25 Nisan 2016 Pazartesi

Hakkı Aygün - Şampiyonların Kalecisi


"Hakkı muhteşem bir kaleciydi. Eskişehirspor’u o şampiyon yaptı diyebilirim. Biz gol atıyorduk ama o da kurtarıyordu." Bu sözleri iki yıl önce görüştüğümüz Fethi Heper söylemişti. Eskişehirspor'un gol kralı kaptanı, takımın kurulduğu yıl ikinci ligde şampiyon olup birinci lige nasıl yükseldiğini anlatırken başarıdaki aslan payını kalecilerine vermişti. Eskişehirspor'un Türkiye birinci liginin zirvesini salladığı sezonlar başlamadan önce takımdan ayrılan Hakkı Aygün, kaleciliği bıraktıktan sonra teknik direktörlük de yapmadığı için gölgede kalmış bir isimdi. Kaptan Fethi'nin onu öven sözleri üzerine İstanbul'a döndüğümüzde Hakkı Aygün'ü bulup konuştuk. 1938'de, İstanbul'un tarihi semtlerinden Balat'ta dünyaya gelen Hakkı Aygün çocukluk yıllarının muhitini şöyle hatırlıyor: "O zamanlar Haliç'in kenarı şimdiki gibi boş değildi. Sahil tarafında dükkânlar, tamirhaneler, atölyeler, meyhaneler vardı. Balat'ın meyhaneleri meşhurdu. Koca bir tepsinin içinde ciğer, pilaki - ne istersen alıyorsun, rakını da alıp gidiyorsun. Komalık oldun mu el arabasıyla götürürlerdi. Bu anlattıklarım 1950 senelerinde oluyor, ben o vakit 12-13 yaşlarındayım. Balat'taki o meyhaneler Türkiye'nin hiçbir yerinde yoktu. Hepsinin müdavimleri vardı."


Futbolla ilişkisinin nasıl başladığını da şöyle anlatıyor: "Futbol oynamaya da Balat'ta başladım. O zamanlar sokaklar, arsalar, her yer top sahasıydı. Fakat tabii esas maç yapılan yer Alibeyköy ve Eyüp sahasıydı. Oralarda amatör küme maçları yapılırdı. Vefa Stadı daha lükstü. Biz o sahalardaki maçları seyretmeye giderdik. Ben kaleciliğe daha küçük çocukken merak sarmıştım. Yedi yaşındayken Edirnekapı'daki Kariye camisi önündeki meydanda kalecilik yapardım. Tenis topu büyüklüğündeki sünger toplara uçardım. Sonra on beş yaşındayken bir kaleye koydular beni, bir daha da çıkamadım o kaleden. Babam polisti, hem de komiserdi. Bayağı dini bütün bir insandı. 'Top oynamak günah' derdi.  Top oynuyorum diye her gün döverdi beni. Kayışlar böyleydi (avucunu açarak kemerin genişliğini gösteriyor). Annem kurtarmaya çalışırdı, arada o da yerdi zavallı. Sonra Allah nasip etti, Eskişehirspor'dan aldığım transfer parasıyla ev aldım. Babam 'Hayırlı olsun oğlum,' dedi. 'Baba hep beni döverdin, bak ev aldık,' dedim. 'Oğlum Allah sana o yoldan nasip kısmet etmiş,' diye geçiştirdi. Şimdi bizim Balat'a gitsen görürsün, sahilde belediyenin futbol tesisleri var. Kadınlar hep çocuklarını alıp kendileri götürüyorlar, onlar top oynarken bekliyorlar başlarında."

Hakkı Aygün henüz on beş yaşındayken bir kulüpte futbol oynamaya başlamış: "Amatör olarak Yenişehir takımında oynamaya başladım. Dolapdere'de mobilyacı bir Rumun yanında çalışıyordum. Ustam Aleko çok iyiydi, İstanbul'da üç tane marangoz varsa onlardan biri oydu.  Eski Kurtuluş, yeni Kurtuluş diye yerler vardı. Yeni Kurtuluş diye bir yere koydular beni. Yenişehir'de bir top sahası vardı. Dolapdere'den Kasımpaşa'ya gelirken sağdaydı, şimdi hep bina yapmışlar oraya. O sahada top oynamaya başladım. Yenişehir hep Rumların takımıydı, iyi topçular vardı. Vahan, Garbis, Arap Güngör (Sürel), onun dışında Beyoğluspor'un birçok topçusu, rahmetli Sabri (Dino), rahmetli Piç Kadri (Aytaç) hep oradan yetişme. Maçları, antrenmanları hep Yenişehir sahasında yapardık. Orada görüyorlardı kulüp idarecileri adamı. Yenişehir'den sonra Haliç kulübüne geldim. Orada çeşitli aralıklarla dokuz senem geçti. Transfer ücretim bir takım elbiseydi. Haliç kulübünde terzi bir idarecimiz vardı, hiç unutmam Hızır abi.  'Tamam Hakkı, sana bir takım elbise ben dikeceğim,' dedi. Mavi güzel bir kumaştı. Birinci amatör kümede oynuyorduk. Bütün transfer ücreti o elbiseydi. Sonra bir ara Yenişehir'e geçtim. Oradan aldım biraz para ama o zaman 17-18 yaşındayım, 1956 senesi. 50 lira bile verseler iyi para o zaman."

"Haliç'te oynarken askere gidip geldim. Askerde İzmir Karagücü'nde oynadım. İki sene Türkiye şampiyonu olduk. İyi topçular oynuyordu takımda.  Beşiktaşlı sol iç Nedim, Galatasaraylı sol bek Deli Doğan, Feriköylü Ünal  vardı. Ben terhis olurken Zeynel geldi. İhtilalde (27 Mayıs 1960) ben askerdeydim. Askerlik boyunca neredeyse hiç tüfek tutmadık. Yirmi dört kişi hep kamptaydık. Bütün maçlarımız Alsancak Stadı ve Göztepe sahasında olurdu. Kavga çıkacak maçları Alsancak'a alırlardı. Karagücü ile Havagücü arasında büyük çekişme vardı. Havagücü yenileceğiz diye korktu, direkleri kesti bir ara. Ama yine yendik onları. Kartlarımız vardı. Amatör kümede para kazanmıyorduk ama herkese o kartı verirlerdi. İdarecimize de yedi tane kapalı, yedi tane açık tribün kartı verirlerdi. Şimdi onlar bile yok. Bazen Haliç'in maçına gidiyorum, topçular bayağı para alıyorlar şimdi. Amatörün bile süper ligi var artık. Karagücü'nde oynarken beni Karşıyaka almak istemişti. Askerliğimin bitimine on beş gün kala romatizma yüzünden rapor alıp İstanbul'a gelmiştim. Karşıyakalı idareciler beni transfer etmek için evime kadar geldiler fakat ben İstanbul'dan ayrılmak istemedim. Askerlik bitince bir sene daha Haliç kulübünde oynadıktan sonra Vefa'ya geçtim."

1964-65 sezonunda Türkiye ikinci liginde şampiyon olan Vefa kadrosu. Ayaktakiler (soldan sağa): İbrahim Tusder,
Erdoğan Gökçen, Abdülmetin Kocaoğlu, Turan Özerengin, Salih Binbay (Vefa başkanı), Orhan Şeref Apak
(federasyon başkanı), İsmet Artun (genel kaptan), Emin Uysal, Hilmi Kiremitçi.
Oturanlar: Hakkı Aygün, Güray Erdener, Zeki Temizer, AsımFakabasmaz, Recep Doğrular, Metin Yılmaztürk, Turgut Mert.
                                                                                                                                                          (Abdülmetin Kocaoğlu arşivi)

1963-64 sezonunda, yirmi beş yaşındayken amatör kümeden profesyonel bir takıma, o sezon Türkiye ikinci ligine düşen Vefa'ya transfer olmuş: "Beni aldıkları zaman Vefa'da ne kaleciler vardı. Markuço, Turgut, Sümer - üç tane kaleci. Bizim şansımız hep öyle. Eskişehir'e gittim, orada da aynı. Beni Haliç'in bir maçında görmüşler, Vefalı idarecilere söylemişler. Orhan Ayhan'ın babası Mehmet Ayhan Vefa'da idareciydi o zaman. 2.500 lira lisans parası verdiler Haliç kulübüne, en çok lisans parası alan kulüp olmuştu. Biz de 12.000 liraya anlaştık. 10.000 lirasını verdiler, 2.000 lirasını vermediler. Mehmet Ayhan'la kapıştık. Sonra İsmet Abi (Tahtabacak İsmet) geldi Balat'a, 'Tamam Hakkı, kalan parayı vereceğiz,' dedi. O sene ikinci ligde şampiyon olduk. 1964-65 sezonunda Bursa'yı averajla geçtik. İbrahim Tusder'in tuzağı oldu. Bursa Beyoğluspor'la oynarken 'Vefa mağlup' demişler. İki golle mi ne - Ersel, Mesut, Hasan'ların olduğu devir - geçtik onları, şampiyon olduk."

"Vefa'da iki sezon oynadım. Zeki'ler, Güray'lar sonra geldi bize. Hepimizden yaşlı bir Erdoğan abi vardı, sol iç. Galatasaray'dan geldi, o çok iyi topa vururdu. Hilmi Kiremitçi abi geldi. Esas Bekir vardı, Vefa'nın bütün kahrını çeken oydu. En samimi arkadaşımdı.  Sene 1963, Vefa ile Ankara'ya gidiyoruz. Güneşspor ve Altındağ ile oynuyoruz. Adana'ya gidiyoruz, Demirspor ve Mersin İdman Yurdu ile oynuyoruz. İzmir'e gidiyoruz, Ülküspor ve Demirspor ile oynuyoruz. İki gün üst üste maç. Sakatlık diye bir şey yok. Kulüpler fakir. Yola çıkarken paketler hazırlanıyor -  zeytin, peynir, helva. Yolda bir yerde durup çay içersin, yemek yersin. İki sene öyle gidip geldik deplasmanlara. Yiyeceklerin yanında malzemeleri - ayakkabıları, formaları da biz taşırdık. Bekir'le ikimiz çok taşıdık o yükleri. Kimse kaçmazdı o işlerden."

Eskişehirspor kurulduktan kısa bir süre sonra Şeker Stadında oynadığı ilk hazırlık maçından önce.
Ayaktakiler: Başkan Aziz Bolel, Yüksel, İsmail Arca, Mahmut, Hasan Bora, Muzaffer Çil, Hakkı Aygün,  Mehmet Dülger
(Agop Mehmet). Oturanlar: Çetin, Fethi Heper, Nihat Atacan, Ayhan Aşut. 

Vefa 1964-65 sezonunda şampiyon olup tekrar Türkiye birinci ligine dönerken Hakkı Aygün de yeni kurulan Eskişehirspor'a transfer olmuş: "Eskişehir'e gitmem oradaki eniştelerim vasıtasıyla oldu. Beyoğluspor istemişti beni, oraya gidecektim. Fakat eniştelerim ısrarla çağırınca Eskişehirspor'la anlaştım. Benim günüm dolmuştu. Temmuz ayı bittiğinde kulüp parayı yatırmadı mı serbest kalıyorduk. Eskişehir'e ilk gittiğimde 15.000 lira almıştım. Ben 1965'te Eskişehirspor'a geldiğimde profesyonel olarak benim dışımda bir de Beşiktaş'tan gelen Yüksel vardı. Sezon bitiminde ikinci lig şampiyonu olarak Ankara'da Trabzon İdmanocağı takımıyla başbakanlık kupası maçı oynadık. O zaman Trabzonspor yoktu daha. Üç kaleci gittik Ankara'ya. Ben oynamayacaktım aslında ama Abdullah Matay ısrar etti. O maçta çok iyi oynadım, onun üzerine ücretime 10.000 lira zam yapıldı. İdmanocağı çok kuvvetli takımdı o zaman, bütün Karadeniz'in karması gibiydi. Maçtan sonra Süleyman Demirel kupayı bana vermişti."

Bir yandan rakiple, bir yandan çamurla yapılan bir mücadeleden sonra. 

Eskişehirspor'u çalıştıran Abdullah Matay ve Abdullah Gegiç ile ilgili düşüncelerini şöyle dile getiriyor: "Abdullah Matay iyi bir antrenör değildi belki ama takımdaki kardeşlik havasını çok iyi sağlamıştı. Antrenörlüğü iyi bilmiyor dediysem de yanlış anlama, taktik filan bilmiyordu belki ama çalıştırması çok iyiydi. Adamı öldürürdü idmanda. Sahaya çıktığımız zaman kondisyonumuz çok iyiydi. Ben Eskişehir'de oynarken 69 kiloydum, 70 bile değil. Sonra Gegiç geldi, adamın beş tane diploması var. Bizi çok bilimsel çalıştırıyor fakat ilk zamanlar alışmakta zorluk çektik tabii. PTT ile bir kupa maçı oynayacaktık. Bizi yarım saat önce sahaya çıkartıp ısındırdı. Meğer Avrupa'da hep öyle ısınırlarmış ama bizim turşumuz çıktı. PTT bize iki tane attı." 



Kulübün o zaman içinde bulunduğu koşulları da şöyle hatırlıyor Hakkı Aygün: "Eskişehir'de eski otogarın yanında bir otel vardı. Otelin altında dükkanlar vardı. Bir dükkanı kiralamıştı kulüp. İçeri giriyorduk, kapkaranlık bir yer. Orada soyunup gidiyorduk antrenmana. Külüstür Skoda'lar vardı o zaman. Onlarla götürüyorlardı bizi. Antrenman bittikten sonra o dükkandan elbiseleri kucağımıza alıp hamama giderdik. Gegiç geldikten sonra Şeker stadındaki antrenmanlardan sonra sıcak su akmaya başladı. Neler çektik neler, topçuluk kolay değildi."

Eskişehirsporlu futbolcular 27 Mart 1966'da İstanbul'da Beyoğluspor'u 3-1
yendikleri ikinci lig yükselme grubu maçından sonra taraftarı selamlıyor.

1965'te kurulan Eskişehirspor, o sezon (1965-66) katıldığı ikinci ligde şampiyon olurken komşusu Bursaspor ile büyük bir çekişme içine girmiş ve aralarındaki maçlarda şiddet olayları yaşanmıştı. Hakkı Aygün'ün o maçlarla ilgili hatırladığı ayrıntılar şöyle: "Bursa ile çok kapıştık biz. Bursa'da bize tabanca bile çektiler. Rahmetli Aziz Bolel kaldığımız otelde emniyet müdürüne 'Buradan bir tek Bursalı girerse vururum, ruhsatlı tabancam var, mesul sizsiniz,' demişti. Fethi ile İsmail arabaya binerken vurmuşlar, yüzlerinden kan akıyor. Son maçtan önce Bursa'da bize kalacak otel vermediler. Mudanya'ya gittik, bir tane izbe han vardı o zamanlar orada kaldık. Hepimiz koridorda yatmıştık. Ertesi gün maç yemeğini yedik, otobüse binip yola koyulduk. İçeride sinek uçsa duyarsın, öyle bir girmişiz ki havaya bizi dışladılar diye. Ben arkada bir sigara içiyordum, Matay gördü sesini çıkarmadı.   Soyunma odasına geldik, formaları giydik yine çıt yok.  Biz 3-0 öne geçtik. Fakat arkamdaki tribünden durmadan taş atıyorlar, küfür ediyorlar. Avuta çıkmak üzere olan bir top vardı, tuttum Bursalı Mustafa'nın önüne doğru attım topu. Mustafa golü atınca arkamdaki seyirciler sustu."

Şampiyonluk turu.

Eskişehirspor birinci lige yükselirken Hakkı Aygün de oynadığı bütün takımlarda şampiyonluk yaşamak gibi nadir görülen bir başarıya erişmişti: "Orhan Ayhan bir televizyon programında bir soru sormuştu: iki sene üst üste ikinci ligde bir takımın kalesini koruyup birinci lige çıkan kaleci kimdir diye. Kimse bilemedi, sonra o söylemişti cevabı. Çok şampiyonluk yaşadım ben. Haliç'te çok şampiyon olduk. Amatör küme şampiyonluğu ama şimdi ikinci ligdeki takımlara taş çıkartırdı. Topçu yoktu ki, az topçu vardı, taş gibi adamlar oynuyordu. Topçu olmak da bir şanstır, inan buna. Haliç'te Adnan diye bir 10 numara vardı. Çamur havada, Bakırköy'deki Sümerspor sahasında santradan kapar topu, o çamurda sürüp bir topa vururdu - Ankaragüçlü Ertan abi gibi, İstanbulsporlu Kel İhsan abi gibi. Haliç kulübünden iyi futbolcular yetişti. En tanınanları İstanbulspor ve Fenerbahçeli Nedim Doğan, Mersin İdman Yurdu'ndan Fener'e transfer olan Muharrem. Yine Fenerbahçeli idareci Şadan Kalkavan Haliç'te top oynardı. Haliç'ten sonra İzmir Karagücü'nde Türkiye amatör şampiyonluğu yaşadım. Vefa'da ikinci lig şampiyonluğu, Eskişehirspor'da ikinci lig şampiyonluğu yaşadım."

Eskişehirspor'un ikinci ligde şampiyon olan kadrosu. Ayaktakiler: Abdullah Matay, Hakkı Aygün, Fethi Heper, Nihat Atacan,
başkan Aziz Bolel, Mahmut, Metin, kaptan Agop Mehmet, Aydın Begiter, idareci Nafiz.
Oturanlar: Kamuran Yavuz, İsmail Arca, Hasan Bora, Ayhan Aşut, Muzaffer Çil, ? .

Eskişehirspor ile birinci ligde iki sezon geçirdikten sonra 1968-69 sezonunda Kütahyaspor'a transfer olmuş Hakkı Aygün: "İyi bir takım kurulmuştu orada. Bandırmalı Sarı Ahmet vardı, sonra Galatasaray'a gitti. Ali İhsan'ın kardeşi Enver vardı. Çok iyi oyuncuydu. Fakat ben Kütahya'da birkaç maç oynayabildim. Orada bir otobüs kazası geçirdik. Ayağım sakatlandı, bir müddet basamadım. Sonra Eskişehir'e döndüm fakat kaza yüzünden oynayamadım. Onun üzerine İstanbul'a döndüm, bir sene daha Haliç kulübünde oynadım. Rumların yanında mobilyacılık mesleğini öğrenmiştim. Futbolu bıraktıktan sonra mobilya dükkanı açtım."

Hakkı Aygün'lü Kütahyaspor kadrosu.
                                                                                                          (Fotospor)

Kalecilik konusundaki düşünceleri şöyle: "Ben kolay kolay penaltı yemezdim. Üç çeşit kaleci vardır. On sekiz kalecisi, altı pas kalecisi, üç direk kalecisi. Bence iyi bir kaleci on sekize hakim olmalı. Benim zamanımda Turgay, Seyfi, Ali iyi kalecilerdi. Ben askerdeyken Ali'nin evi Göztepe sahasının arkasındaydı. İyi kaleci olacağı o çocuk yaşında belliydi. Bizim idmanlarda çalıştırırdım onu. Bu saydığım kaleciler yere atlamazdı. Bunlar iyi yer tutardı. Bir adım sağa, bir adım sola atarak çoğu topu kurtarırlardı."

Kızılcahamam'da kampta diğer kaleci Yusuf Şimşek (yerdeki) ile.


İsmail Arca (sağdaki) ile.

Zaman zaman amatör küme maçlarına gitmeye devam eden Hakkı Aygün, Vefa stadı içindeki Vefa kulüp binasının durumuyla ilgili üzüntüsünü şöyle dile getiriyor: "Üç-dört kere Vefa Stadında Haliç'in maçlarına gittim, kulüp binasının halini görünce gözlerim yaşardı. Orada ne topçular yetişti: Galipler, Atom İsmetler, Tahtabacak İsmetler, Hilmiler. O güzelim kapıya kilit vurmuşlar, kocaman bir demir, bir de zincir. Hiçbir gazeteci de gidip oranın o halini çekmiyor."









2 yorum:

  1. Fethi Aytuna bu bloglarıyla çoğumuzun bilmediği bilgileri açığa çıkarıyor öğreniyoruz.Sağol Fethi Aytuna

    YanıtlaSil
  2. Fethicim yine güzel bir portre... beynine sağlık

    YanıtlaSil