21 Mart 2015 Cumartesi

Erol Topoyan - Adalet'in Yıldızı Küçük Erol

1950’li yıllarda futbol dünyamıza renk katan bir Adalet takımı vardı. Süreyya Paşa olarak ünlenen Süreyya İlmen’in kurduğu ve eşinin adını verdiği Adalet Mensucat şirketinin takımıydı Adalet kulübü. Başkanlığını Süreyya Paşa’nın oğlu Atıf İlmen’in yaptığı, 1946’da kurulan kulüp İstanbul 4. mahalli kümesinde başladığı serüveninde hızla tırmanarak 1952’de İstanbul Profesyonel Liginde oynamaya başlamıştı. Özellikle üç büyüklerin şöhretli oyuncularını bünyesinde toplayarak ses getiren kulüp, cazip ücretlerin yanı sıra oyuncularına transfer bedeli olarak birer dokuma tezgâhı veriyordu. Fabrikanın ustaları tarafından çalıştırılan bu tezgâhlarda ağırlıklı olarak battaniye dokunuyordu. Üç büyük kulüpten gelen oyuncuların dışında Adalet takımında forma giyen en ünlü yıldız Küçük Erol lakaplı Erol Topoyan’dı. Adalet’teki günlerinden önce çocukluk ve öğrencilik yıllarını şöyle anlatıyor:


“1936’da İstanbul’da, Fatih’te Karagümrük ile Malta arasında Atikali denilen semtte doğdum. İlkokulu Yavuz Sultan Selim’de, ortaokulu Gelenbevi’de okudum. Bu okul Fatih Camisi ile Küçükmustafapaşa arasındaydı. Çocukluğumuzda sokaklarda top oynardık. Babam kızardı top oynamama.  Babam kasaptı; beni kuyunun yanında yatırıp keseceğini söylemişti, hâlâ hatırlarım. O kadar kızmıştı yani. Babam Arnavutluk’taki Prizren’den gelmiş. Orada doğduğu köyün adı Topoyan, sonra bu ismi soyadı olarak seçmiş. Atatürk zamanında gelmişler buraya. Önce Beykoz’a yerleştirilmişler, sonra o Fatih’e gelmiş. Annemler de Yugoslavya’dan gelip Ayaspaşa’ya, Teknik Üniversite’nin karşısına yerleşmiş. Babamla orada tanışıp evlenmişler. Benim çocukluğumun büyük kısmı Ayaspaşa’da geçti. O zaman İstanbul’un en kalburüstü insanları orada otururdu. Benim dayım gazete bayisiydi, aboneleri vardı. Dayım bana, kardeşine ve yeğenine dağıtım için birer mahalle vermişti. Benim gazete dağıttığım mahallede Yapı Kredi Bankasının sahibi Kazım Taşkent otururdu. O sabah altı buçukta gazete beklerdi. Benim ilkokula gittiğimi bilirdi, bana bahşiş hazırlardı.”

7 Mayıs 1948 tarihli bu fotoğrafın arkasına şu satırlar yazılmış: "5'nci sınıfta
çıkardığım resim. Sınıfımızın futbol takımı."
Erol Topoyan sol başta oturuyor.
“Ortaokuldayken tatillerde Park Otel’de komilik yapardım. Komilere kat vermezler, garsonlara verirler ama ben lisan biliyorum diye o zaman bana kat vermişlerdi. Yahya Kemal’in kaldığı kata bakıyordum ben. Son zamanlarıydı, odadan zor çıkıyordu. Kollarına girip yürütürlerdi. Kahvaltısını, yemeğini hep odaya götürürdük. O zaman Park Otel’de çalışanların büyük kısmı gayrimüslimdi, aşağı yukarı yüzde onu Türk idi. İlk girdiğimde barda çalışıyordum. Mesela kahveyi alıyorum, fırtına gibi müşteriye götürüyorum. İsmini hiç unutmuyorum, Kevork isminde yaşlı bir şefimiz vardı. Canla başla çalışmam adamın dikkatini çekmiş. ‘Küçük, ben seni sigortalı yapayım,’ dedi. Sene 1952, sigorta daha yeni çıkmış. Kimse bilmiyor ki o zaman sigortayı. ‘3 kuruş senden keseceğim, 3 kuruş da ben vereceğim,’ dedi. Beni sigortalı yaptı. Seneler sonra Koç grubunda çalışırken bir gidip bakayım dedim. Unkapanı’nda SSK’ya gidip baktırdım. Görevli, ‘Sizin emekliliğiniz iki sene de geçmiş,’ dedi. 43 yaşında emekli oldum o Kevork sayesinde.”

Annesi (sol başta), halası ve kuzeniyle.
“Evimiz Çarşamba’daydı. Kırmızı Mektep’e 150 metre yakında oturuyorduk. Komşularımızın büyük kısmı Rum’du. Babamın kasap dükkânı vardı, müşteriler için bana veresiye defteri yazdırırdı. Madam Sofiya vardı, ‘Onu niye yazmıyoruz deftere?’ diye sordum bir gün. ‘O gününde getirir borcunu,’ demişti babam. Ben ortaokuldayken bize en yakın okul Darüşşafaka’ydı. Basketbol oynardım okuldayken ve iyi sıçrardım. Hatta sonraları futbol oynarken Beykoz’lu Ekerbiçer’le kafaya çıkardık. Basketbol idmanlarımızı Darüşşafaka’da yapardık. Mehmet Baturalp çok yakın arkadaşımdı.  Okulun önündeki asfalt bizim piyasamızdı. Fatih’e gider, Çarşamba’ya dönerdik. Gelenbevi Ortaokulu olarak Darüşşafaka Lisesi orta takımına iki sayıyla maçı kaybedip İstanbul ikincisi olmuştuk. O zaman Darüşşafaka’da Nedret, Hüdai, Batur oynuyordu.”

Gelenbevi Ortaokulu basketbol takımı. Erol Topoyan soldan ikinci.
“Liseyi de Sultanahmet Ticaret Lisesinde okudum. Orada İsmail Kurt ile beraber okuduk. İsmail o zaman Karagümrük’te oynuyordu. Ben de lisede okurken hem Adalet’in antrenmanlarına gidiyordum hem de okulun basketbol idmanlarına katılıyordum. Bizim okulun Beyoğlu Ticaret Lisesiyle önemli bir futbol maçı vardı. İsmail Kurt, beden eğitimi hocamız Ziya Balkanlı’ya benim için, ‘Hocam bu basketbolcu değil, çok iyi futbolcudur,’ dedi. Hocamız, ‘Beyoğlu’nun hocası Celal benim can düşmanım gibidir. Fenerbahçe Stadında onlarla hayati bir maçımız var,’ dedi. ‘O maçı kazandır, sen sonraki senelerini düşünme,’ dedi bana. O maçta üç gol attım, 5-2 kazandık maçı. Yıllar sonra, 1970’lerde Yalova’da bir yazlık almıştım. Hocamız da orada öğretmenler sitesinde oturuyordu. Bir baktım, hocam beni kapıda bekliyor. İşte o maçtan sonra futbol ağır bastı. Ardından genç milli takıma seçildim, oynadım. Okula döndüm kasıla kasıla. Basketbol hocamız futbolu sevmezdi, hiç yüzüme bakmadı. Neredeyse bütün İstanbul Erol diye yıkılıyordu, o hiç yüz vermedi.”

1953'te Belçika'da yapılan dünya şampiyonasına katılan genç milli takım.
Ayaktakiler (soldan): Seyfi Talay, Nihat, Erol Topoyan, Yüksel, Kahraman,
Fikri Elma, Coşkun Taş, Akgün, Vedat. Sağ başta oturan Necdet.
Sol başta menajer Fahri Somer, ? , Metin Erman, Cihat Arman.
Basketbolla ilgili unutamadığı bir anısı var Erol Topoyan’ın. Gerçekten öyle ilginç bir olay ki bunu kimsenin unutabileceğini sanmıyoruz. Şöyle anlatıyor o anısını: “Çocukluğumun Ayaspaşa’da geçtiği yıllarda vaktimin büyük bölümünü İTÜ spor salonunda geçirirdim. (Bu salon İTÜ’nün Gümüşsuyu binasındadır.) Biz orada top toplardık. Sabahtan akşama kadar potaya şut atardık. Basketçiliğim oradan kaynaklanır. Birkaç yıl önce Darüşşafaka’nın bir maçında Yalçın Granit’le tanıştık. O günlerden bahsettim. ‘O yıllara ait bir anınız var mı?’ diye sordu. Ben de anlattım. Serbest atış şampiyonası yapıyorlardı o zaman İTÜ salonunda. O salonun malzemecisi Halim vardı. Serbest atış şampiyonluğunu o kazanmıştı. Bu anımı anlatınca Yalçın Granit çok şaşırmıştı bu olayı hatırladığıma. Malzemeci Halim bütün milli takım oyuncularını geride bırakmıştı.”

“1950-51 sezonunda Yavuz Sultan Selim’de forma giymeye başladım. Takım o zaman İstanbul 4.  mahalli kümede oynuyordu. Babam yaşında futbolcularla birlikte oynuyordum. Kulüpte o zaman geleceğin meşhurları vardı. Kalecimiz Metin Türel’di, santrhafımız Güngör Tetik’ti (sonradan İstanbulspor’da ve Adalet’te oynayan Arap Güngör). Ben daha Yavuz Sultan Selim takımında oynarken Fahri Somer beni keşfetmiş. Adalet kulübü bana harçlık veriyordu. Benim oynadığım sene 3. Kümeye geçtik. Sonradan Adalet kalecisi olan Ömer de Bozkurt takımında oynuyordu. Biz birinci olduk, Bozkurt ikinci oldu. İki takım üst kümeye çıktık. Hatta Eyüp sahasında oynayacağımız şampiyonluk maçından önce top oynamama kızan babam beni evin tuvaletine kilitlemişti. Kulübün yöneticileri beni camdan kaçırdılar da maça öyle çıktım. O sene Fahri Somer beni Adalet’e aldı.”

Yavuz Sultan Selim takımında birlikte oynayan Metin Türel (sol tarafta,
ortada) ve Erol Topoyan arkadaşlarıyla bir yemekte. O sırada Vefa'da
oynayan Özcan Arkoç da onlara eşlik ediyor.
1951-52 sezonundan itibaren Adalet kulübü forması giymeye başlayan Erol Topoyan ilk sezonunda daha çok özel maçlarda forma giymiş. Bir sonraki sezon takım İstanbul Profesyonel Ligine çıkmayı başarırken kendisi de lig maçlarında daha çok forma giymeye başlamış. O sezon takıma katılan Fenerbahçe’nin ünlü futbolcusu Erol Keskin yaşça büyük olduğundan Büyük Erol adını almış. Böylece Erol Topoyan da Küçük Erol adıyla anılmaya başlamış ve bu isimle ünlenmiş. O sene hayatındaki bir diğer önemli olay genç milli takıma seçilmesi olmuş. Cihat Arman’ın çalıştırdığı gençler önce 1953’te Belçika’da yapılan turnuvaya katılmış ve burada dünya üçüncülüğünü kazanmış. Ertesi sene Almanya’da yapılan turnuvada yine yarı finale kadar çıkıp dünya dördüncüsü olmuşlar. Almanya’daki turnuvada Erol Topoyan takım kaptanlığını üstlenmiş.

1954'te Almanya'da yapılan turnuvada Almanya ile oynanan yarı final maçı
öncesi kaptanlar Erol Topoyan ve Uwe Seeler yazı tura atışında.
Genç milli takımla kazandığı başarılardan sonra Adalet takımında da daha fazla forma giymeye başlamış. “1953’te genç milli takıma seçildim. Öyle olunca taliplerim arttı ama 1954’te Adalet’te profesyonel oldum. O zaman bana 20 bin lira değerinde dokuma tezgâhı verdiler. Başında ustalar dururdu. Büyük Erol’un, Selahattin’in, Burhan’ın birkaç tane tezgâhı vardı. Genellikle battaniye dokunurdu bu tezgâhlarda. 1954’te profesyonel olduğum zaman babam her şeyini kaybetmişti. Ben onu tekrar tüccar yaptım ve mezbahaya soktum.  O zamanın parasıyla 5 bin lira vermiştim. O günler için çok büyük paraydı.” Birkaç sene sonra kulübünün bir faydası daha olmuş babasına. Bu olayı da şöyle anlatıyor: “Ben askerdeyken babam Çağlayan’daki evimizi yaptığı sırada ciğerlerini üşütmüştü. O zaman bir tek Süreyyapaşa sanatoryumu vardı modern olarak. Fakat orası sigortalıdan başka hasta almıyordu. Erdem Bey’e babamın hastalığını bildirdim. ‘Doktora söyleyelim muayene etsin, işe alalım,’ dedi. Doktor muayenesi olmadan işe alınmıyordu kimse. Babamı o şekilde işe aldılar ve ertesi gün sanatoryuma yatırdılar. Orada çok iyi tedavi gördü. Yaklaşık beş ay yattı ve yüzüne kan geldi.”

Biraz da Adalet kulübünde oynayan isimlerden bahsetmesini istediğimizde şunları hatırlıyor: “Halil Abi (Küçük Halil olarak tanınan eski Fenerbahçeli Halil Özyazıcı) hem antrenör hem oyuncuydu. Ben oynayayım diye kendisini takımdan çıkarmıştı. Öyle mükemmel bir insandı. Ondan sonra Szekelly ve daha birçok yabancı hoca geldi ama Halil Abi başkaydı. Kültür seviyesi yüksek bir insandı. Marangozluğu da vardı. Kulübün tepesinde battaniyelerle ilgili bir atölye vardı. Orada benim evime mobilya yapmıştı. O yüzden top uzakta bir yere bile gidiyorsa, ben ona kafa vurmak için oraya uçardım. Hep verici bir insandı. Cebinde 10 lirası bile olsa bir yere gidildiği zaman parayı o öderdi. Selahattin (Torkal) Abi santrhafın arkasına 50-60 metre top atardı, adeta servis yapardı. Topa vurduğu zaman hiç gerilmezdi. Galatasaray maçlarından önce Halil hocamız, ‘Coşkun’a topu vurdurmayacaksın. Coşkun’a bırakırsan topu İsfendiyar’a verir, o Metin’e ortalar, Metin de gol atar,’ derdi. Kulübün menajerliğini yapan Fahri Somer bizim muhitin adamıydı, Çarşambalıydı. İstiklal Caddesinde, Abdullah Lokantasının yanında parfümeri mağazası vardı. Genç futbolcuları keşfeden insanlardan biriydi. O yıllardan önemli bir isim de Oscar adlı Arjantinli oyuncuydu. Oscar çok terbiyeli, dürüst bir adamdı. Konsolosluk görevlisiydi. Buradan İran’a gitmişti. Ordu milli takımıyla İran’a gittiğimde gördüm onu. Oscar toplara çok sert vururdu. Bir maçta topa ceza sahasının dışından vurmuştu. Top kale içindeki demire çarpıp geri geldi. Hakem gol olduğunu fark etmemişti. Uyarılar üzerine golü verdi.”

Adalet takımı. Ayaktakiler (soldan): Ayhan, Ömer, Oscar, Gökçen, Selahattin Torkal, Ahmet Karlıklı, Erol Keskin.
Oturanlar: Erol Topoyan, Turhan, Cahit Candan, Salim Cavunt.
Kendisinin oynadığı mevkileri ve oyun tarzını sorduğumuzda fazla konuşmuyor Erol Topoyan: “Ben sol iç ve sol haf oynardım,” demekle yetiniyor. “Halil Abi bana, ‘Üç tane pozisyona gir, bir tanesini at,’ derdi. Ben de elimden geleni yapardım,” diye ekliyor. Burada bir dönem birlikte forma giydikleri arkadaşı Celal Soydan söze giriyor: “Türkiye’de ilk duvar pasını yapan Adaletli Erol ile Salim’dir. Ama ayağı gerçekten duvar gibiydi. Topu duvar gibi çarptırır, alır giderdi. Erol topu aldığı zaman hedefi direkt kaleydi.” 1953 Nisan’ında Adana takımlarıyla özel maçlar yapan Adalet oyuncularıyla ilgili ayrıntılı bir analiz hazırlayan Adana’nın Bugün gazetesi Erol Topoyan için şu satırları yazmış: “K. Erol 15 yaşına rağmen bu küçük ve yaman delikanlı, dünkü oyunuyla futbolun bütün tekniğini şahsında topladığını göstermiştir. O ne kıvrak oyun, o ne deplasman, o ne ölçülü paslardı yarabbi. Bu istidatlı futbolcunun ilerisi için bir afet olacağını söyleyebiliriz.”

Erol Topoyan Arap Güngör olarak
bilinen Güngör Tetik ile.
İstanbul Profesyonel Liginde genellikle orta sıralarda yer alan Adalet takımının en başarılı dönemi 1954-55 sezonu olmuş. O sezon ligi dördüncü sırada bitirdikten sonra Mayıs ayında düzenlenen Atatürk Kupasını kazanmışlar. Milli Türk Talebe Birliği’nin İstanbul Üniversitesi bahçesine yapılacak Atatürk anıtına gelir sağlamak amacıyla düzenlediği bu kupaya Adalet’ten başka Beşiktaş, Fenerbahçe, Galatasaray ve Vefa takımları katılmış. Fenerbahçe’ye yenilip Vefa ve Beşiktaş’ı yenen Adalet, son maçında Galatasaray’ı 3-1 yenip kupayı kazanırken K. Erol da bir gol atmış. Maçtan sonra futbolcular iki metre yüksekliğindeki kupayı bir sedyeye koyarak stat dışına çıkarmışlar ve kulübe ismini veren Adalet İlmen’in evine götürmüşler. “Kulübün idarecileri esasen Süreyya İlmen’in torunlarıydı. Adalet İlmen de Süreyya Paşa’nın eşiydi. Atatürk Kupasını kazanınca bizi Adalet Hanım’a götürdüler. Yazlık evi Maltepe’de Süreyya Plajının yanındaydı. Halil Abi bizi gemiyle götürdü onun evine. Bütün Maltepe, hatta sanatoryumun olduğu arazi de dahil hep İlmen ailesinindi. Adalet Hanım futboldan anlamazdı ama gazeteleri okuyordu tabii, radyoda hep adı geçiyordu; mensucat fabrikası da, kulüp de onun adını taşıyordu çünkü. Atatürk Kupası kulüpte duruyordu ama kulüp kapandıktan sonra ne oldu bilmiyorum.”

Atatürk Kupasını kazanan Adalet kadrosu. Ayaktakiler: Fahri, Selahattin, Halil Özyazıcı, Erol Keskin, Turhan,
Cahit Candan, Ahmet Karlıklı. Oturanlar: Erol Topoyan, Salim, Ömer, Ayhan, Necmi. 
Erol Topoyan futbol hayatının belki en parlak dönemine daha yeni girdiği sırada, ordu milli takımında oynarken ağır bir sakatlık geçirmiş ve ondan sonra bir daha eski performansını sergileyememiş. Askere gidişi öncesinden başlayarak bütün o süreci şöyle anlatıyor: “Maçlar idmanlar derken bir süre sonra tezgâhın başında koşturamadığım için 1955’te satıp Desoto marka bir taksi aldım. 1956’da askere gitmem icap edince 31 bin liraya sattım taksiyi. O taksinin parasıyla uzun bir süre Çağlayan’da oturduğumuz evin yerini almıştım. Askerdeyken önce Ankara Mamak’ta iki ay kaldım. Sonra Tuzla’ya tayin oldum. Orada çok kalmadan Harbiye’ye geldim. 1’nci Ordu karargâhı o zaman oradaydı. Orada Şeref Has, Metin Oktay, Beşiktaşlı Coşkun Taş, Metin Erman, santrhaf Özcan hep birlikte askerlik yaptık. Ordu milli takımını Metin’in ağabeyi Sabahattin Erman çalıştırıyordu. Benim zamanımda binbaşıydı. 1957’de İran’a gittik onunla. Orada sakatlandım ben. Emcediye Stadında oynuyorduk. Yere düştüm, gözlerimde bir anda benden kısa bir süre önce menisküsten sakatlanan Ergun Öztuna belirdi. Yaşım daha 21, hayat bitti. O zaman menisküs ameliyatları İtalya’da yapılıyor. Ama şimdiki gibi değil ki – gündüz sakatlan, akşama kalk İtalya’ya git. Yurtdışına çıkabilmem için Türkiye’de tedavisi mümkün değildir diye kâğıt verdiler. O zaman Ali Uras bana, ‘Seni burada ben ameliyat edeyim,’ dedi. Ali Uras o zaman daha genç bir doktordu. Neticede ben İtalya’da ameliyat oldum. Döndükten sonra oynadım ama idare ettim durumu.”

Soldaki fotoğrafta Adalet İlmen, sağdaki fotoğrafta iki metrelik Atatürk Kupasını taşıyan Adaletli futbolcular görülüyor.
                                                                                                                                                                                          (Tercüman) 
Durumu idare edecek kadar oynasa da kulübün yöneticileri ondan ümidi kesmemişler. Fahri Somer’in iddialı bir kadro kuran Karagümrük’e gitmesinin ardından menajerliğe getirilen Arap Sadri lakaplı ünlü Beşiktaşlı yönetici Sadri Usuoğlu da onun sakatlığına rağmen oynamasında ısrar etmiş. “İstanbul Profesyonel Liginin son sezonuydu (1958-59). Takımın durumu pek parlak değil. Az maçımız kalmış. İkisi Beşiktaş ve Beyoğluspor ile, diğerlerini hatırlamıyorum. Beni çağırdılar. Ben de sezon bitiyor, yaz gelecek, ayağımı iyice kuvvetlendireceğim düşüncesi içindeyim. Arap Sadri bana, ‘Biliyorsun bu hafta Beşiktaş maçımız var, bu hafta oynayacaksın,’ dedi. Ben durumumu söyledim, kabul etmedi. ‘Sakatlanırsan, tekrar Avrupa’ya göndereceğiz,’ dedi. ‘Ben Beşiktaş’tayken benim ocağımı çok söndürdün,’ dedi. Beşiktaş o sene Real Madrid maçında tarih yazmıştı, o kadar iyiydi. Yağışlı bir havada çıktık Beşiktaş maçına. Sağdan Turan bir orta yaptı. Kamil ıska geçince top önüme geldi. Bir patlattım gol oldu, 1-0 oyun bitti. Arap Sadri beni odasına çağırdı tekrar, ‘Bak sana söylemedim mi,’ dedi.”

Adalet'in üç Erol'u: sol başta Erol III, ortada B. Erol,
sağda K. Erol.
Uzun zamandır üzerinde konuşulduğu halde bir türlü gerçekleşmeyen, hatta 1940’lı yıllarda Milli Küme maçlarıyla bir tür provası yapılan ulusal düzeydeki lig nihayet 1959 Şubat’ında Milli Lig adıyla hayata geçmiş ve Adalet takımı da bu organizasyonun “kurucu” takımları arasında yer almış. Ne var ki futbol tarihimize büyük renk katan bu kulübün Milli Ligdeki ömrü sadece iki sezon sürmüş ve 1959-60 sezonunda İstanbul Mahalli Ligine düşmüş. Adalet Mensucat şirketinin işlerinin bozulmaya başlamasıyla birlikte kulüp de bir daha eski parlak günlerine dönememiş. Ertesi yıl, 1960-61 sezonunda Ankara’nın PTT takımında forma giymiş Erol Topoyan. Yavuz Sultan Selim kulübünden arkadaşı Metin Türel bu transferde rol oynamış. “Bir sene PTT’de oynadım. Metin Türel oraya gitmişti. Beni de oraya aldırdı. Oynadım ve gol de attım ama eskisi gibi değildim. İdare edecek adam değildim. O yüzden o sezonun sonunda futbolu bıraktım.”

Bir iş seyahati sırasında Samsunspor
kulübü başkanı Yılmaz Ulusoy ile.
Böylece çok erken bir yaşta başlayan futbol hayatı, çok erken denebilecek bir yaşta, 25 yaşındayken sona ermiş. Ardından yoğun bir çalışma hayatı başlamış: “1961’de futbolu bıraktıktan sonra Mobil takımında futbol oynadım. O zamanlar müesseseler arası futbol turnuvaları yapılırdı. Takımda oynarken o sırada beni şirkete aldılar. Bir sene Mobil’de çalıştım. 1962’de Koç grubuna girdim. Uniroyal lastik şirketinde bölge müdürü olarak çalıştım. İşim gereği devamlı geziyordum. Türkiye’nin bilmediğim hiçbir yeri,  tanımadığım insanı kalmadı. Türkiye’de olmayacak bir iş olduğu zaman Vehbi Bey ve Bernar Nahum beni çağırırdı. Bernar Nahum benim babam gibiydi, nur içinde yatsın. 1979’da Koç grubundan emekli oldum. Çağlayan’da yerlerim vardı. Orada bayilik açtım. 2007’de çalışma hayatını bıraktım.”


Çocukluk yıllarında evi Darüşşafaka’nın çok yakınında olan Erol Topoyan’ın yolu yıllar sonra yine Darüşşafaka’yla, bu kez Maslak’taki yeni yerinde kesişmiş: “O zaman da Darüşşafaka’ya yakındım, şimdi de yeni yerine yakınım. Evim yeni okulun 150 metre arkasında, Gazeteciler Sitesinde.” Çalışma hayatını birkaç yıl önce bırakmakla birlikte sporu bırakmamış, her gün düzenli olarak yürüyüş yapıyor. Bir oğlu ve bir kızından üç torunu olan Erol Topoyan eşiyle birlikte Gazeteciler Sitesindeki evinde huzurlu bir hayat sürüyor.


Bir dönem Adalet'te birlikte forma giyen iki arkadaş, Celal
Soydan (solda) ve Erol Topoyan geçmişin izini araştırıyorlar.



   












Hiç yorum yok:

Yorum Gönder