarla süslü saatini İngilizler de ne Wembley'de ve ne de Nepp Stadında durduramamışlardı o zaman."4

8 Şubat 1956'da oynanan İzmir Karması - Peşte Karması maçı. Soldan sağa kaleci Akın Barhan, Sedat, Puşkaş, Fikret
ve Sabahattin Haskan görülüyor. Maçı Macarlar 8-1 kazanmış.
                                                                                                                                                                                    (Milliyet)
İzmir karması bir antrenmanda. Ayaktakiler (soldan sağa): Nebil, Cevat Gök, Adnan Süvari, ?, İbrahim Yegül, Fikret Özırs,
Bayram Dinsel. Oturanlar (soldan sağa): Memduh Gezer, Tahir Topaloğlu, Sabahattin Haskan.
1952'de geldiği İzmir Demirspor'da tam yedi sezon forma giymiş Sabahattin Haskan. Bu dönemde İzmir karmasında yer alması dışında en dikkat çekici başarısı 1954 ve 1955 yıllarında milli takımın yapacağı maçlar için aday kadroya çağrılması olmuş. Çeşitli hazırlık karşılaşmalarında oynamasına rağmen, o  yıllardaki bariz İstanbul hakimiyeti nedeniyle milli maçlarda yer alamamış.

Milli takım aday kadrosu 1955'te bir hazırlık maçında. Ayaktakiler (soldan sağa): Mustafa Ertan, Yüksel Gündüz,
Orhan Erkmen, Coşkun Dağlıoğlu, Mehmet Ekerbiçer, Turgay Şeren. Oturanlar: Sabahattin Haskan,
Lefter Küçükandonyadis, Nazmi Bilge, Naci Erdem, Recep Adanır.

Sabahattin Haskan İzmir'in lacivert-mavili ekibi Demirspor'da oynadığı süre içinde spor basınının tabiriyle takımın "temel direği" olmuş. İlerleyen yaşına rağmen istikrarlı biçimde başarıyla futbol oynamaya devam etmiş. İzmir gazetelerinde hakkında çıkan yazılar bunu bariz biçimde ortaya koyuyor. Mesela İzmir spor basınının tanınmış isimlerinden Çetin Esen Kaftan 1957-58 sezonu öncesi takımların durumunu analiz ederken onun için şu satırları yazmış: "Ben Demirspor'un tek ve büyük kozu Sabahattin'i göstereceğim. Sabahattin'in form durumuyla Demirspor iyi veya kötü günler geçirecektir. Evet, futbol cemî bir oyundur ama diğerleri vasata yaklaşırken vereceği fayda Sabahattin'le kıyaslanamaz. Böylece takımın mukadderatı bu futbolcunun omuzlarındadır."


"Beş Ödemişli Cavit, Selçuk (üstte),
Sabahattin, rahmetli kaleci Avni ve İzzet
Demirspor formasıyla."

Sabahattin Haskan’ın en verimli dönemine  o günlerde çıktığı anlaşılıyor; zira 1958 yılında hem İzmir Spor Yazarları Derneği tarafından, hem de Sabah Postası gazetesi okurlarının oylarıyla İzmir’de yılın sporcusu seçilmiş. O senelerde çoğu futbolcunun 30 yaşına gelince futbolu bıraktığı düşünüldüğünde, ödül aldığı tarihte 32 yaşında olması, onun bu başarısını daha da dikkat çekici kılıyor. 

1958'de yılın sporcusu seçilen Sabahattin Haskan'a ödülünü Futbol Federasyonu başkanı Orhan Şeref Apak veriyor.

İzmirli gazeteci Yaman Gürkaynak da onun futbolculuk meziyetlerini şöyle sıralamış: “Bir futbolcu ki, her şeyden önce takımı için oynuyor.. oynadığı oyunun bütün inceliklerine vakıf, her mevkide oynuyor.. Bir futbolcu ki, oyununu maçın seyrine göre değiştirebiliyor.. takım arkadaşlarının bütünü dahi bozuk oynasa temposunu, asabını bozmuyor.. Ve nihayet bir futbolcu ki, centilmenliği her şeyin üzerinde tutuyor ve diğer oyunculara bu cepheden daima örnek oluyor. .. Hele o futbolcunun oyunu istikrarlı, bilgisi yüksekse, tereddütsüz büyük futbolcudur.”5

Bir Demirspor-İzmirspor maçı.

İlerleyen yaşına rağmen Altay ve Göztepe’nin transfer etmek istediği Sabahattin, Demirspor’da oynamaya devam ettiği gibi, kulüple ilgili işlerde sorumluluk aldığı da şu gazete haberinden anlaşılıyor: “Transfer ayının en hararetli günlerinden biriydi. Demirspor'un temel direği denilen Sabahattin bölge civarında görülünce orada bulunanları bir meraktır aldı. Yoksa Sabahattin transfer mi edecekti? ... Sadece Demirspor'un alacağı bir futbolcunun muamelesini takibe gelmişti. Kendisi Demirspor'un transfer komitesindeydi bile.”





Ödemişli Sabahattin'i futbol hayatının son döneminde, Karşıyaka formasıyla Milli Ligde mücadele ederken görüyoruz. 1959-60 sezonunda, yani Milli Ligin ikinci sezonunda yeşil-kırmızı renklere katılmış. İleri yaşına rağmen gerçekleşen bu transferde, yerel düzeyden ulusal düzeye yükselen rekabette Karşıyaka kulübünün Sabahattin gibi tecrübeli bir isme ihtiyaç duymasının etkili olduğunu düşünüyoruz. Nitekim Baba Rafet'in futbolu bırakmasından sonra takım kaptanlığını da üstlenmiş.

Sabahattin Haskan Karşıyaka takımının başında,
5 Şubat 1961'de 3-0 kazanılan Şekerspor maçına
çıkıyor. Arkasında yirmili yaşlarda hayatını
kaybeden kaleci Muhip Çağlıdil ve
Ogün Altıparmak görülüyor.

Günümüzde "Süper Lig" adını taşıyan Milli Ligde Karşıyaka'nın en başarılı olduğu yıl 1961-62 sezonudur. Yeşil-kırmızılı ekip bu sezonda Galatasaray ve Beşiktaş'ı ikişer maçta, Fenerbahçe'yi de İzmir'de yenme başarısını gösterip ligi beşinci sırada tamamlamış. Sabahattin Haskan da frikikten attığı gollerle bu başarıda pay sahibi olmuş. O dönemin oyuncularından Kemal Canıvar, İstanbul'da 2-1 kazanılan Galatasaray maçında Sabahattin'in attığı golü şöyle anlatıyor: "Galatasaray'ın vuruşuyla maç başlamış, ilk dakikalarda kalemizi ablukaya almışlardı. Vural'ın ufak boyuyla daha çok yükselerek Metin Oktay'ı oyundan düşürmesi bizleri cesaretlendirmiş, karşı ataklarımızda etkili olmaya başlamıştık. Kaleye uzak bir yerden frikik atışı kazanmıştık. Bulut ani bir hareketle Galatasaray barajının arasına girerek ayaklarını iki yana açması, Sabahattin'in müthiş şutuyla Bulut'un ayaklarının arasından geçen top filelere giderken, zamanın büyük kalecisi Turgay Şeren yerinden kıpırdayamamıştı."6

Karşıyaka'nın 8 Nisan 1962'de Galatasaray'ı 1-0 yenen kadrosu. Ayaktakiler (soldan sağa): Akın Barhan, Sabahattin Haskan,
Zeki Şensan, Ahmet Tuna Kozan, Mustafa Aksoy, Vural Olşen. Oturanlar (soldan sağa): Ogün Altıparmak,
Necati Özyıldırım, Enver Özdemir, Bulut Ataerk, Arif Dökel.
Karşıyaka'da beş sezon geçiren Sabahattin Haskan 1962-63 sezonunda  futbolu bıraktığında 37 yaşındaydı. Onun futbolculuk vasıflarını, yazının başında bir kısmını aktardığımız Karşıyakalı takım arkadaşı Sümer Çulha'nın sözleriyle noktalayalım: "Türkiye’ye gelmiş geçmiş en iyi futbolculardandı. İzmir futbolunun en büyüklerindendir. Santrhaf oynardı ama ben böyle futbolcu görmedim. Nereye koyarsan oynardı.  Boyu 1.78 olmasına rağmen Metin’in en iyi zamanlarında, ona top vurdurmazdı. Metin iki hamlede topa kafa vururdu. Önce havaya sıçrar, sonra kafa vururdu. Sabahattin onun başından top alırdı, çok akıllı futbolcuydu."

Karşıyaka'nın üç tecrübeli futbolcusu Sabahattin,
Baba Rafet ve Baba Cevat, 19 Mayıs 1960'ta
Konya'da.

Oynamayı bıraktıktan sonra da futboldan hemen kopamamış Sabahattin Haskan. 60'lı yılların ikinci yarısında Manisa Mensucat takımına antrenörlük yapmış. Fakat küçük kızının yaşadığı kalp sorunu yüzünden bir süre sonra bütün çabasını ve birikimini onun iyileşmesine harcamış. Belki kızının talihsiz hastalığının verdiği üzüntü sonucu, hayatının büyük bölümünü geçirdiği tren rayları onu genç sayılabilecek bir yaşta dünyadan kopardı. Bir gece evine dönmek için trene binmek isterken dengesini kaybedip raylara düştü ve 17 Ekim 1979'da  son nefesini verdi.

                                                                                                    (Ege Ekspres)





Altay'ın 1950 yılına ait bir kadrosu. Ayaktakiler (soldan sağa): Ferit, Edwin Klark, İlyas, Nejat, "İnce" Mehmet Erlertürk.
Oturanlar: "Ligali" Şükrü, Adil Tügel, Cemil Sunlu, "Kova" Osman, Sabahattin Haskan, "Sarhoş" Selahattin Terzioğlu.
        





1940'lar ve 50'lilerde birçok Ege takımı çeşitli Yunan adalarına dostluk maçları yapmaya giderken iyi futbolculardan bir ikisini takviye olarak kadrosuna katardı. Fotoğraf 1954 yılında Rodos adasına giden ve Rodos karmasını 2-1 yenen
Aydın Esnafspor takımını gösteriyor. Bu maçta forma giyen Sabahattin Haskan sağ baştan ikinci sırada. 





27 Kasım 1958, İzmir Karması oyuncuları
Ertan, Akın Barhan ve Sabahattin Haskan
bir antrenmandan önce bir arada.



1966'da antrenörlüğünü yaptığı Manisa Mensucatspor takımı.










                                         


1   Türkiye Spor, 10 Mart 1955
2   Yaman Gürkaynak, Yeni Asır, 8 Ekim 1958
3   Türkiye Spor, 10 Mart 1955
4   Yeni Asır, 22.12.1972
5   Yeni Asır 8 Ekim 1958
6   www.kafsinkaf.org 


Yardımlarından ötürü merhum Sabahattin Haskan'ın torunu Murat Çabaser'e teşekkür ederim.