Feriköy Spor Kulübü deyince
hatırlanması gereken ilk isimlerden biridir İsmail Erçin. Bu semtte doğup
büyümüş ve hayatının önemli bir kısmını da sporcu, çalıştırıcı ve idareci
olarak Feriköy kulübünde geçirmiş. Kuşağının ezici çoğunluğu gibi o da futbol sevgisi
uğruna babasından sert tepki görmüş. O günleri şöyle anlatıyor: “1923’te doğdum. Doğma büyüme
Feriköylüyüm. O zaman top sahası Feriköy mezarlığının yanındaydı. Biz arsalarda
top oynayarak büyüdük. Babamdan top oynuyorum diye çok dayak yedim tabii. Peygamberin
kafasıyla top oynuyorsun diye kızardı bana. Feriköy’den bir arkadaşla beraber
Ortaköy kulübüne gittim, orada top oynuyoruz. Bize birer çift ayakkabı
verdiler, 1941 senesi filan. Ayakkabıyı aldık, biraz sıkar gibi oldu. Kunduracı
bir arkadaşım, ‘Kuyrukyağıyla güzelce yağla, kendini bırakır o,’ dedi. Biz
yağladık ayakkabıyı. Bizim evler bahçeliydi o zaman. Girişten evin kapısına
giden bir yol var, bir de yan taraftan giden bir yol var. Ben ayakkabıyı
yağladıktan sonra o yan tarafta, kapının yanına astım. Babam her sabah namaza
giderken esas yoldan giderken o sabah oradan gideceği tutmuş. Kokuyu duyunca
fark ediyor, dönüşte bıçağı alıp kesiyor ayakkabıları. Ben ayakkabıları o halde
görünce dünyam yıkıldı. Daha önce asker postalı gibi ayakkabılarla oynardık,
hayatımda ilk defa öyle bir ayakkabı giymiştim. Ne yazık ki bir kere giyebildim
onu da.”
İsmail Erçin (solda) antrenörlük yaptığı yıllarda Necati Karakaya ile bir röportajda. (Milliyet) |
Ortaköy kulübünde kısa sürede
parlayınca o tarihlerde İstanbul’un spor yaşamında önemli bir yer tutan Beyoğlu
kulübüne geçmiş İsmail Erçin: “Ortaköy kulübü başkanı Todori diye bir Rumdu.
Orada şarap imalathanesi vardı. Antrenmanları Şeref Stadında yapardık. Daha
İnönü Stadı yapılmamış o zaman. Sabah önce Beyoğluspor çalışırdı, sonra biz
çalışırdık. Bir idareci beni Todori’den istemiş. O zaman transfer olmak için
sezon sonunu beklemek gerekmiyordu. Böylece Beyoğluspor’a gittim. O zaman Pera
adıyla anılıyordu kulüp. Ben Pera’da oynarken Lefter de Taksim’de oynuyordu. O
zamanlar yortu olduğu günlerde Pera ile Şişli arasında büyük çekişmeli maçlar
yapılırdı. Çok kalabalık seyirci gelirdi o maçlara.”
“Ben hem sağ bek hem sol bek
oynardım. Pera’da oynarken askere gittim. Ankara’da yapıyordum askerliği. O
zaman Muhafızgücü’nde top oynadım. Birinci meclisin arkasında büyük bir bahçe
vardı. Oraya iki tane baraka kurmuşlardı. Bir tanesinde nöbetçiler yatıyordu,
bir tanesinde biz yatıyorduk. Bir sene Muhafızgücü’nde oynadım. O zamanlar Gençlerbirliği,
Ankaragücü gibi sivil takımlarla beraber aynı ligde oynuyordu askeri takımlar.
Ben oradayken Vefalı Tahtabacak İsmet Jandarmagücü’nde oynuyordu. Bir sene
sonra beni İzmir Gaziemir’e gönderdiler. Orada Havagücü’nde oynadım. Ben İkinci
Dünya Harbi zamanında askerlik yaptım. Harp yüzünden tam dört sene sürdü
askerliğim. 1941 Nisan’ında gittim, 1945 Nisan’ında tezkere aldım. Dört sene
içinde bir gün bile izin kullanamadık. O yüzden çok firarlar olurdu. Bir de o
zaman verem çok yaygındı.”
Şiddetli kar yağışı yüzünden Ali Sami Yen Stadında iptal edilen maçın öncesinde Feriköy antrenörü Lefter'le. (Fotospor) |
“Havagücü İzmir Liginde yer
alıyordu. Ankara liginden sonra İzmir liginde de oynadım. 1945’te tezkere
aldığım zaman İzmir takımlarından teklifler geldi. İzmirspor’a gitmek
üzereydim. Bir arkadaşım ‘Ben Göztepe’ye gidiyorum, sen de gel,’ dedi. Terhis
olduğum zaman bir gömlek ve pantolondan başka kıyafetim yoktu. Kulübün verdiği
parayla Kemeraltı’na gidip giyim kuşam, ayakkabı filan aldım kendime, hatta
biraz da para arttı. Bir sene oynadım Göztepe’de. Kulübün Güzelyalı’da lojmanı
vardı, orada kalıyordum. O zaman daha Göztepe stadı da yapılmamıştı, çayırlıktı
orası. İdmanlarımızı orada yapardık. Adnan Süvari daha çok gençti ben orada
oynarken. Okula gidiyordu, sol açık oynardı, incecik bir çocuktu.”
Fakat futbolculuk serüveni bu
şekilde bitmemiş İsmail Erçin’in. O zamanlar için bir hayli geç sayılan bir
yaşta tekrar Feriköy formasını giymiş: “1958’de Sarıyer’le sezon sonunda
yapacağımız maçtan önce genel kaptanımız rahmetli Hüseyin Arık takımı
kuramıyor, bir kişi eksik var. Bana haber göndermiş. Ben de evde yatıyorum, daha
sabah erken. Şeref Stadına gel dediler. Ben futbolu bırakalı çok oldu dedim.
Fakat oynayacak kimse yok dedikleri zaman mecbur oldum sahaya çıkmaya.
Sarıyer’le yapılan o maçta sol bek olarak oynadım. Karşımda Yılmaz Gökdel
vardı, sonra Galatasaray’da oynadı. Yılmaz sağ açık oynuyordu. Fırtına gibi
adam, sağımdan atıyor, solumdan geçiyor. Bir ara oyun durmuştu. Yılmaz bak bir
daha bu numarayı yapma diye çıkıştım. Ondan sonraki hafta bir de Galata maçında
oynadım. O maçtan sonra futbolu tamamen bıraktım.”
Feriköy takımı o sezon İstanbul
profesyonel ikinci liginde Karagümrük’ün ardından ikinci olmuş. Fakat ertesi
sezon Sarıyer’le girdiği şampiyonluk yarışını kazanmış. Üstelik bu kez İstanbul
profesyonel birinci kümede değil yeni kurulan Milli Ligde oynama şansı doğmuş.
Bunun için önce Bursa’da yapılan baraj maçlarına katılması gerekmiş. “Bursa’daki baraj maçlarına gazeteci olarak
gittim. Tercüman gazetesinde spor yazarlığı yapıyordum. Feriköy takımı o maçlarda büyük bir zorlanma
yaşadı. Son maçı Kasımpaşa ile oynuyorduk. Onlar zaten Milli Lige çıkmayı
garantilemiş. Ben bizim kalenin arkasında, elimde fotoğraf makinesiyle maçı
seyrediyorum. Bandırma’dan gelen Ahmet Deniz vardı Kasımpaşa’da. Bir
kontratakta bizim kaleye geldi. Ben bizim kaleciye çıkma filan dediysem de
çıktı ve golü yedi. Son maçta İzmir’den Ülküspor Toprakspor’u 4-3 yendi de öyle
çıktık Milli Lige. Maç berabere bitse biz çıkamıyorduk.”
“Feriköy Milli Lige çıkınca ben
de kulüpte menajer oldum. Gündüz Kılıç’ı antrenörlüğe getirdik. Kimse
inanmıyordu bize, Feriköy’e gelmez diyordu. Fakat idareciler konuşup ikna
ettiler. Suadiye’de oturuyordu o zaman. Birkaç kişi onu almaya gitmişti. Biz de
büyük bir kalabalık Kabataş’ta araba vapuru iskelesinin çıkışında onu
karşıladık. Büyük bir merasimle onu Feriköy’e götürdük. Bizde bir sene kaldı. O
sene bayağı iyi işler becerdi ve Feriköy takımı ligde kaldı. Hatta Avrupa’ya
turneye bile gittik. İsviçre’de, Fransa’da, Çekoslovakya’da toplam on tane maç
yaptık. Gündüz Kılıç o maçlara gelmedi, beni gönderdi. Epey maç kazandık o
ülkelerde. Tam ihtilal oldu (27 Mayıs 1960), o zaman biz İsviçre’deydik.
Zürih’te salonda oturuyoruz, yanımda malzemeci var. Televizyonda başka bir
haber gösteriyordu. Sonra bir ara yayın kesildi filan sonra tekrar geldi. Bir
baktık, İstiklal Caddesinde tanklar geçiyor, millet onlara çiçek atıyor. Sonra
bir başka görüntüde Cağaloğlu’ndan aşağı tanklar iniyor. Lisan bilen biri
oteldeki görevlilere sorup öğrendi, ihtilal olmuş. Rahmetli Apartman Mustafa da
gelmişti o seyahate. O çok koyu Demokrat Parti yanlısıydı. Ona takıldık, ‘ Sen
kal burada, yoksa gider gitmez kelepçeyi vuracaklar,’ diye.”
İsviçre'de bir antrenman. Önde Feriköy kaptanı Ahmet Açıkgöz. |
Söz Feriköy kulübünün meşhur
yöneticisi Apartman Mustafa’dan açılınca ilk sezon oynanan hadiseli Fenerbahçe
maçında hakemi bir yumrukta yere serip karakolluk olmasını hatırlatıyoruz
İsmail Erçin’e. Olayın yakın tanıklarından biri olarak anlatıyor: “Apartman
Mustafa hakem Baha Kırçıl’a vurmamıştı aslında, sertçe itmişti. Omzundan itince
yere düştü adam. Gazetelerde yazdığı gibi vursa o hakem hastanede ayılırdı
ancak. Mustafa’yı Beşiktaş karakoluna
götürdüler. Tabii peşinden Gündüz Hocayla biz de gittik. Mustafa iki metreye
yakın, yüz kilodan fazla bir adamdı. Komisere, ‘Vursam şimdi hakem burada ifade
veremezdi,’ dedi.”
Feriköy’ün birinci ligde yer
aldığı dokuz sezon boyunca kulüpteki görevini sürdürmüş İsmail Erçin: “Feriköy
1967-68 sezonunda düştü. O zaman kulüp o kadar kötü durumdaydı ki herkes kaçtı.
Başkan ölmüştü zaten, yeğeni vardı, o kaçtı. Antrenör de görevi bıraktı. Kulübün
şartları şimdiki gibi değildi. Bir soyunma odası vardı görseniz, her bir sıçan
kedi yavrusu büyüklüğündeydi. Şimdiki imkânların hiçbirisi yoktu. Aslında sadece
bizim saha değil, bütün statlar öyleydi o zaman. Bir gün Şeref Stadında maçtan
sonra duş yapıyordum. Bir ara su azalır gibi oldu. Neden öyle olduğuna bakayım
dedim. Bir de ne göreyim, kocaman bir sıçan duşun üstünde duruyor.”
“Feriköy düşünce Eşfak (Aykaç) abiyle
beraber İzmir’e, Altınordu’ya gittik. Zaten Feriköy’de onunla birlikte
çalışmıştık. Allah rahmet eylesin, dünyaya onun kadar kibar ve efendi, o kadar
dürüst bir adam gelmemiştir. Öyle terbiyeli, zarif bir insan görmedim.
Altınordu’da bir sezon kaldık. Gündüz Kılıç da o zaman Altay’ı çalıştırıyordu.
Sezon bitiminde İzmir’den ayrıldık. Eşfak abi bankada müdürdü. O işine döndü.
Ben Tarsus İdman Yurdu’na gittim. Orayı bir buçuk sene çalıştırdıktan sonra
Feriköy’e geldim tekrar. Daha sonra Çanakkale’ye gittim. Bir buçuk sene kadar
da orada kaldım. Oradan dönünce tekrar Feriköy’ü çalıştırdım. 1978’de bir sezon
Urfaspor’u çalıştırdım. Kulüp başkanı üç tane köyü olan bir ağaydı. Gittiğimde
sondan ikinciydi, sezon sonunda üçüncü yaptım. Kalmamı çok istediler fakat
oranın hayat şartları bana uymadı. Bir sene zor durdum.”
“Urfa’dan sonra tekrar
Feriköy’e döndüm. 1982’de ikinci ligde sezon öncesi kampa gittik. On beş gün
sonra kamptan dönünce ben tamamen bıraktım futbolu. 1980’de de gazetecilikten
emekli olmuştum. 1957’de Tercüman’da başladı gazetecilik hayatım. Sonra
Milliyet, Yeni Sabah gibi gazetelerde çalıştım. Son olarak Ekspres gazetesinde
çalıştım uzun yıllar. Oradan emekli oldum.”
İsmail Erçin yaşamını halen
doğup büyüdüğü semtte sürdürüyor. Birkaç ayda bir Feriköy’ün birinci ligde
mücadele ettiği yıllarda Feriköy forması giymiş futbolcularla bir araya gelip
eski günleri yâd ediyorlar.
Her zamanki gibi teşekkürler Fethi Aytuna'ya
YanıtlaSilTeşekkürler Fethi Aytuna'ya..... Her zamanki gibi....
YanıtlaSilMrb ben şenay feriköy sporda 1975 1976 yıllarında oynayan ahmet isimli futbolcunun kızıyım babam baklavasina mac yapmış sonra eve gelince kalp krizi geçirerek ölmüş feriköy mezarlığına gömülmüş soyadını bilmiyorum allah rızası için ilgilene bilirmisiniz ona Feriköylü Ahmet derlermiş benim telimi yazayım bana ulaşabilirsiniz 0532 059 94 52
YanıtlaSilİlk lig takımım aynı yıl Ümit milli sene sonu rekor transferde bonservis parasıyla Trabzonspor gittim Tüm Feriköylülere minnetarım
YanıtlaSilMustafa Özbey