21 Mayıs 2014 Çarşamba

Necmi Mutlu - Beşiktaş'la Dolu Geçen Bir Ömür

İstanbul’un tarihi semtlerinden Kadırga 1940’lı ve 50’li yıllarda Türk futboluna birçok futbolcu kazandırdı. Bu semtte bulunan Cinci sahasında yetişen futbolcuların bir kısmı milli takıma kadar yükseldi. Beşiktaşlı Çengel Hüseyin ve Eşref, Vefalı Garbis, Galatasaraylı Büyük Mehmet gibi isimlerin yanında futbol tarihimizin en büyük kalecilerinden biri olan Necmi Mutlu da bu tarihi semtte doğup büyümüş ve futbol oynamaya başlamıştı. Önceleri santrfor olarak oynayan fakat talihsiz bir olay sonucu kaleci olarak devam etmek zorunda kalan Necmi Mutlu o günleri şöyle anlatıyor:

“1935 senesinde Kadırga’da doğdum. Benim doğup büyüdüğüm bina şu anda Kadırga kulübünün lokalidir. Ben futbola santrfor olarak başladım. Çok iyi santrfordum. Sonra ayağım kırılınca kaleye geçtim. Kalecilik hiç aklımda yoktu, istemeyerek oynadım. Santrfor olarak devam etseydim belki Metin Oktay’ı geçerdim. Hiç tutamazlardı beni.”

Santrfor Necmi Mutlu (solda) Kadırga'da arkadaşlarıyla.
Fotospor dergisinin 12. sayısında kendisiyle yapılan röportajda bu olayı şöyle anlatmış:  “Osmaniye amatör takımına karşı Kadırga’da santrfor oynuyordum. Sahaya alışık olmadığımız için üst üste yediğimiz gollerle 4-0 mağlup durumda idik… On beş dakikalık dinlenme belki de bizleri kendimize getirecekti… Üstümüzdeki forma yağmurdan kurşun gibi olmuştu. Formayı değiştirirken… antrenörümüz Nevruz kulağıma eğilerek: ‘Necmi bu devre kaleye sen geçeceksin’ diye fısıldadı. Bu fısıldama, hayatımda yeni bir yolun başlangıcı oldu. Artık kaleci olmuştum.”

Futbol tarihimizin ünlü yıldızlarından bir kısmı Kadırga formasıyla.
Ayaktakiler: İstanbulsporlu Cafer, Beykozlu Levon, Vefalı Zeki,
Beşiktaşlı Arap Özcan, Necmi Mutlu. Oturanlar: Beşiktaşlı
Altıparmak Sami, Beşiktaşlı Eşref, Vefalı Nevruz,
İzmirsporlu Şaban.
Fotospor’daki bu röportajı hatırlattığımız zaman Necmi Mutlu da bunu, “Evet doğru,” diye onaylıyor. “Hipodromun yakınında güzel bir saha vardı, orada oynuyorduk. Nevruz (Güven) Abi Vefa’da oynuyordu o zaman. Kadırga kulübünün kurucularındandı, futbola çok emeği geçmişti. Sonradan saha komiserliği yapmıştı, devamlı futbolun içindeydi. O maçtan önce zaten ayağım kırılmıştı. O maçta kaleye geçtim, ondan sonra devamlı kaleci olarak oynadım.”

Yirmi yaşına kadar Kadırga’da oynayan genç kaleci 1955’te İstanbul Profesyonel Liginin istikrarlı takımlarından Beykoz’a transfer oldu. Bu transferin öyküsünü şöyle anlatıyor: “O zamanlar futbolcular üç ay tatil yapıyordu. O arada yazlık maçlar başlıyordu. Ben o maçlarda oynarken baktılar iyi oynuyorum aldılar beni. Çubuklu’da bir maç yapmıştık. Beykozlu idarecilere ‘Kadırga’da iyi bir kaleci var,’ demişler. Beşiktaş’ta haf olarak oynayan Nusret Abi Beykozluydu. O bizim yazlık takımda oynuyordu.  Eşref’in çok iyi arkadaşıydı. O da tembih etmiş. Sadettin Arseven, Bahadır Olcayto gibi Beykozlu idareciler gelip seyrettiler. Beni çağırdılar, gittim. Gittim ama yüzüme bakmıyorlar. Bahadır Abi bana 100 lira verdi, ‘Git muayene ol, lisansını yaptır,’ dedi.”

Beykoz kalecisi Necmi bir Beşiktaş maçında sert bir şutu uçarak kurtarmış.
Beykoz’u o tarihte 30’lu ve 40’lı yıllarda “Voleci Şeref” lakabıyla ünlenmiş Beşiktaşlı futbolcu Şeref Görkey çalıştırıyordu. Genç Necmi yeni kulübünde ilk zamanlarda sıkıntı çekse de kısa sürede geçtiği Beykoz kalesini bir daha bırakmadı: “İşlemleri tamamladım, antrenmana geldim. Beykoz’un kalecileri Naylon Halil ve Sinan’dı. Sinan Beykoz’un çocuğu, öyle olunca Şeref Abi beni santrfor oynatıyordu. Fakat şut antrenmanı olunca kaleye geçiyordum. Bir Fener maçı oynadılar berabere bitti, sonra Beyoğluspor maçında yenildiler. O zaman Beykoz halkı benim için, ‘bu oynayacak’ dedi. Sonraki Beşiktaş maçında ben oynadım, Beykoz tarihinde ilk kez Beşiktaş’ı yendi. Beykoz’da ilk zamanlar yüzüme bakan yoktu. Evden idmanlara gitmek için Eminönü’nden Üsküdar’a geçer, oradan dolmuşa binerdim. Şeref Görkey Rumeli Caddesinde oturuyordu. Ne zaman iyi oynamaya başladım, beni taksiyle götürüp getirmeye başladı. O zaman İstanbul Erkek Lisesinde okuyordum ben. Çok zor bir mektep, antrenmanlar ve maçlar olunca on tane zayıf geldi. Onun üzerine yıllık 1.500 lira verip Sıraselviler’deki Yeni Koleje yazdırdılar beni. Şeref Görkey oradan beni taksiyle alıyordu. Birlikte Beykoz’a gidiyorduk, sonra birlikte dönüyorduk. Bazen de ben Yeniköy’e gider, oradan vapurla Beykoz’a geçerdim. O zaman Boğaz vapuru fabrikaya da uğrardı. Oradan vapurla Yeniköy’e geçip eve dönerdim.”

Bir Beykoz-Fenerbahçe maçı. Necmi Mutlu Fenerbahçeli Yüksel'in önünde topu kurtarıyor. Sağ tarafta
Fenerbahçeli Puşkaş Ergun ve Beykozlu Helvacı Hasan onu izliyorlar.
“Beykoz kulübünü Sümerbank kundura fabrikası ayakta tutuyordu. Fabrikanın Cevat Talay adlı bir müdürü vardı. Cevat Bey DP’liydi. Kulüpte başkan değildi ama fiilen o idare ediyordu. Ben kulüpten 150 lira aylık alıyordum. Fabrika da 250 lira veriyordu. Fabrikada DP üst düzey yöneticilerinin ayak kalıpları vardı, bunlara özel kundura yapılıyordu. Müdür bey bana da özel bir çanta yaptırmıştı, beni çok severdi.” Necmi Mutlu Beykoz’da üç sezon oynadıktan sonra küçük yaşlardan beri gönlünde olan Beşiktaş’a transfer oldu. Bu transferde fabrikanın müdürü Cevat Bey de etkin rol oynamıştı: “Beşiktaş’a gitmemi de müdür bey istemişti. ‘Sen artık Beykoz’u aştın,’ dedi. Hatta odasında uzun bir konuşma yaptı. Ben 5 vapuruyla dönerdim. Onunla konuşurken pencereden baktım, 5 vapuru gitti. Görüşmemiz bittikten sonra telefonla görevlileri çağırdı, ‘Motoru hazırlayın,’ dedi. Müdür beyin kullandığı motorla Yeniköy’e geçtim.”

Beşiktaş’a geçişi ilk zamanlarda aile içinde küçük bir gerginliğe yol açsa da olay kısa sürede tatlıya bağlanmış: “Ağabeyimin Karagümrüklü canciğer arkadaşları vardı. Ağabeyim vasıtasıyla bana haber göndermişler. Ben, ‘Beşiktaş’a gideceğim,’ dedim. Beni Karagümrük dışında Fenerbahçe ve Galatasaray da istemişti. Ama biz ailece Beşiktaşlıydık. Ağabeyim babama Beşiktaş’a gitmek istediğimi söylemiş. Babam rahmetli futbol düşkünüydü ama bir gün eve geldim, ‘Ne oldu senin transfer işleri?’ dedi. Ben Beşiktaş’a gitmek istediğimi söyleyince, ‘Ya Karagümrük’e gidersin ya da bu evden gidersin,’ dedi bana. Kapının arkasında asılı pardösüyü aldım, ‘Hadi eyvallah,’ deyip çıktım evden. Evin karşısında kahve vardı. Kahve sahibiyle canciğer arkadaşız, zaten hepsi çocukluktan arkadaşımdı. ‘Evden kovulduk,’ deyince, ‘Gel yukarıda oda boş,’ dedi. O gece orada yattım. Ertesi gün Rainbow otelinde kampa girdik. Ben moralim bozuk bir halde otele gelmiştim. Cevat Bey beni o halde görünce sordu. Ben durumu anlatınca bana çıkarıp bir mor binlik verdi, ‘Git Hilton Otelinde kal,’ dedi.  Kamp bitince mahalleye döndüm. Baktım babam kahvede bekliyor. ‘Gel eve, nereye istersen git. Madem senin gönlünde Beşiktaş var, oraya git,’ dedi.”


Böylece Necmi Mutlu çocukluğundan beri rüyalarına giren Beşiktaş’ta oynama olanağına kavuşmuştu. Fakat o yıllarda profesyonelliğe geçen futbolcuların sık sık yaşadığı tatsız bir olayla karşılaşmış ve yaklaşık altı ay boyunca top oynamaktan mahrum kalmıştı. Transfer ihtilaf komitesinin iddiasına göre amatörlükten profesyonelliğe geçerken fazla para almıştı. Necmi Mutlu bu durumu, “Beykoz’da oynarken doğru dürüst bir transfer parası almamıştım. Giderken bana bir çek verdiler. O yüzden başım belaya girdi,” diye özetliyor. 


Son kez 1958-59’da düzenlenen İstanbul Profesyonel Liginde aldığı ceza yüzünden sadece bir maç oynayan Necmi Mutlu, aynı yıl başlayan Milli Ligde kaleyi Varol’la paylaşmıştı: “Ben Beşiktaş’a geldiğimde kaleciler Varol ve Tamer Kaptan’dı. Beni Karagümrük de çok istiyordu, Beşiktaş’ın iki misli para teklif etmişti. Evin kapısına kadar parayla geldiler. Ben Beşiktaş’a geldiğimde 25.000 lira almıştım¸onlar 50.000 teklif ettiler. Kadri Aytaç 60.000 lira almıştı, ben de onu alırdım aslında. Sonra Tamer Kaptan Karagümrük’e gitti. O zaman oyuncu değiştirme yoktu. Yönetim beni oynatmayı çok istiyordu. Fakat ben ceza alınca Varol oynamaya devam etti. Takım o sırada bayağı kötü gidiyordu. Ben ancak son maçta oynayabildim. Sonra milli lig başladı ve artık devamlı oynamaya başladım. O sıralarda liseyi bitirip Yüksek Ticaret Mektebine girmiştim ama bitiremedim. Bir yandan lig maçları, bir yandan milli takım derken okumaya fırsat kalmadı.”

1960'ta Hayat dergisinde çıkan röportajdan.
Beşiktaş’taki ikinci sezonunda (1959-60) kaleyi kimseye bırakmadı ve bütün lig maçlarında oynadı. Takım olarak iyi bir sezon geçiren Beşiktaş lig şampiyonluğunu büyük bir puan farkıyla kazandı. O sezon İzmirspor ve Ankara’da oynanan son maçta Fenerbahçe dışında maç kaybedilmedi. Bu başarıda üst üste dokuz maç gol yemeyen Necmi Mutlu’nun büyük payı vardı: “Özellikle 59-60 sezonunda çok iyi oynadım. İyi bir takım kurulmuştu. Her maçı kazanıyorduk. Öyle olunca iyi prim kazanıyorduk tabii. Bir gün Akaretler’deki kulüp binasına prim almaya gitmiştik. Parayı aldıktan sonra imzayı atıp aşağı indim. Orada Varol’la karşılaştım. ‘Bana yarım prim yazmışlar,’ dedi. Gerçekten baktım bana 1.000 lira, ona 500 lira yazmışlar. Hemen gidip aldığım parayı çıkarıp koydum, ‘Kaleciler tam prim alacak,’ dedim. İdareciler itiraz etmeye kalkınca, ‘Öyleyse ben de parayı almıyorum,’ dedim. Onun üzerine Varol’a da tam prim verdiler. Varol da bunu her zaman söyler. O sezon Fener ve Galatasaray da iyiydi ama hepsini yendik ve epey puan farkıyla şampiyon olduk. O sezon hocamız Macar Kutik’ti. Bizden önce Roma’yı çalıştırmış. Fizik kondisyon çalışmalarını da Abbas Sakarya yaptırırdı. Macaristan’da kürsü sahibi bir sporcuydu. Kutik de çok iyi taktisyendi. İkisi bir araya gelince iyi bir ekip olmuştuk. Bir gün bir şey olmuştu, ben antrenmana gitmedim. Kutik Kadırga’ya kadar gelmişti. Toprağı bol olsun, beni çok severdi.”

Necmi Mutlu takımın başında sahaya çıkıyor. Arkada Süreyya,
Yusuf, Suat Mamat ve diğerleri onu izliyor.
Bu ilk şampiyonluğun ardından Beşiktaş’ta iki şampiyonluk sevinci daha yaşadı Necmi Mutlu: “1965-66 ve 1966-67 sezonundaki şampiyonluklarda hocamız Spajiç’ti. Çok asabi bir insandı. Haftaym olduğu zaman soyunma odasında takunyalar havada uçuşurdu. Tabii kaçan kaçana! Balkan Kupasında İnönü Stadında bir Arnavutluk takımıyla maç yapıyorduk. Adamlar 1-0 galip ama nasıl sert oynuyorlar, anlatamam. Yugoslavlar ile Arnavutlar birbirine çok düşmandı. Haftaymda soyunma odasına girer girmez, ‘Tuu size!’ diye tükürmeye başladı. ‘Siz Türk değilsiniz, sizi hem dövüyorlar, hem yeniyorlar’ diye bağırdı. Biz ikinci yarı sahaya bir çıktık, Arnavutlar kaçacak delik arıyor! Rövanşa otobüsle gitmiştik, o zamanlar uçak nerede. Arnavutluk o zaman çok kapalıydı. Yugoslavya üzerinden sınıra geldik. Spajiç, ‘Ben iniyorum, onlar beni öldürür, size bol şanslar,’ deyip indi otobüsten.  Asabiydi ama iyi antrenördü. Kalsaydı Beşiktaş’a çok faydası olurdu ama Baba Hakkı’yla takışmıştı. Rahmetli Baba Hakkı maçtan önce soyunma odasına gelir, ‘Şöyle oynayın,’ filan diye konuşurdu. Hoca da bundan hoşlanmıyordu tabii. Çarşı da çok seviyordu Spajiç’i. Kafa Sabahattin’le filan arası iyiydi.” 

Kilyos'taki bir milli takım kampında Özcan Arkoç ile.
Beşiktaş’a ilk geldiği günlerde başından geçen enteresan bir olay yurtdışından transfer teklifi almasıydı: “1960’ta dünya kupası eleme maçları için Almanya’da bir köyde kamp yapıyorduk. Turgay bizim takımda oynuyor, ben de o köyün takımında oynuyordum, devrede değişecektik. Herberger de bizim maçı seyrediyormuş. ‘Bu köy takımının kalecisi kim?’ diye sormuş. Yanındakiler benim kim olduğumu söyleyince, ‘Çok iyi kaleci,’ demiş. Orada bana üç tane teklif gelmişti. En yüksek teklif 60.000 Mark tutarındaydı. 1960 senesinde 1 Mark ile 1 Lira eşitti. Ben o parayı burada alıyordum zaten. O zaman hiçbir yerde piyasa da yoktu. Hollanda’dan da teklif gelmişti ama niye gideyim yabancı memlekete dedim. Tabii ortam da bugünkü gibi değildi, maddi bakımdan arada çok fark yoktu; oysa şimdiki ortam çok farklı.”

"Şimdikiler dua etsin halı gibi
sahalarda oynadıklarına."
“O zaman kulüplerin şartları çok kötüydü. Kimsede para yok. Bir maç için İzmir’e gitmiştik. Oradan Ankara’ya geçecektik. Otobüsle yola çıktık. O zamanın yol ve araç şartları da kötü tabii. Biz Bursa’da indik otobüsten, gitmiyoruz diye isyan çıkardık. Baba Hakkı kafile başkanıydı. Sonunda birkaç araba tutuldu da yola devam ettik. Şeref Stadında buz gibi yerde soyunurduk. İdmanda bütün üstümüz çamur içinde kalırdı. Duşlar akmaz, o halde elbiseleri alır hamama giderdik. Allah korudu bizi. İnönü Stadında konkurhipik yarışları yapılmıştı. Ondan sonra biz maça çıkıyorduk. Bir gün Şeref Stadına geldim. Dışarıda bombalar patlıyor. Meğer İngilizler tarihi bir filmin harp sahnelerini çekiyormuş. Kapıyı götüreceklerdi, zor aldılar ellerinden. Beşiktaş maddi açıdan yetmişli yıllarda büyük sıkıntı çekiyordu. Şimdiki durumuyla mukayese bile yapılmaz. Para toplamak için piyango düzenlenmişti. Bakırköy’de dükkânım vardı, Baba Hakkı oraya gelmişti. Ondan yüz tane bilet almıştım. Şimdi iki yüz kişinin çalıştığı plaza var. Kulüp bu kadar insana maaş veriyor.”

1961'de İstanbul İnönü Stadında oynanan Türkiye - Sovyetler Birliği maçı.
Necmi Mutlu'nun yanında dünya futbol tarihinin en büyük kalecilerinden
Lev Yaşin var. Arkasındaysa Suat Mamat, Sabahattin Kuruoğlu ve Can Bartu
görülüyor. İnönü Stadının yeni açık tabir edilen tribünü henüz
yapılmadığından önemli maçlarda kurulan portatif tribün var.
Necmi Mutlu Beşiktaş formasıyla son kez 1969-70 sezonunda sahaya çıktı. Fakat sezon başında geçirdiği bir sakatlık yüzünden futbolu bırakmak zorunda kaldı: “On iki sezon Beşiktaş’ta oynadım. Menisküs oldum. O zaman menisküs sakatlığı çok zordu. Zaten oynamaktan da bıkmıştım artık. Sahalar kötü, malzeme yok. Şimdiki imkânlar olsaydı beş-altı sene daha oynardım. Otuz beş yaşında bıraktım. Aslında fizik durumum iyiydi ama bıkmıştım artık. Maddi durum da şimdiki gibi değildi. Paranı doğru dürüst alamıyordun. Büyük takımların bile durumu kötüydü, gelirleri yoktu. Futbolu bıraktıktan sonra 1971-73 arasında Beşiktaş’ta Gündüz Kılıç ve Abdullah Gegiç’le çalıştım. O zaman 3. Ligde oynayan Rizespor’dan teklif geldi. Tuncay Mataracı o zaman kulüpte idareciydi. Oraya gittim, dört gün beni krallar gibi ağırladılar. Çok iyi bir kadro vardı. Kim gelse o takımı şampiyon yapardı. Kalmam için çok ısrar ettiler. O takımı yıllarca çalıştırabilirdim. Sonra Kocaelispor da istedi beni. Metin Tekin’in babası idareciydi. Hatta teklifi bana Necati Karakaya iletti. Orduspor da teklifte bulundu. Onları da kabul etmedim.”


Beşiktaş’ta yardımcı antrenörlük yaptığı dönemde özellikle Gündüz Kılıç’la çok iyi bir ilişki kurmuştu: “1971 senesinde bize Gündüz Abi geldi. Öyle bir insan görmedim, Allah mekânını cennet yapsın. Ağabeyim gibi görürdüm onu. İnsan olarak çok iyiydi. Eli açıktı, fakir dostuydu. Onun dışında muazzam bir psikologdu. Futbolcu onun için oynamaya can atıyordu. Her antrenmanda değişik şeyler gösterirdi. O gelince Şeref Stadında duşları, kaloriferleri yaptırdı. Mehmet Üstünkaya da çok para harcadı. Fakat toprak sahada çalışmaktan Gündüz Hoca da bıktı. Gegiç de çok bilgili bir insandı ama şanssızlığı Beşiktaş’ın o seneki kadrosu çok kötüydü. Bir de Gündüz Kılıç gibi çok sevilen bir insandan sonra gelmesi bir başka şanssızlığıydı. Futbolcular ona ısınamadı. Ben olmasaydım çok sorun yaşanırdı.” 


Bu ilk antrenörlük tecrübesinden sonra yaklaşık on sene boyunca ticaretle uğraşan Necmi Mutlu, 1980’lerin ikinci yarısında Gordon Milne’in gelmesiyle birlikte bir kez daha Beşiktaş’ta mesaiye başladı: “Bizim zamanımızda kaleci antrenörü yoktu. Beşiktaş’a ilk geldiğimde Çengel Hüseyin vardı. Sonra Remondini, Sandro Puppo geldi. Bunlar kalecilere şut idmanı yaptırırdı. Sonra Spajiç geldi, Recep Abi onun yardımcısı oldu. Hollanda’da Ajax maçına çıkmıştık. O maçta Ajax’a karşı tek başıma oynadım diyebilirim. 2-0 yenildik. Cruyff o zaman takımdaydı. Üç sene üst üste Avrupa şampiyonu oldular. Meşhur Yugoslav kaleci Beara orada kaleci antrenörüydü. 59-60 senesinde onunla Şeref Stadında yapılan Kızılyıldız maçında karşılıklı oynamıştık.  O zaman Kızılyıldız’ın kadrosunda Stankoviç, Spajiç gibi oyuncular da vardı. Ajax maçından sonra o günleri konuştuk. Gordon Milne zamanında ilk kaleci antrenörü ben oldum. Süleyman Seba başkan olunca beni kulübe çağırdı. Bir süre Serpil Hamdi Tüzün ile birlikte çalıştım. Sonra beni profesyonel takıma aldılar. Gordon geldiğinde ben altyapıda Serpil Hoca ile birlikteydim. O gelmeden önce takımı Bahattin Baydar ile birlikte kampa götürdük. Yirmi gün boyunca ben Zalad ve Metin’i çalıştırdım. Tabii Gordon bizi izliyormuş. İstanbul’a döndüğümüz zaman, ‘Ben bırakıyorum,’ deyince Gordon şaşırdı. ‘Rica ediyorum siz devam edin, ben kalecileri ayrıca çalıştıramam,’ dedi. O şekilde A takımına girdim. Altı buçuk sene Gordon’la çalıştık, sonra Daum gelince onunla da devam ettik.  Sonra Rasim gelince ayrıldım. Öyle bir macera geldi geçti işte.”


Yaklaşık altmış yıl önce Beşiktaş’ın kapısından içeri adım atan Necmi Mutlu o tarihten beri kulübüne hizmet vermeye devam ediyor: “Kaleci antrenörlüğünü bırakınca Süleyman Abi, ‘Altyapıya ağabeylik yap,’ dedi. Halen zaman zaman altyapıyla ilgileniyorum. Geçen sene epey yaş grubu maçlarına gittim. Ankara, İzmir, Kayseri, Samsun gibi birçok yerde maç izledim. Bu sene de iki hafta önce Çanakkale’de maçlar vardı, onları izlemeye gittim. Şimdi altyapıda bile kaç tane kaleci hocası var. Biz altyapıdan o şekilde çalışarak gelseydik çok daha farklı olurduk. Geçenlerde Gordon gelmişti. Beraber Ümraniye tesislerine gittik. Orayı görünce, ‘biz Fulya’da ne zor şartlar altında çalışmışız,’ dedi.”

Son olarak kendi kuşağının kalecilerini, yeni kaleci yetişmemesini sorduğumuzda şunları söylüyor: “Benim kuşağımın kalecileri şimdi olsa bugünkü kaleciler oynayamaz. Özcan, Şükrü, Turgay, Bülent, Varol, Adalet’te oynayan Selahattin, İzmirsporlu Seyfi çok iyi kalecilerdi. Turgay şimdi olsa yabancı kalecileri oynatır mıydı?”











Hiç yorum yok:

Yorum Gönder