30 Nisan 2015 Perşembe

Memduh Gezer - Altınordulu Memduh

Memduh Gezer ismine ilk kez birkaç yıl önce İzmir Kent Arşivinde bir araştırma yaparken rastlamıştım. 40’lı ve 50’li yıllarda İzmir futbolunun tanınmış bir ismi olmakla birlikte, kuşağının birçok futbolcusu gibi o da unutulanlar arasına karışmıştı. Memduh Gezer, bizim kültürümüzde pek alışık olmadığımız bir iş yapıp anılarını kaleme almış, fotoğraflarını ve hakkındaki gazete haberlerini saklamış, ardından bunları yaşadığı şehrin arşivine bağışlamıştı. On gün kadar önce sessiz sedasız aramızdan ayrılan Memduh Gezer’in aşağıda okuyacağınız kısa hayat hikâyesi gerek onun kendi eliyle yazdığı anılarından, gerek bir yıl kadar önce kendisiyle yaptığım sohbetten derlenmiştir.

 

23 Kasım 1924’te, İzmir Bayındır’da doğdum. Rahmetli babam DDY istasyon memuruydu. Annem Bayındırlıydı. Okula başlamadan önce İzmir’e geldik. Üç kardeştik. İki kız kardeşim vardı, en büyükleri bendim. Basmane’de büyüdüm. Mahallemiz Altınpark’ta küçük bir saha vardı. Mahalle arkadaşlarıyla orada taşlardan kale yapıp iki takım kurarak top oynardık. Top oynamaya dalıp eve geç geldiğim günlerde dayak yediğim olurdu. O zamanlar kırmızı-lacivert formaya âşıktım. Pazar günleri ne yapıp eder Altınordu maçlarını seyrederdim. Sait Altınordu’nun ve Altaylı Vahap Özaltay’ın futboluna hayrandım. Sait Abi’nin oyununu saha duvarından bile olsa seyretmek benim için zevkti. Ben bu sahada ne zaman oynayacağım diye kendi kendime söylenirdim.

Memduh Gezer (sağda) genç takımda
arkadaşlarıyla.
Bizim muhitte, Mezarlıkbaşı’nda kabzımallık yapan Altınordulu bir yönetici vardı, Hancı Mehmet derlerdi. Ben on altı yaşındayken oyunumu beğenen arkadaşlar beni ona götürdüler. Onun vasıtasıyla bir maçta oynattılar beni ve beğendiler. Böylece Altınordu kulübünün lisanslı futbolcusu oldum. Birinci takımla idmanlara çıkmaya başladım. Aradan bir zaman geçti, bir gün Altınordu’nun Karşıyaka’yla maçı vardı. Takımda bir oyuncu gelmemişti, idareciler sıkıştı. Beni bulup soyunma odasına götürdüler. Heyecandan neler çektiğimi ben bilirim. Bana verdikleri ayakkabı büyüktü, içine gazete kâğıdı koyup giydim.  O gün sol açık oynadım. Güzel oynadığım için herkes beni tebrik etti. Sait Abi, ‘Bundan sonra her gün idmana geleceksin,’ dedi. O sırada Yün Mensucat fabrikasında çalışıyordum. Akşam 5.30 borusu öttü mü, derhal soluğu Sait Abi’nin yanında alıyordum. Maçlarda Sait Abi’ye pas vermediğim vakit veya başkasına pas attığım ya da topu kaybettiğim vakit bağırırdı bana. Ben kaçardım, o arkamdan koşardı.


Böylece 1942-43 sezonunda sol haf olarak Altınordu birinci takımında oynamaya başladım. Sonraları sol açık ve sağ açık mevkilerinde oynadım. 1943 senesi Nisan ayında asker oldum. Askerliğimi denizci olarak yaptım. Önce İstanbul Kasımpaşa’daki talim alayında eğitime gittim. Üç ay sonra beni Yavuz gemisine verdiler. İkinci Dünya Harbi yüzünden o zaman karacılar üç, denizciler dört sene askerlik yapıyordu. Adnan Bey diye bir yüzbaşı vardı. Ben sporcu olduğum için beni Yavuz gemisine aldı. Gemimiz Gölcük’teydi, ara sıra manevraya çıkardık. Gemide benden başka Fenerbahçeli Donanma Kamil, Kasımpaşalı Sabri, Vefalı Ördek Mustafa, İzmitli Yusuf gibi o zamanın meşhur futbolcuları vardı. Daha sonra Vefalı Tatar Şükrü ve kaleci Hilmi de geldi. Bizim takımımızın adı Harp Filosu idi. Kocaeli liginde yer alıyordu. Donanma veya Yavuz Gücü de derlerdi.

Yavuz gemisinin güvertesinde (sağda).
Biz gelmeden önce Denizaltı takımı Donanma takımını her maçta yenermiş. Biz geldikten sonra yaptığımız ilk maçı 3-1 kazandık. Ben o maçta iki gol attım. O maçtan sonra Gölcük’te büyük sükse yarattık. Amirallikten gelen emirle sporcular nöbet ve angaryadan muaf tutuldu. Takımımız 1942-43 sezonu Kocaeli lig şampiyonluğunu kazandı. Ertesi sezon şilt maçlarında Denizaltı takımına yenilip kupayı kaybettik ama lig şampiyonluğunu kimseye bırakmadık. Harp Filosu takımı Kocaeli liginde üst üste dört sezon şampiyon oldu. Fakat asıl başarıyı 1945 Türkiye Futbol Birinciliğinde kazandık. Önce İzmit’te yapılan grup maçlarına iştirak ettik. Bu maçlarda Kasımpaşalı Tayyar ve Karşıyakalı Hakkı Çaktırma’yı takviye olarak almıştık. Edirne ve Eskişehir şampiyonlarını yenip grup birincisi olduk. Ertesi gün trene binip Mersin’e gittik. Balıkesir birincisi Karesi takımını 3-0 yendik. Zonguldak birincisini de 6-2 yendik. Mersin grubunun final maçı Harp Filosu ile Mersin İdman Yurdu arasında yapıldı. 10 bin kişinin önünde oynadığımız maçı 1-0 kazanıp gruplar arası şampiyonu olarak Ankara’da yapılacak Türkiye Futbol Birinciliğine katılmaya hak kazandık.


Bu maçlara Ankara şampiyonu Harp Okulu, İstanbul şampiyonu Beşiktaş, İzmir şampiyonu Altınordu ve gruplar arası şampiyon Harp Filosu takımları katıldı. Birinci maçımızda Harp Okulu’na 9-1 yenildik. Altınordu’yu 2-1, Beşiktaş’ı 3-2 yendik. Harp Okulu Türkiye futbol şampiyonu oldu, biz de Türkiye ikincisi olduk. İzmit’e döndüğümüz zaman Amiral Şükrü Okan ve İzmit Belediyesi şerefimize ziyafet verdiler. Gemiye döndüğümüz zaman donanma düdükleri çalındı. Bize mükâfat olarak yirmi gün izin verildi. İzne geldiğim zaman babamın öldüğünü öğrendim.


Nihayet dört sene askerlikten sonra 1947’de terhis oldum. Geleceğimi haber alan arkadaşlarım ve Altınordulular beni Basmane istasyonunda büyük bir kalabalıkla karşıladı. Beni trenin penceresinden çıkarıp omuzlar üstünde taşıdılar. Yani yere basmak ve annemle dahi görüşmek nasip olmadan taksiye binip doğru kulüp başkanı Nazif Bey’in yazıhanesine götürdüler. Orada lisans işlerim halledildi ve tekrar Altınordulu oldum. Aynı zamanda belediyede memur olarak işe girdim. O zamanlar futboldan aldığımız para ayda ya 50 lira ya 100 liraydı. O devirde şimdiki paralar yoktu. Futbol hayatım boyunca en çok 200 lira maaş almışımdır. O yüzden başka işte çalışmak zorundaydık.

1952'de Avrupa Güzeli seçilen Günseli Başar sembolik başlama vuruşunu
yaparken Altınordulu Rıdvan ve Memduh ile hakem Ali Barçın
onu seyrediyor.
Ben geldiğimde İzmir Ligi bitmiş, Kayagücü şampiyon olmuştu. (Meraklısı için not: Kayagücü askeri bir takımdı.) Milli Eğitim Kupası (Milli Küme) maçlarına katılacak takımları belirlemek için ilk dört sırayı alan takımlar dörtler diye maçlar yaptı. İlk maçımı Altay’a karşı yaptım. Fevkalade oyun tutturdum. İzmir’de Kâhya Memduh diye sükse yarattım. Dörtler maçlarında Kayagücü birinci, Altınordu ikinci oldu. Fakat genelkurmay Kayagücü takımının maçlara katılmasına izin vermedi. O zaman Altınordu ve Altay Milli Eğitim maçlarında İzmir’i temsil etti.


Beşiktaş takımı İzmir’de Altınordu’yla bir maç yapıp berabere kaldı. Bu maçta ben çıkardığım güzel oyunla Beşiktaş’ın antrenörü olan meşhur İtalyan yıldızı Meazza tarafından takdir edildim. Beşiktaş’tan sonra İzmir’e Altay’ın davetlisi olarak Yunanistan’ın Panionios takımı geldi. Birçok milli oyuncusu vardı. Altay’ı 4-2 yendi. İkinci maçı bizle yaptılar. İlk golü ben attım ve 2-2 berabere kaldık. Onun ardından İngiliz ikinci küme takımı Queens Park Rangers takımı geldi. Bu maçı 3-1 kaybettik.
1950 senesinde Karşıyaka takımıyla Suriye ve Lübnan’a gittim. Karşıyaka kulübü bu maçlar için benden başka Altınordu’dan Zeki, İzmirspor’dan Tarık, Demirspor’dan Ali Haydar, Yün Mensucat’tan Tahir ve Cim Necati’yi takviye olarak almıştı. Üç gün üç gece trenle yolculuk yaptıktan sonra gece yarısı Halep’e vardık. Halep’ten otobüsle sekiz saat yolculuktan sonra sabah 8’de Beyrut’a geldik. Doğru otele gidip yattık ve o gün maça çıkıp 2-1 yenildik. İkinci maçımızda Beyrut’un kuvvetli bir Ermeni takımıyla oynadık. 3-0 galipken havaya sıkılan mermilerle korkmamıza rağmen maçı 3-2 kazandık. Halep’teki maçı 5-0 kazandığımız zaman seyirciler bizi omuzlar üzerinde taşıdılar. Birkaç gün sonra aynı takımla Şam’da rövanş maçına çıktık. Hakemin kasıtlı idaresi ve aleyhimize verilen iki penaltıyla 4-3 yenildik. Ertesi sene aynı seyahate bu kez Altınordu kulübü olarak çıktık.


Ayaktakiler: Refik, Sait Altınordu, Zeki Egeli, Nazmi, Niyazi, Fehmi, Nebil.
Oturanlar: Memduh Gezer, Melih, Vitali.
1 Temmuz 1952’de bir inatlaşma üzerine Altınordu kulübünden istifa edip Karşıyaka’ya geçtim. Karşıyaka’daki ilk maçımda Kurban Bayramında tam kadrosuyla gelen Beşiktaş’a karşı oynadım. Karşıyaka’da oynadığım sırada Ankara’da yapılacak Cumhuriyet Kupası maçları için İzmir karmasına seçildim. İlk maçımızı İstanbul karmasıyla yani bir nevi milli takımla yaptık ve 3-2 kazandık. İlk golü ben kafayla attım. Karşıyaka’da iki sezon oynadım.

İzmirspor 1954 transfer döneminin son gününde İzmir futbol piyasasının iki
mühim ismini - Yün Mensucatlı Metin ve Karşıyakalı Memduh'u transfer
ederek ses getirir. Oturanlar arasında sol başta İzmirspor'un ünlü menajeri
Sami Özok, üçüncü sırada Metin Oktay, onun yanında Memduh Gezer görülüyor.
1954’de Metin Oktay’la birlikte İzmirspor’a transfer oldum. Metin Yün Mensucat’tan gelmişti. 1954-55 sezonunda İzmir şampiyonu olduk. O sezonun sonunda Metin Galatasaray’a gitti. Ertesi sezon İzmirspor’la bir şampiyonluk daha kazandık. Ben o sezondan sonra Altınordu’ya döndüm. Altınordu’da bir sezon daha oynadıktan sonra futbolu bıraktım. 60’lı senelerde Altınordu genç takımını çalıştırıp İzmir şampiyonu yaptım. Altınordu A takımında yardımcı antrenörlük yaptım. Bir süre Ülküspor’u çalıştırdım.






Memduh Gezer’le yaptığımız sohbette birkaç sene önce eşini kaybettiğini, iki çocuğunun işleri nedeniyle İstanbul’da yaşadıklarını öğrenmiştim. 90’ını aşan yaşına rağmen yalnız yaşadığı evinde kendi işlerini görecek kadar zindeydi. Altınordu forması salonda, koltuğun üstüne itinayla serilmişti. Onun zamanının şartlarını konuştuğumuzda, “Erken gelmişiz dünyaya” demişti. 18 Nisan 2015’te hayata gözlerini yumduğunda, internet sitesinden açıklama yapan kulübü Altınordu dışında medya dünyasından onu hatırlayan olmadı. Dilerim çocukken seyredebilmek uğruna Alsancak Stadının duvarına tırmandığı Sait ve Vahap ağabeyleriyle buluşmuştur.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder