25 Aralık 2014 Perşembe

Seyfi Talay - Büyük Kaleci, Büyük İnsan


Türkiye ordu milli takımı 27 Mart 1955 günü Roma Olimpiyat Stadında ordulararası dünya şampiyonasının finali niteliğindeki maçta İtalya ile karşılaşıyordu. Daha önce Ankara’da oynanan maçta Kopa ve Fontaine gibi dünya yıldızlarının yer aldığı Fransa ordu milli takımını yenen Türkiye, İtalya’da düzenlenen dörtlü finale kalmıştı. Antrenör Vahap Özaltay idaresinde Galatasaraylı Kadri Aytaç, Saim Tayşengil, Rober Eryol, Ali Beratlıgil; Fenerbahçeli Burhan Sargın, Nedim Günar; Beşiktaşlı Ali İhsan Karayiğit gibi yıldızlardan oluşan kadro adeta A milli takım gibiydi. Dünya şampiyonu olabilmek için İtalya’yla oynanan son maçı mutlaka kazanmaları gerekiyordu. İlk golü millilerimiz atmasına karşın Olimpiyat Stadını dolduran seyircilerin desteğiyle İtalya 2-1 öne geçmişti. Fakat ikinci yarıda Canavar Burhan’ın iki dakika arayla attığı iki gol durumu 3-2 lehimize çevirdi. Maçın bitmesine on altı dakika kalmış, artık İtalyanlar sürekli bastırıyordu. İşte o dakikalarda sahneye İzmirspor’un genç kalecisi Seyfi Talay çıktı ve mutlak denecek golleri kurtardı. Maç bu sonuçla bitince Türkiye 1955 yılı dünya ordular futbol şampiyonu oldu.


Yurda dönen milli takım Ankara’da büyük bir halk kitlesi tarafından omuzlarda karşılandı. Şampiyonadan sonra sadece bizim gazetelerde değil İtalyan basınında da milli takımımızı öven yazılar yer aldı. Bu yazıları aktaran 29 Mart 1955 tarihli Yeni Asır gazetesinde Seyfi Talay için İtalyan basınının şu satırları yazdığı ifade ediliyordu: “Üstün evsafa malik Türk takımına şampiyonluğu kaleci Seyfi Talay kazandırdı. İtalya’da belki üstün kaleciler vardır. Fakat hiçbirisi Türk kalecisi Seyfi kadar fedakâr ve cesur değildir.”

1955 dünya şampiyonu ordu milli takımı antrenör Vahap Özaltay ile birlikte.
                                                                                                                                                                            (Foto Spor gazetesi)
Türk futbolseverlerin böylece İzmirli Seyfi olarak tanıdığı Seyfi Talay 23 Ocak1934’te İstanbul Kireçburnu’nda dünyaya geldi. Sekiz çocuklu ailenin altıncı çocuğuydu. Dedeleri Balkan Savaşında kaybedilen Selanik’ten İstanbul’a gelip yerleşmişti. Babası Deniz Yolları işletmesinde çalışıyordu. Aile bir süre sonra Eyüp’ün Defterdar mahallesine taşındı. Küçük Seyfi’nin topla ilk tanışması burada oldu. Çocukluk yıllarını birlikte geçirdiği kuzeni Hüdaverdi Talay o günleri şöyle hatırlıyor: “Mezarlığın kenarında boş bir alan vardı, orada top oynardık. Babaannem top oynamayalım diye ikimizi de sopayla kovalardı. Mezarlık yanındaki sahada altı yedişer kişilik maçlar yapardık. Seyfi çocukluğunda forvet oynardı. Topa iyi vururdu.”


Seyfi’nin ilkokulu bitirdiği tarihlerde aile İstanbul’dan İzmir’e taşınıp Hatay semtine yerleşti. İzmirspor’un sahası olan Talebe Çayırı, civardaki bütün çocuk ve gençlerin de maç yaptığı alandı. Seyfi de burada top oynamaya devam etti ve İzmirspor’un lokal takımlarından Altıntaş’a katıldı. Bir yandan da eğitimine devam etti. Kızı Süreyya Talay babasının o yıllarını şöyle anlatıyor: “Babam Mithatpaşa Endüstri Meslek Lisesinde okumuş. Çizimi çok güzeldi, güzel sanatlara eğilimi vardı. Sesi de çok güzeldi, Türk sanat müziği söylerdi fakat Batı müziği dinlemeyi severdi.” Genç Seyfi bir süre sonra eğitimini yarım bırakarak ağabeyi Selahattin ile birlikte Nazilli’nin yolunu tuttu. Ağabeyi basma fabrikasında kendisine verilen iş karşılığında Nazilli Sümerspor’a transfer olmuş, giderken kardeşini de yanına almıştı.
18-19 yaşındayken kuzeni Hüdaverdi Talay ile
İstanbul'da, Taksim Parkında.
                                                                      (Hüdaverdi Talay) 

Seyfi Talay, ağabeyi Selahattin (sağdan ikinci) ile birlikte Nazilli Sümerspor takımında.
                                                                                                                                                                   (sumerspor.blogspot.com)


Üstün kalecilik vasıfları bu takımda öne çıkan Seyfi çok geçmeden İzmir’e döndü ve 1952-53 sezonundan itibaren İzmirspor forması giymeye başladı. Kısa sürede sivrilerek Faruk’un yerine kalede oynamaya başladı. Bunu önce İzmir genç karmasına, ardından genç milli takıma seçilme başarısı izledi. 1953’te Belçika’da düzenlenen dünya gençler şampiyonası için o sıralar Yün Mensucat’ta oynayan Metin Oktay ile birlikte milli takım kadrosuna alındı. Kafile yola çıkmadan Metin’in kadrodan çıkarılmasıyla birlikte tek İzmirli futbolcu olarak bu seyahate katıldı. Seyfi’nin kalesini koruduğu genç milli takım o turnuvada büyük bir başarı göstererek yarı finale kadar yükseldi. Belçikalı hakemin yanlı kararlarıyla Macaristan’a yenildikten sonra İspanya’yı 3-2 yenerek dünya üçüncüsü oldu.

1953'te dünya üçüncüsü olan genç milli takım. Ayaktakiler: Coşkun Taş (BJK), Seyfi Talay (İzmirs.), Necdet Çoruh (K.Paşa),
Ercan Ertuğ (GB), Metin Erman (BJK), Günay Kayarlar (GS), Fikri Elma (Ank. Pınarspor),  Akgün Kaçmaz (FB).
Oturanlar: Gökçen Dinçer (Adalet), Erol Topoyan (Adalet), Vedat Dömeke (Eyüp).
                                                                                                                                                                           (Günay Kayarlar)
Ertesi sezon Seyfi’li İzmirspor şampiyonluğu, Tarık Gençay’ın penaltı kaçırıp 2-1 yenildikleri son maçta Altay’a kaptırdı. 1954-55 sezonundaysa Metin Oktay’ın katılmasıyla iyice güçlenen takım bu kez İzmir şampiyonu oldu. O sırada askerliğini yapan Seyfi Talay, böylece aynı sezon içinde yazının girişinde bahsettiğimiz ordulararası dünya şampiyonluğundan sonra İzmir ligi şampiyonluğunu da kazanarak çifte sevinç yaşadı. Bu başarılar üzerine İstanbul kulüplerinin ilgisini çekmesi gecikmedi. Üç büyüklerin yanı sıra o yıllarda yıldız oyuncu transferleriyle dikkat çeken Adalet kulübü ona transfer teklifinde bulundu. Seyfi bir müddet çocukluğunda tuttuğu Beşiktaş’ın bazı hazırlık maçlarına çıksa da ortam hoşuna gitmedi ve İzmir’e geri döndü.


Şubat 1959’da başlayan Milli Ligden kısa bir süre önce sonuçlanan son İzmir profesyonel ligi şampiyonluğunun belirlenmesinde de rol oynadı Seyfi Talay. Son maçta İzmirspor’la oynayan Altay, Seyfi’nin mutlak denilecek golleri kurtarmasıyla 1-0 yenilince İzmir’in son şampiyonu Karşıyaka oldu. 2 Şubat 1959 tarihli Milliyet gazetesinde bu maçla ilgili şu satırlar yer alıyordu: “İzmirspor kalecisi Seyfi dün yapılan maçta Altay’ın gollük şutlarını harikulade suplekslerle çelerek İzmir şampiyonluğunun kaderinde en az Karşıyaka takımının kendisi kadar rol oynadı ve şampiyon gediklisini tek başına tahttan düşürdü.”

Seyfi Talay 1954'te İspanya ile oynanan dünya kupası eleme maçı için A milli
takım aday kadrosuna çağrılmıştı. Naci Erdem, Recep Adanır, Suat Mamat,
Seyfi Talay, Basri Dirimlili, Erol Keskin bir arada görülüyor.
                                                                                                       (Yeni Asır)
Seyfi Talay günümüzün penaltı kullanan, ceza sahası dışına çıkan kalecilerinin belki ilk örneklerindendi. Lig maçlarında penaltıdan takımına kazandırdığı golleri vardı. Onun bu özelliğini İzmirspor’dan arkadaşı Turgay Meto, “Penaltı oldu mu hiçbirimiz topun başına gitmezdik. Top tekniği çok yüksekti,” diye anlatıyor. Bülent Buda ise onu şöyle anlatıyor: “Seyfi Abi’yle epey beraber oynadık. İzmirspor’daki ilk dört yılımda ve son iki yılımda kaleci oydu. Çok iyi bir insandı. İki ayağıyla topa çok iyi vuran iki oyuncu vardı Türkiye’de: biri Metin Oktay diğeri Seyfi Talay’dı. Çünkü bunlar birlikte İzmirspor’da oynarken Talebe Çayırını çeviren duvarlara kireçle kale çizdiler. İkisi ayrı ayrı iki kaleye iki ayaklarıyla vuruyorlardı. İstedikleri noktaya atarlardı. Sert ve net muhteşem vuruşları vardı. İzmirspor’un penaltılarını Seyfi Abi atardı. Kaleye bakar, gerilmeden vururdu.” İzmirspor’un 1950’li yıllardaki oyuncularından Burhan Cevrem diğer kalecilik vasıflarını şöyle belirtiyor: “Türkiye’de onun gibi iyi degaj yapan kaleci görmedim. Degajı yaptığı zaman top ya Tarık’a ya da bizden birine muhakkak giderdi. Hava toplarına da çok hakimdi.” Hüdaverdi Talay da, “Bir maçta kaleden çıkıp sağ açık gibi orta yaptığını hatırlıyorum,” diyor.


Seyfi Talay üstün kalecilik vasıfları yanında herkesin sevdiği ve büyük saygı duyduğu bir insandı. Bu konuda sözü onu çok yakından tanıyan Turgay Meto’ya bırakalım: “Ben onu tanıdığımda Türkiye’nin en büyük iki-üç kalecisinden biriydi. Biz onun şöhretiyle büyüdük, sonra bir baktım onun takımındayım. Antrenörlüğümüzü Sait Altınordu, Vahap Özaltay gibi isimler yaptı. Menajerimiz Sami Özok’tu. Ben onlardan korkmazdım, Seyfi Abi’den korkardım. Nasıl bir kaptandı bilemezsin. Hepimizin üstüne kanat geren bir insandı ama bağırdığı zaman da kalbimiz dururdu. Öyle anlarda onun korkusundan antrenöre sığınırdık. Fakat bütün bunlar takımın menfaati içindi tabii. Kişisel hiçbir kızgınlığı olmazdı. O olay biter, bir saniye sonra kime kızdıysa en güzel şekilde derdini anlatırdı. Maddi-manevi bütün imkânlarıyla arkadaşlarının yardımına koşardı. Cebimizde mesela onun iki misli para olsun, öyle olduğu halde parayı mutlak o verirdi. Onun yanında kimse para veremezdi. Hem hocamız hem babamız hem abimiz gibiydi, başka bir adamdı o.”

Seyfi Talay ve Metin Oktay, arkasına  27 Temmuz 1957 tarihini atıp
imzaladıkları, İnciraltı'nda çekilen bu fotoğrafta arkadaşları ve
İzmirspor taraftarlarıyla bir arada görülüyor.
                                                                                                   (Gürcan Görgün)
O dönemde oynayan futbolcuların büyük çoğunluğu gibi geçinmek, özellikle de geleceğini garanti altına almak için başka bir işte çalışıyordu. Turgay Meto’nun ifadesiyle, “İzmir Ticaret Borsasının en iyi memurlarından biriydi. İzmir’in bütün pamuk, tütün, üzüm vs. tüccarları işlerini hep Seyfi Abi’ye hallettirirdi. Başka memurlar başlarından savardı, Seyfi Abi hepsine hiçbir menfaat gözetmeden yardım ederdi. Çok onurlu bir insandı. Kimse ona 1 lira rüşvet teklif edemezdi. Çok geç sinirlenirdi ama sinirlendi mi kimse duramazdı önünde.” Onun bu özelliğini kızı Süreyya Talay da şöyle anlatıyor: “Şike teklifi veya transfer için eve gelenler oldu mu hemen arka odaya kaçar, onların yanına çıkmazdı. Annem de ‘Seyfi evde yok, deplasmanda,’ deyip onları gönderirdi. İzmirspor’a gönülden bağlıydı. Beşiktaş başta olmak üzere İstanbul takımlarından teklif aldığı halde hiçbirine itibar etmedi. Evimizde masa büyüklüğünde tepsilerle yemekler yapılırdı. Sonra onları İzmirspor kulübüne taşırdık. ‘Çocuklar aç, karınları doymuyor. Onların aldıkları para ne ki?’ derdi. Kendi maaşını kulüpte bırakırdı babam, eve kadar gelemezdi maaş.”

İzmirspor'un 1. Ligde son kez yer aldığı 1968-69 sezonunun açılışında,
kulübün tarihine mal olan üç isim bir arada görülüyor. Sağ başta
Doğan Emültay, yanında Seyfi Talay ve Turgay Meto. 
1963-64 sezonu sonunda, yani aralıksız on iki yıl İzmirspor’da oynadıktan sonra Göztepe’ye geçti. İzmirspor’u çok sevmesine rağmen yöneticilerle anlaşamaması yol açmıştı bu transfere. Zaten haksızlıklara tahammül edemeyen kişiliği nedeniyle yöneticilerle arası hiçbir zaman iyi olmamıştı. Süreyya Talay bu konuda,  “Aslında anlaşabildiği yönetici sayısı çok azdı kulüpte,” diyor. “Babamın eve geldiğinde sinirden ağladığını bilirim. Paraların zamanında ödenmemesiyle ilgili çok tartışırdı.” Turgay Meto da, “Göztepe’ye gitmeden önce hepimize danıştı, biz gitmesine çok karşı çıktık,” diyor. “Gürsel’le çok yakın arkadaştı. Göztepe’ye gelmesini ısrarla istedi Gürsel. Hep futbolcunun yanında olan, çok sevilen bir takım kaptanını ne antrenörler, ne yöneticiler, ne menajerler isterler. Onun yanında boruları ötmez. Bunun da etkisiyle adeta zorla gönderdiler Göztepe’ye.”

Göztepe'ye imza atarken yöneticiler Zeki
Çırpıcı (solda) ve Muhittin Ekiz (sağda)
memnuniyetle izliyor.


Adeta bütünleştiği İzmirspor camiasından otuz yaşında kopup 1964-65 sezonunda Göztepe’ye geldiği zaman yeni takım arkadaşları ona kucak açtılar. Nevzat Güzelırmak bu konuda şunları söylüyor: “Seyfi Abi geldiğinde takımda Ali ve Nevzat gibi hem iyi hem de ondan çok genç kaleciler vardı. O yüzden fazla oynayamadı. Fakat oynamak oynamamak onun için önemli değildi. Kulüpteki ortamdan mutluydu. Sanki kırk yıllık Göztepeli gibi bizlerle bütünleşti. Bizim en sevdiğimiz insanlardan biriydi. Kaleciliği bir yana muazzam bir insandı.” Aslında Göztepe’ye geldiği yıl Ali Artuner yirmi yaşındaydı ve henüz tecrübesizdi. Bu sebeple ilk iki sezon maçların büyük bir kısmında kaleyi Seyfi Talay korumuştu. Fakat özellikle 1966-67 sezonundan itibaren Ali büyük bir çıkış yakaladı ve kaleyi kimseye bırakmadı. Bizce bunda Seyfi Talay’ın da büyük rolü vardı. Bu düşüncemizi Bülent Buda’nın şu sözlerine dayandırıyoruz: “Göztepe’ye gittiğinde kaleciler Ali Artuner ve yedeği Nevzat Okuyucu vardı. Nevzat 70’li yılların terör ortamında kuyumculuk yaptığı dükkânda öldürüldü. Seyfi abi üçüncü kaleci gibi gitti ve daha çok onları çalıştırdı. Ali, ‘Ben böyle bir çalışma görmemiştim o zamana dek,’ derdi.”

Adnan Süvari, Halil Kiraz, Ceyhan Yazar, Seyfi Talay
ve Ahmet Cücen Göztepe sahasında bir idmanda.
                                                                                   (Fotospor)
Dört senelik ayrılıktan sonra İzmirspor’un 1. Ligde (yani şimdiki Süper Ligde) yer aldığı son sezon olan 1968-69 sezonunda eski takımına döndü ve 1971-72 sezonuna kadar oynadı. Artık sahada daha çok genç takım arkadaşları yer alıyordu ama kendisine ihtiyaç duyulduğu zaman kaleye geçip gençlere taş çıkartırcasına oynuyordu. Turgay Meto ikinci dönemi için şunları anlatıyor: “Onun yokluğunda ben takım kaptanı olmuştum. Maçlara çıkılırken kurala göre esame listesine takım kaptanının ismi en başta yazılıyordu. Listeye Turgay Meto yazarlardı ama onun oynadığı maçlarda tünelden en önce onun çıkmasını isterdim. O karşı çıksa da adeta arkasından itip zorla en başta çıkarırdık sahaya.”

2. Ligde oynanan zorlu bir maçtan sonra, takım arkadaşları
başarılı kurtarışlar yapan kaleci Seyfi'yi omuzlarına
almış. Sol başta Turgay Meto görülüyor.
Futbolu bıraktıktan sonra Ticaret Borsasında çalışmaya devam etti. O dönemde birçok arkadaşı kursa gidip antrenörlük diploması aldığı halde o buna itibar etmedi. Süreyya Talay bunu şöyle açıklıyor: “Mithatpaşa’daki eğitimini yarım bırakmış. Disiplin altına girmeyi sevmeyen, aykırı bir kafa yapısı vardı babamın. Sisteme pek uygun bir kafa yapısı yoktu. Lise diploması olmadığı için kursa gidip antrenör diploması alamadı ama babamın öyle şeylere aldırdığı yoktu. İstese liseyi dışarıdan bitirip kursa gidebilirdi.” Resmi olarak antrenörlük yapma imkânı olmasa da yakın dostu Turgay Meto’nun hatırını kıramayarak onun çalıştırdığı takımlarda kalecileri çalıştırdı. Kaleci antrenörlüğünün henüz bir meslek haline gelmediği ülkemizde, daha Göztepe’deki günlerinden başlayarak bunun öncülüğünü yapmıştı bir bakıma. Turgay Meto da bu konuda şunları söylüyor: “Daha Türkiye’de kaleci antrenörlüğü bilinmezken ben takımın kalecilerini Seyfi Abi’ye çalıştırıyordum. Kaleciler futbol antrenörlüğünü bizim gibi yapamaz, biz de kalecilere antrenörlük yapamayız düşüncesindeydim her zaman. İzmirspor’da, Karşıyaka’da, Kuşadasıspor’da hep birlikte çalıştık.”

Karşıyaka yılları. Seyfi Talay, Turgay Meto ve umumi kaptan
Cengiz Kocatoros (Gode Cengiz).
                                                                                                   (Turgay Meto)

Kuşadası Seyfi Talay’ın son durağı oldu. Turgay Meto’yla birlikte görev yaptıkları takım 3. Ligde şampiyonluğa oynuyordu. Meto onun son günlerini şöyle anlatıyor: “Kuşadası’nda bir otelde kalıyorduk. Bir akşam beraber oturduk, sıkıntılı görünüyordu. Neyin var diye sorduğumda, ‘Bir şey yok,’dedi. Hafta içindeki son idmandan sonra, ‘Ben İzmir’e gideyim, Pazar günü maça gelirim,’ dedi. Gitti, bir daha gelemedi.” Seyfi Talay’ın kalbi 1985 yılının son günlerinde İzmir’deki evinde durdu. Son nefesini verdiğinde henüz elli bir yaşındaydı.

Seyfi Talay son yıllarında  Metin Oktay ve Turgay Meto ile birlikte.
                                                                                                      (Turgay Meto)

İzmirspor'un 1959-60 sezonu kadrosu. Ayaktakiler: Şaban Gülcan, Cenap Doruk, Aykut Akkor, Seyfi Talay, Cavit Ellier,
Nedim Baloğulları . Oturanlar: Güven Önüt, Özcan Altuğ, Nurettin Terzi, Kamuran Soykıray, Ali Erener.
                                                                                                                                    (Sami Özok - İzmirspor 1923-1987 64 Yıl)


Anı, bilgi ve fotoğraflarını benimle paylaşarak bu yazının hazırlanmasına büyük katkıda bulunan merhum Seyfi Talay'ın kızı Süreyya Talay'a teşekkür ederim - Fethi Aytuna.


1 yorum:

  1. samimi,yalın bir anlatım aynı Seyfi Talay gibi...teşekkür FethiAytuna..yaşattığınız için...

    YanıtlaSil