19 Nisan 2013 Cuma

Güngör Sürel - Beyoğluspor ve Şekerspor'un Yıldızı


"16 Ocak 1938’de doğdum. Doğum yerim Adana. Babam subay olduğu için orada doğmuşum. Çok küçükken sıtmaya yakalanmışım orada. İki üç yaşımdayken İstanbul'a dönmüşüz. Annem Kanlıca’da doğup büyümüş. İstanbul'a dönünce yine Kanlıca’ya yerleşmişiz. Döndükten bir müddet sonra annemle babam ayrıldılar. Ben annemin yanında kaldım. On yedi yaşına kadar bir daha babamı görmedim. Anneannem Trablusgarplıydı. Dedem Sultan Abdülhamid’in yaveriymiş. Annem Hıdiv Kasrında doğmuş. Anneannem orada aşçılık yapıyormuş, çok iyi bir aşçıydı. Daha sonra bir yalıda çalıştı. Çocukluğumun geçtiği Kanlıca’dan körfeze kadar olan yalıların hepsini, kimlerin oturduğunu bilirdim. Hepsinin önünde yüzmüşlüğüm vardır. Ramazanoğlu yalısı vardı, yüzmeyi onun önünde öğrendim. Beş yaş civarındayken belime ip bağlayıp atarlardı denize. Biraz büyüdüğümde arkadaşlarla körfeze denize girerdik. Midye çıkartırdık, öğleyin deniz kenarında iki taş veya tuğla koyup üstüne tenekeyi yerleştirirdik. Midyeleri pişirip yerdik. Sabahtan gittik mi akşama kadar kalırdık."



Karşımda oturmuş, kulağa masal gibi gelen o çocukluk yıllarını anlatan kişi Güngör Sürel. Beyoğluspor'un Birinci Ligde oynadığı iki sezon benim çok küçük yaşlarıma denk geldiği için, radyo başında maçları dinlerken hafızama kazınan isimler arasında yoktu. Adı dikkatimi ilk kez birkaç yıl önce, bir belgesel projesi için Milliyet'in internet arşivindeki spor sayfalarını incelerken çekmişti. Haberde İtalyan Bari kulübünün onu transfer etmek istediği yazıyordu. Daha sonra foto muhabirinden çok sanatçı olarak kabul ettiğim İsmet Gümüşdere'nin bir fotoğrafında görmüştüm. Tam dömivoleyle topa vurduğu anda yakalamıştı usta onu. Futbol seyircisinin taktığı "Arap Güngör" adıyla tanınan  Güngör Sürel, görüşmek istediğim futbolcular listesinin üst sıralarına yerleşmişti. Nihayet bir kış günü Büyükada'nın yolunu tuttum ve kendi köşesinde sessiz, sakin bir hayat süren bu İstanbul beyefendisiyle sohbet ettim. Bütün yaşıtları gibi evinin yakınındaki arsalarda, sokaklarda top oynamaya başlayan Güngör Sürel o günleri anlattı.


"Dayak yememek için yalın ayak veya çorapla oynardım, ayakkabılarım eskimesin diye. Tabii çorapla  birkaç kez oynayınca delindiği için belli oluyordu. Bizim okuldan Çubuklu’ya doğru giderken, yarım saha büyüklüğünde, altı-yedişer kişilik takımların oynayabileceği, etrafı çalılık bir saha vardı. Sahanın bir yanında asfalt, onun öbür yanında deniz vardı. Top bazen denize kaçardı. Top kaçtı mı hemen denize atlamak gerekirdi; yoksa akıntı sürükler, bir daha topu göremezdin. Karda kışta, topun peşinden denize çok atladım. Yalnız bir defasında sahada ve yolda bile kar vardı. Denize balıklama atladığım anda beynim dondu zannettim, su o kadar soğuktu. Kardan sonra hava günlük güneşlik açmıştı. Sahanın ortasına gittim ama ne yürüyecek ne koşacak hal kaldı. Öyle tutuldum kaldım. O zamanlar annemden korkardım fakat bana top oynadığım için değil ayakkabılarımı eskiteceğim diye kızardı. Fakirlik vardı, yeni ayakkabı almak külfetti."


Beyoğluspor'dan takım arkadaşı Gogo ile.

"Beykoz’da Abbas’ın takımı, İsmet’in takımı diye birkaç tane takım vardı. Çubuklu’dan, Kanlıca’dan çocuklar oynardı bu takımlarda. 12-13 yaşında o takıma girdim ve 17 yaşına kadar oynadım. O zaman rahmetli Şeref Görkey Beykoz takımının hocasıydı. Ekerbiçer’in, Şirzat Abi’nin olduğu dönemdi. Rahmetli Bahadır Abi (Olcayto) hocaya, ‘Bu bizim genç takımdan, idmana çıksın,’ diye rica etti. Bir-iki idmana çıktım fakat Şeref Hoca devamlı katılmama karşı çıktı. Ben de bir daha idmana gitmedim. Sonra yaz geldi. Yazın Beylerbeyi’nde turnuvalar olurdu.  Bugün orada federasyonun ufak bir sahası var. Kanlıca’dan bir turnuvaya katıldık. Beyoğlusporlular beni seyredip beğenmişler. Çağırdılar fakat ilk hazırlık maçına gitmedim, Kanlıca turnuvada şampiyonluğa oynuyordu. Takım arkadaşlarım iddiamız sürdüğü için gitmemem konusunda ısrar etmişti. O zamanlar oynanacak maçta yer alacak oyuncuların listesi hafta ortasında kulüpte asılırdı. İsmimin yazılı olduğu hafta gitmedim ya, ertesi hafta gittim kulübe, ismim yok, sonraki hafta bir daha gittim, yine yok. Ya üçüncü, ya dördüncü hafta listeye bakınca ismimi gördüm. İzmit Kağıtspor’la bir hazırlık maçımız vardı. İlk onbirde yoktum. Devreyi 2-0 mağlup bitirdik. İkinci devre ben girdim, iki tane gol attım, 3-2 aldık maçı. Takımın yaşlıları hepsi sırtımı sıvazlayıp aferin dediler. Ondan sonra ilk onbirde oynamaya başladım."

Beyoğluspor  Haziran 1962'de Birici Lige çıkmak için Bursa'da yapılan terfi
maçlarında: Kartal, Sedat, Nevzat, Maruli, Muzaffer, Avram.
(Otr.): Maruli, Güngör, Alpay, Niko, Kemal.
Beyoğluspor'a girmeden önce Tophane Sanat Okulunda okuyan Güngör Sürel, Fenerbahçe kulübünde kısa bir süre basketbol  oynamış. Basketbola neden devam etmediğini şöyle anlatıyor: "Tophane’de okul takımında basket de oynuyordum. Fenerbahçe’nin hocası Samim Göreç görmüş, bana beden hocasıyla idmanlara gelsin diye haber göndermişti. Fakat idmanlar akşam 8’de başlıyor, 10’da bitiyordu. Üsküdar’dan Boğaz'a son otobüs 7’deydi. O yüzden köprüden kalkan yarım vapurunu beklemek zorunda kalıyordum. Bire çeyrek kala Üsküdar’a varıyordu. Oradan bindikten sonra bir sürü iskeleye uğruyor, ben gece 2 civarı eve geliyordum. Bir-iki kez gittim, fakat sonra bırakmak zorunda kaldım. Yani bir müddet Can gibi hem futbol hem basketbol oynadım."


Bursa'daki baraj maçları sırasında otelde.

On sekiz yaşında Beyoğluspor'la profesyonel sözleşme imzalayan Güngör Sürel 750 lira alır. "O zaman için iyi para sayılırdı. Sonradan evi tamir ettirdim, hiç parayı esirgemediler. Ne zaman sıkıştımsa para verdiler. Sonradan verdikleri paranın miktarı 4.000 lirayı bulmuştu. İki sene sonra transfer ayı geldi. Yöneticiye, ‘Size 4.000 lira borcum var,’ dedim.  Sırtımı sıvazladı, ‘Borcun yok,’ dedi. 1956’da oynamaya başladım ve dokuz senem Beyoğluspor’da geçti. İlk geldiğimde çok zayıftım. İlk zamanlar takıma giremedim. Bana Beyoğlu’nda bir lokanta gösterdiler. Her gün orada yemek yiyordum. Kilo almaya başladım ve toparlandım. Ardından maçlarda devamlı kadroya girdim. İdmana üç, bilemedin dört tane topla çıkardık. Ben ilk yılımda topa vurabilmek için kalenin arkasına geçerdim. Babalar dizilir ceza sahasına, ortalara şut atarlardı. Ben gelen toplara basıyordum ve elini kaldırana topu atıyordum. Günay Kayarlar, Alpay, Kemal adrese top atan isimlerdi. Günay Abi Alpay’a, o bana atardı topu. Bu şekilde iki üç pasla çabucak kaleye inen bir oyun tarzımız vardı."

Yunanistan'da PAOK ile yapılan özel maçta.
Beyoğluspor'a geldiği günlerde genç milli takımın seçme niteliğindeki bazı idmanlarına çağrılır. Onu beğenen Sabri Kiraz, sonraki idmanlara da gelmesini ister. Fakat  talihsiz bir olay yüzünden genç milli takıma seçilme fırsatını kaçırır. "Ben o zaman bir idman kaçırmıştım.  İdmana gittiğin zaman bir sonrakinin hangi sahada olacağını orada söylüyorlar, ancak öyle haberin oluyordu. Beykoz'dan Kaya diye bir arkadaşıma sormuştum, bana kendisinin de gitmediği için öğrenemediğini söylemişti. Meğer o idmana gitmiş, Sabri Hoca ona özellikle gelmemi tembih etmiş. İkimiz de aynı mevkide oynadığımız için o da bana söylememiş. Gerçi Sabri Hoca onu da takıma almamıştı ve sonra çok erken yaşta rahmetli oldu. Bir sene sonra Şeref Stadında Sabri Hoca ile karşılaştık. ‘Güngör oğlum, haber gönderdim sana, niye gelmedin?’ dedi. Benim ancak o zaman haberim oldu. Genç milli takıma seçilseydim sonra A milli de olurdum."


İsmet Gümüşdere'nin ünlü fotoğrafı. Bir Vefa-Şekerspor maçında Güngör
voleyi çakmış, arkada Vefalı Abdülmetin onu izliyor.
                                                                                (Abdülmetin Kocaoğlu arşivi)
Güngör Sürel ikinci hayal kırıklığını birkaç yıl sonra büyük takımların dikkatini çektiği zaman yaşar. Özellikle Fenerbahçe onu almaya çok yaklaşır ve Güngör kulübün yöneticileriyle görüşür. Fakat formasını giymeyi çok arzu ettiği bu takımda da yer alamaz: "Sarı Niko diye bir yöneticimiz vardı, Burgazadalı, babacan bir adamdı. Yazın bizi evine davet eder, ağırlardı. Onunla Fenerbahçeli yönetici Müslim Bağcılar’ın Mısır çarşısındaki yazıhanesine gittik. Aralarında Arnavutça konuştular. Konuşmaları bitince Müslim Bey bana döndü, ‘Bunlar iyi gâvur, sen kulübünde kal,’ dedi. Aslında kulüp bırakmazsa bir yıl oynamamayı göze almıştım. Bir sene oynamayınca serbest kalıyordun o zaman. Ama Bağcılar öyle deyince o transfer olmadı."


Sol ayağını daha iyi kullanan Güngör Sürel sol iç ve sol haf mevkilerinin yanı sıra santrfor olarak da birçok maçta forma giymiş ve her sezon gol krallığında başa yarışmıştı. Milli Lige yükseldikleri ilk sezon (1962-63 sezonu), İzmir'de Altay'la yaptıkları maça ait hoş anısı, "Arap Güngör" lakabının memleketin her yerinde benimsendiğini gösteriyor: "İlk gün Göztepe’den beş yedik. İkinci gün Altay’ı 2-1 yendik. İki golü de ben attım. İlk yarı gol olmadı. Onlar tek kale oynamıştı. Ben santrada bekliyordum. Bir uzun top geldi, aldım götürdüm gol oldu. Varol beni santraya kadar kovalamıştı. Sonra onlar penaltıdan gol attı. Ceza sahasına bir top geldi. Günay Abi omzuyla indirdi. Hakem ters tarafta duruyordu, koluyla vurdu diye penaltı verdi. Nazmi Bilge durumu 1-1 yaptı. Altay sürekli bastırıyor, ben de yine santra yuvarlağında bekliyordum. Yine uzun bir top geldi. Varol beni kovaladı diye hırslanmıştım zaten. Öyle sert vurdum ki elini bile kaldıramadı. Maçın başından beri bağıran bir Altay taraftarı vardı – beni sonradan tanıştırmışlardı. Adam makine gibi maçın başından beri hiç durmadan, ‘Arap, Arap, Arap,’ diye bağırıyordu. Maç boyunca başka bir şey söylememişti. İkinci golü atınca tribünde onun bulunduğu yere doğru gidip el hareketi yaptım. Adam çıldırdı, tellere geldi. Aynı sezon İstanbul’da Altay’ı 2-0 yenmiştik ve iki golü yine ben atmıştım."  



Bir başka anısı da sahaların o zamanki kötü durumuyla ilgili: "Bizim sahalar malum, o zamanlar çok çamurluydu. Hatta bir maçta – şimdi hangi takımla oynadığımızı hatırlamıyorum – rakip oyuncu topuğuma bastı. Biz dinyakos ayakkabıların bağcıklarını alttan iki kez dolayıp bağlardık. Ona rağmen, topuğuma basınca ayakkabı ayağımdan çıktı. Topu ayağımdan çıkarttım, sonra döndüm ayakkabıyı arıyorum, çamurun içinde bulamıyorum. Sonra dört-beş kişi daha geldi, hep beraber aradık ayakkabıyı."



Milli ligdeki ilk sezonunda güzel futbolu ve golleriyle öne çıkan Güngör Sürel artık yurt dışında da dikkat çekmeye başlamıştır. Bunun sonucu olarak o sırada İtalya'da Serie A'ya yükselen Bari kulübü onu görüşmeye çağırır. "Aslında bir önceki sezon Beyoğluspor yönetimine müracaat etmişler, bizimkiler gitmeme razı olmamış. İlk istediklerinde Bari takımı ikinci kümedeymiş. Ertesi sene birinci kümeye çıkmış ve beni istemiş. Bir sezon önce Fenerbahçe’den ayrılan Molnar Bari’de yaşıyormuş. Bülent Eken Hoca, ‘Molnar orada seni karşılayacak,’ dedi. Ben gittim, Molnar filan yok. Bir gün evvel ayrılmış Bari’den. Hatay’dan göç etmiş bir fabrikatör vardı, gayet güzel Türkçe konuşuyordu. O beni karşıladı. Orada Torino ile yapılan bir deneme maçında oynadım. Beş tane de İngiliz oyuncu denenmişti. Bütün gazeteciler maçtan önce bu oyuncuların peşindeydi. Maç bitti, hepsi benim peşime düşüp otele geldi. Otelin kapısında bekliyorlardı. Oradaki uygulama da çok enteresandı. Muhabir resepsiyona benimle görüşmek istediğini bildiriyor. Resepsiyon görevlisi bana soruyor. Ben kabul edersem ancak o zaman görüşebiliyor, bizde olsa paldır küldür girerlerdi. Gazeteciler benimle röportaj yaptılar ve beni çok beğendiklerini söylediler."



Ne var ki makus talihi bir kez daha karşısına çıkar ve bu transfer gerçekleşmez. Böylece üçüncü kez hayal kırıklığı yaşar: "On beş gün evvel gitsem kesin Barili olacaktım. O tarihte yabancı oyunculara vergi getirilmiş. Vergi çıkınca, ‘Sana vereceğimiz parayla beş tane İtalyan oyuncu alırız,’ dediler. Yemem, içmem, yatmam onlara ait olacaktı. Verecekleri prim de beni rahatça geçindirecekti. Ben transfer ücreti almadan bir sene oynayayım, bir sene sonra alırım dedim. Kabul etmediler, ‘bizim prosedüre göre imkânsız,’ dediler. Bologna kulübünün başkanı Bari başkanının arkadaşıymış. Bir sene sonra geri almak üzere oraya gitmemi tavsiye ettiler. O sırada Türkiye Kupası maçları için bizim kulüpten dön diye telefonlar gelmeye başladı. Öyle olunca mecburen döndüm." 


Beyoğluspor oynadığı göze hoş gelen futbolla herkesin beğenisini kazanmasına rağmen Birinci Ligde ancak iki sezon yer alır ve 1963-64 sezonu sonunda İkinci Lige düşer. Güngör Sürel, bir sezon daha Beyoğluspor forması giydikten sonra 1965-66 sezonundan itibaren Ankara'nın Şekerspor takımına transfer olur. "Oraya gidişim de çok enteresan oldu. Sezonun sonunda evlenmiştim. Eşimin annesiyle babası ayrılmışlar, annesi Ankara’da yaşıyordu. Yazın onu ziyarete gittik. O sırada Coşkun Özarı Şekerspor’a antrenör olmuştu. Ankara’da dolaşırken Hacettepeliler beni gördüler. O zaman Hacettepe’de Çetin ve Suphi oynuyordu. ‘İki Arap var, bir tane daha alalım,’ dedi amigolar. Beni başkana götürdüler, konuştuk. Oradan çıktım, amigolar yine arkamda yürürken karşıdan Şekerspor’da oynayan bir asker arkadaşımın geldiğini gördüm. Beni hemen yakındaki Şeker Fabrikaları genel müdürlüğüne götürdü. Coşkun Abi’yi aradılar. O, ‘Hemen alın’ demiş. ‘Ne kadar istersin?’ diye sordular. ‘Ben kirada oturamam, İstanbul’da evim barkım var,’ dedim. Sana 35 bin lira artı 5 bin lira kira parası veriyoruz dediler ve 40 bin lirayı hemen önüme saydılar. Onun üzerine Kavaklıdere’de bir ev bulup aldım. Güniz sokakta Demirel’in evinin arkasındaydı evim. Dokuz sene de orada oynadım." 



Her sezon küme düşmemek için mücadele eden Şekerspor'un özellikle sezon sonundaki maçlarında Güngör attığı kritik gollerle takımını kurtaran kaptan haline gelir. Bunlar arasında en unutulmazları 9 Nisan 1966'da İstanbul'da oynanan ve 1-1 biten Beşiktaş maçı ile 25 Mayıs 1968'de yine İstanbul'da 1-1 sonuçlanan Fenerbahçe maçıdır.




Şekerspor 1968-69 sezonu sonunda İkinci Lige düşer fakat takım hedeften kopmaz. Güngör'ün liderliğinde üç sezon mücadele ettiği İkinci Ligde 19171-72 sezonunda şampiyonluğa ulaşıp Birinci Lige geri döner. Ne var ki, artık ne İstanbul'un semt takımlarının, ne Ankara'nın müessese takımlarının eski gücü vardır. Feriköy, Karagümrük, Beykoz, İstanbulspor, PTT, Demirspor birer birer sahneden çekilirler. Şekerspor da aynı sezon geldiği gibi İkinci Lige geri döner. Güngör Sürel İkinci Ligde bir sezon daha mücadele ettikten sonra 1974 yılında futbolu bırakır.



"Coşkun Özarı’dan sonra takımı İstanbulsporlu Erdoğan Tokol çalıştırdı. Zaten beni hocalığa iten o oldu.  Ortamı beğenmiyordum, o yüzden hocalık yapmaya niyetim yoktu. Fakat Erdoğan Abi bana futbolu sezon ortasında bıraktırdı. Aslında hoca ısrar etmese sezon sonuna kadar oynayacaktım. 35 yaşında bıraktım futbolu, daha oynayacak gibi hissediyordum ama bacaklarıma çok tekme yemiştim. Sakatlıklar da fazla izin vermiyordu. Erdoğan Hoca, 'sen kursa git,' dedi. Bir haftalık kısa bir kurs vardı. Kurs pazartesi başlıyordu. Bizim İzmir’de maçımız vardı Pazar günü, o yüzden ilk güne yetişemedim. Ertesi gün Erdoğan Hocayla beraber gittik, kurs yöneticisi Serpil Hamdi Tüzün beni kabul etmedi. Onun üzerine daha sonra Macaristan’da açılan bir kursa katıldım. Macar milli takım hocası ders verdi."

Beykoz teknik direktörüyken.
"İlk önce Şekerspor’un altyapısını, sonra A takımını çalıştırdım. Ardından Elazığ’a gittim. 1984’te Lüleburgaz, daha sonra Beykoz, Anadoluhisarı, Üsküdar Anadolu, Gebze, Yalova takımlarında görev yaptım. Yalova’da eski Beşiktaşlı Fantom Ahmet’le beraber çalıştım. Hocalık dönemimin büyük kısmı Şekerspor’da geçti. Ben takım kaptanıyken Nevruz gelmişti. Sonra hocalığını da yaptım. O dönemde bir de rahmetli Bora’yı aldım. Yalovaspor’dayken de sonradan Fenerbahçe’ye giden Faruk öğrencimdi. Onca yıl çalışmama rağmen hocalığı sevmedim. Belirli bir kesim var. Bir takımda görevine son verilince gazetede yazıyor, televizyonda yorumculuk yapıyor. Bunlar bana göre şeyler değil.  Fakat hocalık yaptığım zaman görevime dört elle sarıldım."


Torunuyla.

Güngör Sürel bugün Büyükada'da ikinci eşi ve kedisiyle gözlerden uzak sakin bir hayat sürüyor.



3 yorum:

  1. Canım amcam Allah sana sağlık ve uzun ömürler versin...
    Fethi Tamer Sürel....

    YanıtlaSil
  2. Şekersporda çok seyrettim kale gibiydi.

    YanıtlaSil
  3. En klâs futbolculardan biriydi. Sporcu yaşantısıyla da örnekti.
    Bence Yusuf Tunaoğlu, Sergen Yalçın ve Fatih Tekke ile Güngör Sürel, futbolumuzun ilk dört ismidir. Lefter onlardan sonra gelir.

    YanıtlaSil