24 Şubat 2014 Pazartesi

Nihat Yayöz - Efsane Göztepe'nin En Genci

Göztepe’nin “efsane kadro” diye anılan 1960’lardaki ünlü kadrosunun en genç ismiydi. Aynı zamanda bu kadrodan İstanbul’a transfer olan tek futbolcuydu. Takımının oynadığı ilk Türkiye Kupası finalinde kura atışına o katılmış ve kendi ifadesiyle kaybetmesine sebep olmuştu. Fakat iki sene sonra yarı final ve finalde attığı gollerle Göztepe’nin kupayı kazanmasında büyük pay sahibiydi. Göztepe’nin unutulmaz futbolcularından Nihat Yayöz futbol yaşamının ilk yıllarını bize şöyle anlattı:


“1945’te Buca Şirinyer’de doğdum. Göztepe’nin o ünlü kadrosunda en ufak futbolcusu bendim. Çocukken mahalle arasında iki tane taş koyup top oynardık. Babam futbola karşıydı. Ağabeyim vardı, mahallede top oynarken gider döverdi onu, maçtan alırdı. Sonra bir gün komşular, ‘Senin küçük oğlan iyi top oynuyor,’ demişler. Eskiden alışverişlerde file kullanılırdı. Bir gün baktım filenin içine top koymuş getirdi. Sonra tuttu elimden, bana bütün kulüpleri — Altınordu, Altay, hepsi dahil dolaştırdı. Hiçbiri beni almadı, ‘Ufacık tefecik,’ dediler. Hatta Göztepe’nin lokal takımı vardı, ona dahi götürdü. Ufacıktım, on üç yaşındaydım o zaman, almadılar. Babam matbaacıydı. İzmir’de o zaman çıkan mesela Demokrat İzmir gibi gazeteleri basardı. Bir gün Güzelyalı’da bir matbaacı arkadaşı kart vermiş. O kartla biz Göztepe genç takımına gittik. O zamanlar takımı Abbas Göçmen çalıştırıyordu. Rahmetli Abbas Hoca, ‘Soyun çık,’ dedi, çıktık sahaya. Çıkış o çıkış. Sonra Halil Kiraz ona, ‘Hocam bunu sahaya çıkarma, ufacık tefecik bunu öldürürler,’ demiş. Abbas Hoca da ona, ‘O futbolcunun kralı,’ diye cevap vermiş.”

Abbas Göçmen (sol başta) ve Göztepe genç takımı. Bu takımdan Nevzat
Güzelırmak (soldan üçüncü) ve Nihat Yayöz (oturanlardan
sağdan ikinci) A takıma yükseldi.
Nihat Yayöz’ün, “Bazen on bir kişi yapamazdık, basketbol takımından maç yapmak için adam getirirlerdi,” dediği Göztepe genç takımından A takıma yükselişi hızlı olmuş: “Ben Buca Ortaokulunda okuyordum. Okul iyi gitmiyordu. Babama, ‘Artık ben okulu bırakacağım, top oynayacağım,’ dedim. O da, ‘Peki,’ dedi. 1960 senesinde A takımıyla antrenmana çıktım. Salı günü antrenman, Perşembe günü çift kale oldu. Rahmetli Adnan Abi, ‘Ben yeni bir on altı yaptım,’ dedi. Ligin bitmesine yedi maç kalmıştı. On altıncı oyuncu ben oldum. Kaleci Ali, Halil, ben ve Nevzat genç takımdan gelip yukarıya çıktık. Tabii Adnan Abi o sene bizi oynatmadı. Yedi tane maç kalmış ama düşme durumu vardı. Takım kurtulunca bizleri monte etti ve o takım yürüdü gitti. Sonra İstanbul’dan bazı oyuncular geldi. Önce Beşiktaş’tan rahmetli Sabahattin Abi, sonra Hüseyin ve Ali İhsan geldi.” 

Göztepe'nin bir İstanbul deplasmanında, Moda'daki Rainbow Otel'de
kamp sırasında yapılan bir gezinti.
“Ben takıma ilk girdiğimde takım kaptanı Seracettin Kırklar’dı. O zaman genç takımdan yetişen bütün çocukları döverdi Seracettin Abi, bir tek bana dokunmazdı. Rahmetli saha içinde de çok sert bir oyuncuydu. Söz sert oyunculardan açılmışken bir anımı anlatayım. Bir gün İzmir’de Galatasaray’la oynuyorduk. Top taca çıktı. Candemir Abi o sırada arkasını döndü. Baktım bizden atışı yapmak için kimse yok, topu oyuna sokmak için onun sırtına attım. Top geri geldi ama Candemir bana bir çaktı, beni taca attı.”

Göztepe genç takımı İzmirspor genç takımıyla yaptığı maçtan önce.
Nihat Yayöz (soldan ikinci sırada oturan) Kaleci Ali Artuner ile
birlikte. Sene 1961.
Özellikle 1963-64 sezonundan itibaren istikrarlı bir grafik çizerek Göztepe’nin hemen hemen tüm maçlarında oynayan Nihat Yayöz birkaç sezon sonra askere gitti. O yıllarda revaçta olan ordu takımları arasındaki milli maçlarda yer aldı. Futbolculuk hayatının en ilginç anılarından bazıları o yıllara ait: “Askere gittiğim zaman ordu milli takımında oynadım. Takımımız dünya şampiyonu oldu. O zaman takımda Beşiktaşlı Yusuf, Altay’dan Ayfer,  Necdet ve Tanzer, İzmirspor’dan Sezen Kadıoğlu ve Tuncay Becedek, Galatasaraylı kaleci Nihat, Ahmet Şahin gibi oyuncular vardı. O kadroyla Belçika’da dünya şampiyonu olduk. Benim askerliğim bitmişti ama son maçta oynattılar. Hatta Bağdat’a da götürmek istediler ama ben gitmedim. Orada Yunanlılarla kavga etmişler. Bizden ve onlardan birçok kişi hastanelik olmuş. O olaydan sonra ordu milli takımı kaldırıldı.”


“Benim şanssızlığım ordu takımındayken sakatlanmam oldu. Bir gün antrenman sırasında birisi arkadan bir daldı, sol dizim sakatlandı. Altaylı Ali Rıza beni sırtına aldı, askeri hastaneye kadar götürdü. Orada ayağımı demir çubuklarla askıya astılar. Doğan Andaç’tan ayağımı tedavi ettirmek için izin istedim. Genelkurmay izin vermemiş ama Doğan Hoca bana üç gün izin verdi. ‘Üç gün sonra muhakkak gel,’ dedi. Bana verilen izin kâğıdıyla ben İzmir’de askeri hastaneye gittim. Üç aylık rapor aldım ama o sürede kampa dönmedim. Tabii raporlar genelkurmaya gitmiş. Doğan Hoca’nın rütbesi yükselecekti, bu yüzden yükseltmediler. Doğan Hoca, ‘Nihat artık gelmesin,’ diye haber yolladı bana. Sonra burada Belçika’yla bir ordu maçı vardı, bütün genelkurmay yetkilileri İzmir’e gelmişti. Göztepeli yöneticilerle birlikte gidip özür diledik ve beni affettiler. O zaman Doğan Hoca’yı da affetmişlerdi. Sonra kampa katıldım. Askerliğim boyunca o sakat ayakla oynadım. İç bağ kopuk, iç menisküs, çapraz bağ kopuk, o ayakla ben hem Göztepe’de hem ordu takımında oynuyordum. Tabii her an daha kötü sakatlanma ihtimalim vardı. Askerlik bitince Avusturya’da ameliyat oldum. Doktor iç bağ ve menisküsü dikti. ‘Çapraz bağlarını dikemedim, ancak bacağını kuvvetlendirirsen oynayabilirsin,’ dedi. Neticede kendi kendini çok çabuk tedavi eden bir bünyem vardı. O ayakla bir sene oynadım, ertesi sezon Beşiktaş’a gittim.”


“Bir hafta sonu Bursa’da maçımız var diye izin aldım ama meğer maçımız yokmuş. Beni ordu milli takımında kadro harici bırakıp birliğime yolladılar. Ben on beş gün kampa gitmedim. Bir gün Elazığ’a gitmek için Ankara havaalanına gelmiştim. Uçağın kalkmasına yirmi dakika filan vardı. Bir baktım bizim ordu takımı geliyor, Bağdat’a maça gidiyorlarmış. Doğan Andaç’a, ‘Nihat burada,’ demişler. Hemen beni yanına çağırdı. Altaylı Feridun sakatlanmış. O zaman her oyuncunun ayrı pasaportu yoktu, oyuncuların ismi ve fotoğrafı bulunan toplu bir listeyle seyahate çıkılırdı. ‘Yanında resmin var mı?’ diye sordular. ‘Var,’ dedim. Feridun’un ismi yanına benim fotoğrafımı koydular. Ben Feridun diye gidip oynadım, maçı 3-1 kazandık ve ben de gol attım.” 

Bir Altınordu-Göztepe maçında çektiği şut kaleye girmek üzere.
Altınordu kalecisi Sefer yerde çaresiz yatıyor.
“Bir gün de Trabzon’da bir maç oynamıştık. Maçtan sonra ziyafet veriliyordu ama Tanzer’le benim üzerimde elbise yoktu. Bizi garnizona yolladılar elbise giyelim diye. Fakat erlerin üniformaları çok kirliydi, giyilecek durumda değildi. O sırada bizim takımda oynayan üsteğmenle karşılaştım. Yedek üniforması varmış, onu giyip oteldeki yemeğe döndüm.  Doğan Hoca beni görünce, ‘Komutanlar var burada, ne yapıyorsun?’ kızdı. Hemen rütbeleri söktü. Çok yaramazdım ama bana kıyamıyorlardı. Doğan Hoca beni ve bir de Yusuf’u çok severdi.”

"Bu golün atılışı çok enteresandır. Fenerbahçe’yle oynuyorduk. Fotoğrafta kaleci Hazım ile bek İsmail Kurt görülüyor. Bizimkiler on sekizin sağ köşesine doğru bir top attılar. Bir düdük sesi duydum. ‘Bu da ofsayt olur mu ya’ diye kızıp topa bir vurdum. Top köşeye gitti. Bir baktım hakem santrayı gösteriyor, meğer düdük sesi tribünden gelmiş. Yoksa ben oradan topa vurmazdım."
Göztepe ve milli takımda başarılı futboluyla dikkat çekince İstanbul takımlarının transfer listesine girdi ve 1969-70 sezonunda Beşiktaşlı oldu. Beşiktaş o sezonun ilk maçında İstanbulspor’u 3-1 yenerken gollerin tümünü Nihat attı. O sezonun bir başka ilginç notu üçüncü haftada Beşiktaş Göztepe’yi 1-0 yenerken golü son dakikalarda Nihat’ın atmasıydı. Daha ilginç olansa takımın ilk altı lig maçında gollerin tümünü onun atmasıydı. İstanbul’da uyum sorunu yaşayıp yaşamadığına dair sorumuzu şöyle cevaplıyor: “Beşiktaş’a gittiğimde uyum sorunu yaşamadım ama şöyle bir sıkıntı yaşadım. Ben gittiğimde tribünler Sanlı, Yusuf diye bağırırken ben golleri attıkça Nihat diye de bağırmaya başladılar. Mesela Yusuf top ayağındayken ve ben yanından geçerken topu bana atsa, kaleciyle karşı karşıya kalacağım. Benim Beşiktaş’ta attığım goller ‘al da at’ tarzı goller değildi. Kaleci elinden kaçıracak, ters top gelecek veya santradan alıp tamamen kendim götürerek atacağım tarzda gollerdi.”

Beşiktaş formasını giydiği ilk lig maçında İstanbulspor kalecisi Arap Yılmaz'a penaltıdan ilk golü atarken.
Beşiktaş’ta oynarken Gündüz Kılıç ve çeşitli yabancı antrenörlerle çalışmasına rağmen Göztepe’nin unutulmaz teknik direktörü Adnan Süvari’nin yeri onun için başkaydı:  “Beşiktaş’ta çok çeşitli hocalarla çalıştım ama bence kimse rahmetli Adnan Abi’nin eline su dökemezdi. O zamanlar Türkiye’de futbolcular oyun kaidelerini bilmezdi. Ayrıca futbol dışında nasıl yaşayacaklarını da bilmezlerdi. Adam bize yemek yemesini dahi öğretti.” Özellikle Abdullah Gegiç’le yıldızı hiç barışmamıştı: “Gegiç benim için ‘Türkiye’nin Müller’i’ derdi. Beşiktaş’tan ayrılıp Eskişehirspor’a gitme durumum söz konusuydu. Fakat o sırada Gegiç Beşiktaş’a geldi ve beni bırakmadı. O sezon Göztepe ile oynadığımız maçta gol kaçırdım. Ali olsaydı goldü, o ayaklara atlamazdı. Hava yağmurluydu. Sol taraftan bir orta geldi. Sanlı kafa vuracaktı, vurmadı. Ben dizimle aldım topu, daha dizimden aşağı inerken vurdum. O arada kaleci ayaklarıma kapanıverdi. O maçı kaybettik. Benim de on gün evvel ‘Bu sene artık Göztepe’ye dönebilirim’ diye bir beyanatım çıkmıştı. Gegiç soyunma odasında beni golü mahsus atmamakla suçladı. Oysa Göztepe’yle İzmir’de olsun, İstanbul’da olsun oynadığımız birçok maçta golüm vardı. O maçta kaçırıverdim golü. Beni kadro harici bıraktı. Yugoslav hocaların böyle bir huyu vardı, bir anda insanı yok edebiliyorlardı.”

Beşiktaş'a ilk geldiği gün kampta Süreyya, Erkan,
Saim ve Davut tarafından karşılanıyor.
“A milli takımla Kiev’e maça gittik. Antrenörümüz yine Gegiç’ti. Ben hastalandım. Meğer sarılığa yakalanmışım, daha sonra ortaya çıktı. Antrenör beni oynatmak istiyor ama benim ayakta duracak halim yoktu. Takım kaptanı Can Bartu’ydu. ‘Bu halde nasıl oynar?’ diye sordu. ‘İğne yaparız,’ dediler. Beni yedek soyundurdular. Maçı 3-0 kaybettik. Ertesi gün gazetede Gegiç’in ağzından, ‘Nihat oynasaydı maçı kazanırdık’ diye kocaman manşet vardı. Sonra Ruslarla burada oynadık. Hastalığım hâlâ teşhis edilmemişti. Tabii çok kuvvetsizim o yüzden. Üç tane adam dikmişler başıma, topu dürtemiyorum. Ben çıktım, yerime Cemil girdi.”


Sıra Türkiye Kupasında unutamadığı maçlara geliyor: “1969’da Türkiye Kupasını benim uzatmada attığım golle kazandık ama bir önceki Türkiye Kupasını benim yüzümden kaybettik. 1967’de Altay’la oynadığımız finalin hakemi Almandı. Onu havaalanında karşılayan hakem komitesi başkanı Hakkı Gürüz Altaylıydı. Hakemin maç sırasında verdiği bütün kararlar Altay’ın lehineydi. Biz 2-0 galiptik, sonra Altay iki tane attı. Maç berabere bitti. O zaman yazı-tura var. Rahmetli Gürsel Abi, ‘Nihat şanslıdır, o gitsin yazı-tura atışına,’ dedi. Bölge binasının olduğu taraftaki korner noktasında ben hakemle birlikte bekliyordum. Altay’dan atışa katılacak oyuncuyu bekliyoruz, o gelince birlikte santraya yürüyeceğiz, orada yazı-tura atışı yapılacak. Hakemin elinde bir tarafı mavi, bir tarafı kırmızı madeni para vardı. Bana paranın mavi tarafını gösterdi. Ben kurnazım ya, bunda bir hinlik var dedim. Altay’dan atışa Aydın Yelken gelmişti. Saha müşahidiyle birlikte dördümüz santrada toplandık.  Diğer oyuncular da yuvarlağın dışında toplandılar. Hakem ilk önce bana sordu, ben kırmızı dedim. Adam attı, biz kaybettik. Sonradan düşündüm, hakem maçta hep bizim aleyhimize karar verdiği için herhalde vicdanı elvermemiş ve öyle davranmıştı.”

Bir Beşiktaş-Vefa maçı. Niko henüz Beşiktaş'a geçmemiş,
Vefa'da oynuyor. Nihat'ın attığı golden sonra
"bu gol de yenir mi?" dercesine ellerini açmış.
Yine bir kupa maçıyla ilgili bir başka anısı da ilginç: “Ben Van Erciş’te askerdim. Birliğe geleli daha üç gün olmadan bana maç için izin geldi. Her yerde yoğun kar vardı. Van havaalanına geldim ama geç kalmıştım, uçağı kaçırdım. Hemen jandarmaya gidip durumu izah ettim. Bana Diyarbakır’a gidecek bir tankere binmemi önerdiler. Ben cesaret edip ona binemedim. Akşam Van Gölünden Tatvan’a vapur vardı. Ona binip karşıya geçtim. Gece Tatvan’da bir otelde kaldım. Diyarbakır’a gitmek için önce Bitlis’e gitmem gerektiğini söylediler. Bitlis’e geçtim. O zaman Ramazan vardı. Top patlamadan hiçbir yerde karnını doyuramazsın. Ben bir bakkal buldum, ekmeğin içine biraz peynir ve bal koydurup yedim. O sırada dükkânın önü doldu. Bakkal, ‘Bunlar şimdi seni dövecek,’ dedi. Ben topçuyum, şudur budur deyip durumu kurtardım ve bir otobüs bulup Diyarbakır’a geldim. Ablam o sırada Diyarbakır’daydı, eniştem hava subayıydı. Ablam beni Gürcü Bacı diye bir falcıya götürdü. Kadın parmağımı suyun içine soktu, ‘Sen topçusun,’ dedi. ‘Ay yıldız yükseliyor görüyorum, sen çok iyi yerlere geleceksin,’ dedi. İşte o kupa maçına geldiğim zaman kazanacağız inancındaydım. Kadın doğru söylemişti. Kısa sürede hem Göztepe’yle kupa kazandım hem milli takım ve Beşiktaş formalarını giydim.”

Göztepe 1969'da Türkiye Kupasını kazanırken
finalde Galatasaray'a 1-0 ve 1-1'lik skorlarla
üstün geldi. İstanbul'daki maçta Galatasaray
1-0 öndeyken maçın uzatma bölümünde
Nihat attığı golle kupayı İzmir'e getirdi.
Göztepe 1968-69 sezonunda Türkiye Kupasını ilk kez kazanırken Nihat Yayöz yarı final ve finalde attığı gollerle bunda çok kritik bir rol oynamıştı. Takım yarı finalde Bursaspor karşısında oldukça zorlanmıştı. İzmir’deki ilk maç 1-1 berabere bitti. Bursa’daki rövanşta maç 0-0 bitmek üzereyken Nihat’ın son dakikada attığı golle ortalık karıştı. Seyircinin taşkınlığı yüzünden ekip çok zor anlar yaşadı ve yaralananlar oldu. Nihat Yayöz o maçları öncesinden başlayarak anlatıyor: “İzmir’de Demirspor’la bir maç oynuyorduk. Gürsel Abi o maçta yoktu galiba. Ben saha içerisinde bir şeye sinirlendim. Adnan Abi’ye, ‘Ben çıkıyorum,’ dedim. ‘Gir içeriye,’ dedi ama dinlemedim ve çıktım, yerime başkası girdi. Neticede beni kadro harici bıraktılar. Ujpest ile Fuar Şehirleri Kupasının yarı final maçları oynandı. Orada dört gol, burada yine dört gol yedik. Sonra Türkiye Kupasında Bursaspor ile yarı final maçı geldi. Beni affettiler. Adnan Abi, ‘Bu maçta yedeksin,’ dedi. ‘Soyunmayacağım,’ dedim ama kaleci Ali ikna etti beni. Hayatımda ilk defa yedek soyundum. Ayakkabılarımı dahi yanıma almadan gidip yedek kulübesine oturdum. İlk yarının bitimine on dakika kala Adnan Abi, ‘Nihat kalk, oyuna gir,’ dedi. ‘Devre olunca girerim,’ dedim. Neticede ikinci yarıda oyuna girdim. Takım 1-0 mağluptu, bir gol attım ve 1-1 bitti. Maçtan önce babam vefat etmiş, bana söylememişler. Maçtan sonra beni kenara çekip söylediler.”

(Yeni Asır)
“Birkaç gün sonra Bursa’da bu maçın rövanşı oldu. Maç 0-0 gidiyordu ve artık bitmek üzereydi. Seyirci bağırıp çağırıyordu. Zaten onlara o maçı seyirci kaybettirdi. Onlar bağırıp çağırınca bizim takım uyandı. Santra çizgisindeydim, oradan içeriye çabuk kaçayım dedim. Baktım bizim Fevzi sağ taraftan gidiyor, ben de ortadan on sekize doğru kaçtım. Fevzi yaya doğru ortaladı,  ben topa bir kafa vurdum, top direğe çarpıp içeri girdi ve maç bitti. O sahadan biz asker elbiseleriyle çıktık. Sabahattin Abi’ye baktım, hemen içeriye kaçtı. Ben de aynı taktiği yapayım dedim, kaçtım içeri. Tabii seyirciler sahaya sürekli bir şeyler atıyorlar. İçerisi polis dolu, dışarıya çıkmıyor polis. O arada açık tribünün tellerini kırıp sahaya dalmışlar. Bizim bazı arkadaşların kafası yarıldı. Hatta Bursaspor’da oynayan eski Karşıyakalı Ahmet Tuna’nın da kafasını yardılar. Biraz ilerde askerler vardı. ‘Askerler gelsin buraya, biz onların kıyafetini giyelim,’ dedim. Nitekim cemseyle kapıya yanaştılar. Onlar elbiselerini çıkardılar, biz giydik. O şekilde çıktık oradan.”

(Yeni Asır)
Nihat Yayöz 1974-75’te Göztepe’ye döndü. O döndüğünde eski takım arkadaşlarından sadece Nevzat Güzelırmak kalmıştı. Kadroda artık Özer, Fuji Mehmet, Küçük Ali gibi bir sonraki kuşağın oyuncuları vardı. Göztepe’deki ikinci sezonunda geçirdiği sakatlık yüzünden futbolu bırakmak zorunda kaldı. 1978’de Altay’la yapılan jübile maçında son kez takımının formasını giydi. Daha sonra teknik direktörlük yapmaya başladı ve birçok takım çalıştırdı. Bu takımlardan Aydınspor’u 2. Lige çıkarma başarısını gösterdi.
  
Altay'la yapılan jübile maçı.


Bir zamanlar sahalarda karşılıklı mücadele ettiği Altaylı Mahmut Evren'le.

Evin bir köşesini 1969'daki kupa zaferiyle
ilgili büyütülmüş gazete sayfası süslüyor.


1 yorum:

  1. muhtesem bi yazi her zamanki gibi ellerinize saglik,,

    YanıtlaSil