21 Mart 2016 Pazartesi

Burhan Cevrem - İzmirspor Duayeni

Futbolumuzun henüz ulusal düzeyde bir lig organizasyonuna kavuşmadığı 1950'lerde, İzmir Ligi renkli bir rekabete sahne oluyordu. İstanbul'da şampiyonluğu tekeline alan üç takımın aksine İzmir'de beş kulüp - Altay, Altınordu, Göztepe, İzmirspor ve Karşıyaka - zirve yarışına katılıyordu. Hatta zaman zaman Yün Mensucat ve Demirspor gibi takımlar da bu yarışa ortak oluyor, aldıkları sonuçlarla şampiyonluğun kaderinde rol oynuyorlardı. Bu yoğun rekabet içinde, Eşrefpaşa semtinin takımı olan İzmirspor 1954-55 ve 1955-56 şampiyonluklarını kazanmayı başardı. Santrfor, sol iç ve sol haf mevkilerinde oynayan Burhan Cevrem bu başarılarda pay sahibi oldu. Futbolu bıraktıktan sonra da uzun yıllar boyunca İzmirspor camiası içinde yer alan Burhan Cevrem'in eşi de bir dönem kulüp yönetiminde yer almıştı. Burhan Cevrem İzmirspor ve futbolla ilişkisinin başladığı günleri şöyle anlatıyor:  


  
"1927'de İzmir'de doğdum. Ailemin kökeni Girit'e dayanıyor. Eşrefpaşa'da doğup büyüdüm. İzmirspor'un lokal takımları vardı. O takımlardan biri olan Hatayspor'da 15 yaşında oynamaya başladım. Babam fırıncıydı, ekmeğin 6 kuruş olduğu devirlerde fırıncılık yapardı. Üç erkek, bir kız kardeştik. Bir kardeşim kaleciydi, Aydınspor'da oynadı. Şimdi rahmetli oldu. 1946 Kasım'da askere gittim. Tam 35 ay askerlik yaptım. Hatta Balıkesir'de askerken benim lokal takımımı getirdim oraya. 1947'de askerden izinli geldim. O gün de İzmirspor'un bir hazırlık maçı vardı, devre arasıymış. Sen oynayacaksın dediler. 4-1 yendik, iki golü ben attım. İşin tuhafı da hakem Bedri Kaya vardı yüzbaşı, bizim rahmetli Tarık (Gençay) abiye 'Bunu niye oynatmıyorsunuz?' dedi. Asker olduğumu öğrenince hemen Balıkesir'e bir telefon, ben İzmir Kayagücü'ne geldim."

Askeri bir takım olduğu için ismi sık sık Karagücü olarak yazılan Kayagücü, askerliğini yapan iyi futbolcuları kadrosuna alarak iddialı bir hale gelmiş ve 1946-47 sezonunda İzmir ligi şampiyonu olmuştu. Burhan Cevrem bu takıma katılışını ve bazı oyuncularını anlatıyor: "Kayagücü'nü kuran Ragıp Gümüşpala, Cemal Gürsel'in yardımcısıydı. Beni makamına çağırdı, hemen İzmir'e gittim. Kayagücü İzmir şampiyonu oldu. Bilhassa İzmir'de ne kadar iyi futbolcu varsa, hemen onları aldı. O zamanki oyuncuları arasında Karşıyakalı Çamur Nebil vardı, sonra Pala Halit, Altaylı Bayram Dinsel, İstanbulsporlu Toros, Gemlikli Mehmet vardı. İzmirspor'un gelmiş geçmiş en iyi futbolcusu Tarık Gençay'dı. O benden bir yaş büyüktü, 1926'lıydı. Kayagücü'nde birlikte oynadık.Fakat bir müddet sonra Kayagücü lağvedildi, tekrar Balıkesir'e döndüm."

Söz Tarık Gençay'dan açılınca Burhan abi kendi hayat hikâyesine ara verip büyük saygı duyduğu bu futbolcuyu anlatıyor: "Askerdeyken bir gün onu garnizon kapısına çağırdılar. Bana sen de gel dedi. Gittik kapıya, baktık Galatasaray idare heyeti. Tarık'ın terhisine 15-20 gün vardı. İdareciler 1.500 lira transfer ücreti, 300 lira aylık teklif ettiler. 1.500 lira o zaman çok büyük paraydı, Alsancak'ta üç-dört tane daire alınırdı. Kabul etmedi. Tarık Gençay 1951'de milli takımla İsveç ve Almanya'ya gitti. Berlin'de 2-1 yendiğimiz maçta kadrodaydı, Mısır'a gitti kadrodaydı, Roma'ya gitti kadrodaydı. Fakat hiçbirinde oynatmadılar. Niye oynatmadılar? Ulvi Yenal federasyon başkanıydı. 'Galatasaray'a imzayı at, hemen milli takımda oyna,' dediler. 'Ben İzmirspor'dan başka takımda oynamam,' diye cevap verdi. Irak'ı İzmir'de 7-0 yendik, o maçta oynadı, üç tane gol attı."


İzmirspor'un 1950'de Galatasaray'la yapılan özel maçtaki kadrosu Alsancak Stadında. Ayaktakiler (soldan): Suphi, Halim,
Necdet Elmasoğlu, Fikret, Emin Terzioğlu, Tarık Gençay. Oturanlar: Hüsamettin Günkut, Nurettin Terzi, Rahmi,
Burhan Cevrem, ?.

Kendisinin daha sonra neler yaptığını şöyle anlatıyor Burhan abi: "İzmirspor 1949'da İzmir şampiyonu oldu. Ben o zaman daha askerdim. Ankara'da yapılan Türkiye birinciliğine katıldı. Bir yazıyla beni Ankara'ya gönderdiler. İlk maçta sakatlandım. Üç maç oynayacağıma bir maç oynadım. Ankaragücü karşısında 3-0 galipken 4-3 yenildik. Askerliğim bitince İzmir'e döndüm. Bir sezon İzmirspor'da oynadım. Sonra bir sene (1950-51) Nazilli Sümerspor'da oynadım. Sümerbank'ta çalışıyor gibi gözüküyorduk, oradan maaş alıyorduk. Daha sonra Beşiktaş ve Galatasaray'da oynayan kaleci Bülent Gürbüz de o takımdaydı. Sonra Ankaragücü'ne gittim. Ankaragücü'yle İzmir'de bir maç yapmıştık. Ben bir gol attım, bir de Tarık penaltıdan attı. Ankaragücü idarecileri beni o maçta beğenmiş. Bayağı iyi bir takımdı." Takımda kimler vardı diye sorduğumuzda Burhan abi Ankaragücü'nün 1951-52 kadrosunu sayıyor: "Kaleci Semih, sağ bek Necdet, sol bek İsmet, sağ haf Hasan, santrhaf Şevket, sol haf Hüseyin, sağ açık Seyfi, sağ iç Ercüment, santrfor ben, sol iç kaptan Fikret, sol açık kel Kenan. O sırada beni Fenerbahçe istiyordu. Gidecektim fakat o sırada rahmetli babam felç oldu, İzmir'e dönmek zorunda kaldım."

"1952'de İzmir'e dönünce Göztepe'de oynadım ve orada gol kralı oldum. Hatta ilk maç İzmirspor'la idi. O maçı 5-1 Göztepe kazandı, ben dört gol attım. İkinci devrede oynanan maçı 1-0 kazandık, o golü de ben attım. Göztepe'de bir sezon oynayabildim zira dediler ki, 'Ya Eşrefpaşa'yı terk et, ya da İzmirspor'a gel.' Göztepe'den 300 lira aylık aldığım zaman genel müdürler alamıyordu o parayı. İzmirspor'a döndüğüm zaman 40 lira aylıkla oynadım. Arkadaşım Nedim vardı, Göztepe'den aldığım paraya inanamadı, benimle beraber geldi. Ruhi Karaduman de kulübün müdürüydü. O parayı verdi bana, arkadaşım şaşırdı." O zamana göre iyi para kazansa da, o günlerin bütün futbolcuları gibi hayatını sürdürmek için başka işlerle uğraşmış Burhan abi: "Ben esas geçimimi futboldan değil, nakliyecilikten sağladım. BMC fabrikasının nakliye işlerini yapardım."




"Şu yırtık fotoğraf Göztepe-İzmirspor maçında çekilmiş. Gazetede bu fotoğrafın altında 'İzmirsporlu Burhan İzmirspor'u dağıtırken' yazmıştı. Kaleci Emin (Terzioğlu) benim teyzemin oğluydu. En sağda rahmetli Doğan Emültay görülüyor. Onun arkasında Göztepeli Nezihi. Benim arkamda İzmirsporlu Galaga Mustafa var."

1952-53 sezonundaki Göztepe kadrosunu soruyoruz: "O zamanki Göztepe takımını sayayım sana. Kalede Sadi, sağ bek Semih, sol bek Ruhi, sağ haf Sedat, santrhaf Seracettin, sol haf Mehmet, sağ açık Nezihi, sağ iç Kaya, santrfor ben, sol iç Emcet, sol açık Özdemir. Ben Göztepe'deyken, Güzelyalı'daki sahada tribün yoktu, soyunma odası yoktu. İdmanlarda çizginin yanında soyunurduk." Hafızasının kuvvetinden cesaret alarak sorduğumuzda Burhan Cevrem  1947'de oynadığı İzmirspor kadrosunu da bir çırpıda sayıveriyor: "1947 takımında kaleci Sabri, sağ bek Salih, sol bek Ahmet, sağ haf Şener, santrhaf Durmuş, sol haf Sabri, sağ açık Orhan, sağ iç Şener, santrfor ben, sol iç Lütfü, sol açık Hüsamettin. Soruyorum gençlere, İzmirspor bir ay evvel Uşak'la maç yaptı, takımı say diyorum, öyle bakakalıyorlar bana. Bütün arkadaşlarımın telefonunu ezbere bilirim."

"Göztepe'den döndükten sonra futbolu bırakana kadar hep İzmirspor'da oynadım. Altay'la bir final maçı oynadık. Maç 3'teydi, sabah 9'da saha doldu. Bizden evvel Karşıyaka - İzmir Demirspor maçı vardı. Kalabalıktan dolayı bizi sahanın içinden soyunma odasına alacaklardı. Ben heyecandan dalmışım, sahanın içine doğru gidiyorum. O maçı 2-1 kaybettik. Tarık abi temdit penaltısını kaçırdı. Gerçi atsaydı yine Altay şampiyon olacaktı, beraberlik onlara yarıyordu. Benim rahmetli annem bile futboldan anlamadığı halde gelmişti o maça. Alsancak stadı şimdiki halinde değildi, daha küçüktü o zaman. Seyirciyle dolduğu zaman bile ancak 8-10 bin kişi alıyordu. Fenerbahçe gelmişti İzmir'e. O zamanki Fener forveti K. Fikret, Mehmet Ali, Feridun, Lefter, Burhan'dan oluşuyordu. Bizi burada 2-0 yendiler. Bir ara bir pozisyon oldu. Bizim Tarık abi ile Feridun beraber depar attılar. Türkiye'de Tarık abiye yetişecek adam yoktu. Bastı topa, geri pası verecekmiş gibi 'Seyfi' dedi. Feridun kaleciye doğru fırladı. Tarık abi döndü bana, 'Yahu bunda akıl da yokmuş,' dedi. Çok muzip adamdı. Takım mağlup durumdaysa santrhaftan santrfora geçerdi. Mesela bir maçta2-0 mağlubuz, son 15 dakika santrfora geçip üç gol atıyordu."

İzmirspor'un sahası "Talebe Çayırı"nda sezon açılış idmanı. Sol başta Burhan Cevrem, yanında Nurettin Terzi,
bir adım geride Cahit Ellier ve sağ başta Kamuran Soykıray görülüyor.

Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası gibi turnuvaların henüz başlamadığı yıllarda, Türk kulüpleri yabancı takımlarla özel maçlarda karşılaşıyordu. Bir tür milli maç havasında yapılan bu karşılaşmalar için her kulüp diğer takımlardan bir veya iki oyuncuyu takviye olarak kadrosuna alıyordu. Burhan abi de çeşitli İzmir takımlarıyla böyle maçlar oynamış: "1950'lerde Altay ve Göztepe'yle Yunanistan'a, Altınordu'yla Suriye'ye özel maçlar yapmaya gittim. Suriye seyahatine İzmirspor'dan benimle Memduh'u götürdüler. Seksen sekiz saat trenle gittik. Çarşamba günü bindik Basmane'den akşam saat 9'da, Pazar sabahı Halep'e vardık. Saat 3'te maçımız vardı. Hiç dinlenemeden çıktık, beş tane yedik. Ertesi gün bir maçımız daha vardı, bu sefer 1-0 galip geldik. Otobüsle Şam'a geçtik. İlk maçı  berabere bitirdik. 3-2 mağlubuz, maçın bitmesine 1 dakika filan vardı. Ben sol ayağımla bir vurdum doksana, 3-3 bitti. Son maçımızı da kazanıp tekrar trenle döndük. O zaman kara trenler vardı. Bazı yerlerde o kadar yavaşlıyor ki yürümek daha iyi. Adana'yı geçtikten sonra rampa bir yere geldik, arkadan bir lokomotif itiyor. İnip yürüsen daha hızlı gidersin." 

Takviyeli Altınordu takımı Halep'te ordu takımıyla maçtan önce (soldan sağa): Muhtar İber, Selahattin, Mehmet, Macit, ? ,
Arif Dökel, Burhan Cevrem, Fehmi Özırmak, Nebil, Nazmi, Kemal. Oturan: Memduh Gezer.
                                                                       (İzmir BŞB, Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi, Fehmi Özırmak bağışı)

Futbolu milli lig başlamadan önce, 1956-57 sezonunda bırakan Burhan Cevrem, başta İzmirspor olmak üzere çeşitli kulüplerde antrenörlük yapmış. "Futbolu bıraktıktan sonra dört sene genç takımı çalıştırdım. Talebelere bir şey öğretme hastalığı vardı bende. O yüzden futbolu erken bırakıp antrenörlüğe başladım. Top oynamak başka, seçmek başka. Adam seçmek bir sanattır. Bir ara İzmirspor'a 18 tane adam getirdim, 18'ini de oynattım. Sami (Özok) abiye sorarlardı, 'Burhan'ın getirdiği adamı niye denemiyorsun?' diye, o da 'Burhan'ın getirdiği adamı denemeye gerek görmem,' derdi. Ödemiş'te iki takımı çalıştırdım. İkisi de şampiyon oldu. Isparta'ya, Antalya'ya gittim, onlar da şampiyon oldu. 79 tane gol attık, bir tane de kendi kalemize gol attık. Torbalılı bir arkadaşımın ricası üzerine Torbalı'ya gittim. Düşmek üzere olan takım Türkiye dördüncüsü oldu."

İzmirspor genç takımıyla idmanda.
                                                                                                            (Yeni Asır)
"Rıdvan'la Sercan'ı ilk fark edenlerden biri benim. Muğla'nın Çanakkale'yle maçı vardı. Bir gittik Muğla'ya, ortalık jandarma dolu. Meğer Muğlalıları Çanakkale'de dövmüşler. Biz Rıdvan ile Sercan'a transfer teklifi yaptık. Onlar bir milyon istedi. Bizde para yok. Biz 750.000 verdik. Düşünelim dediler. Üç gün sonra dört tane futbolcu sattık. Muğlaspor Ankara'da Türkiye şampiyonasına katılıyordu. Biz de Erol Kaynak'la Cebeci Stadına gittik. Muğla külüstür bir dolmuşla gelmişti, yolda görmüştük. Neyse maç oynandı, Erol Kaynak, 'Biz onları İzmir'de hallederiz,' derken, 14 plakalı bir araç yanaştı. Onları arabaya koydukları gibi hemen Bolu'ya götürdüler.  Beşiktaşlı Güven'i Aydın'dan ben getirmiştim. İlk antrenmana çıktığı zaman Tarık abi bana döndü, 'Yahu bunu cambazhaneden mi aldın?' diye takıldı. İsmail Demiriz'i de Çiğli'den, amatör takımdan aldım."

İzmirspor'un eski futbolcuları kendi aralarında yaptıkları bir maçta. Ayakta sağ başta Mustafa Özkula, yanında Doğan Emültay,
Cahit Ellier ve Yaşar Tunçses (Sarı Yaşar). Oturanlardan sağdan üçüncü Ali Fındık, yanında Burhan Cevrem.
Sol başta oturan futbolu bıraktıktan sonra hakemlik yapan merhum Aykut Akkor.

Duvarda asılı İsmet İnönü'yle birlikte çekilmiş fotoğrafın dikkatimizi çektiğini gören Burhan abi, bunun hikâyesini anlatıyor: "1959 senesinde Isparta'ya gittim. Hem Sümerbank'ta çalışıyordum, hem de Sümerspor kulübüne antrenörlük yapıyordum. Bir gün İsmet İnönü geldi Isparta'ya. Gençlik kulübünün idarecileriyle de samimiydim. O kulübün başkanı hasta CHP'liydi. Kulübün büyük bir salonu vardı. İnönü oraya geldi. Ben de görmeye gittim. O zamanlar bir şoförü, bir de koruması vardı İnönü'nün, o kadar. Fethi Çelikbaş'la beraber gelmişti. Ben orada İnönü'yle yemek yedim diye ertesi gün Sümerbank'ta işime son verdiler, onun üzerine İzmir'e döndüm. Ödemiş Gölcük'teydim. On gün sonra geldiler. Müdür dayanamamış, gidin bulun, alın Isparta'ya gelin demiş. Yirmi gün sonra da ihtilal oldu. 27 Mayıs ihtilalinde ben Isparta'daydım."


Asıl adı Yurdagül olan fakat bütün camianın Gül abla dediği eşi eski gazeteleri getirerek bir haberi gösterirken Burhan abi açıklıyor: "Benim hanım dört sene İzmirspor idare heyetindeydi. Kadınlar kurulu başkanlığı yaptı. Türkiye'de ilk defa umumi kaptan olarak sahaya çıktı. Elli üç senelik evliyiz. 1969 yılında günübirlik Adana'ya, Ceyhan'a bile maçlara gittik." Sözü Gül abla alıp bir anısını anlatıyor: "İzmirspor'un İstanbul'da Karagümrük'le maçı vardı. Biz de küçük bir grup olarak takımla beraber gittik maça. İzmir'de birçok takımda antrenörlük yapan Halil Bıçakçı o sırada Vefa kulübünde görev yapıyordu. Biz Vefa stadına geldik. Rahmetli Halil bana aşçıbaşı derdi. 'Aman aşçıbaşı, ne olur bir tek ricam var, hiç ses çıkarma,' dedi. Tamam dedim. Meğer Karagümrük seyircisi çok fanatikmiş, daha bilmiyoruz. Biz gittik, normal bir tribüne oturduk. Karagümrük antrenörü Metin Türel bizi görmüş. Bir görevli göndermiş, bizi alıp şeref tribününe götürdü. Neyse biz bir gol attık. Ben farkında değilim ama ani bir reaksiyon göstermişim o zaman. Sonra biz iki gol yedik. İkinci golden sonra bir baktım bütün tribün dönmüş bana küfrediyor."

                                                                                                                (Yeni Asır)

Ayrılmak üzereyken Burhan abi sözü bugünlere getiriyor. Bir zamanlar birinci ligde dördüncülüğü kazanan İzmirspor'un günümüzde bulunduğu yere üzüldüğünü belirterek kulübün bu duruma gelmesinin sebebini vefasızlık olarak açıklıyor. Sonra bir televizyon programından yola çıkarak tekrar eski günlere dönüyor: "Geçenlerde bir İzmir kanalında bir spor programı vardı. Bir gazeteci 'Damlacık kulübünden İzmirspor'a gelen Metin Oktay'ın heykelini dikelim,' dedi. Bir kere Metin İzmirspor'a Damlacık'tan değil, Yün Mensucat takımından geldi. Sonra İzmirspor'da tam bir sezonu da tamamlamadı. Altı, bilemedin yedi ay oynadı. Biz İzmir şampiyonu olduk. Türkiye şampiyonasında Karagümrük'le çok önemli bir maçımız vardı. Takım açıklandı, biz yokuz. Sahaya bir baktım, Metin Oktay yok. O maça çıkmadı. Sonra geldiler, beni tribünden aldılar, iyi kötü oynadım. Sonra Oya Sarı ile evlendi. Oya'nın babası Ziya Sarı çok zengindi. O zamanlar Metin karısına transfer için noterden vekalet vermiş. Galatasaray bir Rusya turnesine çıktı. O sıralarda Metin Oktay İzmirspor'a gelecek diye söylentiler çıktı. Hatta o gelecek diye ben, Oya Sarı, Ziya Sarı, bir de trafik kazasında ölen umumi kaptan Nazır Sipahi - babası İlyas da bizde başkanlık yapmıştı - gittik Çiğli havaalanına bekledik. Metin gelmeyince Oya ondan boşandı. Söz heykelden açılmışken, rahmetli Tarık abi esprili bir insandı. Bir gün ona 'Tarık abi, senin heykelini dikelim,' dedim. 'Ne o, yüzüme tüküremediler, heykelime mi tükürecekler?' diye cevap vermişti. Elimde olsa Eşrefpaşa'nın her sokağına, Hatay'ın her sokağına Tarık Gençay'ın ismini verirdim."








Hiç yorum yok:

Yorum Gönder