31 Ağustos 2013 Cumartesi

Feridun Öztürk - Altaylı Feridun

Feridun Öztürk son derece kısa sayılabilecek futbol yaşamına karşın Altay’ın en güçlü dönemi olan 1960’lı yıllarda santrfor olarak bu takımın unutulmaz isimleri arasında yer aldı. Yirmi yedi yaşındayken futbolu bıraktığında kariyerine kısa süren Galatasaray ve Gençlerbirliği maceralarını da sığdırmıştı. İzmirli futbol tarihçisi Orhan Berent’le birlikte kendisiyle görüşüp futbolculuk yıllarını dinledik:

“19 Ekim 1945’te Aydın’da doğdum. Hakkı Gürüz getirdi beni Altay’a. Aydın Lisesinde okuyordum. Bizim okul takımının orada bir şampiyonluk maçını idare etmişti. Finalde Ortaklar Öğretmen Okulunu 6-1 yenmiştik. O maçta yüksek ateşle oynamama rağmen beş gol attım. O zamanlar yatılı okuyordum, bir yurtta kalıyordum. Güven Önüt de Aydın Sanat Okulunda okuyordu. Oradan İzmirspor aldı onu. Altay’a geldiğimde lise ikiyi bitirmiştim. Sonra idman ve maçlar yüzünden devamsızlık yaptım, lise üçü bitiremedim. Bir buçuk sene genç takımda oynadım. Türkiye gençler şampiyonu olduk. Ayfer, Necdet, Sezen Kadıoğlu bizim takımdaydı. Birinci takıma ilk giren o oldu, sonra İzmirspor’a gitti. Bizim öncümüz o oldu. Altay A takımının Nail, Varol, Gönen, Coşkun, Demirspor’dan gelen Osman, Bayram Abi gibi oyunculardan oluşan iyi bir kadrosu vardı. Biz Türkiye şampiyonu olunca Nail, Coşkun, Gönen gibi yaşı ilerlemiş oyuncuları serbest bıraktılar. Onların çoğu Ülküspor’a gitti.”

 
“Ben on altı – on yedi yaşında birinci takımda oynamaya başladım. Rıdvan Bey bana, ‘Sana üç bini peşin dokuz bin lira vereceğiz,’ dedi. Kalan altı bin lira iki taksit halinde verilecekti, tabii o da oynarsam. Neyse ben oynadım da, aldım kalan altı bin lirayı. İki sene sonra uzatma oldu, ücret on beş bin liraya çıktı. Bunları nereden hatırlıyorum derseniz, mukaveleleri duruyor. Rahmetli Sabahattin, emeklilik işlemlerim için federasyondan mukaveleleri getirtmişti. Altay’da Erdoğan Tözge’yle, Galatasaray’da Selahattin Beyazıt zamanı, Doktor Ali Uras’la atmışız imzaları.”


“Altay’da 4-3-3 oynardık. Kalede Varol vardı, bekler Yılmaz ve Numan’dı. Sonra Numan Fenerbahçe’ye gidince Zinnur geldi. Enver Katip, Ali Rıza santrhaftı. Orta saha Mahmut, Ayfer, Behzat; sağ açık Aytekin, santrfor ben, sol açık Mustafa Denizli’ydi. Ondan evvel Aydın Yelken vardı. Bu takım uzun süre gitti, zaman zaman gelen giden oyuncular olsa da kadro fazla değişmedi. Yedi veya sekiz sene Altay’da oynadım.”
Altmışlı yıllarda top koşturan oyuncularla yaptığımız sohbetlerin değişmez unsuru olan zamanın maç, saha, ayakkabı, top gibi koşullarını Feridun Öztürk’le de konuşuyoruz: “Maç günü ilk on biri otelde açıklıyorlardı. Önce formaları, sonra üstüne eşofmanları giyiyorduk. Beşer kişi taksilere binip stadın yolunu tutuyorduk. Cumartesi- Pazar üst üste maç yapardık. Hatta bazen Çarşamba günleri de maç yapardık. Oyuncu değiştirme yoktu. Kadro on altı oyuncudan oluşurdu. Bir futbolcunun on birde oynamaması en büyük cezaydı. Sonradan haftada bir maça inmesi bizim için çok güzel oldu. Daha sonra kaleciden başlayarak iki oyuncu değiştirme hakkının tanınması da olumlu bir gelişmeydi.”

                                                                                     (Fotospor)
“İzmir’de meşhur Ahmet Şamar vardı kramponları imal eden. Maça çıkarız, on dakika sonra o çiviler çıkardı. Hem ağlarsın, hem bağırırsın, devre arasında ağır bir cisim bulup çivileri çakarsın. Standart Liege ile kupada karşılaşmıştık. Belçika’ya gittiğimizde altı plastik bir ayakkabı aldım. Dönünce İzmir’de Mersin İdman Yurdu ile oynadığımız maçta giydim ilk kez. Koşmak istiyorum, olduğum yerde sayıyorum, patinaj yapıyorum. Durmak istiyorum, kayıyorum. Ayağıma çivi de girse Ahmet Şamar ayakkabısıyla oynarım dedim. Toprak sahada oynamaya alışmışız, çim sahada oynadığımız zaman yirmi dakika sonra bitiyordum. Ankara’da 19 Mayıs stadının zemini çimdi. Ankara’ya gideceğimiz zaman Şirinyer’de NATO’nun tesisi vardı. Orada çok iyi bir çim saha vardı, o sahada antrenman yapardık. O zamanlar maçtan önceki gün idman için stada sokmazlardı. Doğrudan maça çıkardık. Yağmur yağdığı zaman ayakkabıların ağırlığı üç kiloya çıkardı. Topların durumu da aynıydı. Varol degaj yaptığı zaman top santra çizgisini bir metre ya geçer ya geçmezdi.”
“İstanbul’da oynadığımız bir Fenerbahçe maçında burnum kırıldı. Bir pozisyon sırasında aniden dönünce Yılmaz Şen’le burun buruna çarpıştık. Burnum kırılınca oyundan çıktım. Kırık yere dikiş attılar. Maç bitiminde soyunma odasına Orhan Cura geldi. ‘Kırık yere dikiş atılır mı?’ diye bağırıp çağırdı. Sadece ağzım ve gözlerim açıkta kalacak şekilde bütün yüzümü sargıyla yapıştırdı. O dikiş yüzünden burnumda hafif bir yamukluk kaldı.”

Altay: Mahmut, Necdet, Yılmaz, Metin Kurt, Aydın Yelken, Varol.
Ayfer, Zinnur, Aytekin, Enver, Feridun.
“İlk zamanlarda yirmi – yirmi beş dakika çok iyi oynuyordum, ondan sonra ayağıma kramp giriyordu. Henüz oyuncu değiştirme uygulaması yoktu. Bir gün Mithatpaşa’da Galatasaray’la oynuyorduk. Kramp girdi. Rıdvan Burçetin kenarda oturuyordu. Bana ‘Oyna!’ diye bağırıyor. Artık sakatım diye kimse beni tutmuyordu. Maçın bitimine on dakika kadar kala bana bir top geldi. On sekize kadar zor gelmiştim. Bir burun vurdum, Turgay Abi kontrpiyede kaldı. Top yuvarlanarak kaleye girdi. O zaman Galatasaray Fenerbahçe’yle şampiyonluk için çekişiyordu. Üç tane topları direkten dönmüştü. Maç 1-1 bitti. Maçtan sonra yarım saat santrada bekledik.”

Yukarıda anlatılana benzer bir hadise  Haziran 1964'te, İstanbul'da Beşiktaş'la
yapılan kupa maçında yaşanmış, seyircilerin hakem kararlarına öfkelenmesi
yüzünden Altaylı futbolcular uzun süre saha ortasında beklemişti.
                                                                                                              (Yeni Asır )
Feridun Öztürk Altay’da başarılı olunca Galatasaray’ın transfer gündemine girdi ve 1969-70 sezonunda İstanbul’un yolunu tuttu:  “Galatasaray Metin Oktay’ın futbolu bıraktığı 1968-69 sezonunu şampiyon bitirmişti. O sezon İzmir’e geldiklerinde, Anba Otelinde kalmışlardı. Beni buldular, otele götürdüler. Kaloperoviç’in Erman diye bir tercümanı vardı ama kendisi de çat pat Türkçe konuşuyordu. ‘Sen var Galatasaray’a gelmek, Gökmen siz çift santrfor, Türkiye’de kimse sizi tutamaz,’ dedi. ‘Bakalım,’ dedim, biraz konuştuk.” Sonuçta transfer gerçekleşti ve Metin Oktay’ın formasını teslim aldı.

Yeni transfer Feridun'la birlikte Talat ve antrenör Kaloperoviç
Galatasaray'la sözleşme yenilerken.
                                                                                       (Fotospor)
“Selahattin Beyazıt şampiyonluk ödülü olarak futbolcuları İngiltere’ye götürmüştü. Oyuncuların eşlerini veya kız arkadaşlarını yanında götürmelerine izin verilmişti. Ben de seyahatten bir hafta önce evlenmiştim, benim için balayı oldu o seyahat. Hatta Mehmet Ali Birant spor muhabiriydi o zaman, bizimle röportajlar yapmıştı. Altay’da son yıllarımda 400 lira maaş alırken, Galatasaray’a gittiğimde 1.250 lira maaş alınca şaşırdım. Ayrıca puana göre prim verilirdi. Beş maçta on puan aldığımız takdirde 7.000 lira prim alabiliyorduk.”
“Seyahatten döndük, sezonu Bolu’da açtık. Bolu yakınında bir otelde kamp yapıyorduk. Hocamız bizi sadece ısınma için otuz tur koşturuyordu. Biz Altay’dayken bir tur koşar, bir tur yürür, iki tur koşar, yarım tur yürür, sonra üç tur koşup yine bir tur yürürdük. Kaloperoviç Bolu kampında bana sürekli şut attırıyordu. Fakat bizi koşturmuş otuz tur, ben ayakta duramıyorum. Sözde şut atacağız, ben topu ayağımın içiyle kaleye indiriyordum. O zaman kaleci Nihat’tı, yedeği Yasin’di. Hoca benim şutlarımı görünce kalecilere, ‘Sizin durmanıza gerek yok,’ dedi. Ama kendisi yedi sekiz tane topu on sekizin dışına sıralıyor ve bazuka gibi vuruyordu. Zaten Kızılyıldız takımında santrhaf oynuyormuş ki, o zamanlar Kızılyıldız Avrupa’nın en iyi kulüplerindendi. Döndüğümüzde Spor Yazarları Kupası vardı. Beşiktaşlı rahmetli Sabri’ye bir gol attım. Galatasaray formasıyla attığım az sayıdaki golden ilki bu oldu.” 

                                                                                                             (Fotospor)
İstanbul’a geldiğinde maddi olanakları artmasına karşın fiziki koşullarda fazla bir değişiklik olmamıştı: “İstanbul’da idman yapmak için Belgrat ormanına giderdik. Yine beş altı taksi ayarlanır, herkes onlara binerdi. Hafta içinde orada koştururlardı bizi. Ali Sami Yen’e kramponlarla girmemiz yasaktı, çimler bozulmasın diye lastik ayakkabılarla idman yapıyorduk. Stat Müdürü Büyük Ahmet’ti (Ahmet Berman). Topa bir vuruyordu, top çimde giderken iz bırakıyordu. ‘Ahmet Abi nedir bunun sırrı?’ diye takılırdım. Soyunma odasına girerdik. Bir tane kurutma makinesi vardı, duştan çıkan herkes sırayla saçını kuruturdu. Altay’da o bile yoktu.”

Bir kamp sırasında Varol ve Yılmaz'la vakit geçirirken.
Ne var ki Feridun Öztürk Galatasaray’da beklediği ortamı bulamaz. Bu kulüpte yaşadıkları onun için hayal kırıklığı olur: “Galatasaray’da oynadığım sene, 1969-70 sezonunda, takımın durumu kötüydü. Hatta ben kamptan kaçtım ve ikinci yarıya gelmedim. Ördek Mehmet tek başına takımı galip getiriyordu. Süper bir adamdı ama bana top atmıyordu. Altay’dan gelmesine rağmen Ayhan Abi’nin de desteğini görmedim. Takımda devamlı yer alamıyordum. Bir PTT maçında süper top oynamıştım, ertesi haftaki maçta yine oynatmadılar. Gündüz Kılıç bile yazmıştı bu durumu.”

1969-70 kadrosunda Feridun ayakta sağdan üçüncü.
                                                                                                                (Fotospor)
“İstanbul’a dönünce Spartak Trnava maçı için kampa girmiştik. Ben Gençlerbirliği’nden gelen Ekrem’le aynı odada kalıyordum. Hoca belki beni dinlendirmek için oynatmamıştı, bilemiyorum. Fakat Gökmen sarılık olmuştu, yoktu. Ahmetoviç diye bir Yugoslav oyuncumuz vardı, zaten doğru dürüst forma yüzü görmedi. Tek santrfor bendim. Hoca beni oynatmadı diye çantayı hazırladım. Ekrem beni engellemek istediyse de atladım pencereden aşağı. Arabam zaten aşağıda duruyordu, doğru eve gittim. Sonradan Kaloperoviç, ‘Ona hayatının en büyük cezasını vereceğim,’ demiş. Halbuki beni Galatasaray’a alan oydu.”

Eskişehirspor'la oynanan bir maçta sinirlenen Feridun'u
antrenör Gündüz Kılıç yatıştırıyor.
“Galatasaray’dan ayrıldığım sezon sonunda Brian Birch geldi. ‘Tam onun adamısın, gitme’ dediler. Oysa benim kariyer filan düşünecek halim kalmamıştı. Transferde aldığım para bitti. Rahmetli annemin aldığı emekli ikramiyesini de harcadık. İstanbul bizi duman etti. O sırada Gençlerbirliği 2. Lige düşmüştü. Mehmet Ali Tuzcuoğlu Galatasaray kulübünden beni isteyince kulüp kabul etmiş. Ali Sami Yen’de Galatasaray’ın sezon açılışının olacağı gün kahvede Gençlerbirliği yöneticileriyle buluştuk. Başkanları zaten nakliyatçıydı, evin anahtarını verdim onlara, bütün eşyaları Ankara’da kulübün karşısında tuttukları eve taşıdılar. İki sene oynadım orada. Antrenör Yüksel Doğanay’dı. ‘Sakın Feridun’u bırakmayın,’ demiş. İki sene daha uzattılar mukavelemi. Oysa ben Altay’a dönmek istiyordum. Ankara’nın soğuğuna alışamamıştım. ‘Beni ya bırakırsınız, ya da futbolu bırakırım,’ dediğim zaman yöneticiler güldüler bana. Bir gün çektim kamyonu evin önüne, doğru İzmir’e gidip yerleştik. Daha sezon başlamamıştı, Almanya’da yaşayan rahmetli kardeşim buradaydı. ‘Hadi beraber gidelim Almanya’ya, gezelim,’ dedi. Onun arabasıyla bir gittik, yirmi bir sene orada kaldım.”

Haziran 1964'te İzmir'de oynanan Türkiye Kupası yarı final
maçında Altay Beşiktaş'ı 2-0 yenerken iki golü de Feridun
attı. İkinci golden sonra Feridun sevinç içinde. Arkada
kaleci Özcan ve kale içinde sağ bek Erkan görülüyor.
                                                                                  (Yeni Asır)
“Gittiğim kasabanın 5. amatör kümede takımı vardı, orada lisanssız olarak oynadım. Oysa amatör lisans çıkartıp oynayabilirmişim, onu sonradan öğrendim. FC Köln’ün amatör takımı maç yapmaya gelmişti. Benim attığım gollerle maç 2-2 bitti. Birkaç gün sonra beni istemeye geldiler. Henüz lisan bilmiyoruz, tercüman vasıtasıyla görüştük. Yaşımı sordular, yirmi sekiz olduğunu öğrenince yaşlı buldular. Daha sonra 4 bin mark verip buradan lisansımı aldık. O sene yirmi sekiz gol atıp oynadığım takımı şampiyon yaptım. Bir üst kümede bir süre daha oynadıktan sonra futbolu bıraktım. Adamlar bir antrenman yapıyordu, ben Altay’da, Gençlerbirliği’nde öyle antrenman yapmamıştım. Ben bu kadar antrenman yaptıktan sonra FC Köln’de oynarım deyip bıraktım. Takımın durumu kötüye gitmeye başlayınca beni birkaç kere çağırdılar. Sonuçta kulüp biraz toparlanıp kümede kalınca peşimi bıraktılar. 5. amatör kümede oynayan takımın bile idman için üç-dört tane çim sahası vardı. Oysa biz Galatasaray’da koşmak için Belgrat ormanına gidiyorduk. Soyunma odaları çok iyiydi, sıcak su akan duşları vardı. Gençlerbirliği’nde oynarken idmandan sonra üç tane duş vardı, herkes sıraya girerdi duş yapmak için. Bir tanesi de bozuktu, soğuk su akardı. Ben beklememek için hep soğuk suyla duş yapardım. Masör masası gibi şeyler bizde hiç yoktu zaten.”


Bir bakıma Türkiye’nin futbol ortamından kaçarak Almanya’ya sığınan Feridun Öztürk faal olarak oynamayı bıraktıktan sonra da futboldan kopmadı. Altay adına o zamanlar Almanya’da oynayan Serhat Akın, Uğur İnceman gibi futbolcularla transfer görüşmeleri yaptı. Özellikle Serhat’ı Altay’a kazandırmak üzereyken devreye Fenerbahçe’nin girip bu oyuncuyu kapması o dönemin unutamadığı olaylarından biriydi. Feridun Öztürk Türkiye’ye döndükten sonra yine İzmir’e yerleşti. İnternetteki bazı futbol sitelerinin kendisini Galatasaraylı veya Gençlerbirlikli olarak göstermesine itiraz ediyor. Kendisini Altaylı olarak gördüğünü ve Altaylı Feridun olarak kalacağını söylüyor.

orhanberent.blogspot.com

 Feridun Öztürk'e ait fotoğrafları paylaşan Orhan Berent'e teşekkürler.




1 yorum:

  1. Her zamanki gibi yine ellerine ,emeklerine sağlık Fethi Aytuna diyorum.

    YanıtlaSil