30 Aralık 2012 Pazar

Abdülmetin Kocaoğlu - Vefa'da Oynadı, Beşiktaş'ta Yetiştirdi


1950’lerin İstanbul’u… Şehrin merkezini henüz sur içindeki semtlerin oluşturduğu, Anadolu yakasının henüz yaz sıcaklarında sığınılan bir sayfiye olarak kullanıldığı yıllar. Ve bu yıllarda şehrin sokaklarını, arsalarını, camilerin avlularını top sahası olarak kullanan çocuklar. Kulüplerin futbol okulu, altyapı gibi kavramlarla henüz tanışmadığı o günlerde Bizans sarnıçlarından bozma ‘Çukurbostan’ sahalarından, arsalardan, sokak aralarından nice futbolcu yetişmiştir. İşte bunlardan biri Galatasaray genç takımında başladığı futbol hayatını onlarca oyuncunun son durak olarak gördüğü Vefa’da uzun yıllar sürdüren, sekiz sezon formasını giydiği bu kadim İstanbul kulübünün altmışlı yıllardaki en istikrarlı oyuncularından olan Abdülmetin Kocaoğlu’dur. 


Abdülmetin Kocaoğlu çocukluk yıllarını ve futbol hayatının nasıl başladığını şöyle anlatıyor:
“12 Şubat 1942 İstanbul Fatih doğumluyum. Altı kardeşin beşincisiydim. Babam Fatih’in ileri gelenlerindendi. Kürkçü Han’da çorap imalatı yapardı. Fatih Camisinin hemen yanındaki  Şeyhülislam Hayri Efendi İlkokulu’na gittim. Evimiz de oradaydı. Futbol oynamaya caminin avlusunda başladım. Okuldan çıkınca çantayı eve bırakıp hemen top oynamaya koştururdum. Okul tatil olduğu zaman sabah sekizden akşam sekize kadar aramızda mahalle maçları yapardık. Top oynamayı o kadar seviyorduk ki yemek filan aklımıza gelmezdi. Bir maç bitiyor, arada hemen abdest alınan musluklara gidip ağzımızı dayayarak su içiyoruz, tekrar öbür maça başlıyoruz. Lastik toplarla oynardık. Avluyu çevreleyen medreseler vardı. Seyirciler onların duvarına dizilip bizi seyrederdi.


Bu mahalle maçlarında Fatih parkına yakın bir sokakta oturan Deniz Gökçe de yer alırdı. O kalecilik yapardı. Annesi ve babası tahsilli kişilerdi, bir ayakları Avrupa’daydı. Biz üstümüzde paçavralarla oynarken o futbol ayakkabıları, kaleci eldivenleriyle gelirdi. Bir de Emin diye bir mahalle arkadaşım vardı; sonra benimle beraber Vefa’da oynamıştı, şimdi rahmetli oldu. Onunla rakiptik. Emin bir takım alırdı, ben bir takım alırdım. Ben çok iyi oynardım, o yüzden benim takımım galip gelirdi.”

Abdülmetin Kocaoğlu Galatasaray genç takımı formasıyla.
Arka planda gözüken genç yaşta vefat eden Ergun Acuner.
O yıllarda pek çok futbolcu üst düzey bir kulüp tarafından keşfedilmeden önce amatör kulüplerin formasını terletirken onun ilk durağı Galatasaray genç takımı olur:
“Bir kiracımız vardı, bizim maçlarımızı seyrederdi. Doğan Koloğlu yakın arkadaşıymış. Ona hitaben bir kart yazdı. Kartı genç takımı çalıştıran Doğan Abi’ye götürdüğümde, ‘Ali Sami Yen’e antrenmana gel,’ dedi. 
Böylece 1957 senesinde Fatih’ten Mecidiyeköy’e antrenmanlara gidip gelmeye başladım. O zaman orası 
şehrin sonu gibiydi. O sırada Sultanahmet Ticaret Lisesinin orta kısmına devam ediyordum. İlk idmana çıktığımda çok heyecanlıydım. Doğan Hoca beni sol açığa koymuştu. Avni diye bir kaleci vardı, genç takımın dışında bazen A takımda da oynardı. Ben mahallede arkadaşlarıma ‘Avni’ye karşı oynadım,’ diye hava atıyordum. Hoca beni idmanlarda beğenince kadroya aldı ve lisans çıkarıldı. Sol açığın dışında orta sahada da oynadım. Takım arkadaşlarım arasında Ergün Acuner, Mesut Şen gibi sonradan ünlenen isimler vardı. Daha sonra genç takım kaptanlığı da yaptım.”

Galatasaray genç takımının bir maçında gol girişimi. Bu fotoğraf Ali Sami Yen
stadının eski halini göstermesi bakımından da ilginç.
Galatasaray ve Fenerbahçe genç takımlarının kaptanları Abdülmetin Kocaoğlu
ve Güray Erdener'in yolu ileride Vefa'da kesişecektir.

Genç takımın maçlarında göz dolduran Abdülmetin Kocaoğlu A takıma nasıl yükseldiğini şöyle anlatıyor:
“Ben genç takımdayken A takımı George Dick çalıştırıyordu. Ardından Gündüz Kılıç menajer, Coşkun Özarı antrenör oldu. Beni A takıma aldılar. Tabii o kadroda ikinci plandaydım. Benim A takıma alındığım sezon Metin Oktay Palermo’ya gitmişti. Galatasaray’ın bir de B takımı vardı, orada sürekli olarak oynuyordum. Baba Recep (Adanır), Ali Beratlıgil, Ergün Ercins, Talat, Bahri, Mete, Cengiz Özyalçın, Gençlerbirliği’nden alınan İlhan, Fenerbahçe’den gelen Salim, bu takımda yer alan isimler arasındaydı. Baba Gündüz beni özel maçlarda Candemir’in yerine sol bekte oynattı. Kademem bayağı iyiydi. Başarılı olunca sezon başı hazırlığı için Bursa Çelik Palas’ta yapılan kamp kadrosuna alındım. Babam başta itiraz eder gibi olsa da sonra razı oldu. Büyük ağabeyim futbola meraklıydı. Ona gazeteleri gösteriyordu. Böylece kampa katıldım. Fakat özel maçlarda oynamama rağmen lig maçlarında oynayamadım. Bir de Stoke City ile yapılan gece maçı vardı, Baba Gündüz beni bu maçın kadrosuna da aldı. Ünlü futbolcu Stanley Mathews’a karşı oynamayı çok istedim ama oyuna giremedim.”

Galatasaray genç takımı 1958-59 sezonunda antrenörleri Metin Oktay ile.
Yanında Abdülmetin Kocaoğlu, onun yanında Uğur Köken ve kaleci Sabri Dino.
Menajer Kamil Altan sağ başta. Oturanlardan soldan ikinci Mesut Şen.


Kendisinin unutamadığı maçlardan biri Ankara’da Gençlerbirliği ile yapılan özel maçtır. Palermo’da oynayan Metin Oktay 1961 Kasım ayında milli maç için Türkiye’ye geldiği sırada yapılan bu maçta Kocaoğlu K. Metin olarak yer alır. Buna rağmen Galatasaray’ın zengin kadrosu içinde fazla forma şansı bulamayan genç oyuncunun ikinci durağı Karagümrük olur:
“Baba Recep, Cengiz, santrhaf Dursun, Özkan ve bana Karagümrük talip oldu. Böylece 1962-63 sezonunda topluca transfer olduk. O sene Birinci Ligde oynadık ve küme düştük. Ertesi sezon İkinci Ligde Vefa’yla birlikte mücadele ettik.  Galatasaray’dan Karagümrük’e amatör oyuncu olarak gitmiştim ve 500 lira almıştım. O zaman profesyonel takımda yanlış hatırlamıyorsam dört tane amatör oyuncu oynayabiliyordu.”

Karagümrük'ün 1963-64 sezonundaki İkinci Lig kadrosunda Abdülmetin
Kocaoğlu oturanlardan sağ baştaki oyuncu. Ayakta sağ baştaki oyuncu
geleceğin Kadıköy Belediye Başkanı Cengiz Özyalçın.
Karagümrük’te geçen iki sezondan sonra sırada ‘komşu semtin takımı’ diyebileceğimiz, idmanlarını aynı statta yapan Vefa vardır:
“Vefa’ya karşı oynadığımız maçlarda idareciler beni beğenmişler. İki maçta da Vefa’ya gol atmıştım. 
Bir maçımız Şeref Stadındaydı. Vefa 1-0 galip durumdaydı, benim golümle 1-1 bitti. İkinci yarıdaki maç Mithatpaşa’da oynandı. Ben o maçta sol bektim. Hoca beni ileriye aldı gol atayım diye. Bir ara bir kafa topuna çıktığımda rakiple çarpışınca kafam yarılmış. Başıma sargı sardılar, yine girdim oyuna. Santradan bir top aldım, o zaman herhalde kademe anlayışı da çok sıkı değildi.  Hafları geçtim, ardından bekleri de geçtim, topu süre süre kaleye kadar götürdüm. Kaleci Hakkı’ydı. Topu köşeye bıraktım. O maçı 2-0 kazandık. Ertesi sezon Vefalı idareciler beni hemen Vefa’ya transfer ettiler. 1964-65 sezonunda Vefa’ya geçtiğim zaman profesyonel oldum 
ve 10 bin liraya mukavele yaptım. O parayla Fatih’te akrabamla beraber ortak bir dükkan almıştım.”

Vefa-Bursaspor maçında Ersel Altıparmak ile
mücadelede         
“Vefa o sezon yine İkinci Lig’de oynuyordu. Antrenör İbrahim Tusder’di. Benimle birlikte Fenerbahçe genç takımından Güray, Beşiktaş genç takımından Zeki, Karagümrük’ten kaleci Sümer geldi. Ligin ilk yarısını Bursa açık ara lider kapadı, biz sondan ikinciydik. Tusder bizimle toplantı yaptı. ‘Şampiyonluğu bırakın, küme düşmeyelim bari’ dedi. İkinci yarı başladı, biz önümüze geleni yeniyoruz boyuna. Sonunda üst sıralara 
tırmandık ve şampiyonlukta iddialı duruma geldik. O sırada Vefa Stadında benim için çok önemli bir maç 
oynadık Adana Demirspor’la. İlk yarıyı 1-0 önde kapadık. İkinci yarı Demirspor durumu 1-1 yaptı. Maç böyle biterse durumumuz çok kritik bir hale geliyordu, kazanırsak iddiamız devam edecekti. Artık maçın sonları oynanıyordu. Edirnekapı tarafındaki kaleye korner atışı kullandık. Ben bek oynuyordum. Kornere gittim. Hilmi topu ortaladı. Ben ön direkteydim, topa bir dokunmamla gol oldu. Tribünler ayağa kalktı, çocuklar üstüme atladı. Seyircilerden bayılanlar oldu. Maçı 2-1 aldık. O zaman Cumartesi-Pazar üst üste maçlar oynanıyordu. Biz maçlarımızı bitirdik ve 42 puanla tamamladık. Bursaspor’un Şeref Stadında Kasımpaşa ve Beyoğluspor’la maçları vardı ve 40 puana sahipti. Bizim averajımız iyi ama üç puan alırlarsa onlar şampiyon oluyordu. Biz topluca maçları seyretmeye gittik. İlk gün iddiasız Beyoğluspor ummadığımız şekilde 2-1 kazandı. Ertesi gün Bursaspor Kasımpaşa’yı 2-1 yendi ama sonuçta biz averajla şampiyon olduk.”

İkinci Ligde şampiyon olan Vefa oyuncuları, hocaları İbrahim
Tusder ile şampiyonluk turu atıyor.

Bir Vefa-PTT maçında Abdülmetin'in uzaktan çektiği şut haftanın
golü olarak ağlarla kucaklaşıyor.

1964-65 sezonunu Türkiye İkinci Ligi şampiyonu olarak tamamlayan Vefa 1965-66 sezonunda Birinci Lige çok iyi bir giriş yapar ve Galatasaray’ı 2-1, Fenerbahçe’yi 2-0 yener:
“Birinci Lige çıkınca Galatasaray’dan Ergun’u, Candemir’i, Ahmet Berman’ı aldık. Lige çok iyi başladık. O 
sezon hocamız Molnar’dı. O sezonu ortalarda tamamladık. Fakat ondan sonraki sezonlar Vefa için hep sıkıntılı geçti, hep küme düşmemeye oynadık. Bir sezon Şekerspor’la, bir başka sezon Gençlerbirliği ile ölüm kalım maçları yaptık. Kaybeden küme düşecekti. Bunları kazandık. Gençlerbirliği maçında son dakikalarda Bekir bir penaltı atıyordu, hepimiz arkamızı döndük, bakamadık. Gol olunca ben sevinçten taklalar attım. O zaman böyle kritik maçlara hep yabancı hakemler gelirdi.”

Bir Vefa-Beşiktaş maçında merhum
Kaya Köstepen ile mücadelede.
Vefa’daki ikinci sezonunun sonuna doğru askerlik görevine başlayan Abdülmetin Kocaoğlu, Birinci Ligden 
birçok meslektaşıyla birlikte ordu milli takımında oynar:
“Görev yapacağım birlik Edremit’teydi. Bir gittim ki beni orada paşalar bekliyor. Gazetelerden okumuşlar, bütün otellere haber bırakmışlar. Futbol hastası bir binbaşımız vardı, otel sahiplerine, 'Gelince hemen bana getirin,' 
diye tembihlemiş. Görev yaptığım birlikte Karagücü takımı vardı. Beni hemen kampa aldılar, eğitim filan yok, Karagücü’ne antrenör yaptılar. Hem takımı çalıştırıyorum hem maçlarda oynuyorum. Asker futbolcuların lig maçlarında oynaması için izin veriliyordu. Vefa kulübü her maçtan önce izin yazısını gönderip beni istiyordu. 
O sırada ordu milli takımına çağırdılar. Manisa’ya gittim. Vefa’dan Zeki’yle Bekir, Altaylı Ayfer ve Necdet, 
Beşiktaşlı Yusuf, Fenerbahçeli Ziya Şengül, Ali Filibeli, Feriköylü Rıdvan, Ankaragüçlü Selçuk, Ankara Demirsporlu Yalçın takım arkadaşlarımdı. Antrenörümüz Doğan Andaç’tı. Genelkurmayla sürekli temas halindeydi. Manisa kampı Edremit gibi rahat değildi. Doğan Hoca Cuma gününden herkesin izin kâğıtlarını imzalayıp verirken, “Pazartesi mesaide burada olun,” derdi. Fakat uçakla İzmir’e döndüğümüz için öğlene 
kadar bizi idare ederdi. Hatta evliliğim de bu sırada gerçekleşti. Doğan Andaç evlenmem için izin verdi.”

Ordu milli takımının İran'daki maçından önce İran Şahının kardeşi
oyuncularımızla tanışıyor. Başta Fenerbahçeli Ziya Şengül, Abdülmetin
Kocaoğlu, Altaylı Necdet Tunca ve Ali Rıza Şenol, Vefalı Zeki Temizer,
Beykozlu Nihat Akbay.
1967 senesinin son günlerinde evlenen genç oyuncu, nikah masasından kalktığı gibi soluğu İzmir'de alır. Yöneticiler takımın bu değişmez elemanını İzmirspor'la yapacakları maçın kadrosuna da almıştır. Askerlik hizmetini sürdürürken başından ilginç olaylar da geçer:
“O sırada ilginç bir hakemlik maceram oldu. Bir hafta sonu bütün takım arkadaşlarımız maçlarda oynamak 
üzere gitti, kamp boşaldı. O hafta Vefa’nın maçı yoktu, biz Vefalı üç futbolcu kaldık. Doğan Hoca sert görünümüne rağmen çok babacan bir insandı. ‘Ben görmedim, bilmiyorum, gidin ama pazartesi burada olun,’ dedi. İlk otobüse binip İstanbul’a gittik. Cumartesi günü evin yakınındaki Vefa Stadına gittim, Beykoz - 
Adanaspor İkinci Lig maçı vardı. Stat müdürü arkadaşımdı, odasında sohbet ediyorduk.  Üçüncü hakem o gün maça gelmemiş. Tehir etmemek için beni görünce hakemlik yapmamı istediler. Kaçak olarak geldiğimi 
unutunca kabul ettim. Orta hakem Zülbahar Sağanak bana taktik vermişti maçtan önce. Diğer hakemler iki 
yıldız alırken ben üç yıldız aldım. Ertesi gün haber gazetelerde çıktı tabii. Pazartesi uçakla Manisa’ya döndük. Gidince hemen salonda toplanır kahvaltı ederdik. O gün Ankara’dan genelkurmaydan misafir albaylar gelmiş. Ellerinde gazeteler, asker futbolcuların durumunu takip ediyorlar. Arkadaşlarım da gazeteleri okumuş, bana takılıyorlardı, 'Vay Aptül, hakem durmuşsun!' diye. Doğan Hoca daha gazeteleri okumamış, haberi yoktu. O sırada masasında oturan bir albay beni göstererek gazeteyi verdi. Hocanın kıpkırmızı olduğunu gördüm. 
Albaylar gittikten sonra beni yanına çağırıp, 'Sen benim sicilimi mi yakacaksın!' diye bağırarak sandalyeye sert bir tekme geçirdi. Başçavuşu çağırdı, ‘Al bunu kömürlüğe götür, katıksız hapis!’ diye emir verdi. Doğan Hoca mesai bitince Manisa’nın içindeki evine giderdi. Bulunduğum yerin bir penceresi vardı, ana binayı görüyordu. Akşam beş olunca başçavuşu çağırdığını gördüm. Onunla bir şeyler konuştu ve gitti. Bir süre sonra başçavuş gelip beni çıkardı. Bu olay böylece kapanmıştı.”

Vefa-Ankaragücü maçında yine uzaktan attığı şut doksandan kaleye
girerken merhum Aydın Tohumcu seyrediyor.
“Daha sonra ordu milli takımıyla İran’a gittik. Ben yedektim, oyuna girmedim. Oradan dönünce Vefa-Altınordu maçında düşüp sakatlandım. Boynum davul gibi şişmişti. O sırada dünya şampiyonası için Belçika’yla maç yapacaktık, Taksim’de bir otelde kamp yapıyorduk. Sakatlanınca Doğan Hoca eve gitmem için bir gün izin 
verdi. Ben izin süresini aştım. O gece kamp yöneticisi albayın odaları kontrol edeceği tutmuş. Benim yatakta olmadığımı görünce Edremit’teki birliğime iade ettiler. Fakat ben bu durumdan hoşnuttum. Böylece askerliği Edremit’te bitirdim.”

Vefa takımı bir deplasman sırasında Bolu'da. Sol başta A. Kocaoğlu, yanında
Candemir Berkman, Nedim Güven, Fikri Beşiroğlu, kaleci Bozidar Raduloviç,
Jovan Saviç, Mustafa Yücel, umumi kaptan Galip Haktanır. OturanTuncer İnceler.
Askerden döndükten sonra Vefa'da istikrarlı oyununu devam ettirir ve takımın değişmez elemanlarından biri olur. Fakat bu başarısı her oyuncunun rüyası olan milli takıma seçilmesine yetmez. O yıllarda milli takıma "üç büyüklerin" dışında bir takımın oyuncusunun girebilmesi çok zordur. Nitekim Milliyet gazetesinde çıkan bir yazıda bu durumdan şöyle bahsedilir: "Kendi takımlarında oynamayan, sakat oldukları için tedavi altına alınan bazı futbolcular, sanki kadroya seçenlerin önünde gizli imtihan vermişler gibi kadroya alınmışlardır. Buna
karşılık Lig ve Kupa maçlarında form gösterenlerle ilgilenen olmamıştır. Şu anda bir kısmı sakat, bir kısmı formsuz olan adayların yerini dolduracak en az 6 futbolcu bulunmaktadır. Eskişehirsporlu Fethi, Nihat, İsmail, İstanbulsporlu Ender, Vefalı Abdülmetin ilk akla gelen isimlerdir."

O yıllardaki transfer ve sözleşme koşulları futbolcudan çok kulübün çıkarlarını kollayan bir anlayışı yansıtıyordu. Futbolcuya söz hakkı tanımayan bu durumdan kulüpler fazlasıyla yararlanıyordu.
“Kulüpler oyuncuyla iki sene mukavele yapardı. Süre sonunda kulüp memnunsa bedelini ödeyerek iki sene 
daha uzatma hakkına sahipti. Benim mukavelem biteceği sırada askere gittim. Mukavelem askerken bitti. O zamanki talimatnameye göre mukavele askerlik yaparken biterse kulübün para vermeden iki yıl uzatma hakkı vardı. Beni isteyen kulüpler olduğu halde Vefa’da iyi oynadığım için teklifleri kabul etmediler. İki yıl böyle kaldım, iki yıl da kulüp normal uzatma hakkını kullandı. Böylece Vefa’da dört senem daha geçti. Ondan sonra zaten 
ben de kadroya az girmeye başladım. Yeni gelen hocalar beni takımda az oynatmaya başladı. Aslında 
normaldi, yaşım otuza yaklaşıyordu. O sırada takıma Raşit, Erdinç, Arjantinli Chavez, Montemerani gibi oyuncular gelmişti.”


Böylece 1972-73 sezonunda Abdülmetin Kocaoğlu’nun yeni durağı Üçüncü Ligde oynayan Rizespor olur:
"Rizespor bana talip olunca gitmeye karar verdim. O zamanın parasıyla 40 bin lira gibi fena sayılmayacak bir meblağa anlaşma yaptık. Buradaki evi kiraya verdim ve ailemle birlikte Rize’ye taşındım. Kulüp denize nazır güzel bir ev tutmuştu. Faruk Özak da o sene Rizespor’da oynuyordu. Hocamız Gazanfer Olcayto'ydu. Oğlum Serkan kulübün maskotu olmuştu. Maçtan önce takımla beraber sahaya çıkıyordu. Bir gün evde kayboldu. Belediye hoparlöründen anons yaptılar. Meğer sinemaya gitmiş, salonun sahibiyle birlikte oturmuş film seyrediyormuş. O yıl Malatyaspor’la çekiştik, fakat az bir puan farkıyla şampiyonluğu kaçırdık. Zor günlerimiz 
de oldu. Diyarbakır deplasmanında maçımızı oynadıktan sonra bizi silahlarla kovaladılar, otobüsle zor kaçtık. 
O zaman her yere uçak yoktu, birçok uzak deplasmana otobüsle gidip geliyorduk. Bunun üzerine Rize’den o sene sonunda ayrıldım ve federasyonun açtığı monitör kursuna müracaat ettim." 

Rizespor'dayken takımın maskotu
olan oğluyla.

"Kursu bitirince bir staj devresi vardı ve bunu Vefa’da tamamladım. Teknik direktör Paçuka’ydı. Onunla beraber çalıştım. Sonra Turgay Şeren gelmişti, onunla da çalıştım. Ardından B kursunu tamamladım. O sırada İkinci 
Lige düşmüş olan Vefa kulübü beni göreve çağırdı. Takım arkadaşım Fikri’nin hocalığını yaptım. Fakat kulüpte para yok, deplasmana gideceğiz, otobüs parası bulamıyoruz. Rahmetli Altan Birol arkadaşımız vardı, cebinden para verdi otobüsle Rize’ye gittik. Hatta bir maça idareci bile gelmedi, otel parasını bana vermişlerdi. Hem idarecilik, hem antrenörlük yaptım yani. O sene uzun zaman şampiyonlukta iddiamız olmasına rağmen bu sebeplerle yarışta pes ettik.”

Hayat Spor dergisinde Vefa'nın 1974-75 kadrosu.

“Bir süre sonra teknik direktör kursuna çağırıldım. Bir ay boyunca kurs sürüyor. Sonunda tez hazırlıyorsun. Tezim kabul edildi ve kurstan mezun oldum. Bundan kısa bir süre sonra bana federasyondan teklif geldi fakat ben kabul etmedim. Sonradan bundan dolayı üzüntü duydum. Adapazarı’nda antrenör kursu olacaktı. Adaylara ders verip sonunda sınava tabi tutacaktım. O zaman gitmek istemedim. Oraya gitsem sonra rahatça Futbol Federasyonu eğitim dairesine kadrolu girerdim. Hocalığa devam edip antrenör yetiştirebilirdim. Bu fırsatı tepince Üçüncü Lige çıkmak için mücadele eden Mardinspor’dan teklif geldi. Takım çok zayıftı. Benden oyuncu 
bulmamı istediler. Buradaki amatör takımlardan oyuncu götürdüm. Otobüsle uzak deplasmanlara gidiyorduk. Beş altı ay sonra iddiamız kalmadı ve döndüm.” 

Mardin'deki antrenörlük günlerinde bir yemekte.
Mardin dönüşü A. Kocaoğlu’nun on sekiz yılını vereceği Beşiktaş altyapısındaki günleri başlar:
“Metin Türel o zaman Beşiktaş A takımını çalıştırıyordu, bana genç takımı çalıştırmamı teklif etmişti, onu kabul etmedim. Daha sonra Serpil Hamdi Tüzün altyapı okulunda hocalık yapmamı istedi, böylece orada göreve başladım. On sekiz senem orada geçti. Orada birkaç hoca görev yapıyorduk. Her sene değişerek minik, yıldız, amatör takımları çalıştırdık. Birçok oyuncu yetiştirdik. İyi takımlarda oynadılar. Fakat şimdi Beşiktaş’ın A takımında alt yapıdan yetişen oyuncu kalmadı. Beşiktaş’tan ayrıldıktan sonra da başka takım çalıştırmadım.”



1996'da Beşiktaş'taki görevinden ayrılan Abdülmetin Kocaoğlu, futbolculuk ve hocalık döneminin yoğun geçen günlerinde fırsat bulamadığı arzusunu gerçekleştirir ve ailesiyle sık sık seyahatlere çıkar, çeşitli Avrupa 
ülkelerini gezer. 

Teknolojik devrimi ıskalayan kuşağının mensupları aksine bilgisayar ve internet kullanmaya çok kolay alışan Abdülmetin Kocaoğlu, halihazırda Facebook üzerinde kurduğu ve birçok futbolseveri bir araya getirdiği "Vefa ve İstanbulsporu Sevenler Grubu" vasıtasıyla anılarını ve fotoğraflarını dostlarıyla paylaşıyor.

Abdülmetin Kocaoğlu (ayakta) Vefa camiasının önde gelen
isimleri Galip Haktanır (sağda), Ahmet Bildirik ve Metin
Ersoy ile birlikte.


4 yorum:

  1. muazzzam bir yazı yine, eline sağlık fethi

    YanıtlaSil
  2. Ellerine sağlık. Yine harika olmuş.

    YanıtlaSil
  3. Fethi Aytuna'ya teşekkürlerimi sunuyorum.Ellerine sağlık.

    YanıtlaSil
  4. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil