3 Mayıs 2014 Cumartesi

Burhan Sargın - Canavar Burhan

Hacettepe’de oynarken rakip defansları hallaç pamuğu gibi atıyor, golleri peş peşe sıralıyordu. Hal böyle olunca İstanbul’un yolunu tutması fazla uzun sürmedi. Fenerbahçe’ye geldiği sırada etrafa dehşet saçan bir “Ankara Canavarı” türemişti. Bundan esinlenen Fenerbahçeli taraftarlar savunmaları silindir gibi ezen bu Ankaralı oyuncuya lakap bulmakta zorlanmadı. Böylece saha dışında son derece nazik ve centilmen bir insan olan Burhan Sargın, futbol sahalarında “Canavar Burhan” adıyla tanındı. Kendisiyle Ankara yıllarını, Fenerbahçe’ye gelişini, milli takımdaki başarılarını ve futbol sonrası yıllarını konuştuk. Ankara’daki çocukluk ve gençlik yıllarını bize şöyle anlattı:


“1929’da Ankara Hacettepe’de doğdum. Üç erkek kardeştik. En ufakları bendim. Futbol oynamaya mahallede bez toplarla başladık. Babam Hacettepe’nin muhtarıydı. Babamın okuma yazması yoktu, karne dağıtma işlerini biz yapardık. O zaman harp yılları, her şey karneyle dağıtılıyordu.  O karneleri biz yazardık – ekmek karnesi, kaput bezi filan diye. Babamın ayrıca Hisar’a çıkarken Saraçlar çarşısında av malzemesi satılan dükkânı vardı. Av malzemesi bayisiydik. Kapsül, tabanca, fişek filan satardık. Onun dışında sekiz-on tane dükkânımız vardı. Babam dindar bir insandı, çarşıya cami yaptırmıştı. Berber Hamdi Bey diye bir kiracımız vardı. Adam vefat etmişti. Karısı kira bedeli olan sekiz lirayı getirirdi. Babam önce parayı alırdı ama sonra, ‘Al kızım, çocuklarına bir şey alırsın,’ diye geri verirdi. Top oynamama kızardı babam. Vehbi Koç bazen dükkânımıza gelirdi, sohbet ederdik. Anne tarafından Vehbi Bey ile hısımız. Dedem Beypazarı müftüsüymüş. Ben ortaokuldayken babam vefat etti.”

“Hisar’da dükkâna yakın Ulus ilkokulunda okudum. Birinci ortaokulu bitirince Yenişehir’de Atatürk Lisesine gittim. Orada bir sene okuduktan sonra Maarif Kolejine geçtim. Oradan mezun oldum. Ben kendime çok iyi bakardım. Bendeki enerji kimsede yoktu. Atatürk Lisesinden gittiğim Maarif Kolejini Ankara şampiyonu yaptım. Maçlarda on üç gol atmıştık, on ikisini ben attım. Finalde Polis Okuluyla oynadık. Onları 1-0 yendik. Golü elimle atmıştım. Hakem Faik Gökay’dı. Pozisyonu görmedi ve golü verdi. O golü verince kimse itiraz etmedi. Fakat jimnastik hocamız İbrahim Bey maçtan sonra, ‘Hakem sana elle mi attın diye sorsaydı ne diyecektin?’ dedi. ‘Evet, elle attım diyecektim,’ cevabını verdim. Beni öpüp tebrik etti.”

Burhan Sargın doğup büyüdüğü semtin takımı olan Hacettepe’de forma bulmakta gecikmedi. Kendisi oynarken ağabeyi Celal Sargın da kulübün idareciliğini yapıyordu. Genç Burhan 1946-47 sezonundan itibaren bir yandan Hacettepe’nin diğer yandan okul takımının maçlarında yer alıyordu. “Ben ilk kez Ankara stadında sahaya çıktığımda biz o zaman yanlış hatırlamıyorsam Ankara ikinci kümesindeydik. O maçı 7-0 kazandık, ben beş gol attım. İkinci maçı Matbaa Teknisyenler diye bir takımla yaptık. 9-0 yendik, yedi tane gol attım. Herkes birbirine bu kim diye soruyormuş. Ben o zaman Maarif Kolejinde talebeyim, Hacettepe’de zaman zaman oynuyorum. Başbakan Şükrü Saraçoğlu hemen her maça gelirdi. Bir gün tribünden aşağı inip bizi tebrik etmeye geldi. Bana, ‘Seni Fenerbahçe’ye göndereceğim,’ dedi. ‘Ben gitmem Fener’e, Beşiktaşlıyım,’ dedim. Beşiktaş Ankara’ya maç yapmaya geldiği zaman Ulus’taki Belvü Palas’ta kalırdı. Onları ziyarete giderdik. Recep, Eşref, Ali İhsan hepsi arkadaşımdı. Harbiye’yi ilk yarısını 3-0 mağlup bitirip 6-3 yendikleri maçta tribündeydim ben.”

Başbakan Şükrü Saraçoğlu Hacettepe'nin maçında
sahaya inmiş oyuncuları tebrik ediyor. 
Başbakan Saraçoğlu’nun teklifini reddedecek kadar Beşiktaş hayranı olan Burhan Sargın hiç ummadığı bir anda kendini bu takımın forması içinde buluvermişti: “Olgunluk imtihanlarından takıntım vardı. Bir sene bekleyecektim. Ağabeyimle dükkânlarımız için İstanbul’a mal almaya gidiyorduk. Hakem Cezmi Başar Ankara garında bizi yataklı vagona binerken görmüş. Hemen İstanbul’a telefon etmiş. Biz Haydarpaşa’da trenden indik, bir baktık karşımızda Arap Sadri (Usuoğlu) dahil Beşiktaşlı idareciler. ‘Beyoğluspor’la bir hazırlık maçımız var, illa sen de oyna’ diye ısrar ettiler. O sırada sıtma olmuştum, gözümün içi sapsarıydı. ‘Hastayım, oynayacak halde değilim,’ dememe rağmen sonuçta beni kandırdılar. O maçta iki gol attım.” Burhan Sargın Beşiktaş’la idmanlara çıkmasına rağmen İstanbul’a bir türlü alışamamış ve Ankara’ya geri dönmüştü. Fakat 1951’de bu kez kendini Fenerbahçe’de bulacaktı.  

“Sonra hasbelkader buraya geldim. Niye geldim? Demokrat Parti meclis grubu başkanvekili Osman Kavrakoğlu aynı zamanda Fenerbahçe başkanı, benim ağabeyim Celal Sargın da Hacettepe kulübü başkanıydı. Birlikte şeref tribününde otururken tanışmışlar. Fenerbahçe 1950’de oyunculara sezon açılışı için çağrı yapmış. Bunlar Ahmet Abi’nin (Ahmet Erol) iskeledeki kahvesinde oturuyorlar. ‘Biz antrenmana çıkmıyoruz,’ diyorlar. Osman Kavrakoğlu, kulüple alakanız kesilmiştir diye hepsine mektup gönderiyor. Böylece Fenerbahçe birçok futbolcusuyla yollarını ayırıyor. Osman Kavrakoğlu ağabeyimden öncelikle beni istiyor. Daha sonra Basri’yi de Fenerbahçe’ye ağabeyim getirdi.”

Burhan Sargın sekiz kez A milli takım forması giydi. Fotoğraf 1953'te İstanbul'da oynanan Yugoslavya maçına ait.
Soldan: Fikret Kırcan, İsmet Yamanoğlu, Şükrü Ersoy, Garbis İstanbulluoğlu, Mustafa Ertan, Rober Eryol,
Basri Dirimlili, Rıdvan Bolatlı, Burhan Sargın, Mehmet Ali Has, Ali İhsan Karayiğit.
İşte “Küçük Şeytanlar” adı verilen kadronun temeli böyle atılmıştı. Fenerbahçe tarihinin çok önemli bir sayfasını oluşturan kadro tasfiye edilmiş, yerine tecrübesiz gençlerden oluşan bir takım kurulmuştu. Hacettepeli Burhan’la birlikte Ankara’dan dört genç oyuncu daha takıma katılmıştı. Burhan Sargın ilk günlerde yaşadıkları zorlukları şöyle anlatıyor: “Önce giden takımı sana sayayım. Cihat Arman, Ahmet Erol, Murat, Selahattin Torkal, Samim, Küçük Halil, Erol, Suphi, Lefter, Halit. Fikret Abi hariç hepsi gitti, biz geldik. Kim? Orhan, Abdullah, Akgün, kaleci Selahattin, ben. Herkes bizi küçümsedi. İlk sene üçüncü olduk. Kadıköy çarşısında dolaşırken buradan kaçalım diye bizim yüzümüze tükürdüler. İlk geldiğimiz zaman Fenerbahçe Stadının tribünleri altındaki yatakhanede kalıyorduk. Biraz paralı olan bir tek ben vardım. Daha sonra iskelede, Kadıköy Belediyesinin arkasında bir binada ev tuttuk. Beşimiz de o evde kalıyorduk. Yatağımız yoktu, yer yatağında yattık. Bize çarşıda bir lokanta gösterdiler. Orada yemek yerdik.”

İlk sezonunda Fenerbahçe'nin Beşiktaş'ı 3-1 yendiği maçta
     iki golünden birini atarken.          (Milliyet)
1951-52 sezonunu sıkıntılar içinde geçiren “Küçük Şeytanlar” ertesi sezon Macar antrenör Szekelly yönetiminde kimsenin beklemediği şekilde İstanbul Profesyonel Ligi şampiyonu olur. Üstelik bu başarıya on sekiz maçta hiç yenilmeden, on dört galibiyet ve dört beraberlikle ulaşır.  Antrenörümüz Szekelly mühim adamdı, sabah gelir bize masaj yapardı. Her maç beşimizi birden oynatırdı. Niye oynatırdı? Aramızda dargınlık olmasın diye. Psikolojik usulleri çok iyi bilirdi. Maça çıkarken yanıma gelirdi, ‘Kimi oynatayım yanında, kimi istersin?’ diye sorardı. ‘Hepsi benim arkadaşım, hangisini istersen oynat,’ derdim.” 

Fenerbahçe'nin şampiyon olan 1952-53 kadrosu. Üst sıra (soldan): Muammer, Fahir, Niko, Feridun, Orhan.
Orta sıra: Mehmet Ali, Melih, Fikret, Kamil, Haluk. Alt sıra: Fehmi, Abdullah, Nedim, Szekelly, Burhan,
Niyazi, Akgün. Kaleciler: Selahattin, Süleyman.
Şampiyon olduğumuz sene Galatasaray ile son maçı oynadık. Antrenör Szekelly on yedi maç boyunca sol açık olarak Abdullah’ı oynatmıştı. Son maçta bize o sezon Kasımpaşa’dan gelen Niyazi’yi (Tamakan) oynattı. 1-0 kazandık, golü de Niyazi attı. Şampiyonluk ödülü olarak bize birer tane radyo verdiler. Otuz lira mı kırk lira mı ne, değeri o kadar. Başka bir ödül yok. Zaten biz o zaman futboldan para kazanmıyorduk. İnsanların sevgisi bizim için en büyük ödüldü. Ankara’ya yataklı vagonla giderdik. Tren Eskişehir garına gece iki buçuk civarında girerdi. Orada çocuğunu kucağına almış insanlar bizi görmeye gelirlerdi. Cama vururlar, bizi uyandırırlardı. Biz camı açtığımız zaman çocuklarına bizi gösterirlerdi.”

1952-53 şampiyonu Fenerbahçe'nin Galatasaray maçındaki kadrosu ödül olarak verilen radyolarla.
Ayaktakiler: Selahattin, M. Ali Has, Niko, Nedim, Feridun, Müjdat, Fikret Kırcan,
Kamil, Szekelly. Oturanlar: Niyazi , Akgün, Burhan.
Burhan Sargın 1954 yılında, Türk milli takımının o güne dek kazandığı en büyük başarının pay sahiplerinden biri olmuştu. Dünya Kupası finallerine katılmak için İspanya ile eşleşen milli takım Madrid’de yapılan ilk maçta 4-1 yenildikten sonra rövanş için 16 Mart 1954’te İstanbul’da sahaya çıkmıştı. Bu maçı Burhan’ın sol voleyle attığı gol sayesinde 1-0 kazandık. Yıllar sonra o golü şöyle hatırlıyor Burhan Sargın: “Suat topu kafayla güzel bir şekilde indirmişti. On sekizin dışından topa bir vurdum, ne ben gördüm ne kaleci gördü. Kimse görmedi topun kaleye nasıl girdiğini.” Üstat Halit Kıvanç da anılarında bu golü şöyle anlatıyor: “Maçın henüz 16. dakikası oynanırken… Bir stat dolusu insanı havaya fırlatan bir bomba patladı sanki Dolmabahçe’de… ‘Gooool!’ sesleri her yanı çınlatıyordu. Burhan öyle müthiş vurmuştu ki topa… Kaleci Carmelo’nun uçuşu sadece kale arkasındaki foto muhabirlerine verilen bir pozdan ibaret kalmıştı.” (Halit Kıvanç, “Futbol Bir Aşk” s. 29) O zamanki statüye göre iki takım da birer maç kazandığı takdirde gol üstünlüğüne bakılmıyor, tarafsız sahada üçüncü maç oynanıyordu. 17 Mart 1954’te Roma Olimpiyat Stadında yapılan maçta İspanya ile 2-2 berabere kalırken Burhan Sargın takımımızın ilk golünü atmış, Suat Mamat’ın attığı ikinci golün de pasını vermişti. Henüz penaltı atışı uygulaması olmadığından çekilen kurayı Türkiye kazandı.

Roma'daki üçüncü maçın kadrosu. Ayaktakiler: Turgay, Coşkun Taş, Çetin Zeybek, Suat, Rıdvan Bolatlı, Rober,
Şükrü, Basri. Oturanlar: Feridun, Lefter, Burhan, Mustafa Ertan.               (Foto Spor)
Böylece Türk milli takımı Burhan Sargın’ın çok büyük rolüyle 1954’te İsviçre’de yapılan Dünya Kupasına ilk kez katılma hakkını elde etti. Canavar Burhan, finallerde Güney Kore’yi 7-0 yendiğimiz maçta üç gol birden atma başarısını gösterdi. Toplam sekiz kez giydiği A milli formayla yedi gol atarak çok yüksek bir yüzdeye ulaştı. A milli takımda gösterdiği başarıyı ordu milli takımında da tekrarladı. O yıllarda her ülkenin ordu milli takımında üst düzey profesyonel futbolcuları yer alıyordu. Nitekim Türkiye, kadrosunda Kopa, Fontaine gibi ünlü yıldızların bulunduğu Fransa’yı yenerek 1955’te İtalya’da düzenlenen dünya şampiyonasına katılmaya hak kazanmıştı. Roma Olimpiyat Stadında yapılan final maçında Türkiye İtalya’yı 3-2 yenerek dünya şampiyonu oldu. Burhan Sargın 2-1 yenik götürdüğümüz bu maçın ikinci yarısında iki gol atıp sonucu belirledi. Böylece Roma Olimpiyat Stadında bir yıl arayla önce A milli takımımızın dünya kupasına gittiği maçta, ardından ordu milli takımımızın dünya şampiyonu olduğu maçta forma giydi.

Ordu milli takımıyla İtalya maçında.
Bu başarılara rağmen 1956 yılında Fenerbahçe’den koptu ve o yıllarda ünlü futbolcuları bünyesinde toplayan Adalet takımına transfer oldu. Bu ayrılığın sebebini şöyle açıklıyor: “İstanbul Ayazağa’daki süvari okulunda askerliğimi yaptığım sırada sakatlandım. Ayağım çabuk iyileşsin diye sabah Reşat Dermanver’e, öğleyin masör Yorgo Tagar’a gidiyordum. Muayene ücretimin ödenmesi için yönetime başvurmuştum. Çok önemli bir meblağ değildi, beş seans için toplam otuz küsur lira bir para. Fakat o güne kadar maaşım haricinde bir kuruş transfer parası almamıştım. Bir baktım idare heyetinden ‘ödenmemesi’ diye karar çıkmış. Hemen bir kâğıt kalem alıp istifamı yazarak çıktım. Bu karar ağırıma gitmişti, sonradan vazgeçmem için epey ısrar edildi ama dönmedim.”

"Roma fatihleri" yurda dönüşte coşkuyla ve hediyelerle karşılanmıştı.
Ayaktakiler: Şükrü, Feridun, Burhan, Lefter, Naci.
Oturanlar: Çetin, Basri, Rıdvan, Akgün.       (Yeni Asır)
“Yugoslavya’ya maça gittik, 5-1 yenildik. Antrenör Gündüz Abi’ydi. Ayağımda bir sakatlık vardı. Masaj yapılırken yanıma geldi, ‘Burhan’cığım senin gibi on oyuncum daha olsa, her rakibi yeneriz,’ dedi. Adalet kulübünde idmana çıkmıştım, baktım kaleci Turgay geldi. ‘Gündüz Abi kulüpte seninle görüşmek istiyor,’ dedi. ‘Mesele nedir?’ diye sordum. ‘Kasamızda 17.500 lira para var, 2.500 lira da bir idareci verecek, sana 20.000 lira vereceğiz,’ dedi. Bunun üzerine Turgay’a, ‘Fenerbahçe’den sana teklif gelse ne yaparsın, gider misin?’ diye sordum. O zaman takım değiştirmek ayıp sayılırdı. Turgay, ‘Düşünürüm,’ cevabını verdi. ‘Öyleyse sen Galatasaraylı Turgay olarak kal, ben de Fenerbahçeli Burhan olarak kalayım,’ dedim.”


Burhan Sargın Galatasaray’a gitmemiş ama şartların zorlaması sonucu Adalet’e gitmişti. Bu kulübü seçmesinde eşinin ailesinin de rolü vardı. “Kayınpederim Adalet Mensucat şirketinin muhasebe müdürüydü. Ayrıca Osman Boyner’in şirketinin, Raif Dinçkök’ün şirketinin muhasebesine bakardı. Babası Avni Paşa, Atatürk’le birlikte Samsun’a çıkan kadroda yer almış.” Burhan Sargın dört sezon Adalet’te  forma giydi. Birlikte oynadığı isimler arasında daha önce Fenerbahçe’den gelen Erol Keskin, Selahattin Torkal ve Mehmet Ali Has’ın yanı sıra Ali İhsan Karayiğit, kaleci Ömer Kandemir, Erol Topayan, Gökçen Dinçer, Cahit Candan, Fahri Güzey, Necmi Onarıcı gibi dönemin ünlü futbolcuları vardı.

Adalet takımı (soldan): Ayhan, Fahri, Ahmet Karlıklı, M. Ali Has, Güngör, Erdoğan, Burhan,
                                     K. Erol, Selahattin Torkal, Ömer, Erol Keskin.                                   (Hayat)                   
1960’ta tekrar Fenerbahçe’ye dönen Burhan Sargın o sezon sadece bir maçta yer aldı ve 31.12.1960’ta oynanan Kasımpaşa maçında son kez Fenerbahçe forması giydi. “Ben futbolu aslında Adalet’te bıraktığım için utandılar, beni tekrar üye kaydettiler. En son Fener’e döndüm ama sembolik olarak bir maç oynadım. İşimi kurmuştum, Sultanhamam’da kumaşçılık yapıyordum.” Kumaş işine atılmasının hikâyesini de şöyle anlatıyor: “Raif Abi (Dinçkök) Fenerbahçe’de ikinci başkandı. Sultanhamam’da yazıhanesi vardı. Sezon bitmiş, Lefter İtalya’dan gelmişti. Biz de şampiyon olmuştuk (1952-53 sezonu). Raif Abi bizi çağırdı. Sizinle iki senelik yeni kontrat yapmak istiyoruz dedi. Bana 10.000 lira, Lefter’e 9.000 lira verileceğini söyledi. Lefter’e esbabı mucibesini de söyledi. ‘Burhan’ın bu şampiyonlukta çok emeği geçti, onun için o 10 bin lira alacak, sen 9 bin lira alacaksın,’ dedi. Biz Raif Abi ile içli dışlı olduk. Sonra 1960’ta ihtilal oldu. O zaman kimse birbirine borcunu ödemiyordu. Ben Bakırköy’deki fabrikada battaniye yaptırıyordum. Kimse senedini filan ödemiyor, kimsede para yok. Ben adam tuttum, işportada mal sattırdım, borcumu ödedim. Raif Abi, ‘Senin borcun yok, bütün ödemelerini yapmışsın, o zaman buradan ne alırsan yüzde on daha az para vereceksin,’ dedi.”

Fenerbahçe yönetim kurulunda Faruk Ilgaz ve Şenes Erzik'le.
Dürüstlüğüyle iş dünyasında saygın bir yer edinen Burhan Sargın Fenerbahçe yönetiminde özellikle Faruk Ilgaz’ın başkanlık yaptığı dönemler olmak üzere on beş sene görev yaptı. Fenerbahçe’nin yanı sıra Büyük Kulüp yönetiminde de görev aldı: “Orada da on beş sene yöneticilik yaptım. Raif Abi, ‘Seni buraya murakıp yapıyorum, bu kulübe sahip çıkacaksın,’ dedi.” Saha içinde mücadele eden rakiplerin birbirine saygı duyduğu, farklı takımların taraftarlarının tribünde bir arada oturduğu bir devrin futbolcusuydu. Günümüzde kulüpler arasında yaratılan gerginliğin anlamsızlığını şu sözlerle ortaya koyuyor: “Galatasaray şampiyon olduğu zaman ben Bülent (Eken) Abi’ye, Reha (Eken) Abi’ye, Alp Yalman’a, Cengiz’e (Özyalçın) telefon açıp tebrik ederim. Fenerbahçe şampiyon olduğu zaman da onlar beni tebrik eder. İşte iki kulüp burada yan yana. Özhan Canaydın öldüğü sırada biz burada arkadaşlarla oyun oynuyorduk. Baktım Galatasaray bayrağı yarıya indirilmiş. Hemen kulübe telefon ettim, bizim bayrağın da indirilmesini istedim. Artık böyle şeylere dikkat edilmiyor maalesef.”



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder