15 Şubat 2015 Pazar

Doğan Akı - Altay'a Dönen Yiğit

İzmir’de parlayan Aydınlı futbolcular kuşağının temsilcilerinden biri de Doğan Akı. İzmir Liginin son yıllarında Altay’da oynadıktan sonra Milli Ligin ilk yıllarını Beşiktaş’ta geçirdi. İlk kez lig şampiyonluğu kazanan Beşiktaş kadrosunda yer alarak tarihe geçti. İki sezon Beşiktaş, dört sezon İzmirspor ve bir sezon Karşıyaka forması giymesine rağmen futbol camiasında Altaylı Doğan olarak biliniyor. Nitekim futbolu burada bıraktıktan sonra antrenörlük hayatına da yine Altay’da başladı. İşte Doğan Akı’nın hayat hikâyesi:


“1936’da Nazilli’de doğdum. Dedem Nazilli’nin en eski sakinlerindendi. Ben ayrılırken nüfus 17 bindi, şimdi 200 bin oldu. Aydın’dan büyüktür Nazilli ama aralarındaki mesafe yakın olduğu için il olamadı. Şimdi Nazilli şehir stadının bulunduğu çok büyük bir arazimiz vardı, içinden çay geçerdi. Dedem usulen 10 paraya Beden Terbiyesi’ne hibe etmiş o araziyi. Bizim evimiz de stadyumun arkasındaydı. Duvarlar yüksek değildi, atlayıp içeriye giriyorduk. Akşama kadar on tane takım gelirdi, hep maç yapardık. Yalınayak oynardık, ayaklarıma dikenler batardı. Yedi yaşından itibaren sahalardan ayrılmadım. Top oynadığım için başım dertten kurtulmadı. İlkokul son sınıfa geçerken yaz tatiline girdik. Top oynarken öğretmenim gördü – ki seneler sonra Altay’ı Nazilli’ye getirmem için mektup yazmıştı. O eski kocaman kapı anahtarları vardır ya, kulağımı onun deliğine sokup kıvırdı. Eve kadar belki bir kilometre mesafe vardı, o vaziyette eve götürdü beni top oynadım diye. Yıllar sonra öğretmenime iyilik yapayım diye istikbalimle oynadım.”


“Nazilli’nin iki tane esas takımı vardı, biri Menderes, diğeri Sümerbank fabrikasının takımı Sümerspor. Ben on beş yaşındayken siyah-beyaz formalı Menderes takımında oynuyordum. Sümerspor İzmir’den filan oyuncu getirirdi. O zaman çalışanların saat ücreti 33 kuruştu. Futbolculara 66 kuruş ödenirdi. Onlar çalışmazdı, hepsi orada yatardı. Dışarıdan yerli olan bir ben vardım. On altı yaşında Sümerspor’a geçtim. Elime ayda 90 lira net para geçiyordu.”

“Sekiz ay İstanbul’da okumuşluğum var. Cihat Arman Beşiktaş’tayken idmanlara çıktım. Üçer tane penaltı attık, siz gidin biz sizi çağıracağız dediler. Varol’u ilk orada gördüm. Genç milli takımla dünya şampiyonasından gelmiş, omuzlara aldılar. Sonra trenle Nazilli’ye döndüm. Garda indiğimde, ‘Altay şehrimizde’ diye ilanlar asılmış. Çarşamba gelmiştim, Pazar günü maç vardı. Sekiz ay idman yapmamıştım. O maçta Bayram Dinsel’i tuttum ve adım attırmadım. Biz 3-0 galip durumdaydık, hakem üç penaltı verdi ayıp olmasın diye. Maç 3-3 bitti. Benim adresimi aldılar. O maçtan bir hafta sonra, gece saat 12 civarı postacı babamın ismini bağırıyor, ‘Ali Bey!’ diye. Kapıya çıktık. Yıldırım telgraf gelmiş, altında Bayram Dinsel imzası var. ‘İlk vasıtayla İzmir’e gel, milli takımla antrenman maçı oynamaya gidiyoruz’ yazıyor.”

“Sabaha kadar heyecandan uyumadım. O zaman karayolları bugünkü gibi iyi durumda değildi. Motorlu tren çalışıyordu İzmir’e ve dört saat sürüyordu. 25 kuruş bilet ücreti vardı. Beni İzmir’de Tariş ikinci müdürü karşıladı. Gittik, Tariş’te öğle yemeği yedik, sonra deniz kenarındaki Altay lokaline geldik. Orada belki yüz tane futbolcu vardı. O senelerde otuz üç kişilik pırpır tayyareler vardı. Baktım dördüncü, beşinci sırada benim ismim var, memnun oldum tabii. Bayram’dan başka kimseyi tanımıyordum. Kafile başkanı Hakkı Gürüz’dü. İzmir futbol ajanı Sezai Karabilgin vardı. Bir kadro yaptılar, diğerleri gitti.”
 
“İstanbul’a gittik. Tepebaşı’nda Büyük Londra Otelinde kaldık. Maça çıktık. O zaman Fransa maçı oynanacaktı. Altay’la o maçın provasını yaptılar. Altay temiz oynuyor, kaliteli takım diye bizi çağırmışlar. Ben o maçta Beşiktaş’ın sol açığı Coşkun Taş’a karşı sağ bek oynadım. Biz 1-0 galip oynuyorduk. Milli takımın morali bozulmasın diye bizden altı-yedi oyuncu değiştirdiler. Biz son yedi dakikada iki gol yedik, maçı 2-1 kaybettik. Daha sonra milli takım Fransa’ya 1-0 mağlup oldu. Maçın oynandığı tarih Haziran’ın 25 veya 26’sıydı. Döndükten sonra Altay yöneticileri Çankaya semtinde bir otelde beni üç-dört gün misafir ettiler. Bayram’la notere gittik, eski belediyenin karşısında. Güler ve Gürsel’de Göztepe için imza atmaya gelmişler, o zaman tanımıyorum onları tabii. O gün hepimiz mukavele imzaladık. Böylece 1954 senesinde Altaylı oldum.”

Doğan Akı'nın ilk yılında (1954) Altay takımı. Soldan: Bayram Dinsel, Akın, Cemil, Kaya, Doğan, Mustafa,
Yağlı Orhan, kaleci Erdoğan, Gönen, Nejat, Coşkun, Erdoğan Cömert.
Doğan Akı’ya Altay’daki ilk döneminde kimlerin yönetici olduğunu, kimlerin takımı çalıştırdığını sorduğumuzda şunları anlatıyor: “1954’te Altay’a geldiğimdi başkan Hüseyin Barbaros’tu, sonra Hayri Yorgancıoğlu oldu. Sonra Mazhar Zorlu, Erdoğan Tözge başkanlık yaptı. Birçoğuyla hem antrenör, hem futbolcu olarak çalıştım. Ben geldikten bir sene sonra, on dokuz yaşında takım kaptanlığına getirildim. Benden çok büyükler vardı ama yönetim kurulu öyle uygun görmüş. Rahmetli Ali Barçın menajerdi. Kararı bana zarfın içinde o getirmişti. 1956’dan 1958’e kadar İzmir’den yalnız ben milli takıma gittim. Ben Altay’a ilk geldiğimde takımı Bayram çalıştırıyordu. Ertesi sene Hayri Yorgancıoğlu İtalya’dan Remondini’yi getirdi. Sonra milli takımı çalıştırdı Remondini ve beni de takıma çağırdı. Palermoluydu kendisi, giderken Metin Oktay’ı da Palermo’ya götürdü.”

Altay 50'li yıllarda İstanbul'da bir maçta. Ayaktakiler: Coşkun, Mustafa, Yağlı Orhan, Bayram Dinsel, Kazım, Erdoğan.
Oturanlar: Doğan, Akın, Kaya, Cemil, Nejat.
Bu yıllarda efsanevi Macar takımına karşı İzmir karması formasıyla oynama şansını sakatlığı yüzünden kaçırmış: “1956’da Macarlar İzmir’e gelip İzmir karmasıyla iki maç yapmıştı. Ben Perşembe günkü çift kale idmanında sakatlandım. Son anda çıktım takımdan. Czibor’a karşı Mustafa Orçinos oynadı o maçta. İlk maçta bizi 11-1 yendiler. Orçinos iyi bir futbolcuydu ama o tarihte artık yaşı ilerlemişti. Csibor da çok hareketli bir futbolcuydu. Bizden gol atana saat hediye edilecekti. Gönen bir şut çekti, birisinin ayağına çarpıp gol oldu. Gönen’e saat verdiler. Adamlar İstanbul’dan Bandırma vapuruyla İzmir’e geldiler. Denizde çok fırtına vardı, yolculuk boyunca rezil olmuşlar. Sonra burada iki maç yaptık. İkisinde de yendiler. Bir maç da Ankara’da yapıp en son İstanbul’da milli takımla oynadılar.”

İzmir Karması formasıyla.
Doğan Akı Altay'la İzmir Liginde 1956-57 ve 1957-58 yıllarında şampiyonluk yaşadıktan sonra 1959'da Beşiktaş’a transfer olmasına rağmen Altay’ın itirazı yüzünden bu transfer hemen gerçekleşmemiş: “5 Temmuz'da San Sebastian’da İspanya’yla yapılan milli maçta oynamıştım. Dönüşte havaalanı yolu üzerinde Ömür restoranını geçince Gazi Akınal’ın fabrikasına götürdüler sabaha karşı 5’te. Orada idareciler vardı. 45 bin liraya anlaştık. O dönem için iyi paraydı. Kadri Aytaç Galatasaray’dan Karagümrük’e geçerken 55 bin lira almıştı. Hatta o parayla Taksim’den bir daire almıştı. Ben Altay’la yaptığım mukavelenin iki senelik olduğunu sanıyordum, meğer Bayram Dinsel üç senelik yapmış. O zaman on sekiz yaşın tecrübesizliğiyle beni alsınlar diye neredeyse üzerine para verecektim tabii. O yüzden ben hiç okumadan imzalamıştım sözleşmeyi.”

                                          (Yeni Asır)

Bunun üzerine bir de altı ay ceza alarak sarsılmış Doğan Akı: “Nazilli’deki ilkokul öğretmenim bana mektup yazmıştı. Şimdi hatırlamadığım bir kuruluş için takımı oraya götürmemi rica ediyordu. Ben kendi paramla bir araba tuttum. Altay’ın yazlığa gitmeyen oyuncularından bir takım yaptık. Maçı Aydın’da kurslara giden namzet bir hakem yönetiyordu. Bana gıcıktı herhalde, maç sırasında onunla dövüşüp karakolluk olduk. Orada barıştırdılar. Meğer Aydın bölge başkanı Sami Candaş Nazilli’deki hadiseli maçtan dolayı beni ceza kuruluna vermiş. Halbuki benden ne bir ifade aldılar, ne bir yazı geldi. Ben o meseleyi kapandı zannediyordum. Cuma günü Akşam gazetesinde Beşiktaş Doğan’ı oynatırsa hükmen mağlup sayılacak diye bir haber çıktı. Sami Özok’un demeci vardı. O sene Beşiktaş yeni kurulmuştu. Sabahattin, Necmi, Arif yeni gelmişti. Ben gittim. En ünlü yeni oyuncu bendim. Bir sene önce Kaya ile Faik, ondan bir sene önce de Gürcan gitmişti Altay’dan. O zaman kulüp başkanı Nuri Togay Çanakkale milletvekiliydi. Bu hadise olunca beni Ankara’ya götürdü. Ceza kurulunda hadiseyi anlattım. Ebedi boykot yiyecekmişim, altı ay ceza verdiler. Birinci yarıda oynamadım, yerime Tuncay oynadı. O sene takım şampiyon oldu.”

                                                                                (Yeni Asır)
1959-60 sezonunda Beşiktaş’ta şampiyonluk yaşayan Doğan Akı İstanbul günlerini şöyle anlatıyor: “Önce kulüpten çıkar Taşlık gazinosunda yemek yerdik, oradan yürüyerek Dolmabahçe’ye inerdik. Baba Hakkı beni severdi. Cezalı olduğum halde beni de takımdan ayırmazdı. Stada gelince ben tribüne çıkardım. Altmış bin liraya bir taksi almıştım. Gececi günde 100 lira, gündüzcü de 100 lira veriyordu bana. O zaman astsubay arkadaşlarım vardı. Yeni okuldan mezun olmuşlardı. 185 lira aylık alıyorlardı, ben günde 200 lira kazanıyordum. İdmana bazen gidiyorum, bazen gitmiyorum. Gidecek fazla bir yer yok, başladım Suat’ın (Mamat) kahvesinde okey oynamaya. Ertesi sezon oynadım ama bir türlü İstanbul’a alışamadım. Etiler’de kulüp bir ev tutmuştu bekârlar için. Zaten bir tek bizim bina vardı orada. Gözün alabildiğine çayırlıktı. Hayvanlar otlardı. Ben sonra Osmanbey’de bir ev tutmuştum. İstanbul’un nüfusu o zaman taş çatlasa bir milyondu. İzmir’de o kadar para kazanamasam dahi İstanbul’a göre çok daha güzel geliyordu bana. Sonunda Altay’a döndüm.”

Beşiktaş'ın 1959-60 kadrosu. Ayaktakiler: Güven, Kaya, Ayhan, Ahmet, Sabahattin, Şenol.
Oturanlar: Nazmi, Münir, Doğan, Necmi, Birol.
Beşiktaş’tayken katıldıkları Amerika turnesini şöyle anlatıyor: “1960’ta Amerika’ya turnuvaya gittik. Ahmet Ertegün ve kardeşi Nasuhi Ertegün ile bir grup zengin plakçı futbolun Amerika’da tanınması için bir turnuva düzenlemişler. İki grup halinde düzenlendi. Mayıs’ta gittik bir haftalığına, şiddetli yağmurlar yağınca bir buçuk ay kaldık. Bir ay New York’ta, on beş gün Montreal’de kaldık. Almanya’dan Karlsruhe, Brezilya’dan Santos, İskoçya’dan Kilmarnock gibi takımlar vardı. Çeşitli eyaletleri dolaşıp maç yaptık. Trenle Kanada’da Montreal’e geçip bir maç da orada oynadık. Maçlarımız ilgi uyandırdı, bayağı seyirci çekti.” 

Milli takımın Romanya seyahati. Yukarıdan itibaren: Can Bartu, Ahmet
Berman, Beton Mustafa, İsmail Kurt, Doğan, Ergun, Metin Oktay, İhsan.
Yakın arkadaşı Varol’un Beşiktaş’tan Altay’a geçmesindeki rolünü de şu ilginç anısıyla hatırlatıyor: “Varol’u Altay’a ben gönderdim. Varol’la bir sene beraber oynadık Beşiktaş’ta. Sonra büyük bir hadise yaşadı, elini kesti. Samimi arkadaştık. Bir gün bana geldi, ‘Ben Karşıyaka’ya gidiyorum, biletimi gönderdiler,’ dedi. ‘Altay’a niye gitmiyorsun?’ dedim. ‘Keşke öyle bir şey olsaydı ama teklif gelmedi,’ diye cevap verdi. Bayram Abi o zaman Altay lokalini çalıştırıyordu. Ona telefon edip durumu izah ettim. Uçağın varış saatini bildirdim. ‘Karşıyakalılar muhakkak onu karşılamaya gelir. Ben uzaktan elimi sallarım, o zaman bana doğru bir depar atsın,’ dedi. Nitekim onun dediği gibi olmuş. Arabayı çalışır vaziyette bekletmişler. İşaret gelince Varol bir depar atmış, Karşıyakalılar arabalara gidene kadar Varol’u kaçırmışlar ve Altaylı yapmışlar.”

1961-62 sezonunda Altay’a dönmüş fakat burada bir sezon oynadıktan sonra İzmirspor’a geçmiş: “O sene Altay’da büyük bir hırsla oynayınca tekrar milli takıma çağırıldım. İstanbul’daki Romanya maçında oynadım. Sonra Mazhar Zorlu’ya kızdım, İzmirspor’a gittim. Dört sene orada oynadım. İzmirspor’da oynarken kritik sezonlar yaşadık. Bir sezon son maçta İstanbulspor’la berabere kalıp son anda ligde kaldık. Kaleciler Seyfi ve Faruk, Burhan, Tuncay Becedek, Gürcan Berk, Cengiz, Bursalı Orhan, Fenerbahçe’den gelen santrhaf Semih, Karşıyakalı santrfor Zeki, Turgay Meto, Raşit, Galatasaray’dan Cemil Gümüşdere, Cenap gibi iyi görünen bir takımımız vardı. Ama karma takım oldu mu muvaffak olamıyor. Bir sürü şöhretli oyuncu olmasına rağmen takım iyi oynamıyordu. Bir sezon tam dört tane antrenörle çalıştık: Tarık Gençay, Refik Vardarlıoğlu, Şükrü Gülesin, menajer Ali Barçın.”

İzmirspor Hatay semtindeki "Talebe Çayırı" denilen eski sahasında bir idman maçında. Ayaktakiler: Bülent,
Tuncay, Tanzer, İrfan, Zeki, Doğan. Oturanlar: Ergün, Özgür, Cenap, Sezen, Turgay.
“İzmirspor’dan ayrılınca bir sene Karşıyaka’da oynadım. Karşıyaka Danıştay kararıyla 1. Lige çıktığı zaman (1966-67 sezonu) transfer oldum. Başkan Pertev Molay’dı. Menajer Sami Özok’la İzmirspor’dan beraber Karşıyaka’ya gittik. Fenerbahçe’den gelen antrenör Mihayloviç vardı başta. Sonra o bıraktı, İbrahim Tusder geldi. O sene bizde iyi bir takım vardı. Kaleci Mariç, Fenerbahçe’den Şenol, Puşkaş Ergun, Özer geldi. Erol Baş, sol açık Burhan, bayağı güzel bir takım vardı. Fakat İzmirspor’daki gibi buradaki takım da karmaydı. İlk maç Eskişehir’le İzmir’de oynadık. Sonra çok yenildik, dışarıda puan alamadık, küme düştük. Pertev Molay’ın İstanbul’da Eminönü’nde işyeri vardı. Şenol’la beraber gidip mukavelemizi feshettik. Şenol Beşiktaş’a döndü, ben Altay’a döndüm.”

Milli takım bir hazırlık maçından önce. Ayaktakiler: Can Bartu, Şeref Has, Doğan Akı, İhsan Baydar, Ergun Ercins,
Özcan Arkoç. Oturanlar: Hilmi Kiremitçi, Ahmet Berman, İsmail Kurt, Lefter K.Andonyadis, Basri Dirimlili.
“Tekrar Altay’a döndükten sonra iki sezon oynadım. 1970’te bıraktım, kursa gittim. B kursu mezunuydum, o yüzden A takımı çalıştıramıyordum o zaman. Yugoslavya’nın eski santrforu Bobek 1970’te Altay’a antrenör olmuştu. Ben de yardımcı antrenördüm. Altay’ın bir minibüsü vardı. Onunla haftanın üç günü Göztepe sahasına gidiyordum. Orada minik ve yıldız takımını çalıştırıyordum, öğleden sonra da A takımla idmana çıkıyordum. Bir gün Bobek’in kızını kaçırmışlar, çekti gitti. Ben futbolu bırakalı üç ay olmuştu, bütün oyuncular arkadaşımdı. Ayfer, Oğuz, Tanzer, B. Mustafa, K. Mustafa, Mithat, Hıdır – güzel bir takımımız vardı. Takım arkadaşım Gönen bir ara müteahhit oldu, inşaatlar yaptı. Sonra iflas etmişti. O iyi zamanında yönetim kurulu toplantısında benim ismim geçmiş. Ben de oyuncularla tur atıyorum. Alsancak Stadının girişindeki binanın birinci katından, camdan seslenip toplantıya çağırdı. Biz takımı sana vermek istiyoruz dediler. Ben de muvaffak olacağımı tahmin ediyorum deyince takım senin dediler.”

Basri Dirimlili bir milli maçtan sonra Pera Palas'ta pirim dağıtıyor.
Soldan: İhsan, Şeref, Doğan, İsmail, Basri, Ergun, Özcan.

“İlk maçımda Göztepe’yi 3-1 yenmiştik. İki sene çalıştırdım Altay’ı, İzmir’de bir tek maç kaybetmedik. İstanbul’da Fenerbahçe ile olaylı bir maç oynadık. O maçta ben antrenördüm. Osman Arpacıoğlu frikikten bir gol attı. Kavga çıktı maçta, canımızı zor kurtardık. Saha içine girdim. En az elli-altmış tane cop yedim. Bir gün Rıdvan Burçetin’le münakaşa ettik, ayrıldım. Bir gün sonra Mehmet Sadık Efe beni aradı, çalışmak istediğini söyledi. Böylece devre arasında Kocaelispor’a gittim. Benden önce Selahattin Torkal çalıştırıyormuş takımı. Orada altı ay geçirdim. Oradan 1973’te Ordu’ya, 1974’te Malatya’ya gittim. 1975-76 Konya, 1977 Balıkesir, tekrar Altay’a döndüm. Altay 1982’te ilk kez küme düştüğünde idarecilik yaptım. O zaman devre bitmişti, 9 puanı vardı takımın. Üç antrenör 9 puan toplamış, sezonun dördüncü antrenörü oldum. O kadar çok puan topladım,  fakat yetiştiremedim. Sonra çocuklar üniversiteyi bitirdiler, hayata atıldılar. Onlar küçükken gittiğim yerlere götürüyordum. Onlar büyüyüp okula başlayınca götüremez oldum tabii. Bir de Nazilli’deki arsaları satıp bir kâğıt fabrikası kurmuştum. Antrenörlüğü bitirmiş oldum. Yine gidip gelebileceğim yakın yerlerde, Soma’da, Ödemiş’te, Tire’de, Söke’de antrenörlük yaptım. On sekiz sene futbolculuk hayatım, on altı sene antrenörlük hayatım var.”


Söz antrenörlük yıllarından açılınca ilginç bir anısını anlatıyor: “Suat Mamat’la hiç unutamadığım bir anım vardır. Mersin’de B antrenör kursuna katılmıştık. Bir ay Mersin’de kaldık. Kurs bitince birlikte Adana üzerinden Ankara’ya geldik. Havaalanında bekliyoruz. O İstanbul’a gidecek, ben İzmir’e gideceğim, fakat paramız bitmiş. Bende 5 lira kalmış, Suat’ta hiç para yok. Ben paranın yarısını Suat’a verdim. Havaalanından şehre giden otobüsler 2,5 liraydı o zaman. O havaalanından Şişhane’ye gidecek o parayla, ben de İzmir’e inince Efes Oteline kadar gideceğim. Uçakların kalkmasına daha iki saat var, ne yemek yiyebiliyoruz, ne su içebiliyoruz. ‘Gel dolaşalım, bizi tanıyan birilerini buluruz,’ dedi Suat. Nitekim biraz sonra baktık, bir grup oturmuş, yemek yiyip kafaları çekiyordu. ‘Suat Bey! Suat Bey!’ diye bağırdılar. Şimdi tam hatırlamıyorum, Kayseri veya Mersin’i çalıştırdığı sırada onlar kulübün idarecisiymiş. ‘Aman Doğan, işi bitirdik, gel,’ dedi. Karnımızı bir güzel doyurduk, sonra uçaklara binip gittik.”

1967-68 sezonundaki Eskişehirspor maçında çift vuruştan gol atıyor.
                                                                                                          (Yeni Asır)

Futbolculuk hayatı Altay’da başlayıp çeşitli ara duraklardan sonra yine Altay’da biten Doğan Akı artık futbolun günlük stresinden uzak, sakin bir hayat sürüyor. İzmir’in Güzelyalı semtinde her gün eski arkadaşlarıyla buluşuyor. Altay camiasına olan bağlılığını şu sözleriyle ortaya koyuyor: “Milli lig öncesi dönemde İzmir’de iki buçuk sene kimsenin bizi yenemediği bir dönem vardır. İşte o dönemi bizim kuşağımız yaşadı. Kulübün gelmiş geçmiş en saygın, en verimli, her branşta para almadan hizmet edip Altay’ı ‘Büyük Altay’ yapan kuşağı bizleriz.”






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder