17 Ocak 2015 Cumartesi

Sümer Çulha - Hem Karşıyaka'da Hem Göztepe'de Oynadı

1950’lı yıllarda Aydın vilayetinde bir futbolcu patlaması yaşandığı anlaşılıyor. Memleketin havasından mı suyundan mı, yoksa iş bilen bir hocanın keşfetmesi sayesinde mi bilinmez, bu yetenekli futbolcu kuşağı önce İzmir takımlarına dağılmış. Bunların bir kısmı orada fazla kalmayıp İstanbul’un büyük kulüplerine transfer olmuş. Sümer Çulha İzmir’e gelip kalanlardan. Futbol hayatı bugün aralarında büyük bir rekabet yaşanan iki İzmir kulübünde geçmiş. Artık yılın büyük bir bölümünü Burhaniye’de geçiren Sümer Çulha ile Karşıyaka kulübünde futbolculuk günlerini konuştuk.



“21 Aralık 1936 doğumluyum. Aydın Söke’de doğdum. Babam tam on dokuz sene askerlik yapmış. Yemen, Bağdat, Trablusgarp, Çanakkale, Kurtuluş Savaşı bütün cephelerde bulunmuş. Bütün harpler bitip eve döndüğü zaman babaannem tanımamış onu. Annem İzmir Bornovalıydı. Babam önceleri manifatura tüccarlığı yaparmış. Daha önce Paris’ten vagonlarla mal gelirmiş. Sonra 1930’da dünyada büyük ekonomik kriz çıkınca Söke’de bir dükkâna kalmış sadece. Beş vakit namaz kılardı ama açık fikirli, sosyal bir insandı. O yüzden top oynamama karışmazdı.”


“İlkokul ve ortaokulu Söke’de okudum. O tarihlerde Söke’de lise olmadığı için Aydın Lisesine gittim. Lisede futbol oynarken 1951-52 yıllarında Aydın karmasına seçildim. Kaya (Köstepen), Güven (Önüt), Doğan (Akı), Aykut (Akkor) hep beraber İzmir’e geldik. Ben evvela Altay’a gelmiştim. Turgutlulu Gönen’le birlikte idmanlara çıkıyorduk. Altay’da oynayan Coşkun Dağlıoğlu, Koç Mustafa da Aydın’dan gelmişti. Biz Aydın karması olarak on dört kişi olduğu gibi İzmir’e transfer olduk. Altay’da özel maçlarda oynadık. Transfer ayı gelince bir anlaşmazlık oldu, Gönen Altay’da kaldı, ben 1954’te Karşıyaka’ya transfer oldum. Aynı zamanda Karşıyaka’da özel akşam lisesinde okumaya devam ettim. Takımda şimdi olduğu gibi her sezon beş on kişi değişmezdi. İki üç oyuncu girerdi her sene yeni olarak. Takım başarısı da öyle gelirdi. Ben Karşıyaka’ya geldiğimde uzun süre kenarda bekledim.”


"Aydın’dan ilk geldiğimiz zaman Kaya ve Doğan geri döndüler. İzmirsporlu Aykut da geri döndü, ben kaldım. Takımlardaki eski oyuncular dışarıdan gelenlere pek arkadaşça davranmazlardı. Profesyonellik yeni başlamıştı ama hâlâ amatörce bir hava vardı. Eskilerle kaynaşmak zordu. Benim gittiğim lise vardı da o sayede kaldım. Gönen de daha yakından geliyordu. Bana primler hariç 250 lira maaş, 2.500 lira da peşin para vermişti Karşıyaka kulübü. O zaman bir yüzbaşının maaşı 200 liraydı. Bunu kıyasladığımız zaman iyi bir paraydı. O sıralarda genç milli takım aday kadrosuna çağırılmıştım. Önce Ankara’da sonra İstanbul’da kampa girdik. Sonra Kaya, ben, Doğan çıkarıldık. Puşkaş Ergun’la Metin gitti milli takıma.”
“Ben Karşıyaka’ya geldiğim zaman kalede Petrica ve Hamamcı Mehmet vardı. Gazcı Erol, Küçük Erol, kaleci Akın, Ogün, Bulut gibi isimler oynuyordu Karşıyaka’da. İlk sağ açık olarak başladım. Sağ iç de oynuyordum. Balaşist isimli bir Macar antrenörümüz oldu. O beni orta sahaya aldı. Bu antrenör Torino’yu dünya şampiyonu yapmıştı. Korkunç bilgili bir insandı. Bize 1957’de gelmişti. Ertesi sene İzmir mahalli liginde şampiyon yapıp Milli Lige soktu. 1958 yılında İzmir’in en sevilen futbolcusu seçilmiştim.”

1958-59'da İzmir profesyonel liginin son şampiyonluğunu kazanan Karşıyaka takımı:
Rafet, Akın, Yılmaz, Bulut, Sümer, Özgen, K. Erol, Özcan, Ogün, Oktay, Nevzat.
                                                      
“Balaşist antrenörken Ankara’da Hacettepe’yle oynadık, yendik. Ertesi gün Gençlerbirliği maçı vardı. Ben 41 derece ateşle yatıyordum. Aşağıda takım sayılıyor, benim oynamam mümkün değil. Takım stada on üç kişi gitmeye karar vermiş. Yedek olarak bir kaleci, bir de oyuncu var. On dördüncü adam yok. Antrenör takımı saymış, Özgen ‘ben hazır değilim, oynayamam demiş’. Balaşist tekrar yanıma geldi, ‘Sümer seni oynatacağım’ dedi. ‘Benim için sahaya çık, hiçbir şey istemiyorum senden, orada dur sadece,’ dedi. Bir terledim, açıldım maç saatine kadar. Sağ iç oynamıştım o maçta. Küçük Erol bir orta yaptı. İki kişi havada çarpıştı. Ben boş kaleye golü attım. O maçı 1-0 kazandık. Hayatımda o kadar kolay gol atmamıştım. Haftanın en iyi futbolcusu seçilip haftanın karmasına girmiştim.”

“Fener’in en hızlı olduğu zamanlarda burada maç yapacaktık. O zamanlar hemen sahaya çıkıp ısınamıyordun. Alsancak Stadında kenarda bir ısınma yeri vardı. Ogün bizden evvel çıkmış, ısınıyormuş. Tabelacı çocuğa bizim KSK’yı üste koyacaksın demiş. Çocuk da hayır olmaz demiş. Çocukla o yüzden kavga etmiş. İçeri geldi, çok öfkeliydi. Gittim tabelacı çocukla konuştum, KSK ismini üste koydurmaya ikna ettim. Ogün öfkesinden içeride ağlıyordu. Sonunda o maçı aldık. Can filan vardı Fener’de. O da unutamadığım olaylardan biridir.”

1958'de oynanan bir Karşıyaka-Altay maçı.
“İzmir’de çok iyi futbolcular vardı. Bayram Abiler, Tarık Abiler, Orçi Mustafa’lar unutulacak insanlar değil. Hele bizden evvel bir nesil var, Sait Altınordu, Fuat Göztepe, Karşıyaka’dan Galatasaray’a giden Laplap Lütfüler. Ödemişli Sabahattin, Demirspor’da oynamıştı. Türkiye’ye gelmiş geçmiş en iyi futbolculardandı. İzmir futbolunun en büyüklerindendir. Santrhaf oynardı ama böyle futbolcu ben görmedim. Nereye koyarsan oynardı. Metin’in en iyi zamanlarında boyu 1.78 olmasına rağmen Metin’e top vurdurmazdı. Metin iki hamlede topa kafa vururdu. Önce havaya sıçrar, sonra kafa vururdu. Sabahattin onun başından top alırdı, çok akıllı futbolcuydu. Demirspor’dan Karşıyaka’ya geldi, biz lig şampiyonu olduk. Ben Göztepe’ye gittim o 1960’ta futbolu bıraktı. Baba Rafet de büyük futbolcuydu, Fenerbahçe’de oynadı. Oradan geldi. Aslında Eskişehirlidir. Basri ile birlikte Fener’e gitmişti. Tarık Gençay, Bayram Dinsel, Göztepeli Emin, bir de Sabahattin, bu dördü İzmir’in en büyük futbolcularıydı. Sonra bizim kuşak geldi.”

“Karşıyaka’ya Balaşist’ten sonra Adnan (Süvari) Abi geldi. O daha sonra Göztepe’ye geçince beni de oraya aldı. O zaman İzmir’de en büyük parayı aldım. O zamanlar Kadri Aytaç 55 bine Karagümrük’e gitmişti. Bana 45 bin lira verildi. Transfere iki üç gün kala bir arabayla beni alıp bir yere götürmüşlerdi. Ben yarı paraya Karşıyaka’da kalmak istedim ama Selçuk (Yaşar) Abi o parayı veremeyiz dedi. Ogün de aynı şekilde gitti. Zeki de İzmirspor’a aynı sebeplerle gitti. Karşıyaka kendi evlatlarına sahip çıkamadı. Hatta Adnan Süvari Ogün’ü, Bulut’u, Küçük Erol’u da almak için benden yardım istedi. Bu takımı yaparsam değil İzmir’in, Türkiye’nin en iyi takımı olur demişti. ‘Adnan Abi ben Karşıyaka’da otururken böyle bir şey yapamam,’ dedim. Ben Göztepe’de futbol oynarken nişan yemeğimi burada yapmıştım. Şimdi ikisi düşman gibi.”


“Şu resmi bilhassa getirdim.1963 yılına ait. Bu benim nişanım. Bu avukat Riyaz Kayıhan (Ümit Kayıhan’ın babası). Altınordu’da yöneticilik yapmıştı. O zamanki dostluklara bak. Maç biterdi, kardeş gibi sahadan çıkardık. Sahada mücadele ederdik ama kavga etmezdik. Çirkin tezahürat çok ender olurdu ve yapanı sustururlardı.”

“Göztepe’de oynamaya başladığım sırada Bahri Galatasaray’a gidince kulübe 90 bin lira gelmişti. Yönetici Saffet Kuyaş o parayla üç dört oyuncu aldı. Çağlayan geldi, Talat amatör olarak geldi mesela. Göztepe’deyken İstanbul’da bir Galatasaray maçına çıkmıştık. Yenerlerse şampiyon olacaklardı, puan kaybederlerse Fenerbahçe şampiyon oluyordu. Bütün tribünler gelin gibi süslenmişti. Saha kenarına portatif tribünler kurulmuştu. Tacı zor atıyorduk. Galatasaray’da Kadri, Turgay, Metin, Suat yani çok kuvvetli bir kadro vardı. 2-1 kazandık o maçı. Göztepe’de unutamadığım bir maç daha var. Yanılmıyorsam 1965’te İzmir’de bir Ankaragücü maçı oynamıştık. Topa orta yapmak için vurmuştum, top gitti doksana takıldı. Ertesi gün gazetede ‘Sümer topu iğneyi iplikten geçirir gibi köşeye bırakıverdi,” diye yazmıştı.”

Göztepe on biri. Ayaktakiler: Erdoğan, Cahit, Ayhan, Nevzat,
Gürsel, Önder. Oturanlar: Hakkı, Tuncer, Sedat, Sümer, Güler.

“Benim oynadığım Karşıyaka da, Göztepe de çok iyi takımlardı. Eskiden idmana çıktığımız zaman önce topla biraz oynardık. Sonra antrenör gelince ısınma hareketleri yapılırdı. Genç takımla idman maçı yapacaktık. Kaleci Ali o zaman genç takımda sol açık, Halil de kaleci oynuyormuş. Biz maçtan önce kaleye şut çekiyorduk. Kaleye de Ali geçmişti. O sırada bizim kalecimiz Erdoğan sakatlanmıştı, bir tek Burhan kalmıştı. Adnan Abi’ye bu çocukla bir ilgilensene dedik. O şekilde A takımı kadrosuna aldık. Seracettin o sene Lefter’le kavga edip Fenerbahçe’den bize gelmişti. O sıralarda İstanbul’da Fenerbahçe’yle maçımız vardı. O maçta Ali oynadı. İki üç tane topa uzandı, bir anormal kurtarış yaptı. Maç 0-0 bitti. Bütün gazeteler Ali’den bahsetmişti. Nur içinde yatsın Adnan Abi çok beyefendi bir insandı. Dört beş lisan bilirdi. Konuştuğu zaman bir profesör ders verir gibi dinlerdik. Türkiye’de futbolu en iyi oynatan kişidir. Balaşist bize futbolun nasıl oynanacağını öğretmişti, Adnan Abi de nasıl iyi oynanacağını öğretti. Ben rakibe göre tedbir almayayım, rakip beni düşünsün zihniyetine sahipti.”

İstanbul'da oynanan bir Galatasaray-Göztepe maçı. Kaleci Ali'nin ilk
zamanları. Sümer'in arkasında Bahri ve geride Uğur görülüyor.

“1960-65 arası Göztepe’de oynadım. Ayrılırken yerime Küçük Mehmet’i zorla aldırdım, Adnan Abi’ye adeta yalvardım. Benim Karşıyaka’da kayınpederimden devraldığım işim vardı, onun başına dönmek mecburiyetindeydim. 1965-70 arası tekrar Karşıyaka’da oynadım. Sporculuk hayatımda en çok üzüldüğüm olaylardan biri, Karşıyaka’ya döndüğüm zaman İstanbulspor’un düşüşüydü. Aydemir, Kasapoğlu, İhsan gibi isimler Türk futboluna büyük hizmeti olan oyunculardı. Türkiye’de futbolu güzelleştiren birkaç takım vardı Göztepe, Gençlerbirliği gibi. İstanbulspor da bu takımlardan biriydi. Bizimle oynadıkları maçta düştüler. O gün takım kaptanıydım. Üzüle üzüle oynadık o maçı.”

“Unutamayacağım bir gece maçı var. Türkiye’de oynanan ilk gece maçı diyebiliriz. 19 Mayıs Stadında Şekerspor-Göztepe maçı oynandı. Stat güya ışıklandırılmış ama projektörler tribünlere karşılıklı dizilmiş, sahayı değil de havayı aydınlatıyor. Topa vuruyorsun, biraz ileri gitti mi göremiyorsun. Yağmurlu bir havaydı. Top görünmüyor. Biraz sonra hakem oyunu durdurdu. Soyunma odasına gidip yarım saat bekledik. Sonra çıktık sahaya, topu fosforla boyamışlardı. O şartlarda top oynadık. Oyuncu değiştirme yoktu. Ben Göztepe’deyken bir Demirspor maçında son on dakika kaleye geçmiştim. Karşıyaka’da kaleci hariç oynamadığım yer kalmadı. Ogün mesela Karşıyaka’da oynarken ayağı kırılmıştı. Sol açığa geç dediler. O kırık ayakla maçı tamamladı. Şimdiki futbolcular cennette yaşıyorlar. Sakatlandığımız zaman ya İstanbul’a masör Yorgo’ya giderdik, ya da kaplıcalara. Yorgo sıcak parafinle tedavi yapardı. Bir de ayakkabı meselesi vardı. Ayakkabıları biz futbolcular kendimiz yaptırırdık. Ayakkabı için Dinyakos’a sipariş verirdik ama parayı altı ay evvelden verirdik.”

Seksenli yıllarda iş yerinde.

“Profesyoneldik ama amatör ruhla oynardık. Formamızı ıslatırdık. Bugün bakıyorsun, atıyor kendini yere, bir daha kalkmaz bu adam diyorsun. Karşıyaka’ya geldik, Karşıyakalıdan çok Karşıyakalı olduk. Biz spor ahlakını kulüplerimizden aldık. Hiçbir zaman kulübümüzü satmadık. Paramızı aldık veya alamadık, çıktık oynadık. Göztepe’deyken mesela Galatasaray’ı İstanbul’da yenip şampiyonluktan edince 50 lira pirim aldık, buraya gelince 100 liraya çıktı o pirim. Nadi Gözen diye cildiye doktoru bir kafile başkanımız vardı, cebinden 700 lirayı bize dağıttı pirim olarak. Yani o zaman kulüplerin halinin düşünün, kulüp doğru dürüst pirim veremiyordu ama biz formamız için oynamayı seviyorduk.”


Sümer Çulha 1970’te futbolu bıraktıktan sonra kayınpederinin işini devraldığı için faal olarak futbolla ilgilenememiş. Bütün Karşıyakalıların iyi bildiği tarihi Ömerağa mandırasını şarküteri çizgisine çekmiş. Birkaç yıl önce işleri oğullarına devreden Sümer Çulha yılın büyük bir kısmını Burhaniye’deki yazlığında, kış aylarını Karşıyaka’da geçiriyor. Hemen her gün Karşıyaka kulübüne giderek eski arkadaşlarıyla görüşüyor.











Hiç yorum yok:

Yorum Gönder