24 Mart 2013 Pazar

Muzaffer Çetin - Altınordu


60’lı yıllarda futbol sahalarında yıldızlar vardı Metin Oktay gibi, Can gibi, Lefter gibi. Attıkları goller, paslar, çalımlar günlerce hatta bazıları yıllarca konuşulurdu. Nereye gitseler gazeteciler, foto muhabirleri onları takip ederdi. Bir de futbolun emekçileri vardı; sessiz sedasız işlerini yaparlar, sahanın neresinde görev verilirse gıkını çıkarmadan oynarlardı. İşte Altınordulu Muzaffer Çetin bu sessiz futbol emekçilerinden biriydi.


Muzaffer Çetin, Bitlisli bir anne ve babadan 1939 yılında Malazgirt’te dünyaya geldi. Ticaretle uğraşan babası işleri açısından daha iyi olacağını düşününce aile 1952’de Diyarbakır’a yerleşti. Genç Muzaffer futbolla burada tanıştı. O yıllarda çocuk yetiştiren insanların önceliği evlatlarına iyi bir eğitim sağlamak olduğu için, ileride ünlü birer futbolcu olacak bütün yaşıtları gibi babasından gizlice futbol oynuyordu. Sadece iyi bir futbolcu değil aynı zamanda iyi bir atletti de. Ortaokul yıllarında okulun atletizm takımına seçilmiş, 800 metreden 10 bin metreye kadar bütün uzun mesafe branşlarında ve kır koşularında yarışmıştı. Başlangıçta eğitimini aksatacağı endişesiyle koşulara katılmasına da karşı çıkan babası, okul müdürü ve beden eğitimi öğretmeninin eve kadar gelip izin istemesiyle yumuşamıştı.

Muzaffer Çetin (solda) takım arkadaşı Hüseyin ile bilek
güreşinde. Melih, Todor, Erkan ve Gode Cengiz seyrediyor.
Zamanla genç Muzaffer’in oynadığı futbol sadece Diyarbakır’da değil, komşu illerde de dikkat çekti. Nitekim 1956 senesinde, yani henüz on yedi yaşındayken Malatya’nın güçlü ekibi Sümerspor onu hem lisede okutup hep çalışır gibi göstererek kadrosuna kattı. Böylece “Oğlum oku, nereye istersen göndereyim,” diyen babası onun Malatya’da lise tahsili yaptığını düşünürken orada futbolunu geliştirdi. Liseyi bitirince Diyarbakır’a döndü ve şehrin en güçlü iki kulübünden biri olan Yıldız Gençlik’te oynamaya devam etti.
Yıldız Gençlik takımında forma giymesi Muzaffer Çetin’in hayatını değiştiren dönüm noktası oldu. Diyarbakır’da görev yapan Altınordu taraftarı bir binbaşının dikkatini çekmişti. Altınordu yöneticilerini yakından tanıyan binbaşı hemen İzmir’e haber göndererek bu genç oyuncuyu almalarını tavsiye etti. Zaten her sene isim yapmamış yetenekli oyuncuları bünyesine katan kulüp, Muzaffer’i denemek için İzmir’e davet etti.
Tam İstanbul’daki Yıldız Teknik Üniversitesinin sınavına girmeye hazırlanırken (malum olduğu üzere o yıllarda memlekette çok az sayıda üniversite vardı ve hepsi kendi giriş sınavını yapıyordu), gelen bu davet aileyi yine tedirgin etmişti. “Bir gideyim göreyim, olmazsa geri dönerim,” diyerek yola koyulan genç futbolcu oynadığı deneme maçlarında beğenilince 1959 Temmuz ayında Altınordulu oldu: “Benimle birlikte Bülent Esel antrenör-oyuncu olarak gelmişti. Onun dışında takımda Beytullah Baliç, Aydoğan Çipiloğlu gibi tecrübeli isimler vardı.” 

Muzaffer Çetin (altta, sağ başta) Altınordu'ya yeni katıldığı takım
 arkadaşlarıyla birlikte sezon açılışında.                             (Yeni Asır)
İlk geldiği günlerde sol iç ve sol açıkta yer almıştı. Bir Beşiktaş maçında sol bek Rüştü’nün kolu kırılınca onun yerine geçti ve ondan sonra çoğunlukla savunmanın sol kanadını korudu. Fakat mütevazı ve çalışkan kişiliğiyle sevilen oyuncu takımın hangi mevkide eksiği, sakatı varsa oraya kondu ve görevini yaptı: “Bazen santrhafta, orta sahada oynadığım oluyordu. Sağ bekte oynadım. Hatta Ankara’daki bir Demirspor maçında santrfor sakatlandığı için o mevkide bile oynadım. Kısacası kale hariç her yerde görev yaptım.”
Çalışkan görev adamı kişiliğiyle İstanbul kulüplerinin dikkatini çekmişti. Fakat o sırada 27 Mayıs 1960 darbesi gerçekleşmiş, işbaşına gelen cunta asker futbolcuların takımlarında oynamasını yasaklamıştı. Bunun üzerine İstanbullu yöneticiler askerliğini henüz yapmamış olduğu için onun peşini bıraktılar. Daha sonra, bu yasağın kalktığı yıllarda askerliğini yaparken ordu milli takımına seçilmişti. “Ordu milli takım sorumlusu Doğan Andaç beni ordu milli takımına seçti. Ordu spor kulübünün başkanı Albay Mehmet Ali Ezgü, geçmişte Altınordu kurucularındandı. Kardeşi Nuri Ezgü çok iyi basketbolcuydu. Yemekte oturuyorduk. Beni görünce çağırdı, ‘Ne işin var?’ burada diye sordu. ‘Doğan Hoca beni seçti,’ deyince, ‘Topla pılını pırtını, doğru İzmir’e dön,’ dedi. O sezon küme düşmemek için mücadele eden Altınordu’nun maçlarında yer almamı istiyordu.”

Bir Altay maçında Nazmi Bilge ile mücadelede.    (Yeni Asır)
Her maçta canla başla mücadele etmesine rağmen emeğinin karşılığını tam olarak alamaması en büyük üzüntü kaynağıydı. “Sezon başında transfer ücreti alacağımız zaman sen bizim evladımızsın derler, fazla para vermezlerdi. Zaten belirlenen paranın da tamamını alamazdık. Bir gün artık canıma tak etmişti, ben sizin evladınız değilim dedim. Evlenecektim, 35.000 lira istedim, otuza indirdiler. Düğün yapacağım için 15.000’i peşin almıştım, kalan 15.000’i de kestiler. Yeni gelen oyunculara 22.500 ila 25.000 lira verildiğini duyunca yöneticilere gittim alın verdiğiniz parayı, ben futbolu bırakıp memlekete dönüyorum dedim. Benim başka kulübe gideceğimi düşündüler. Eskiden ayrılmak isteyen oyuncuya kulübü satış fiyatı koyardı. Sana satış fiyatı koyalım dediler. Hiçbir yere gitmiyorum, memlekete döneceğim dedim. Onun üzerine benim ücretimi de 22.500 liraya çıkardılar.”
İlk geldiğimde 250 lira maaşla başladım oynamaya. Bülent Esel 500, Aydoğan 400 lira alıyordu. Bazen mesela Galatasaray’ı yeniyorduk, Candoğan Sakaoğlu 1000 lira prim veriyordu. Çok büyük paraydı o zaman. Futbolcunun ortalama maaşının 250-300 lira olduğunu düşünürsen çok iyi paraydı. O yüzden üç büyüklere karşı daha hırslı oynardık. Yeri gelir bunlardan birini şampiyonluktan ederdik. Mesela Gegiç Fenerbahçe’yi çalıştırırken ‘Altınordu’yu yenersek şampiyon oluruz,’ diye bir demeci vardı.”

Defansta oynamasına rağmen centilmen kişiliğiyle tanınan Muzaffer Çetin, futbol hayatı boyunca sadece bir kez, Ankara’da yapılan bir Ankaragücü maçında oyundan atılır. “Sert oynardık ama bizim sertliğimiz rakibe değil topa karşıydı. O zaman sarı ve kırmızı kart yoktu. Sert girip de hakem geldiği zaman, ‘Hocam, özür dilerim, bir daha olmaz,’ derdik. Bunun üzerine genellikle hakem yumuşardı. Şimdiki oyuncular hakemin üzerine yürüyor.”

Muzaffer Çetin’in oynadığı dönemde Altınordu bir sezon İkinci Ligde mücadele edip tekrar Birinci Lige döner.  65-66 sezonunda Bursaspor, Eskişehirspor, Adana Demirspor gibi güçlü ekiplerle şampiyonluk mücadelesi verirler. “En unutamadığım maçlardan biri İkinci Ligde şampiyonluk mücadelesi verdiğimiz Demirspor’la Adana’da yaptığımız maçtı. Tribünlerden sürekli taş ve turunç yağıyordu. Neredeyse iki sepet dolusu turunç atılmıştı sahaya. O maçı 3-1 kazanıp tekrar Birinci Lige döndük.”

Altınordu tekrar Birinci Lige çıksa da bu durum fazla uzun sürmez. Sürekli Anadolu’dan yarışa katılan yeni rakipler, kulübün sağlam ekonomik temellere dayanmaması, taraftarının azalması gibi birçok etken bir araya gelince, 1969-70 sezonunda bir daha dönmemek üzere Birinci Lige veda eder. Kendisiyle görüştüğümüz Basmane yakınlarındaki Tilkilik semtinde bulunan tarihi kulüp binasının çevresi hakkında söyledikleri kulübün güç kaybının nedenlerinden birini ortaya koyuyor: “Zamanında burada İzmir’in zenginleri, ticaretle uğraşan insanları yaşıyordu. Altınordu’nun taraftarını onlar oluşturuyordu. Sonra bu bölge SİT alanı ilan edildi. Onlar evlerini yıkamayınca başka semtlere taşındılar. Çocukları Göztepe’yi, Karşıyaka’yı tutmaya başladı.”

Altınordu’daki ilk yıllarında hocalığını yapan İzmir’in unutulmaz futbolcusu Sait Altınordu’yu hayranlıkla anlatıyor: “Bizi çalıştırırken idmanda karşı takım eksik kalırsa o da oynardı. O maçlarda gel de yanaş, ayağından topu alamazdın. O yaşına rağmen korkunç top oynuyordu. Topa vurduğu zaman çok güzel falso verirdi.” Onunla ilgili olarak anlattığı bir olay, Sait Altınordu’nun büyük futbolculuk meziyetini ortaya koyuyor: “Futbolculuğu sırasında bir Altay-Altınordu maçından önce Altaylılar onu bir yere yemeğe götürmüşler. Sait Hocayı öyle çok içirmişler ki masadan kalkamayacak hale gelmiş. Sonunda götürüp bir otele yatırmışlar. Altınordu maça on kişi başlamış. Bir Altınordu taraftarı yetkililere haber verince otele gidip hemen onu duşa sokmuşlar. İkinci yarıda oyuna girmiş. Altınordu ilk yarı 2-0 mağlupken maçı 4-3 kazanmış. Sait Hoca üç gol atıp bir gol attırmış.”  

Bir Ankara seyahati sırasında Anıtkabir ziyareti.
Muzaffer Çetin ön sırada sağdan ikinci.
Yıllarının geçtiği Alsancak Stadının zemini hakkında söyledikleri aslında o dönemin bütün futbolcularının günümüze kıyasla nasıl sıkıntı çektiklerini gösteriyor: “Alsancak Stadında hiç çim göremedik. Saha kömür tozuyla kaplıydı. Maçtan evvel arazöz sahayı sulardı. Buna rağmen yere düştüğümüz zaman zımpara gibi bacağımızı yırtardı saha. Saha şartları dışında seyahatler de şimdiki gibi kolay değildi. O zaman birçok seyahate vapur ve trenle giderdik. İstanbul’a, Mersin’e, Antalya’ya hep vapurla giderdik.”

1965-66 sezonunda Birinci Lige çıkan kadro. Muzaffer Çetin altta soldan
ikinci. Bülent Esel, Candoğan Sakaoğlu, Molnar ve Sadi Oktav (üstte,
soldan ilk dört) takımın idari ve teknik isimleri.
1966-67 sezonu sona erdiğinde kulüp emektar oyuncusunu serbest bıraktı. Muzaffer Çetin bunun üzerine yuvaya döndü ve yeni kurularak Üçüncü Ligde mücadele etmeye başlayan Diyarbakırspor’da oynadı. Kaptanlığını üstlendiği bu kulüpte üç sezon forma giydikten sonra bir sezon da Batman Petrolspor’da oyuncu-antrenörlük yaptı.

Diyarbakırspor'un 1968'deki ilk kadrosu. Kaptan Muzaffer ayakta
sol başta.                                                     (İbrahim Ateşoğlu arşivi)

Daha sonra tekrar İzmir’e dönüp teknik direktörlük kursunu bitirdi. 1970’te kendini geliştirmek amacıyla işçi olarak Almanya’ya gitti. Orada teknik direktörlük kursuna gitmek istedi ama maaşı buna yetmeyince altı ay sonra geri döndü.
Döndüğü zaman Altınordu altyapısını çalıştırdı. Kulüp müdürünün vefat etmesi üzerine başkan Sadi Oktav’ın ısrarıyla bu görevi üstlenip kulübün idari işleriyle uğraşmaya başladı. O zamandan beri sevdiği kulübünden ayrılmadı. Halen her gün Tilkilik’teki tarihi binaya gidiyor, eski futbolcular ve üyelerin bilgilerini güncellemek için uğraşıyor.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder