11 Ağustos 2013 Pazar

Nehir Çetintaş - Altınordu

Futbolcuların soyadıyla değil lakabıyla tanındığı 1960’lı yıllarda, ona lakap bulmak zor olmamıştı. Güçlü fiziği, topa vururken rakip forvetleri de yere yıkan sert müdahaleleriyle Altınordu sağ bekini bütün futbol camiası “Kasap Nehir” olarak tanıyordu. Birçok basın organında isminin “Neyir” olarak yazılması ve bunun kalıcı bir yanlışa dönüşmesi de onun futbolculuğunun önüne geçen bir diğer ayrıntıydı. Günlük yaşamında kendi ifadesiyle “karıncayı bile incitmeyen” Nehir Çetintaş, futbola nasıl başladığını şöyle anlatıyor:


“1940 Gemlik doğumluyum. İlk kulübüm federe olmayan Gemlikspor’du. Sonra Sümerspor’a geçtim. Gemlik’te Fenerbahçe gibi bir takımdı o zaman çünkü sigortalı olarak işe girmek için herkes orada oynamak isterdi. O zamanlar suni ipek fabrikasında işe girdiğin zaman hangi köye gitsen varlıklı aileler sigortalı diye kızını veriyordu. Babam fabrikaya girmemi ama top oynamamamı istiyordu. Fakat benim fabrikaya girme amacım top oynamaktı.  Neticede 1957 senesinde sigortalı bir işçi ve futbolcu olarak fabrikada işe başladım. İki sene Sümerspor’da top oynadım. Hayatım boyunca ağzıma içki ve sigara koymadım, kendime çok iyi baktım. O zamanlar Kumla küçük bir köydü. Her gün Gemlik’ten oraya koşarak gider gelirdim. Babam bana kızıyordu neden koşuyorsun diye.”

Gemlik Kumla'da arkadaşlarıyla (ayakta solda).
“1959 senesinde Bursa’nın meşhur Acar İdman Yurdu kulübüne transfer oldum. Antrenörümüz eski Galatasaraylı Muhtar Tunçaltan’dı. Bir sene oynadıktan sonra askere gittim. Ankara Muhafızgücü’nde futbol oynamaya devam ettim. Askerliğim bitince tekrar Gemlik’e döndüm. Bir süre sonra Sami Özok beni İzmirspor’a getirdi. Ne var ki kulüple anlaşamadık. Onun üzerine Altınordu’ya geldim. Başkan Nazif Çağatay’dı. Altınordu’dan transfer parasını alıp babama götürdüğümde şüphelendi. ‘Sporda adama para vermezler, parayı bir kenara koyalım da gelip isterlerse geri verelim,’ demişti.”

Özel bir maç yapmak için Gemlik'e gelen Beşiktaşlı futbolcularla (sol başta).
İzmir’deki ilk yılında, Altınordu kulübünün de bulunduğu Basmane yakınındaki Tilkilik’te bir otelde kalan Nehir Çetintaş, “Arkadaşlarım kahvede kağıt oynardı, ben her akşam fuara gider on tur atardım,” diyerek Gemlik’teki yaşam tarzının değişmediğini ifade ediyor. 1963-64 sezonunda Altınordulu olmasına rağmen forma giymek için uzun süre beklemesini şöyle anlatıyor: “On bir – on iki maç takıma giremedim. O zaman maç esnasında adam değiştirme yoktu. Bir kaleci, bir bek, bir orta saha, bir forvet yedek alıyorlardı. Bir gün trenle Ankara’ya gidiyorduk. Muhterem Ar benim gibi sağ bek oynuyordu. O zaman onu kesip oynamam bir hayal, zaten takımı o yapıyordu. Tren Balıkesir’e geldiğinde Muhterem Abi’nin apandisit sancısı tuttu. Doktor geldi, tren bir saat rötar yaptı. Ben kollarımı açıp dua ediyorum, ‘Allahım Muhterem Abi oynayamasın,’ diye. Doktor oynayamaz diye rapor verince ben Ankara’da PTT maçında sahaya çıktım ve yirmi iki oyuncunun en iyisiydim. Ertesi hafta hocamız Lütfü Atamer yine Muhterem Abi’yi on bire koydu. Hiç unutmuyorum, İstanbulspor ile oynuyorduk, bizi burada 1-0 yendiler. İdareciler geldi, teknik ekiple konuştular. Erkan, ‘Siz geçen hafta Ankara’da başarılı olan takımı bozdunuz, iyi oynayan adamı oynatmadınız,’ dedi. Ertesi hafta yine Ankara deplasmanı vardı. Yine on birde yer aldım ve ondan sonra takımdan çıkmadım. Muhterem Abi’yi santrhafa aldılar.”

Sait Altınordu'nun karşısındaki futbolcu Muhterem. Yılmaz
ve Mümin iki yanında. Nehir arkada. Ayaktaki Melih.
Nehir Çetintaş kendisine “Kasap” lakabını kazandıran sert oyun tarzının nasıl doğduğunu şöyle anlatıyor: “Tilkilik’te bir kokoreççi vardı. Bir gün orada kokoreç yiyordum. Birkaç yaşlı adam da şarap içip kokoreç yiyorlardı. ‘Bize şarap ısmarlasana,’ dediler. Olur dedim. Adamlardan birisi bana, ‘Çok sağlamsın, vur tekmeyi meşhur ol,’ dedi. O lafı hiç unutmuyorum. O konuşmadan sonra Göztepe’yle maçımız vardı. Fenerbahçe’den gelen Hüseyin oynuyordu. Aynı anda havadaki topa vurduk fakat ben öyle bir vurdum ki Hüseyin havada döndü ve yere çakıldı. Biraz sonra aynı şekilde rahmetli Gürsel’le beraber bir topa girdik. Topla birlikte öyle bir vuruyorum ki benim adım ‘Kasap Nehir’e çıktı. Aslında karıncayı bile incitemem. Fakat sahaya çıktığım zaman tamamen değişiyordum. Ağabeyim Coşkun da Altınordu’ya gelmişti. İki sene oynadıktan sonra Antalyaspor’a gitti. Çok korkunç bir sol ayağı vardı. Ağabeyim benimle karşılıklı oynarken sakatlandı.”

Yeni Asır 19.02.1968
“O kadar sert oynamama rağmen kimsede ağır bir sakatlığa yol açmadım. Hepsinle arkadaştım. Bir hoca söylemişti bana bunu. ‘Öyle bir zamanda vuruyorsun ki, hakemin sana faul vermesine imkan yok,’ dedi. Bir gün İstanbul’da, Galatasaray kulübünün karşısında Suat Mamat’ın kahvesinde oturuyordum. Metin Oktay geldi, ‘Gel biraz gülelim,’ dedi. Tünel’de masör Yorgo vardı. Türkiye’de futbolcuları tedavi eden tek adamdı. Üç tane masaj masası vardı. Kapıya yaklaştığımız sırada, ‘Beş-on dakika sonra topallayarak içeri gir,’ dediler. İçeride üç tane masaj masası vardı. Metin Oktay gidip bir masaya yattı. Bir masaya Deli Doğan, öbürünü de bizim Ayfer yattı. Biraz sonra topallayarak içeri girdim. Yorgo beni görünce, ‘Kuzim n’oldu sana?’ diye sordu. ‘Sakatlandım’ cevabını verince Metin’e döndü, ‘Sen benim oğlumsun ama velinimetim geldi, kalk onu tedavi edeyim,’ dedi. ‘Yemin ederim adam buraya topallayarak geliyor, şırıngaya biraz su çekip bacağına vuruyorum, koşarak gidiyor,’ demişti. Forvetler beni sevmezdi tabii. Galatasaraylı Uğur’u ‘Nehir geliyor’ diye korkuturlarmış. Futbol o zaman başka türlü oynanıyordu. Antrenör bana talimat veriyordu ‘filanca adam çıkacak’ diye. O zaman oyuncu değiştirme yoktu. Ben sağlam girdiğim zaman adam gidiyordu.”

Nişan töreninde Altınordulu arkadaşlarıyla birlikte.
Henüz sarı ve kırmızı kart uygulamasının olmadığı yıllardı. Hakemlerin hoşgörülü davranması sonucu sadece iki kez oyundan atılmıştı: “Maçlarda hakemler beni çağırırdı, ben hazır olda gelirdim. Hocam isterseniz beni atın derdim. Hayatımda bir kez olsun hakemlere itiraz etmedim. Beni çok severlerdi. On iki senelik futbol hayatımda sadece iki sefer atıldım. Sanlı bir maçta atıldı, iki maç ceza verdiler. Ben bir maçta atıldım, ertesi hafta tedbirsiz olarak heyete verildiğim için İstanbul’da Fenerbahçe maçında da oynadım ve yine atıldım. Maçı Alman hakem yönetiyordu. Onu önceden 2 numaraya dikkat et diye uyarmışlar. Maçın ilk dakikalarında bir topa girdim, Nedim kendini yere attı. Hakem hemen yanıma geldi ve çık dışarı dedi. Merkez ceza heyetinde Albay İbrahim Onuk vardı. Askerken evine gitmiştim. İzmir’e dönünce birkaç kilo çipura alıp doğru Ankara’ya, İbrahim Onuk’un evine gittim. Kendisi evde yoktu, eşine durumu anlattım. ‘Tamam evladım, sen merak etme’ dedi. İzmir’e döndüğümde cezalar açıklandı. Bana af çıktı.”

Kaleci Sefer ve Arif'le (önde) bir
İstanbul yolculuğunun başlangıcında.
Sertliğiyle forvetlerin gözünü yıldırmasına örnek olarak şu anısını anlatıyor: “Bir gün Ankara’da Ankaragücü’yle oynuyorduk. On sekizden santraya kadar, sağ bekin oynadığı alana ayağımla çizgi çizdim. Candan Dumanlı yanıma gelip ‘Niye çizdin o çizgiyi?’ diye sordu. ‘Buradan içeri girersen vücudunu gövdenden ayıracağım,’ dedim. Maç başladı, baktım Candan oraya girmiyor. Antrenörleri Mustafa Ertan (Beton Mustafa) sürekli ‘Yerine geç’ diye bağırıyordu. Bizim Muzaffer kısa boylu bir adamdı ama rakibine kene gibi yapışırdı. O sol bek, ben sağ bek oynuyorduk. Şimdiki futbolda başarılı olabilir miydik, tartışılır. O zaman adam adama savunma yapıyorduk. Tuttuğun adamı bırakmadığın zaman iyi oluyordun. Zaten benim yanıma beş metreden fazla sokulmuyordu rakip. Benim en korktuğum rakip Candan Dumanlı’ydı çünkü topu aldığı zaman adamın üstüne üstüne geliyordu. Ne yapacağı belli değildi. Ama başkası topu almış, sağdan kaçıyor, onu durdurmak kolaydı.”

Altınordu 1966-67. Ayaktakiler: Şiyatski, Sedat, Erkan, Nehir, İsmet, Mümin.
Oturanlar: Hüseyin, Muzaffer, Cenap, Melih, Zadel.
Forvetleri etkisiz hale getirme konusundaki bir başka anısı bir Bulgar takımıyla yaptıkları maçtan: “İlk sene maçlar bitince Gemlik Kumla’da bir çadır kurdum. Sabah balıkçılar geliyor, balık alıp yiyorum. Sürekli koşuyorum, çalışıyorum. Kumla o zaman köy, şimdiki gibi değil. Babam Gemlik’ten eşeğe binmiş geldi. Bir telgraf uzattı bana: ‘Sezonu açıyoruz, acele gel.’ Osteo Simiç diye bir antrenör getirmişler Yugoslavya’dan. ‘Bu adam yeni gelmiş, Alsancak’ta anamızı ağlatır, bir hafta geç gideyim’ diye düşündüm. Bir hafta sonra babam yeni bir telgraf getirdi: ‘Kadro haricisin, ister gel ister gelme.’ İzmir’e gittiğim zaman hoca beni antrenmana almadı. Bir süre sonra Bulgar CSKA takımıyla hazırlık maçı vardı. Alsancak stadının kapalı tribünü inşaat halindeydi. Toprak kazılmış, sahaya yakın kısmı tahtalarla çevrilmiş. Bana alternatif olarak Adapazarı’ndan Mikael diye bir futbolcu almışlardı. Ben tribünde maçı seyretmeye başladım. Bulgar forvet topu Mikael’in sağından atıp solundan geçti, golünü attı. Bir süre sonra aynı şeyi bir daha yaptı ve 2-0 öne geçtiler. Seyirci ‘Nehir, Nehir’ diye bağırmaya başladı. Başkan Candan Sakaoğlu biraz forsu seven adamdı. ‘Koy Nehir’i’ demiş. Devre olunca bana git soyun dediler. Hoca, ‘Nasıl olsa antrenmansız, çıksın sahaya da rezil olsun, seyirci de görsün,’ diye düşünmüş. Girdim soyunma odasına, bizim malzemeci ayakkabıların çıkan çivilerini yerine çakıyor. ‘Hangisini vereyim?’ diye sordu. ‘Öldüreni ver’ dedim. O zaman hakemler kramponlara bakmıyordu. Ben ayakkabıları giyip çıktım sahaya. Top sol açığa geldi, aynı numarayı bana yapacağını anladım. Geri geri kaçtım, bayrak direğinin iki metre önüne kadar geldim. Bu tam topa vuracakken, ben topla beraber buna bir çaktım, adam inşaat tahtalarından içeriye düştü. Bütün stat ayağa kalktı. Oyuncu sahaya girince maça dönmedi, doğru soyunma odasına gitti.”

Eskişehirspor'un 1968-69 lig ikincisi olan kadrosu.
Nehir Çetintaş soldan dördüncü oyuncu.
Altınordu’da beş sezon forma giyen Nehir Çetintaş 1968-69 sezonunda Eskişehirspor’a transfer oldu: “Hayatımda bir tek hata yaptım. Altınordu’ya Doğan Kantarcı diye bir başkan gelmişti. 40 bin lira alacağım vardı. Başkan bana, ‘Kulüp bul git,’ dedi. Mümin Eskişehirspor’a gitmişti. Abdullah Gegiç beni ısrarla istemiş. Başkan Yalçın Kılıçoğlu İzmir’e gelip beni aldı. Ondan önce Metin Oktay vasıtasıyla İstanbul’da Galatasaray’la görüşmüştüm. Turgan Ece’nin Tarlabaşında işyeri vardı, anlaştık. Hatta bana 500 lira harçlık vermişti. Mecidiyeköy’de King Otel’de kalıyordum. O sırada Aydın Begiter otele geldi, ‘Biz kaç gündür seni arıyoruz,’ dedi. Eşim İngilizce öğretmeniydi. ‘İstanbul’a gitsek hemen okul bulamayız ama Eskişehir küçük yer, orada bana iş bulurlar,’ dedi. Bunun üzerine Eskişehirspor’a gittim. Hayatımda yaptığım en büyük hata budur. İzmir’den Eskişehir gibi bir kente giden oyuncunun takıma girmesi zordur. Çok iyi maçlar oynamama rağmen belli bir kadro oluştuğu için fazla forma giyemedim. Beni Balıkesir’e, ardından Nevşehir’e kiraladılar.”

Seksenli yıllarda bir sezon hocalığını yaptığı Altınordu'nun
bir maçında.
Nehir Çetintaş o günkü futbol anlayışının yanı sıra çalıştığı bazı hocalarını şöyle anlatıyor: “O zaman oynadığımız futbolla bugünkü futbol arasında uçurum var. İki tane çalım atan adamın olsun, işi idare ediyordun. Şimdi bir tane adam kötü oynasın, takım zor duruma düşüyor. O zaman herkesin bölgesi belliydi. Bir ara bizi rahmetli Bülent Esel çalıştırıyordu. İki kere santrayı geçmeye kalkıştım, ‘Gitme, kafanı kırarım!’ diye bağırdı bana. Eskişehir’e gittiğimde İstanbul’da bir Beşiktaş maçı oldu, bütün gazeteler beni yazdı. Gegiç takımı çok iyi çalıştırıyordu fakat sahaya çıktığı zaman pasif kalıyordu. Takımı Aydın Begiter yönetiyordu. Altınordu’nun 2. Lige düştüğü sezon bizi Molnar çalıştırmıştı. İki tane taktik veriyordu, işi bitiriyordu. O zaman Bursaspor’la çekişmiştik. En zor deplasman maçımız Adana’da oldu. 2-1 galiptik. Bir ara top taca çıktı, topu almaya gittiğimde seyirciler sahaya taş yağdırınca maç tatil oldu. 3-0 hükmen kazanıp şampiyon olduk. O zaman Adana deplasmanı çok zordu. Yollar bozuk, otobüsle bir günde gidiyordun. Ankara iyiydi, motorlu trenle giderdik oraya. Haftada iki antrenman yapıyorduk ama Cumartesi-Pazar iki maç yapardık. Şimdi haftada iki maç oynayınca ağır diyorlar.”

Balıkesirspor'da oynarken oğluyla.
Altınordu seyircisi bir zamanlar Alsancak Stadını doldururken bugün yaş ortalaması ellinin üzerinde küçük bir taraftar grubu haline gelmesini şöyle açıklıyor: Altınordu’nun eskiden çok taraftarı vardı. Basmane’de, Tilkilik’te herkes Altınordu’yu tutardı. Fakat Tilkilik zamanla SİT alanı olunca oradaki iş güç sahibi insanlar Göztepe’ye taşındılar. Bugün Göztepe’de yaşlı bir adam Altınordulu, oğluysa Göztepelidir. O göçle birlikte Altınordu taraftarı çok azaldı. Yoksa kulübün civarında herkes bizim takımı tutardı, eşekleri bile lacivert-kırmızı boyarlardı. O zaman televizyon gibi eğlenceler yoktu, herkes stada gidip maç izlerdi.”
Eskişehir’de düzenli forma giyme imkanı bulamayan Nehir Çetintaş 30 yaşında futbolu bırakıp Almanya’ya yerleşti ve uzun yıllar bu ülkede kaldı: “O zaman Doğan Andaç’ın kardeşi İşçi Bulma Kurumunda çalışıyordu. Onun vasıtasıyla Almanya’ya gittim. Altaylı Feridun, Göztepeli Halil ve ben aynı günde müracaat etmiştik. Orada iyi bir hayat yaşadım. Augsburg şehrinde Türk SV adlı bir spor kulübü kurdum. Takımım hâlâ 1. Amatör kümede oynuyor. Oradan ilk kuşak Türk gençlerini yetiştirip buraya gönderdik.”

Nehir Çetintaş (sol başta) yanındaki Doğan Andaç'la birlikte Augsburg
stadında genç milli takımın bir maçını izliyor. Soldan altıncı genç,
Beşiktaşlı Recep.
Almanya’dan emekli olan Nehir Çetintaş yurda dönünce tekrar İzmir’e yerleşti. Futbol oynadığı günlerdeki heyecanını kaybetmeden amatör küme ve genç takım maçlarını izleyip yetenekli gençleri keşfediyor. Sonradan başka takımlara gitse de Altınordulu Nehir olarak tanınıyor. Almanya’dayken formalar, toplar gönderdiği, İzmir’deki maçlarını takip ettiği takımına olan sevgisini “Altınordulu olduğum için gururluyum” sözleriyle ifade ediyor.












6 yorum:

  1. Fethi Aytuna'ya her zaman olduğu gibi teşekkürlerimizi sunmak gerekiyor.Yoksa bu bilgileri nereden alacağız.

    YanıtlaSil
  2. Bu gün tanıdım Nehir:) pardon Nehir ağabeyi daha hâla futboldan kopmamış ve gençlere destek olmaya çabaliyor. İnşallah istediği o daireyi alir da balkonunda maçları izler. Saygılar.

    YanıtlaSil
  3. Nehir hocamıza nasıl ulaşabilirim acilen onunla konuşmam gerekiyor.

    YanıtlaSil
  4. DINYAKOS. BENIM. FOVERILERIMIN. ARASINDA. ZATEN. TAKIPTEYIM. DRACULA. USKUDAR. MANHATAN6. hayri166@gmail. com

    YanıtlaSil
  5. Gurur duyduğum halamın oğlu ağabeyimdir... Yazılanların eksiği var fazlası yoktur.. Hala delikanlı gibidir...Allah Semine Yengem ile birlikte uzun ve sağlıklı ömürler versin

    YanıtlaSil
  6. Nehir'i bir Gemlikli olarak çocukluk ve gençlik yıllarımdan beri tanırım,tanışırız.Kendisini severim,onun da beni sevdiğini biliyorum.Ayrıca abisi Coşkun'u ve kardeşi Osmanı da severim.Futbolunu zaten Gemlik'ten,Bursa'dan ve Eskişehirden takip ediyordum.Eskişehirspor'da oynarken ben Eskişehir'de okuyordum,zaman zaman görüşürdük.Futbolu sert de olsa,dürüst,kişilikli bir dosttu.Kendisine sağlıklı ve mutlu uzun yıllar diliyorum.Sevgi ve selamlarımla Nehir...

    YanıtlaSil