28 Şubat 2014 Cuma

Ahmet Açıkgöz - İstikrar Abidesi Feriköy Kaptanı

Küçükpazar’da, İMÇ bloklarının hemen arkasındaki dar sokaklardan birinde eski ve küçük bir binanın ikinci katında, duvarları eski futbolcu fotoğraflarıyla dolu bir mekândayız. Burası Sakarya İMÇ Spor Kulübünün lokali. Seksen yaşına merdiven dayadığı halde en fazla yetmiş gösteren Ahmet Açıkgöz ile sohbet ediyoruz. 1950 yılında Sakaryaspor adıyla kurulan kulüp onun ilk takımı.  Yirmi yıla yakın Feriköy takımının formasını giyip kaptanlığını yapmasıyla bilinen Ahmet Açıkgöz Anadolu yakasındaki evinden hemen her gün buraya gelip dostlarıyla vakit geçiriyor. Futbola nasıl başladığını, Feriköy’e nasıl transfer olduğunu soruyoruz. Futbol sahalarındaki centilmenliğini hatırlatan nazik bir ses tonuyla anlatmaya başlıyor:


“1934 doğumluyum. Bulgaristan’da doğmuşum. Ben altı aylıkken İstanbul’a gelmişiz. Önceleri Süleymaniye’de bir evde oturduk. Çocukluğum bu semtte geçti. Sakarya kulübünü bu muhitin insanlarıyla hep beraber kurduk. İsim ne olsun diye düşünürken Sakarya harbinden esinlenerek kulübün adını koyduk. Kulüp 1951 yılında federe oldu. Kendi sahamız yoktu ama o zaman top oynamak için çok boş alan vardı. Maçlarımızı genellikle Eyüp’te ve Vefa Stadında oynardık.”


Sakaryaspor takımı ve genç Ahmet Açıkgöz (arka sırada soldan ikinci). Kulüp lokalindeki
fotoğrafın üstünde 1954-55 sezonu yazmakla birlikte Ahmet Açıkgöz 1952 yılına ait olabileceğini belirtiyor. 

“İlkokulun son iki yılında yaz tatillerinde Beyoğlu’nda dayımın yanında terzilik yaptım. İlkokul bittikten sonra okumadım ve terziliğe devam ettim. Askere gidene kadar Kasımpaşa dahil birçok kulüp istedi beni ama hem çalışıp hem idmana gitmek zordu. Askerdeyken Trakya’da bir sel felaketi olmuştu, o yüzden dört-beş ay erken terhis oldum. Askerden döndüğümde Sakarya kulübü amatör ligde oynuyordu. Ben dönünce maçlarda yer almaya başladım. Feriköylü idareciler beni seyretmişler. Kağıthane’de bir deneme maçı almışlar. Maçta Feriköy yöneticilerinden Hüseyin Arık vardı, aynı zamanda elektrik idaresinde memurdu. O zaman elektrik şirketi Tünel’deydi. Ben de Tünel’de terzilik yaptığım için tanıyordu beni. ‘Yarın muhakkak gel, mukavele yapacağız seninle,’ dedi.”

Sakarya kulübü 1956-57 sezonunda o zamanki Ali Sami Yen stadında.
Ahmet Açıkgöz ayakta, sağ başta.
“Bizim takımda Hüsamettin diye çok süratli bir arkadaşımız vardı. O zamanlar WM sisteminde beş forvet oynanıyordu. Ben 5 numara yani santrhaf oynuyordum. Rakip hücumdayken biz on sekize doğru uzun bir top attığımız zaman Hüsamettin depar atardı. Santrhaf da ileri çıkmışsa onu tutmanın imkânı yoktu, anında golünü atardı. Golü attıktan sonra da koşarak kale arkasından dolaşıp dönerdi. İşte o Hüsamettin’le Feriköy’e beraber gittik. Fakat beni aldılar, Hüsamettin’i almadılar, o sonra Kasımpaşa’da oynadı. Gittik, ‘Ne istiyorsun?’ diye sordular. Ben size bırakıyorum dedim. Feriköy’de o kadar mukavele yaptım, hiçbir zaman ben şunu istiyorum diye bir rakam söylemedim ve onların takdirine bıraktım.”

1959'da İstanbul mahalli profesyonel liginde şampiyon olan Feriköy'ün
kupasını İstanbul bölge müdürü Sait Selahattin Cihanoğlu kaptan
Ahmet'e veriyor (M. Ercan Bodur'un "Feriköy Spor Kulübü,
1927-2002" adlı kitabından alınmıştır).
“Böylece 1957 senesinde Feriköylü oldum. Feriköy kulübü o zaman İstanbul profesyonel mahalli liginde Beylerbeyi, Sarıyer, Eyüp, Anadolu, Yeşildirek gibi takımlarla mücadele ediyordu. Mahalli ligde 1957-58 sezonunda Karagümrük şampiyon oldu. Bir sene sonra Sarıyer’le biz çekiştik. Şeref Stadında Sarıyer’i yenip biz birinci olduk. Bursa’da milli ligden düşenlerle birlikte baraj maçları yapıldı. Haziran ayında, gayet sıcak bir havada her gün maç yaptık. İstanbul’dan bizimle birlikte Kasımpaşa, İzmir’den Altınordu ve Ülküspor, Ankara’dan Şekerspor ve Toprakspor, bir de Adana Demirspor vardı. Bizim kaderimizi son maçta Ülküspor belirledi. Son maça kadar hiç kazanamayan Ülküspor, Toprakspor’u 4-3 yenince biz milli lige çıktık,”
Böylece Ahmet Açıkgöz kaptanlığındaki Feriköy 1959-60 sezonundan itibaren, yani kuruluşunun ikinci yılında Milli Lig’de mücadele etmeye başladı. Takımın başına Gündüz Kılıç gibi tecrübeli bir isim getirilmesine rağmen ilk zamanlar kâbus gibi geçti. İlk on maç sonunda sadece bir galibiyet ve iki beraberlik alınmıştı. Fakat kadronun birbirine alışmasıyla birlikte üst üste sekiz maç kazanıldı. O ilk günleri, Gündüz Kılıç’ı ve yine Feriköy’ü çalıştıran Eşfak Aykaç’ı şöyle anlatıyor kaptan:

Milli ligde ilk sezon. Ayaktakiler: Masör Zeki, İsmet, Erdinç, Hüseyin Arık, Gündüz Kılıç, Burhan, Münacettin, Ahmet.
Oturanlar: Rıdvan, Necdet, Ünal, Yaman, Samim, Hüseyin. (M. Ercan Bodur)

“Gündüz Kılıç Galatasaray’da problemler yaşamış ve takımı bırakmıştı. İdarecilerimizin ısrarı sonucu bize geldi. Bizimkiler onu Kabataş’ta arabalı vapur iskelesinde onu kalabalık bir araba konvoyuyla karşılamış ve Feriköy’e kadar götürmüştü. Milli Lige kötü başlamıştık. İlk maçlarda mağlup olduk. Geldikleri gibi giderler diyordu herkes bizim için. Sonra askerdeki kaleci Necdet’e izin aldık. Arka arkaya galibiyetler almaya başladık. Gündüz Abi oyuncuları psikolojik yönden iyi hazırlardı. Mesela vapurla İzmir’e gidiyorduk. Sabah oraya varıyoruz, öğleden sonra dörtte ilk maçımızı oynuyoruz. Gece kaptanın yanına gidip uydurma bir telgraf almış gibi gelirdi. Telgrafta İzmir gazetelerinin ağzından rakibimizin Feriköy’e en az dört gol atacağı gibi haberler olurdu mesela. Biz bunu duyunca maçı kazanmak için iyice motive olurduk. Bu tarz maçtan önce hazırlama yöntemleri vardı Gündüz Abi’nin. Eşfak Aykaç’la da çalıştık. Eşfak Abi çeşitli taktikler uygulardı. Sağ açığı mesela sağ hafa çekerdi, hem sol açığı hem sol içi tutacaksın derdi.  Daha o zamanlar beni arkada sarkık libero olarak oynatırdı. Liberolu sistemi ilk biz uygulamıştık.”


Feriköy formasıyla geçirdiği uzun yıllar boyunca unutamadığı bazı anılarını şöyle anlatıyor: “Fenerbahçe ile 3-2 yenildiğimiz hadiseli bir maçımız oldu. 2-1 galiptik. Maçın sonları yaklaştı. Hakem yedi dakika içinde iki penaltı verdi. Pozisyon dışarıda oldu, hakem içeride dedi. Bunu bütün gazeteler yazmıştı o zaman. Hakem Baha Kırçıl diye İzmirli bir hakemdi. Maçtan sonra idarecimiz Apartman Mustafa bir yumrukta yere yıktı onu. Karakolluk oldular. 1963 senesinde İzmir’de Altay’la maçımız vardı. Her yerde şiddetli kar yağıyordu. Bursa’ya kadar zor gittik. Sonra yol kapalı dediler. Yöneticiler valiyle konuştu, karayollarının bir aracı önümüze düştü. Sabah 5’te İzmir’e vardık. Maç saat 2’deydi. Biraz uyuyup maça çıktık. O meşakkatin ardından Altay’ı 4-0 yendik.”

İki kaptan Ahmet ve Lefter. Hakem Semih Zoroğlu.
“Yine İzmir’de Altay’la oynuyorduk. Son on dakikaydı. Durum ya 2-1 ya 2-0’dı. Sol taraftan bir top attılar. Altay sol açığı koşuyordu. Benim iyi yaptığım hareketlerden biri rakibe iki üç metre kala kendimi yere atarak topa müdahale etmekti, çünkü beklesem rakip daha evvel gelip topu alırdı. O pozisyonda da topa rakipten evvel müdahale ettim ama o sırada o da geldiği için bana çarptı ve ikimiz birden düştük. Top da taca çıktı. Tribünlerden biri bağırdı: ‘Ulan Ahmet senin yaşındakiler hacca gitti geldi, daha hâlâ top oynuyorsun!’ Hemen düştüğüm yerden kalktım ve sahaya döndüm. Geriye koşarken, ‘Galiba bu iş için fazla yaşlandım,’ diye düşünüyordum.”

Beşiktaş'la oynanan maçta 1-0 öndeyken son dakikalarda
                         yenen golün üzüntüsü.                   (Fotospor)

O zamanki idman ve maç koşullarını, sahadaki rakiplerini sorduğumuzda aynı sakin ses tonuyla anlatıyor: “İdmanları Feriköy sahasında yapardık. Bazen çamur olurdu. Arabanın arkasına ağır bir kalas bağlanıp çekilerek düzeltilirdi. Ankara’ya gidiyorsak oranın sahası çim olduğu için uzun kramponlu ayakkabı giyerdik. İzmir’e gideceksek, Dolapdere’de Rahman vardı, kramponları kısaltması için ayakkabıları ona gönderirdik; zira Alsancak Stadının zemini kömür tozuyla kaplıydı. Şimdi Çarşamba-Cumartesi maç oynayanlar program yükünden şikâyet ediyorlar. Biz Cumartesi-Pazar üst üste maç yapardık. Buna dayanabilmek için futbolcunun kendine bakması lazım. İdmanda çalışacaksın ve kuvvetli olacaksın. Ben bu fiziğime rağmen kafa toplarında iyiydim. Kafaya düz bir sıçramayla çıkmazdım. Havadayken ikinci bir hareket yapardım. Omuzlar ve bel ikinci hareketle ileri doğru savrulurdu. O yüzden kafa toplarını rahat alırdım. Metin hava topunda çok iyiydi. Topa çok kuvvetli vururdu. Ali Sami Yen’de bir Galatasaray maçı oynuyorduk. Biz yol tarafındaki kaledeydik. Metin bir topa hamle etti. Ben kendimi topun önüne attım fakat o sırada vurmuştu. Top benim ayağıma çarparak ta tribüne kadar gitti. Beykoz’da Katır Nusret vardı. Elenseyle karışık ikili mücadeleye girerdi. Ben de iyi mücadele eden bir yapıya sahiptim. Bir maçta beraber yere düştük, geçemediği için hırstan baldırıma dişini geçirmişti. Metin sert vururdu ama efendi adamdı, fakat Nusret gibi hırslı adamlardan korkulurdu.”

                                                                                                           (Fotospor)
Ahmet Açıkgöz Feriköy’e genç yaşta gelmesine rağmen hemen takım kaptanlığına getirilmişti. Muhtemelen ağırbaşlı ve olgun kişiliği bunda rol oynamıştı. Formasını giydiği kulüp maddi olanaklar bakımından çok zorluk çekmesine rağmen sakin fakat otoriter kişiliğiyle bu durumun takımda bir bunalıma dönüşmesini önlemişti: “On sekiz sene boyunca kaptanlık yaptım. Galipsek idarecilere ne kadar süre kaldığını sorardım. Mağlupsak hadi çocuklar diye arkadaşlarımı gayrete getirirdim. Birisinin saha içinden bunları idare etmesi şarttır. Kulüpte çoğu zaman para sıkıntısı çekilirdi. Bir dönem yine başkanımızın işleri bozulmuştu. ‘İki ay prim istemiyoruz. Para geldikçe ileride verirsiniz,’ dedim. Çocuklar da kabul etti. Nitekim iki ay sonra başkan işlerini halletti ve paramızı ödedi.”

      Ayaktakiler: Bilgin, Erol, Necdet, Ethem, Zekeriya, Ahmet. Oturanlar: Müjdat, Rıdvan, Mehmet, Turgay, İsmet.                                                                                                                                                                                                          (Fotospor)

Saha içindeki liderliğinin yanında çevresinde bulup getirdiği futbolcularla da kulübüne büyük faydası dokunuyordu. Bunlardan biri çocukluk arkadaşları Erdinç ve Münacettin Barut, diğeri Feriköy’de parlayıp Fenerbahçe’ye transfer olan Fuat Saner’di: “Feriköy’de oynamaya başladıktan sonra evimizi Çapa’ya taşımıştık. Fuat benim yakınımda oturuyordu ve Çapa kulübünde top oynuyordu. Ben onu seyredip Feriköy’e tavsiye etmiştim. Fenerbahçe de o sırada devreye girmişti. Benim bir transfer alacağım vardı, ‘Evvela Fuat’ın işini halledin, benim alacağımı sonra verirsiniz,’ dedim yöneticilere. Fuat böylece Feriköylü oldu. Münacettin ve sonradan Karagümrük’te oynayan Erdinç buranın (Küçükpazar) çocuğuydu. Münacettin Sakarya kulübünden Sarıyer’e gitmişti. Oradan bize geldi. Feriköy’de çok başarılı oldu ama menisküs olduğu için ancak iki üç sene oynayabildi. Futbolu erken bırakınca hocalık yapmaya başladı. 1999’daki Yalova depreminde ailesiyle beraber kaybettik.”

Münacettin (solda) ve Ahmet
Sakarya kulübü formasıyla.
Feriköy takımının mütevazı yapısına rağmen dokuz sezon boyunca Türkiye 1. Liginde mücadele etmesinde büyük pay sahibi olan Ahmet Açıkgöz buna rağmen milli formayı sadece bir kez giyebilmişti. “Milli takım aday kadrosuna birkaç kez çağırıldım. Fakat sadece Ankara’da yapılan Romanya maçında oynadım. O yıllarda milli takım üç büyüklerin oyuncularının tekelindeydi.” Kaptan onca başarılı performansına rağmen lige büyük bir renk katan Feriköy takımının 1967-68 sezonunda Türkiye 2. Ligine düşmesini önleyememişti. “Düşmemizin en büyük sebebi maddi imkânsızlıktı. Bazı arkadaşlarımız başka takımlara transfer oldular. Kadro zayıfladı. Eskişehir’de 1-0 galiptik fakat son 15-20 dakikada 2-1 yenildik. O maç kırılma noktası oldu. Ondan sonra mücadeleyi bıraktık.”

2. Ligde oynanan Toprakspor maçında,
rakip kalede gol peşinde.       (Fotospor)
Takım 2. Lige düşmesine rağmen kaptan gemiyi terk etmemişti. O sezon otuz dört yaşında olmasına rağmen formuna çok dikkat eden Ahmet Açıkgöz adeta bir istikrar abidesi gibi takımının hemen hemen bütün maçlarında forma giymişti. Bu durumu kendisi de, “Onca yıl boyunca sadece dört maçta oynamadım, o da bileğim döndüğü için,” sözleriyle onaylıyordu. Müthiş sağlam fiziğiyle 2. Ligde top koşturmaya devam eden kaptan büyük bir talihsizlik sonucu 1972-73 sezonu ortasında futbolu bırakmak zorunda kaldığında otuz dokuz yaşındaydı. İstanbul’da oynanan Sivasspor maçı sırasında ayağı kırılmıştı. O günü şöyle hatırlıyor: “Ali Sami Yen’in çimleri biraz uzundu. Arada da yer yer toprak çıkmıştı. Bana bir geri pas geldi. Ben tam topa vuracağım sırada ayağım tümseğe takıldı, topu alamadım. Ben tekrar topu almaya teşebbüs ettiğim sırada bir darbe geldi. Darbenin sesi tribüne kadar gitmiş. Ayak hemen döndü, kaval kemiğim kırılmıştı. Burada İtalya’yla milli maçımız vardı. Ben üç dört gün hastanede kaldıktan sonra eve çıktım. Eksik olmasınlar milli takım oyuncuları eve gelip beni ziyaret ettiler. İki buçuk ayda iyileştim. Sivas maçında bacağım kırılmasa daha iki sene oynamak niyetindeydim.”

                                                                            (Milliyet)
Ahmet Açıkgöz'ün ayağı kırıldığı zaman Türk spor basınının birçok usta kalemi bu olaya köşelerinde yer vermiş ve samimi üzüntülerini dile getirmişlerdi. Bunlardan Kahraman Bapçum'un Milliyet gazetesindeki satırlarına yer veriyoruz: "Bütün futbol hayatı boyunca ne saha içinde ne saha dışında ağzından tek bir küfür, tek bir kötü söz çıktığını duyan olmamıştır Ahmet'in... Hiçbir arkadaşı, hiçbir rakibi, hiçbir hakem, hiçbir yönetici Ahmet'in 'örnek adam' oluşunu lekeleyecek bir davranışını görmemiştir... Sivas'lı Küçük Mehmet'le çarpışıp yere yıkıldığı zaman gözyaşı dökenler yalnız genç takım arkadaşları değildi. Onu tanıyan herkes, hepimiz aynı üzüntü içindeydik."

          Eski hocası Eşfak Aykaç'ın ziyareti             (Hürriyet)
Böylece İstanbul mahalli liginden başlayarak 1. Lig ve 2. Lig yılları boyunca Feriköy’de oynayan Ahmet Açıkgöz’ün faal futbolculuk hayatı bitmişti. Daha sonra da gerek Feriköy kulübüyle gerek Sakarya İMÇ kulübüyle bağlarını koparmadı. Antrenör ve idareci olarak her iki kulüpte sık sık görev yaptı. Bununla birlikte antrenörlük mesleğini devamlı sürdürmeyi düşünmedi. Bunun nedenini şöyle açıklıyor: “Futbolu bıraktıktan sonra diplomasız olarak Feriköy’e epey hocalık yaptım. Fakat kursa gidip bunu bir meslek olarak sürdürmek istemedim. Galatasaraylı Büyük Ali (Beratlıgil) Tarsus İdman Yurdu’na hoca olmuştu. Biz orada yaptığımız maçta Tarsus’u yendik. Takıma ve hocaya karşı nasıl iğrenç küfürler ediliyordu anlatamam. Ali sahadan çıkarken, ‘Ben de İstanbul’a döneceğim, beni bekleyin,’ dedi. Şehir dışında bir benzinlikte onu bekledik, biraz sonra geldi ve birlikte İstanbul’a döndük. Benzer bir olay Çanakkale’de yine yakın bir arkadaşımızın başına geldi. Benim karakterim bunu kaldıracak yapıda değil diye düşündüm. Yöneticiler de zaten işler ters gidince önce hocaları uzaklaştırır. Nitekim hocalar karşılaştığında, ‘Valizi ne zaman toplayacaksın?’ diye birbirlerine takılırlar.”














3 yorum:

  1. Futbolun ve sahaların beyefendisi Ahmet kaptan,Feriköy SK ve Ferikoyluler seni çok seviyor.

    YanıtlaSil
  2. mükemmel bir yazı olmuş, fotoğraflar da cabası. Elinize sağlık...

    YanıtlaSil
  3. Ahmet abi, cok centilmen, Güclü, kondisyonu yüksek ve mücadeleci bir futbolcu idi. Feriköy gibi, 1960 yillarin disli takimlari olmasaydi, futbolund tadi olmazdi. Ahmet abi, futbolda bir istikrar abidesi, örnek bir insandi, onu hala cok seviyoruz, Orhan Baki, Almanya

    YanıtlaSil