19 Mayıs 2016 Perşembe

Osman Arpacıoğlu - En Güzel Gollerin Kralı

Bu yazıya öncekilerden farklı olarak kişisel bir anıyla başlamak istiyorum. Tarih 19 Mayıs 1974. Türkiye birinci liginin sondan ikinci haftası. Son üç sezon boyunca şampiyonluğu ezeli rakibine kaptıran Fenerbahçe, bu kez Beşiktaş'la çekişiyor. Şampiyonluğu hemen hemen sağlamış fakat matematik olarak da ilan etmesi için Ankaragücü'nü yenmesi gerek. Abime birkaç seneden beri beni de maçlara götürmesi için yaptığım telkinler nihayet sonuç veriyor. Artık ortaokul çağına geldiğim için bugün artık efsaneleşen birçok futbolcuyu izleme şansını kaçırmışım. Fakat İnönü Stadının kapalı tribününe girip de o atmosferi ilk kez gördüğümde bu düşünceler hemen aklımdan çıkıyor. Stat Fenerbahçe'nin şampiyonluk kutlamasını görmek isteyenlerle hıncahınç dolu vaziyette. Nihayet maç başlıyor. İlk yarı fazla gol pozisyonu yaşanmıyor, Fenerbahçe'nin etkili isimlerine sıkı bir adam markajı uygulanıyor. İkinci yarı da bu seyirde devam ediyor, Ankaragücü direniyor. Maçın bitmesine artık yirmi dakika kadar kalmış. Derken Cemil orta sahada bir top kapıyor, soldan kaçan Mustafa'yı görüyor. Mustafa hızla ilerleyip avut çizgisine yaklaştığı sırada ortayı yapıyor. Ankaragücü savunma oyuncuları bu ortayı kesmek için yükseliyorlar. Fakat Osman onlardan daha yükseğe sıçramış, bir an havada asılı kalıyor sanki ve topa kafayı yapıştırıyor. Ankaragücü kalecisi Aydın'ın  uçuşu nafile, top doksandan filelerle buluşuyor. Maç bu golle sona eriyor. Sonrası tam bir şölen; soyunma odasına giren futbolcular stadı terk etmeyen seyircilerin tezahüratıyla sahaya çıkıp tur atıyorlar. Onlar turunu tamamlarken seyirci bu kez "Didi, Didi!" diye bağırıyor. Sempatik Brezilyalı hoca da onları kırmıyor, atletizm pistini yürüyerek dolaşıyor ve bütün tribünlere el sallıyor.



Bu maçtan yaklaşık kırk yıl sonra İzmir'de yaşayan arkadaşım Uğur Filiz telefonda, "Fenerbahçeli Osman Arpacıoğlu'yla tanıştım, Karşıyaka'da oturuyor," diyerek ekliyor: "Haftaya müsaitsen evine ziyarete gidebiliriz." Ben zaten ilk gittiğim maçın tek golünü atarak futbol kahramanlarım arasına giren Osman abiyle görüşebilme fırsatını ne zamandır arıyorum, elbette müsait olduğumu bildiriyorum. Uğur ziyarete gideceğimiz günü ayarlıyor ve nihayet Osman abiyle evinde buluşuyoruz. Fotospor dergisi ciltleri, oynadığı maçların notlarını tuttuğu defterler ve fotoğraflar eşliğinde sohbete koyuluyoruz.

Yaygın bilinenin aksine Samsun'da değil, 1947'de Ankara'da doğmuş Osman Arpacıoğlu. Neden Samsunlu olarak bilindiğini şöyle izah ediyor: "Babam avukatmış, İşçi Sigortaları kurumunda çalışıyormuş. Samsun’a tayini çıkınca ben beş yaşındayken oraya gitmişiz. Çocukluğum, ilkokul, ortaokul yıllarım hep Samsun’da geçti. Orada futbol oynamaya başladım. Mahalle takımında oynuyorum ama çok dayak yedim babamdan. Bayramda yeni ayakkabı alınır, gider top oynarsın, ondan sonra ayvayı yedin. Dört kardeştik biz. Babam beş nüfusu geçindiriyordu maaşıyla."  Daha ortaokul yıllarında lisanslı olarak futbol oynamaya başlayan genç Osman'ın ilk kulübü Akınspor olmuş: "O zamanlar henüz şehir takımları kurulmamıştı. Fener Gençlik, 19 Mayıs, Demirspor kulüpleri vardı. Sonra Galatasaray kuruldu Samsun'da. Jilet Hakkı vardı, reklamını yaptı. Fener Gençlik takımı sarı-lacivert, 19 Mayıs takımı sarı-kırmızı renklerdeydi. Onun için pederle ben hep Fener'i tutardık, onun maçlarına giderdik. Amcam o kulüpte başkanlık da yapmıştı. Orta 2 veya 3'teydim. Üç dersten ikmale kaldım. Akınsporlular 'Sana kurs parası olarak 60'ar liradan 180 lira para verelim, kurslara devam et, bizde de oyna,' dediler. Zaten babam o sırada rahmetli olmuştu. Öylece başladım ben futbol oynamaya. Akınspor'da başarılı oldum, 10-12 tane gol attım. Zaten takımın attığı gol toplamı 17 veya 18'di."

Osman Arpacıoğlu (sağdan altıncı) Samsun 19 Mayıs Lisesinin bahçesinde okul arkadaşlarıyla.
                                                                                                                                                                                  (Arif Ümit İşler) 

O sıralarda, futbola gönül veren herkesin büyük bir hayranlık beslediği Metin Oktay'la tanışmış. Onunla nasıl tanıştığını şöyle anlatıyor: "1962 civarı olabilir, 14-15 yaşlarındaydım. Galatasaray takımı yazın lig bittikten sonra Trabzon'a maç yapmaya gidiyordu. Uçak Samsun'a iniyor, orada aktarma yapıp Trabzon'a devam ediyor. İşte o aktarmada yarım saat kadar kaldılar. Bunu duyduk, yedi-sekiz arkadaş taksi filan tuttuk gittik havaalanına. Metin Oktay'la tanıştık. O kadar kibar, alçakgönüllü bir insan olur mu. Metin abi bizle resim çektirdi, tavsiyelerde bulundu. Hakikaten çok efendi, kalender bir insandı."

Akınspor takımı. Henüz ortaokul öğrencisi olan Osman sağ başta oturuyor.

Akınspor'da bir sezon oynadıktan sonra sadece Samsun'un değil ülkenin de hatırı sayılır amatör takımlarından Yolspor'a transfer olmuş: "Akınspor'dan sonra 450 lira maaşla Karayollarında işçi olarak gözüküp Yolspor'a transfer oldum. Ona da Allah razı olsun diyorum. Yaz aylarında beni üç ay işçi göstermişler. Sigortalılığım oradan başladı. O sayede iki sene kazandım ben. Yolspor'a geçtiğim sene bu sefer Fenerbahçe Samsun'a geldi. Cumartesi günü Fenerbahçe'yle oynayacağız. Hoca bana, 'Ben seni baştan 15 dakika oynatacağım' dedi. Fener ilk yarıyı 1-0 önde kapadı. Ben çıktım, yerime arkadaş girdi. Sonra biz gol attık, 1-1 oldu. Maç devam ederken bir arkadaş sakatlandı, yerine gidecek adam yok. Ben de kenarda oturuyorum. Hoca hadi gir takım on kişi kalmasın dedi. Fener kalesinin yakınında santrhaf Osman Göktan'la birlikte bir topa giriştik. Beni acemi gördü herhalde, topu üzerimden aşırıp dönüp almaya çalıştı. Ben de ileri gitmedim, dönünce aldım topu ve golü attım, 2-1 yendik Fener'i. Ertesi sabah 8'de kalkıp gazeteciye gittim, bütün gazeteleri aldım. Fener o sene 16 gol yiyerek şampiyon olmuştu."

Yolspor. Osman Arpacıoğlu oturanlardan soldan ikinci. Ayakta soldan
ikinci Gozgoz Yılmaz Yurttaş.

"Yolspor'da Samsun'un eski futbolcularından Sıtkı Karaveli vardı. Futbolu bıraktıktan sonra hocalık yapıyordu. Yine Samsun futbolunun sembollerinden Gozgoz Yılmaz vardı. Sıtkı Hoca ile Gozgoz Yılmaz takımı birlikte götürüyordu. O takımı şimdi lige koy, beşincilikten aşağı düşmez. Türkiye amatör şampiyonası ikincisi olduk.  Şampiyon İzmit Kağıtspor olmuştu. Fenerbahçeli Avni Kalkavan antrenör futbolcuydu orada. İzmit’teki maçta 4-2 yenildik. Hatta hiç unutmam, ilk yarı öndeydik, birden çimento dumanları kapladı sahayı. O arada iki gol attılar bize. Samsun’daki maçta 0-0 berabere kalınca şampiyonluğu kaybettik." Yolspor 1964-65 sezonunda Türkiye amatör şampiyonasında finale kadar yükselince takımın yıldızı Osman Arpacıoğlu da milli takım seçicilerinin dikkatini çekmiş. Genç milli takım 14 Şubat 1965'te deplasmanda Bulgaristan ile 0-0 berabere kalırken Yolsporlu Osman da ilk kez ay-yıldızlı formayla tanışmış.

Türkiye amatör şampiyonasında finale yükselmek sadece milli takımın değil, Türkiye birinci liginde oynamanın da yolunu açmış genç Osman'a: "O sırada Hacettepe antrenörü olan Yüksel Doğanay beni Kayseri’de, İzmit’te oynadığımız bütün maçlarda seyretmiş. Yüksel abi eski takımı Gençlerbirliği’ne dönmek istiyormuş. Hacettepeli idareciler, 'Bize Osman’ı ayarla, sana izin verelim,' demişler. Yüksel Abi beni 1965-66 sezonunda Hacettepe’ye aldı. O zamanın parasıyla da 12.500 lira almamı sağladı. O zamana göre iyi paraydı. Ben çok genç yaşta birinci ligde oynamaya başladım yani. Düşün o zaman Galatasaray’da Turgay, Metin, Kadri gibi isimler oynuyor. Ben o sezon ya altı ya yedi maç oynadım ve bir gol attım sadece. Hacettepe'de oynadığım sezon enteresan bir kadromuz vardı. Kalecimiz Sürhat abiydi. Takımda iki tane Turan, iki tane Suphi, üç tane Osman vardı." 

Hacettepe takımı bir maç için geldiği İstanbul'da Harem iskelesinde.
Ayaktakiler: ? , Necdet Niş, Onursal, Ergün, Osman, ?, yönetici Orhan bey,
yönetici Karagöz Kemal. Oturanlar: B. Turan, Osman Arpacıoğlu, K. Suphi,
antrenör Beton Mustafa, Uğur, Çetin Güler.

Hacettepe'de sadece bir sezon forma giydikten sonra yeni bir takımın ve yeni bir şehrin yolunu tutmuş Osman Arpacıoğlu: "Hacettepe'ye geldiğimde amatördüm. Annem Kocatepe'de bir evde oturuyordu. Arka tarafta da Petrol Ofisi genel müdürlüğü vardı. Genel müdür futbol hastası biriymiş. Üçüncü ligde yer alan Petrolspor kulübünden bize gelir misin diye teklif geldi. Ben de niye gelmeyeyim dedim. Hacettepe'de başarılı olamamışım, zaten çok az oynamışım, ona rağmen teklif gelmiş. Ben onlara tamam deyip 10.000 lira karşılığı imza attığım sırada Mersin'de kalecilik yapan bir arkadaşım vardı, o devreye girdi. 'Osman gel seni Mersin'e götüreyim. Orada takım daha iyi, şampiyon olma iddiası var,' dedi. Hakikaten takım o sene birinci lige çıkmak için çok iddialı transferler yapmış, Kadri (Aytaç) abiyi almışlardı. Ben gittim Mersin'le de sözleşme imzaladım. Mersinli idareciler bana 7.500 lira verdiler, Petrolspor'un 10.000 lirasını da vereceklerini söylediler. Tam Mersin'e gideceğim sırada Petrol idarecileri, 'Tamam Mersin'e git ama sana verdiğimiz 10.000 lira ne olacak?' dedi. Meğer Mersinliler o parayı vermemiş. Durum mahkemeye intikal etmiş. Sonuçta ben gittim Mersin’e. (1966-67) İyi ki gitmişim. Birinci lige çıktık, ben gol kralı oldum. Birinci ligde dördüncü olduk. En güzeli de eşim Nuray'ı orada tanımam oldu."

Mersin İdman Yurdu'nun ikinci ligdeki kadrosu (1966-67). Ayaktakiler: Fikret Özdil, İhsan Temen,
Osman Arpacıoğlu, Tarık Kutver, Refik Çoğum, Alp Sümeralp. Oturanlar: Kadri Aytaç,
Battal Toktay, Mümtaz Sümer, Nihat Fırat, Ayhan Öz.
                                                                                                                                                                                          (Fotospor)

Mersin İdman Yurdu yıllarının detayına girmeden önce, sık sık karşılaştığımız bir fotoğraf dolayısıyla okul takımını soruyoruz: "Hacettepe'de oynarken bir yandan da lisede okuyordum. Lise 2 ve 3’ü Yıldırım Beyazıt Lisesinde okudum. Allah rahmet eylesin, çok iyi bir müdürümüz ve Recep Kulak diye Rize’de futbol oynamış bir beden eğitimi öğretmenimiz vardı. Onların sayesinde liseyi ve akademiyi bitirdim. Okulun futbol takımı çok meşhurdu. Ankara'daki bütün genç topçuları Yıldırım Beyazıt Lisesinde toplamışlardı. Müdürümüz spora çok meraklıydı. Mesela bir dersten imtihana gireceğim diyelim, müdür hocayı çağırıyordu, 'Osman'a şu konulardan soracaksın,' diyordu.  Üç konu veriyordu, ama biz de o konuları çalışıyorduk. O sırada Mersin'e transfer oldum, yani bir yandan da Mersin'de oynuyorum. Yaklaşık on maç filan herhalde, Cuma günleri gittim, Pazar akşamları Ankara'ya döndüm. Levent Güneşspor'da oynuyordu o zaman. Kalecimiz Tansu Polatkan PTT'de oynuyordu. Ender Konca da İstanbul Bilir Kolejinde okuyordu. Finalde onları  3-0 yenip Türkiye liselerarası şampiyonu olduk. Ben Mersin'de kalsam Lise 2'yi bile bitiremezdim belki. Okulumuz çok yardım ediyordu futbol oynayanlara. O şekilde Mersin'e gidip gelerek hem okulu bitirdik, hem de liselerarası Türkiye şampiyonu olduk. Daha sonra Ankara'da İTİA'ya girdim, orada devam mecburiyeti yoktu."


"Yıldırım Beyazıt Lisesi takımı. Ayaktakiler: İsmail (Ankaragücü, Beşiktaş), Osman, Ayhan (Adanaspor - az oynadı), Yücel (Eskişehir Demirspor, Uşakspor, Aydınspor, Karşıyaka), Yavuz (PTT, Fenerbahçe), Levent (PTT, Fenerbahçe). Oturanlar: Seçkin (Toprakspor), Abidin (Samsunspor), Yalçın (Toprakspor - ayağı kırıldı, bıraktı), Cahit (Kayserispor, bıraktı), Tahsin (PTT, Ankaragücü)."



Mersin İdman Yurdu'nun Fenerbahçe'yi 1-0 yendiği maçta
          Osman Fener kalesi önünde.      (Fotospor)
Mersin İdman Yurdu takımını çalıştıran hocaları, takım arkadaşlarını sorduğumuzda detaylı biçimde anlatıyor Osman abi: "Mersin'e geldiğim zaman hoca Nazım Koka'ydı, Mersin-Adana bölgesinin çok eskisiydi. Ondan sonra Beşiktaşlı Fahrettin Cansever geldi. Takunyalarla filan taktik verirdi bize. Sonra devre arasında o gitti, Lefter geldi. O ikinci ligde şampiyon yaptı bizi. (1966-67) Gerçi o şampiyonluk Lefter abiden ziyade bizim takımın çok iyi olması sayesinde gerçekleşti. Birinci lige çıktığımızda Cihat Arman antrenör oldu. Ertesi sene Turgay Şeren geldi. O sene Fenerbahçe'yi Ali Sami Yen stadında 1-0 yendik. Mersin'in lig tarihinde Fener'e karşı tek galibiyeti odur. O maçtaki golü ben atmıştım. Mersin'i çalıştıran hocalar arasında Bülent Giz iyiydi. Çalıştırması ve insanlara yaklaşımı iyiydi. Türk insanı okşanmayı sever, o da öyle yaklaşırdı bize." Nitekim daha sonra bu sezonların puan cetvellerini incelediğimizde Osman abinin  haklı olduğunu görüyoruz; zira Bülent Giz'in çalıştırdığı 1969-70 sezonunda Mersin İdman Yurdu Türkiye birinci ligini dördüncü sırada bitirmiş.

Bülent Giz (sol başta) ve futbolcular bir antrenmanda. Sağ başta kısmen
çerçeve dışında kalan kaptan Alp, yanında Osman, Tarık, Erol,
İbrahim, Ayhan ve Refik görülüyor.
"Mersin’de iyi bir kaptanımız vardı, Alp; vefat etti. Ayhan hâlâ Mersin’de, telefonla görüşüyoruz. Sol açık Muharrem vardı, Fener’e ikimiz beraber gelmiştik, vefat etti. Yetim Ali vardı, Vefa’dan gelmişti. Santrhaf Refik vardı, A yazmasını bilmezdi ama süper bir yetenekti. Yılmaz, Ercan gibi oyuncular onun yanında sönük kalırdı. Cahildi ama çok iyi futbolcuydu. Orada yeşerdi, orada bitti.  Galatasaray'dan Tarık abi geldi. Tekirdağlı İbrahim vardı. Sonra Galatasaray'dan Mustafa Yürür ile Olcay'ı transfer ettiler. Onlar birer-ikişer sene oynadılar aslında ama arkadaşlık çok iyiydi. Gündüz Kılıç gazeteye yorum yazmak için Mersin'e maçlara geliyordu. Ben hem ona hem Metin abiye mektuplar yazar, daha iyi olmak için neler yapmam gerektiğini sorardım. Onlar da bana cevap yazarlardı. İkisi de rahmetli oldular, ikisini de çok severdim. Gündüz abi eşi Melahat hanımı da getirirdi maçlara. Maçtan sonra ben onları kebapçıya götürürdüm. Bay Gol lakabını bana Gündüz abi takmıştı."

Mersin İdman Yurdu'nun ikinci ligde şampiyon olduğu 1966-67 sezonunda
İstanbul'da oynanan Beykoz maçında Adnan'ın kendi kalesine attığı gol.
Osman sevinç, Beykoz kalecisi Sıtkı ve Metin üzüntü içinde.
                                                                                                   (Metin Sümer)


Mersin'e amatör bir futbolcu olarak gelen Osman Arpacıoğlu ertesi sezon profesyonel olmuş:  "Amatördüm, seni profesyonel yapalım dediler Mersinli idareciler. 60.000 lira para verdiler. O zamanlar için iyi paraydı. Götürüp valideye verdim, Ankara'da bir ev aldı herhalde. İki sene sonra sözleşmem bitti. O zaman kulüpler daha önce verdikleri paranın yüzde sekseninden aşağı olmamak kaydıyla iki sene daha uzatıyordu sözleşmeyi. İdareciler 80.000 liraya iki sene daha oynamamı isteyince kabul ettim ben de." Mersin İdman Yurdu'nda golleriyle dikkat çekince  İstanbul'un büyük kulüpleri onu transfer listesine almış. Fenerbahçe'den önce Beşiktaş'ta oynaması söz konusu olmuş. Fakat gazetelerin spor sayfalarını uzun süre meşgul eden transfer gerçekleşmemiş: "Mersin'deki ikinci senemde Beşiktaş bana talip oldu. Eski politikacılardan Talat Asal o sırada Beşiktaş başkanıydı. Bir gün onunla görüştük. 'Sen iki imza atmışsın, biz federasyona mahkeme açacağız,' dedi ve bana orada 100.000 liralık senet imzalayıp verdi. Hatta Beşiktaş kulübü beni bir hafta Gemlik'te ağırladı. Kaleci Sabri, Faruk, Fethi de oradaydı. Fakat Beşiktaşlılar mahkeme işini halledemediler ve böylece o transfer işi gerçekleşmedi. Aslında benim bir sene kadar ceza almam lazımdı fakat Allah rahmet eylesin, Nuri Asan hocam o zaman Ankaragücü'nde oynuyordu. Onunla Maltepe'deki Gençlerbirliği lokalinin olduğu binaya gittik. Orası aynı zamanda yurttu. Nuri hoca allem etti, kallem etti benim evrakı buldu. Mersinliler de hem benim paramı, hem Petrolspor'un parasını verdiler, o iş öylece halloldu." 



 Mersin İdman Yurdu 1969-70
"Refik Çoğum (İskenderunlu, orada başladı MİY'da bıraktı, rahmetli), Muharrem (Bolu-Mersin-F.Bahçe-Malatyaspor bıraktı ve rahmetli), Erol Evcimen (Feriköyden geldi, hep MİY'nda oynadı), Fikret Özdil (Ankara'dan [PTT] geldi), Osman, Alp Sümeralp (Kaptan - Konya İdman Yurdu'ndan gelip uzun seneler MİY'da oynadı).
ALT SIRA: Ayhan Öz(Mersinli -orada başladı, orada bitirdi), Ali Açıkgöz (İstanbul'dan geldi, uzun seneler Mersin'de oynadı), Tarık Kutver abimiz (malum,Galatasaray'dan geldi, uzun seneler oynadı - rahmetli), Mustafa Yürür abimiz (O da malumunuz), Arif (Feriköy'den geldi)."


Böylece  Mersin İdman Yurdu'nda oynamaya devam eden Osman Arpacıoğlu 1971-72 sezonunda çocukluğunun takımı Fenerbahçe'ye transfer olmuş: "1971 senesinde, 20 Haziran civarı hanımla beni Mersin'de bir arabaya bindirip Hereke'ye kaçırdılar, deniz kenarında bir motele yerleştirdiler. Bizi kaçıran kulüpte müdürlük yapan Hidayet abiydi. Fakat Hidayet abi mi bizi kaçırdı, biz mi onu kaçırdık belli değildi. Her akşam bir arkadaşı geliyordu, mangal yapıp kafaları çekiyorlardı. Biz de onları bekliyorduk. 1 Temmuz olunca İstanbul'a gittik. Noterde imzayı atıp Fenerbahçeli olduk. Fener'e geldiğim zaman takımı Sabri Kiraz ile Selahattin Torkal çalıştırıyordu. Sabri Hoca genç milli takımda da antrenörlüğümü yapmıştı. 1963-64 yıllarıydı genç milli takıma seçildiğimde. Sabri Hoca rahmetli, çok baba adamdı.  Sarkaç toplar yaptırmıştı. Mesela benim boyum 1.77'diydi. Ona rağmen kafa hakimiyetim iyi hale gelmişti. Top yukardayken sıçrayarak vuruyorduk. Zamanlamayı ayarlıyorsun böylece. Her antrenmandan sonra yarım saat buna çalıştırırdı. Onun emeği çoktur bende."

6 Mart 1974'te yayın hayatına başlayan Hayat Spor
dergisinin ilk sayısının kapağı.
Fenerbahçe'deki ilk günlerine dair şu anısı, bugünkü koşullar düşünüldüğünde sanki asırlar öncesine aitmiş gibi: "Sezon başı Fener’e gittim, hazırlık için Bolu’ya kampa gideceğiz. Malzemeci geliyor sana biri sarı, biri lacivert iki tane atlet, bir şort veriyor. Bir çift lastik ayakkabı, bir de konç veriyor. Aldığına dair imza atıyorsun ve malzemeler sana zimmetleniyor. Sene sonunda, Mayıs’ta maçlar bittiği zaman onları iade ediyorsun. Noksan varsa maaşından kesilirdi. Sadece Fener değil, Galatasaray, Beşiktaş da böyleydi. Kulüpler maç hasılatlarından geçinirdi. Bizim zamanımızda Spor-Toto çıktı da biraz daha para kazanma imkânı buldular." Fenerbahçe'deki ilk sezonunu 16 golle tamamlamış, böylece o sezon 37 gol atan takımın skor yükünün yaklaşık yarısını üstlenmiş.

                                                                            (Hayat Spor)
Fenerbahçe ertesi sezona (1972-73) yeni bir teknik direktörle, Brezilyalı Didi'yle başlarken takımın golcüsü Osman da fırtına gibi bir giriş yapmış ve ilk maçta Adanaspor'a dört gol birden atmıştı. Hoca değişikliği sarı-lacivertli takımın beklediği şampiyonluğu getiremese de yine 16 gol atan Osman Arpacıoğlu o sezon gol kralı oldu. Ertesi sezon yine Didi'yle devam eden Fenerbahçe bu kez mutlu sona ulaştı. Brezilyalı teknik direktörün artıları ve eksilerini sorduğumuzda şunları anlatıyor: "Didi zamanında haftada üç gün antrenman yapardık. Salı günü çift kale, Çarşamba günü ayak tenisi oynardık. Perşembe günü de frikik ve şut atardık. Kondisyona dayalı bir çalıştırma yoktu. Sadece o değil bütün Brezilyalılar öyleydi. Fakat kadromuz çok iyiydi.

Fenerbahçe 1975-76. Ayaktakiler: Adil Eriç, Zafer Göncüler, Alpaslan Eratlı, Emin İlhan, Ömer Kaner, Yılmaz Şen.
Oturanlar: Osman Arpacıoğlu, Engin Verel, Raşit Karasu, Ender Konca, Cemil Turan.
                                                                                                                                                   (Hayat Spor /ayaktakileroturanlar.com)

Didi'yle ilgili anlattığı şu hoş anısı, Brezilyalı hocanın espriye açık bir insan olduğunu gösteriyor: "Bir Galatasaray maçı öncesinde  Pendik'te bir yerde kampa girmiştik, o zaman daha kulüp binası yapılmamıştı. Ben ara sıra bıyık bırakırdım, o zaman da bıyık bırakmıştım. Maç sabahı yemeğimizi yedik, yukarı çıktık. Saat 1'de salonda buluşalım dediler. Oradan maça gideceğiz. Ben odaya çıkınca bıyıklarımın iki ucunu kestim, ortada bir badem bıyık bıraktım. Aşağı indim. Didi beni görünce 'Heil Hitler!' diye bağırıp elini kaldırdı.  Didi iyi bir çalıştırıcı değildi ama iyi motive ederdi insanı. Mesela bir Galatasaray veya Beşiktaş maçı öncesinde takımı sayıyor. İsmi sayılan öne çıkıyor. Korner bu taraftan olursa sen, öbür taraftan olursa sen. Frikik Osman sen. Penaltı sen. Alpaslan'a 'Arkadan uzun top at' derdi. Bu şekilde konuşmalar yapar sonra, hepimizin sırtına vurur, 'Hadi gidip galip gelin, Fenerbahçeli seyirciler bayram yapsın,' derdi. O zamanlar bunun anlamını pek kavrayamıyorduk. Biz galip geldik mi taraftarlar evine gidecek, çoluğu çocuğuyla gülüp eğleneceklerdi. Kısacası bayram yapacaklardı."  

Yazının girişinde anlatılan Fenerbahçe-Ankaragücü
maçındaki gol.
                                                                        (Hayat Spor)

                                                             (Hayat Spor)

Fenerbahçe taraftarı ertesi sezon (1974-75) sonunda yine bayram yapmıştı. Gol yükünü üstlenme konusunda 11 gol atan Osman'a bu kez Cemil 10 golle ortak oldu. Didi takımı üst üste iki sene şampiyon yapınca, Fenerbahçe geleneklerine aykırı biçimde dördüncü sezona (1975-76) da takımın başında girdi. Fakat Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası ilk tur maçında Portekiz'de Benfica karşısında alınan 7-0'lık yenilgiden sonra Brezilyalı hocanın görevine son verildi. O maç için şunları söylüyor Osman Arpacıoğlu: "Hatırladığım kadarıyla Didi o maçta defansı çok riskli biçimde kurmuştu. Yılmaz ile Ziya'yı kadro dışı bırakmıştı. Hayatında hiç birlikte oynamamış insanları o maçta bir arada stoper oynattı. On dakikada bize üç gol attılar, ondan sonra da çözüldük. O maçtan sonra da Didi gitti zaten." Bu sezon Osman Arpacıoğlu için de iyi geçmemiş. İkinci yarının başında İstanbul'da oynanan Boluspor maçında, rakip takımın kaptanı Tatar Rıdvan'ın müdahalesiyle sol bileği çatlamış. Bu maçtan kısa bir süre sonra da askere gidince sezonu kapamış. 




1965'te genç milli takımda oynayan Osman Arpacıoğlu A milli formayı ilk kez 1968'de yine Bulgaristan maçında giymiş. Fakat ay-yıldızlı formayı sık giymek ancak Fenerbahçe'ye transfer olduktan sonra mümkün olmuş:  "Zaten o zaman fazla maç olmazdı. Şimdi hazırlık maçı, resmi maç derken senede on maç yapılıyor. O zaman hazırlık maçı pek yoktu, gruplarda az takım olurdu. İki kez genç milli, iki kez ümit, dokuz kez de A milli maçım var." 1974 Dünya Kupası eleme grubunda sonuçları açısından unutulmaz iki karşılaşma, 2-0 yenildiğimiz Lüksemburg ve 0-0 berabere kaldığımız İtalya maçlarını şöyle hatırlıyor: "Lüksemburg'a yenilmemiz biraz laubalilikten kaynaklandı. Rakibi küçümsemenin etkisi vardı. Coşkun abi bir kadro yaptı, Gökmen'le beni çift santrfor oynattı. Gökmen acayip goller kaçırdı, neredeyse beş tane karşı karşıya pozisyonda atamadı. Olacak şey değildi, belki Lüksemburg ilk galibiyetini bizden almıştı. Ondan sonra Napoli'de İtalya ile oynadık, 0-0 berabere kaldık. Maçta son on dakika girmiştim oyuna. Bir tekme yedim, gözüm patladı. Öyle yazıldığı gibi Çanakkale geçilmez taktiğiyle de oynamadık, normal bir maç oldu. Sabri harika oynadı. Biz de bir-iki pozisyona girdik. Ben bir golü atamadım, hatırlıyorum." 

İstanbul'da 3-0 kazanılan Lüksemburg maçında gol peşinde.
Fenerbahçe formasıyla son kez 1976-77 sezonunda mücadele eden Osman Arpacıoğlu, ertesi sene ikinci ligde yer alan Balıkesirspor'a transfer  olmuş: "1977-78’de Balıkesirspor’a gittiğimde 200.000 lira vermişlerdi ki iyi paraydı o zaman. Kayınpederim Balıkesir’de vali muaviniydi. Biraz da onun etkisiyle orada oynadım." Lakin o sezon işler yolunda gitmemiş. Balıkesirspor  küme düşmemek için Giresunspor'la çekişirken Osman Arpacıoğlu unutulmaz bir maç yaşamış: "Giresun’la deplasmanda yaptığımız bir maç vardı. Kim yenilirse o küme düşecek. Sahaya çıktık, tribünlerde herkes bize küfür ediyor. Yaklaşık 20. dakikada bir gol attım ben, sonra üstüne yattık. Maç 1-0 bitti. Hakem bitiş düdüğünü çalar çalmaz millet sahaya daldı. Kale arkasında bir jandarma jipi vardı, onun altına girdim. Millet altından tekmeliyor beni. Sahada toplasan elli tane bile jandarma yoktu."

Balıkesirspor formasıyla Gençlerbirliği maçında.

Balıkesirspor'da iki sezon daha forma giyen Osman Arpacıoğlu 1980 Haziran'ında Balıkesir'de Fenerbahçe ile yapılan jübile maçıyla futbola veda etmiş. Maçta Cemil, Alpaslan, Zafer gibi eski takım arkadaşları yanı sıra Selçuk, Bulgar Mehmet gibi yeni Fenerbahçeliler de yer almış. Jübilenin hemen ardından iş hayatına atılmış: " Samsun’da çok eski bir arkadaşım vardı. ‘Girişim Pazarlama diye bir şirket kuruyoruz. Eczacıbaşı reçeteli ürünler dışındaki bütün ürünlerin dağıtımını bu şirket vasıtasıyla yapacak. Sevkiyat sorumlusu arıyoruz, gelir misin?’ diye sordu. Tabii gelirim dedim. Jübilemi bile bir ay öne, Haziran başına aldım. Balıkesir’de jübilem yapıldı. 10 Haziran 1980’de işe başladım. On yedi sene futbol oynadım, sonra on sekiz sene de Eczacıbaşı’nda görev yaptım. Emekli olduktan sonra bir müddet ticaretle uğraştım. Bir arkadaşım yurt dışından plastik hammaddesi getiriyordu. Fakat ticaret bambaşka bir olay. 1999’da İstanbul, Adapazarı ve Gölcük’te beş tane müşterim öldü. Onlarla birlikte benim 60-70 bin lira param da gitti. Sonuçta işi tasfiye edip İzmir’e yerleştik."


                                          (facebook.com/Mazideki Balıkesir)

Eczacıbaşı Topluluğu başkanı Nejat Eczacıbaşı ile.
Futbolu bıraktıktan sonra antrenörlük kursuna katılan Osman Arpacıoğlu, bu
kursun bitiminde diğer adaylar gibi bazı maçlarda hakemlik yapmış. Kartal
Stadındaki bir amatör küme maçında orta hakem Rasim Kara ve yardımcıları
Osman Arpacıoğlu ile Ayhan Bölükbaşı.
                                                                                              (Koray Gürtaş arşivi)

Osman Arpacıoğlu Fenerbahçe'ye geldikten kısa bir süre sonra Gündüz Kılıç'ın yazdığı "Bay Gol" başlıklı yazı, gol kralının o günden sonra bu unvanla anılmasına yol açmıştı. "Bu gidişle galiba Bay Gol demek gerekecek artık onun adına" diye başladığı yazısında onun golcülük vasıflarını şöyle anlatmış büyük futbol adamı: "Maçtan sonra oturdum bir süre düşündüm, 'Şu Osman, pardon şu bay gol her yıl nasıl da bu kadar gol atıyor?' diye. Hemen aklıma vuruş tekniği çok sağlam iki ayağı ile vuruş ustalığında onlara ortak olan kafası geliverdi. Daha Mersin İdman Yurdu'nda oynadığı ilk yılda onun için 'Türkiye'de kafa taymingi en iyi adam,' diye yazdığımı da hatırlayıp doğrusu böbürlendim... Ancak ona bu son bitirici vuruşları yaptıran yetenekleri yanında, gole yaklaşmak için başka özellikleri de var Osman'ın. Oyunda bir süre kasten rakip kaleden uzaklarda, kenarlarda gezisi, golcülüğünü belleyip onu marke etmek isteyene kendini kaybettirişi gibi özellikler bunlar. Orta sahadan topla gelen arkadaşına doğru çıkarak ona duvar oluşu, top kendine çarpıp gittikten sonra da birden boş  bir saha buluşu büyük mahareti Osman'ın. Zaten hem kendisine, hem de takım arkadaşlarına boş saha yaratmak hiç aklından çıkmaz bu gol adamının."

Osman Arpacıoğlu özellikle kafa golleriyle tanınmasına rağmen frikikten attığı gollerle de formasını giydiği takımlara önemli puanlar kazandırdı. Onun golleri, güzel bir kare çekebilmek için sabırla rakip kale arkasında bekleyen foto muhabirleri için de, bunun mükafatını aldıkları birer görsel şölendi çoğu zaman. 






Necmi Tanyolaç jübilesinin yapıldığı gün "Güle Güle Bay Gol" başlıklı yazısında onu şöyle anlatmıştı: "Osman Türk futbolunda defansları yarıp geçen, karşısındaki rakipleri vurup yıkan santrfor tipinin tam tersiydi. Golcülüğe sanat, incelik ve güzellik getirmişti. Osman gole gideceği, topa uzanacağı zaman bir güzel elin bir gül fidanına uzanışını seyrederdik. Sahalarımızda attığı bütün goller böyle bir vazo içinde çiçeklendi. Şimdi gidiyor. Biraz harcanarak, gözden ırakta, ne kendini ne de bizi gollerine doyuramadan."

İzmir'e yerleştikten sonra sakin, huzurlu bir hayat süren Osman Arpacıoğlu, 2012 Kasım'ında beyin kanaması geçirmiş. Hayati tehlikeyi eşi Nuray hanımın ifadesiyle futbolculuğu ve sevenlerinin duaları sayesinde atlatmış. Önce ameliyat, ardından uzun bir fizik tedavi süreci yaşamış. Eşinin sözlerini duyunca Osman abinin sadece golcülüğüyle değil, centilmenliğiyle de gönüllerde yer ettiğini hatırlıyoruz. Bazı futbolcular vardır ki, sahalardaki güzel futbolu sayesinde insanlar tarafından sevilir. Bazıları da Osman Arpacıoğlu gibi sadece futboluyla değil, efendiliği ve mütevazılığıyla aradan yıllar geçse de unutulmaz. Nitekim bugün de İzmir sokaklarında onu gören hayranları yanına gelip birlikte fotoğraf çektiriyorlar. Siz de İzmir, Karşıyaka'da gezerken Osman abiye dostlarıyla tavla oynarken, çay içip sohbet ederken rastlayabilirsiniz. Birlikte fotoğraf çektirme isteğinizi kibar bir tebessümle kabul edecektir.


Osman abinin evinde ilk buluşma, 2013 yazı. Solda Uğur Filiz, sağda Fethi Aytuna.

Osman Arpacıoğlu'nun albümünden

Türkiye şampiyonu Yıldırım Beyazıt Lisesi futbol takımı. Ayaktakiler: Beden eğitimi öğretmeni Recep Kulak,
İsmail Dilber, Yılmaz, Osman Arpacıoğlu, müdür Zekeriya Ünlü, Erol, Ayhan, Levent Engineri, ?.
Oturanlar: Abidin Akmanol, Tahsın, Seçkin, Yalçın, Tansu Polatkan, Necdet.
9 Ekim 1968'de İstanbul'da oynanan Bulgaristan (0-2) maçında soldan sağa:
Kamuran Yavuz, Mesut Şen, Osman Arpacıoğlu, İsmail Arca, Ender Konca.

1972-73 sezonunda Mersin'de oynanan Mersin İdman Yurdu-Fenerbahçe
maçı sonrası, Adana hava alanına gitmeden önce iki takımın
futbolcuları bir arada.


Takım arkadaşları Cemil, Yılmaz ve Selahattin ile.
Bir Fenerbahçeliler Derneği açılışında.

25 Nisan 2016 Pazartesi

Hakkı Aygün - Şampiyonların Kalecisi


"Hakkı muhteşem bir kaleciydi. Eskişehirspor’u o şampiyon yaptı diyebilirim. Biz gol atıyorduk ama o da kurtarıyordu." Bu sözleri iki yıl önce görüştüğümüz Fethi Heper söylemişti. Eskişehirspor'un gol kralı kaptanı, takımın kurulduğu yıl ikinci ligde şampiyon olup birinci lige nasıl yükseldiğini anlatırken başarıdaki aslan payını kalecilerine vermişti. Eskişehirspor'un Türkiye birinci liginin zirvesini salladığı sezonlar başlamadan önce takımdan ayrılan Hakkı Aygün, kaleciliği bıraktıktan sonra teknik direktörlük de yapmadığı için gölgede kalmış bir isimdi. Kaptan Fethi'nin onu öven sözleri üzerine İstanbul'a döndüğümüzde Hakkı Aygün'ü bulup konuştuk. 1938'de, İstanbul'un tarihi semtlerinden Balat'ta dünyaya gelen Hakkı Aygün çocukluk yıllarının muhitini şöyle hatırlıyor: "O zamanlar Haliç'in kenarı şimdiki gibi boş değildi. Sahil tarafında dükkânlar, tamirhaneler, atölyeler, meyhaneler vardı. Balat'ın meyhaneleri meşhurdu. Koca bir tepsinin içinde ciğer, pilaki - ne istersen alıyorsun, rakını da alıp gidiyorsun. Komalık oldun mu el arabasıyla götürürlerdi. Bu anlattıklarım 1950 senelerinde oluyor, ben o vakit 12-13 yaşlarındayım. Balat'taki o meyhaneler Türkiye'nin hiçbir yerinde yoktu. Hepsinin müdavimleri vardı."


Futbolla ilişkisinin nasıl başladığını da şöyle anlatıyor: "Futbol oynamaya da Balat'ta başladım. O zamanlar sokaklar, arsalar, her yer top sahasıydı. Fakat tabii esas maç yapılan yer Alibeyköy ve Eyüp sahasıydı. Oralarda amatör küme maçları yapılırdı. Vefa Stadı daha lükstü. Biz o sahalardaki maçları seyretmeye giderdik. Ben kaleciliğe daha küçük çocukken merak sarmıştım. Yedi yaşındayken Edirnekapı'daki Kariye camisi önündeki meydanda kalecilik yapardım. Tenis topu büyüklüğündeki sünger toplara uçardım. Sonra on beş yaşındayken bir kaleye koydular beni, bir daha da çıkamadım o kaleden. Babam polisti, hem de komiserdi. Bayağı dini bütün bir insandı. 'Top oynamak günah' derdi.  Top oynuyorum diye her gün döverdi beni. Kayışlar böyleydi (avucunu açarak kemerin genişliğini gösteriyor). Annem kurtarmaya çalışırdı, arada o da yerdi zavallı. Sonra Allah nasip etti, Eskişehirspor'dan aldığım transfer parasıyla ev aldım. Babam 'Hayırlı olsun oğlum,' dedi. 'Baba hep beni döverdin, bak ev aldık,' dedim. 'Oğlum Allah sana o yoldan nasip kısmet etmiş,' diye geçiştirdi. Şimdi bizim Balat'a gitsen görürsün, sahilde belediyenin futbol tesisleri var. Kadınlar hep çocuklarını alıp kendileri götürüyorlar, onlar top oynarken bekliyorlar başlarında."

Hakkı Aygün henüz on beş yaşındayken bir kulüpte futbol oynamaya başlamış: "Amatör olarak Yenişehir takımında oynamaya başladım. Dolapdere'de mobilyacı bir Rumun yanında çalışıyordum. Ustam Aleko çok iyiydi, İstanbul'da üç tane marangoz varsa onlardan biri oydu.  Eski Kurtuluş, yeni Kurtuluş diye yerler vardı. Yeni Kurtuluş diye bir yere koydular beni. Yenişehir'de bir top sahası vardı. Dolapdere'den Kasımpaşa'ya gelirken sağdaydı, şimdi hep bina yapmışlar oraya. O sahada top oynamaya başladım. Yenişehir hep Rumların takımıydı, iyi topçular vardı. Vahan, Garbis, Arap Güngör (Sürel), onun dışında Beyoğluspor'un birçok topçusu, rahmetli Sabri (Dino), rahmetli Piç Kadri (Aytaç) hep oradan yetişme. Maçları, antrenmanları hep Yenişehir sahasında yapardık. Orada görüyorlardı kulüp idarecileri adamı. Yenişehir'den sonra Haliç kulübüne geldim. Orada çeşitli aralıklarla dokuz senem geçti. Transfer ücretim bir takım elbiseydi. Haliç kulübünde terzi bir idarecimiz vardı, hiç unutmam Hızır abi.  'Tamam Hakkı, sana bir takım elbise ben dikeceğim,' dedi. Mavi güzel bir kumaştı. Birinci amatör kümede oynuyorduk. Bütün transfer ücreti o elbiseydi. Sonra bir ara Yenişehir'e geçtim. Oradan aldım biraz para ama o zaman 17-18 yaşındayım, 1956 senesi. 50 lira bile verseler iyi para o zaman."

"Haliç'te oynarken askere gidip geldim. Askerde İzmir Karagücü'nde oynadım. İki sene Türkiye şampiyonu olduk. İyi topçular oynuyordu takımda.  Beşiktaşlı sol iç Nedim, Galatasaraylı sol bek Deli Doğan, Feriköylü Ünal  vardı. Ben terhis olurken Zeynel geldi. İhtilalde (27 Mayıs 1960) ben askerdeydim. Askerlik boyunca neredeyse hiç tüfek tutmadık. Yirmi dört kişi hep kamptaydık. Bütün maçlarımız Alsancak Stadı ve Göztepe sahasında olurdu. Kavga çıkacak maçları Alsancak'a alırlardı. Karagücü ile Havagücü arasında büyük çekişme vardı. Havagücü yenileceğiz diye korktu, direkleri kesti bir ara. Ama yine yendik onları. Kartlarımız vardı. Amatör kümede para kazanmıyorduk ama herkese o kartı verirlerdi. İdarecimize de yedi tane kapalı, yedi tane açık tribün kartı verirlerdi. Şimdi onlar bile yok. Bazen Haliç'in maçına gidiyorum, topçular bayağı para alıyorlar şimdi. Amatörün bile süper ligi var artık. Karagücü'nde oynarken beni Karşıyaka almak istemişti. Askerliğimin bitimine on beş gün kala romatizma yüzünden rapor alıp İstanbul'a gelmiştim. Karşıyakalı idareciler beni transfer etmek için evime kadar geldiler fakat ben İstanbul'dan ayrılmak istemedim. Askerlik bitince bir sene daha Haliç kulübünde oynadıktan sonra Vefa'ya geçtim."

1964-65 sezonunda Türkiye ikinci liginde şampiyon olan Vefa kadrosu. Ayaktakiler (soldan sağa): İbrahim Tusder,
Erdoğan Gökçen, Abdülmetin Kocaoğlu, Turan Özerengin, Salih Binbay (Vefa başkanı), Orhan Şeref Apak
(federasyon başkanı), İsmet Artun (genel kaptan), Emin Uysal, Hilmi Kiremitçi.
Oturanlar: Hakkı Aygün, Güray Erdener, Zeki Temizer, AsımFakabasmaz, Recep Doğrular, Metin Yılmaztürk, Turgut Mert.
                                                                                                                                                          (Abdülmetin Kocaoğlu arşivi)

1963-64 sezonunda, yirmi beş yaşındayken amatör kümeden profesyonel bir takıma, o sezon Türkiye ikinci ligine düşen Vefa'ya transfer olmuş: "Beni aldıkları zaman Vefa'da ne kaleciler vardı. Markuço, Turgut, Sümer - üç tane kaleci. Bizim şansımız hep öyle. Eskişehir'e gittim, orada da aynı. Beni Haliç'in bir maçında görmüşler, Vefalı idarecilere söylemişler. Orhan Ayhan'ın babası Mehmet Ayhan Vefa'da idareciydi o zaman. 2.500 lira lisans parası verdiler Haliç kulübüne, en çok lisans parası alan kulüp olmuştu. Biz de 12.000 liraya anlaştık. 10.000 lirasını verdiler, 2.000 lirasını vermediler. Mehmet Ayhan'la kapıştık. Sonra İsmet Abi (Tahtabacak İsmet) geldi Balat'a, 'Tamam Hakkı, kalan parayı vereceğiz,' dedi. O sene ikinci ligde şampiyon olduk. 1964-65 sezonunda Bursa'yı averajla geçtik. İbrahim Tusder'in tuzağı oldu. Bursa Beyoğluspor'la oynarken 'Vefa mağlup' demişler. İki golle mi ne - Ersel, Mesut, Hasan'ların olduğu devir - geçtik onları, şampiyon olduk."

"Vefa'da iki sezon oynadım. Zeki'ler, Güray'lar sonra geldi bize. Hepimizden yaşlı bir Erdoğan abi vardı, sol iç. Galatasaray'dan geldi, o çok iyi topa vururdu. Hilmi Kiremitçi abi geldi. Esas Bekir vardı, Vefa'nın bütün kahrını çeken oydu. En samimi arkadaşımdı.  Sene 1963, Vefa ile Ankara'ya gidiyoruz. Güneşspor ve Altındağ ile oynuyoruz. Adana'ya gidiyoruz, Demirspor ve Mersin İdman Yurdu ile oynuyoruz. İzmir'e gidiyoruz, Ülküspor ve Demirspor ile oynuyoruz. İki gün üst üste maç. Sakatlık diye bir şey yok. Kulüpler fakir. Yola çıkarken paketler hazırlanıyor -  zeytin, peynir, helva. Yolda bir yerde durup çay içersin, yemek yersin. İki sene öyle gidip geldik deplasmanlara. Yiyeceklerin yanında malzemeleri - ayakkabıları, formaları da biz taşırdık. Bekir'le ikimiz çok taşıdık o yükleri. Kimse kaçmazdı o işlerden."

Eskişehirspor kurulduktan kısa bir süre sonra Şeker Stadında oynadığı ilk hazırlık maçından önce.
Ayaktakiler: Başkan Aziz Bolel, Yüksel, İsmail Arca, Mahmut, Hasan Bora, Muzaffer Çil, Hakkı Aygün,  Mehmet Dülger
(Agop Mehmet). Oturanlar: Çetin, Fethi Heper, Nihat Atacan, Ayhan Aşut. 

Vefa 1964-65 sezonunda şampiyon olup tekrar Türkiye birinci ligine dönerken Hakkı Aygün de yeni kurulan Eskişehirspor'a transfer olmuş: "Eskişehir'e gitmem oradaki eniştelerim vasıtasıyla oldu. Beyoğluspor istemişti beni, oraya gidecektim. Fakat eniştelerim ısrarla çağırınca Eskişehirspor'la anlaştım. Benim günüm dolmuştu. Temmuz ayı bittiğinde kulüp parayı yatırmadı mı serbest kalıyorduk. Eskişehir'e ilk gittiğimde 15.000 lira almıştım. Ben 1965'te Eskişehirspor'a geldiğimde profesyonel olarak benim dışımda bir de Beşiktaş'tan gelen Yüksel vardı. Sezon bitiminde ikinci lig şampiyonu olarak Ankara'da Trabzon İdmanocağı takımıyla başbakanlık kupası maçı oynadık. O zaman Trabzonspor yoktu daha. Üç kaleci gittik Ankara'ya. Ben oynamayacaktım aslında ama Abdullah Matay ısrar etti. O maçta çok iyi oynadım, onun üzerine ücretime 10.000 lira zam yapıldı. İdmanocağı çok kuvvetli takımdı o zaman, bütün Karadeniz'in karması gibiydi. Maçtan sonra Süleyman Demirel kupayı bana vermişti."

Bir yandan rakiple, bir yandan çamurla yapılan bir mücadeleden sonra. 

Eskişehirspor'u çalıştıran Abdullah Matay ve Abdullah Gegiç ile ilgili düşüncelerini şöyle dile getiriyor: "Abdullah Matay iyi bir antrenör değildi belki ama takımdaki kardeşlik havasını çok iyi sağlamıştı. Antrenörlüğü iyi bilmiyor dediysem de yanlış anlama, taktik filan bilmiyordu belki ama çalıştırması çok iyiydi. Adamı öldürürdü idmanda. Sahaya çıktığımız zaman kondisyonumuz çok iyiydi. Ben Eskişehir'de oynarken 69 kiloydum, 70 bile değil. Sonra Gegiç geldi, adamın beş tane diploması var. Bizi çok bilimsel çalıştırıyor fakat ilk zamanlar alışmakta zorluk çektik tabii. PTT ile bir kupa maçı oynayacaktık. Bizi yarım saat önce sahaya çıkartıp ısındırdı. Meğer Avrupa'da hep öyle ısınırlarmış ama bizim turşumuz çıktı. PTT bize iki tane attı." 



Kulübün o zaman içinde bulunduğu koşulları da şöyle hatırlıyor Hakkı Aygün: "Eskişehir'de eski otogarın yanında bir otel vardı. Otelin altında dükkanlar vardı. Bir dükkanı kiralamıştı kulüp. İçeri giriyorduk, kapkaranlık bir yer. Orada soyunup gidiyorduk antrenmana. Külüstür Skoda'lar vardı o zaman. Onlarla götürüyorlardı bizi. Antrenman bittikten sonra o dükkandan elbiseleri kucağımıza alıp hamama giderdik. Gegiç geldikten sonra Şeker stadındaki antrenmanlardan sonra sıcak su akmaya başladı. Neler çektik neler, topçuluk kolay değildi."

Eskişehirsporlu futbolcular 27 Mart 1966'da İstanbul'da Beyoğluspor'u 3-1
yendikleri ikinci lig yükselme grubu maçından sonra taraftarı selamlıyor.

1965'te kurulan Eskişehirspor, o sezon (1965-66) katıldığı ikinci ligde şampiyon olurken komşusu Bursaspor ile büyük bir çekişme içine girmiş ve aralarındaki maçlarda şiddet olayları yaşanmıştı. Hakkı Aygün'ün o maçlarla ilgili hatırladığı ayrıntılar şöyle: "Bursa ile çok kapıştık biz. Bursa'da bize tabanca bile çektiler. Rahmetli Aziz Bolel kaldığımız otelde emniyet müdürüne 'Buradan bir tek Bursalı girerse vururum, ruhsatlı tabancam var, mesul sizsiniz,' demişti. Fethi ile İsmail arabaya binerken vurmuşlar, yüzlerinden kan akıyor. Son maçtan önce Bursa'da bize kalacak otel vermediler. Mudanya'ya gittik, bir tane izbe han vardı o zamanlar orada kaldık. Hepimiz koridorda yatmıştık. Ertesi gün maç yemeğini yedik, otobüse binip yola koyulduk. İçeride sinek uçsa duyarsın, öyle bir girmişiz ki havaya bizi dışladılar diye. Ben arkada bir sigara içiyordum, Matay gördü sesini çıkarmadı.   Soyunma odasına geldik, formaları giydik yine çıt yok.  Biz 3-0 öne geçtik. Fakat arkamdaki tribünden durmadan taş atıyorlar, küfür ediyorlar. Avuta çıkmak üzere olan bir top vardı, tuttum Bursalı Mustafa'nın önüne doğru attım topu. Mustafa golü atınca arkamdaki seyirciler sustu."

Şampiyonluk turu.

Eskişehirspor birinci lige yükselirken Hakkı Aygün de oynadığı bütün takımlarda şampiyonluk yaşamak gibi nadir görülen bir başarıya erişmişti: "Orhan Ayhan bir televizyon programında bir soru sormuştu: iki sene üst üste ikinci ligde bir takımın kalesini koruyup birinci lige çıkan kaleci kimdir diye. Kimse bilemedi, sonra o söylemişti cevabı. Çok şampiyonluk yaşadım ben. Haliç'te çok şampiyon olduk. Amatör küme şampiyonluğu ama şimdi ikinci ligdeki takımlara taş çıkartırdı. Topçu yoktu ki, az topçu vardı, taş gibi adamlar oynuyordu. Topçu olmak da bir şanstır, inan buna. Haliç'te Adnan diye bir 10 numara vardı. Çamur havada, Bakırköy'deki Sümerspor sahasında santradan kapar topu, o çamurda sürüp bir topa vururdu - Ankaragüçlü Ertan abi gibi, İstanbulsporlu Kel İhsan abi gibi. Haliç kulübünden iyi futbolcular yetişti. En tanınanları İstanbulspor ve Fenerbahçeli Nedim Doğan, Mersin İdman Yurdu'ndan Fener'e transfer olan Muharrem. Yine Fenerbahçeli idareci Şadan Kalkavan Haliç'te top oynardı. Haliç'ten sonra İzmir Karagücü'nde Türkiye amatör şampiyonluğu yaşadım. Vefa'da ikinci lig şampiyonluğu, Eskişehirspor'da ikinci lig şampiyonluğu yaşadım."

Eskişehirspor'un ikinci ligde şampiyon olan kadrosu. Ayaktakiler: Abdullah Matay, Hakkı Aygün, Fethi Heper, Nihat Atacan,
başkan Aziz Bolel, Mahmut, Metin, kaptan Agop Mehmet, Aydın Begiter, idareci Nafiz.
Oturanlar: Kamuran Yavuz, İsmail Arca, Hasan Bora, Ayhan Aşut, Muzaffer Çil, ? .

Eskişehirspor ile birinci ligde iki sezon geçirdikten sonra 1968-69 sezonunda Kütahyaspor'a transfer olmuş Hakkı Aygün: "İyi bir takım kurulmuştu orada. Bandırmalı Sarı Ahmet vardı, sonra Galatasaray'a gitti. Ali İhsan'ın kardeşi Enver vardı. Çok iyi oyuncuydu. Fakat ben Kütahya'da birkaç maç oynayabildim. Orada bir otobüs kazası geçirdik. Ayağım sakatlandı, bir müddet basamadım. Sonra Eskişehir'e döndüm fakat kaza yüzünden oynayamadım. Onun üzerine İstanbul'a döndüm, bir sene daha Haliç kulübünde oynadım. Rumların yanında mobilyacılık mesleğini öğrenmiştim. Futbolu bıraktıktan sonra mobilya dükkanı açtım."

Hakkı Aygün'lü Kütahyaspor kadrosu.
                                                                                                          (Fotospor)

Kalecilik konusundaki düşünceleri şöyle: "Ben kolay kolay penaltı yemezdim. Üç çeşit kaleci vardır. On sekiz kalecisi, altı pas kalecisi, üç direk kalecisi. Bence iyi bir kaleci on sekize hakim olmalı. Benim zamanımda Turgay, Seyfi, Ali iyi kalecilerdi. Ben askerdeyken Ali'nin evi Göztepe sahasının arkasındaydı. İyi kaleci olacağı o çocuk yaşında belliydi. Bizim idmanlarda çalıştırırdım onu. Bu saydığım kaleciler yere atlamazdı. Bunlar iyi yer tutardı. Bir adım sağa, bir adım sola atarak çoğu topu kurtarırlardı."

Kızılcahamam'da kampta diğer kaleci Yusuf Şimşek (yerdeki) ile.


İsmail Arca (sağdaki) ile.

Zaman zaman amatör küme maçlarına gitmeye devam eden Hakkı Aygün, Vefa stadı içindeki Vefa kulüp binasının durumuyla ilgili üzüntüsünü şöyle dile getiriyor: "Üç-dört kere Vefa Stadında Haliç'in maçlarına gittim, kulüp binasının halini görünce gözlerim yaşardı. Orada ne topçular yetişti: Galipler, Atom İsmetler, Tahtabacak İsmetler, Hilmiler. O güzelim kapıya kilit vurmuşlar, kocaman bir demir, bir de zincir. Hiçbir gazeteci de gidip oranın o halini çekmiyor."









14 Nisan 2016 Perşembe

Orhan Yüksel - Adanalı Gol Kralı


Üniversite tahsili için Ankara'ya gelip Gençlerbirliği'nde futbol oynayan, burada dokuz sene geçirdikten sonra memleketi Adana'ya dönen bir isim Orhan Yüksel. Memleketine geldikten sonra yerel rekabetin iki büyük ismi Adanaspor ve Adana Demirspor formalarını giymiş. Teknik direktörlük hayatında da bu iki rakip kulüpte çeşitli dönemlerde görev yapmış. Yaklaşık son yirmi yıldır İzmir'de yaşıyor. Biz de kendisiyle İzmir'de görüşüp eski günler üzerine sohbet ettik. İşte Orhan Yüksel'in hayat hikâyesi:

"12 Mart 1939 Adana doğumluyum. Reşatbey mahallesinde doğup büyüdüm. Babam kereste ticaretiyle uğraşıyordu. Ben beş kardeşin en küçüğüydüm. Benim bir büyüğüm Halil Yüksel de top oynardı. O felaket top oynardı ama erken gelmiş dünyaya. Yaz olunca yüzerdi, kış olunca top oynardı. Hatta Galatasaray istedi bir ara, oraya gitti. Fakat çok yakışıklı ve çapkındı, duramadı orada. Yüzücü olarak Türkiye şampiyonu oldu, Avrupa'ya gitti. Komple sporcuydu; voleybol maçı olur oynar, basketbol maçı olur oynar. O tarihlerde Adana'da Demirspor vardı, Torosspor, Sümerspor, Seyhanspor gibi amatör takımlar vardı. Daha Adanaspor kurulmamıştı. Abim de İdman Yurdu kulübünde oynamıştı."

"Ben de küçük yaştan itibaren top peşinde koşmaya başladım. Akşam eve geldiğim zaman babam ayağıma bakardı ayakkabılar sağlam mı diye. Ben de ayakkabıyı çıkarır, yalınayak oynardım. O yüzden anlayamazdı babam top oynadığımı. Yalınayak oynamanın öyle bir zevki vardı ki. Zaten oynadığımız toplar süngerden yaptığımız veya para toplayabilirsek aldığımız toplardı. Bazen zengin bir çocuk olurdu, topu olduğu için takıma alırdık. O zamanlar Adana'nın her tarafı tarlaydı. İki taş oraya, iki taş öbür tarafa - tamam. Penaltı olduğu zaman kaleciyi çıkarırdım, kaleye ben geçerdim. Biz penaltı kazandığımız zaman da ben atardım. Bazıları küçükten belli oluyor."

"1956-57 sezonunda lisanslı futbolcu oldum. Paksoy diye Adana'nın meşhur bir yağ fabrikası vardı, sportif faaliyetlere el atmak istemişler. O sene Paksoy takımı yeni kurulmuştu. Bana da gelir misin dediler. Oynamak istiyordum ama yaşım küçüktü, lisansım çıkmıyordu. O takımın antrenörü bizim mahallenin adamıydı. Gavur Tahsin derlerdi, yapamayacağı iş yoktu onun. Ben yaşım küçük deyince, Gavur Tahsin, 'Sen karışma ben hallederim,' dedi. O sene Paksoy'da oynadım. Kulüp Türkiye çapında oyuncular toplamıştı. Gençlerbirliği'nden de bir stoper transfer etmişlerdi. İşte o stoper Ankara'ya haber yollamış. Ben hukuk fakültesine yazılmak için Ankara'ya gidecektim. 'Burada çok iyi bir santrfor var, ne yapın edin onu alın, sakın kaçırmayın, zaten okumaya gelecek,' diye telefon etmiş. Birkaç gün sonra bir baktık, bize Ankara'dan bir haber, 'Gelir misin?' diye soruyorlar. Zaten geliyorum dedim."

Orhan Yüksel (solda) genç milli takım kampında,
Gençlerbirliği'nde beraber oynadığı merhum Tugay Özçeri ile.
"O sene liseyi bitirmiştim. Onlar da çağırınca bizim imkan çoğaldı. Yoksa babam yollayamazdı. Böylece 1957-58 senesinden itibaren Gençlerbirliği'ne katıldım. Kulüp yatacak yer, yemek veriyordu. Yine amatör futbolcu olarak oynuyordum. İlk sezonumda genç milli takıma seçildim. Genç millileri Cihat Arman çalıştırıyordu o zaman. Ankara'ya okumaya geldik ama okula devam edemedik. Genç milli takım kampına gittik, bir ay kaldık. Bir ay da Lüksemburg seyahati sürdü. Orada Avrupa Gençler Şampiyonasında mücadele ettik. Ankara'ya geldiğimde başlangıçta sabahları okula gidip not tutuyordum. Antrenman öğleden sonraydı. Fakat milli takımla iki ay gidince okul yarım kaldı."

Genç milli takımın 1958'de Lüksemburg'da katıldığı
Avrupa Şampiyonasında Orhan Yüksel gol peşinde.
"Gençlerbirliği'ne ilk gittiğimde o kadar zayıftım ki beni antrenmanlara çıkarmazlardı. Sezon hazırlık antrenmanlarına çıkmıştım. Ondan sonra haftada bir antrenmana çıkar, sonra maçta oynardım. O kadar zayıftım. Gençlerbirliği Milli ligden önceki son Ankara Ligini dördüncü olarak bitirdi ve böylece Milli Lige katılmaya hak kazandık. Milli lige girdiğimiz zaman kaleci Selçuk geldi. Bizim Adana'dan Cumali sağ bekti, İhsan vardı stoper,  sol bek Aykut. Rahmetli Tugay haf oynardı, futbolu çabuk bıraktı ve diplomat oldu. Tevfik, Burhan çok iyi orta saha oynardı. Zeynel, Naci, Burhan, Orhan, Faik, Selçuk, Baba Tevfik. Biz bu isimlerle dokuz sene beraber oynadık. Bunlar hiç değişmedi. Abdullah gelince ben santrfordan sol içe geçtim. O askeri okul öğrencisiydi. Hapis yatırdık öyle aldık onu. En çok Yüksel Doğanay ile çalıştık Gençlerbirliği'nde. Zaten futbolcuydu, bir-iki sene beraber oynadık. Sonra bıraktı, o zaman kurs murs yoktu, hemen antrenör oldu. Sonra sekiz sene devam etti. Tank gibi bir oyuncuydu, o yüzden Taşkafa Yüksel derlerdi. Çok iyi bir insandı rahmetli."


Gençlerbirliği'nin Orhan Yüksel'in son kez forma giydiği 1965-66 sezonunda bir kadrosu. Ayaktakiler (soldan sağa): Abdullah Çevrim, Cevdet Özköksal, Tezcan Kocakuşak, Tevfik Kutlay, Ali Güreyman, Selçuk Çakmaklı.
Oturanlar: Zeynel Soyuer, Naci Tulun, Burhan Tözer, Faik Şentaşlar, Orhan Yüksel.

Gençlerbirliği yıllarını konuşurken Orhan Yüksel'e İstanbul'da Fenerbahçe'yle oynadıkları ve kendisinin de bir gol attığı meşhur "rozet maçını" soruyoruz. 5 Mart 1961'de oynanan maçın bu isimle anılmasının sebebi, rivayete göre maçtan birkaç gün önce Gençlerbirliği başkanı Orhan Şeref Apak'ın, 'Yenilirsek yakama bir ay boyunca Fenerbahçe rozeti takacağım,' demesiydi. Çeşitli demeçlerle gerilen ortamda Fenerbahçe'nin bir golünün sayılmaması sonucu saha karışmış, 27 Mayıs askeri rejiminin hüküm sürdüğü o günlerde sahaya subaylar girmişti. Orhan Yüksel 3-3 biten bu maçla ilgili şunları söylüyor: "Rozet maçında sahanın etrafı bile insan doluydu, sahanın içine insan alınır mı? Pistte oturuyorlardı. Bir de yine Fener Macaristan'da Csepel'i yenmişti bir Çarşamba günü, Pazar günü bize geldiler. 19 Mayıs Stadının pisti doluydu o gün. Demek ki futbola alaka varmış o zamanlarda. İstanbul'daki o rozet maçının o kadar kalabalık olmasının sebebi Orhan Şeref beydi. Hariciyeci, müthiş bir adamdı. O senelerde kazanan takım deplasmanda olsa bile hasılatın yüzde 60'ını alıyordu. Beraberlikte yarı yarıya paylaşılıyordu. Orhan Şeref hasılat olsun diye kızdırdı işi. Çok seyirci gelsin diye bir laf atayım ortaya dedi. Hakikaten tıklım tıklımdı o gün stat. Bizim kulüp hayatının hasılatını yaptı."
Orhan Yüksel (sağdan üçüncü) Gençlerbirliği'nde oynarken yaptığı askerlik
hizmeti sırasında ordu milli takımında oynamış. Sağ başta Yıldırım İper
ve onun yanında Necmi Mutlu görülüyor.

Ankara 19 Mayıs Stadında bir Gençlerbirliği-Hacettepe maçında
Orhan Yüksel gol atarken.

Orhan Yüksel Gençlerbirliği'nde başarılı futbolunu her sezon attığı gollerle sürdürünce İstanbul  takımlarının dikkatini çekmişti. Nitekim Gündüz Kılıç'ın isteğiyle Galatasaray devreye girmiş, İstanbul'a gidip sarı-kırmızılı kulüple ön sözleşme bile imzalamıştı. Fakat kulübü karşı çıkınca bu transfer gerçekleşmedi. "Bir ara Galatasaray istedi beni ama gidemedim. Bana 25.000 lira teklif ettiler ama kulübe bir şey vermediler. Öyle olunca kulüp de gitmeme izin vermedi. Bir idareci, 'Seni bırakalım da kulübü mü kapatalım?' demişti." Orhan Yüksel dokuz sezon boyunca formasını giydiği Gençlerbirliği'nde 235 maçta 71 gol atarak, kırmızı-siyahlı kulübün en golcü üçüncü futbolcusu olarak tarihe geçti. (http://gencler.org/golcu_istatistik.php)


1966-67 sezonundan itibaren memleketi Adana'ya dönen Orhan Yüksel'in ilk kulübü Demirspor oldu: "O zaman dört senelik mukavele yapılıyordu. İlk iki sene bittikten sonra kulüp iki sene daha uzatma hakkına sahipti. Sonra o dört sene bittiğinde futbolcu serbest kalıyordu. Ben de öyle serbest kaldım. O sırada Adana Demirspor istedi beni. Zaten babam da çağırıyordu. 'Yeter artık, dokuz senedir gurbettesin,' diyordu. Demirspor'da iki sene oynadım. Takım kötü durumdaydı. Denize düşen yılana sarılır misali bizi istediler. Biz de Adana çocuğuyuz, gidelim kurtaralım dedik. Kurtardık da, hatta gol kralı bile oldum ama o sırada görev yapan yönetimle pek uyuşamadık. Adanaspor'a geçtim. Orada antrenör de oldum, futbol da oynadım." 

Adana Demirspor'un efsanevi isimleriyle birlikte oynayıp oynamadığını sorduğumuzda şunları anlatıyor Orhan Yüksel: "Demirspor'da meşhur Füze Selami vardı. Beni gol kralı yaptı.  Çok mükemmel bir insandı. Mesela faul atacağız, ben 'Dayı topu üstten aşır,' diyordum. Barajın yanında ofsayt olmayacak şekilde duruyordum. Selami abinin ayağı mükemmeldi. Herkes vuracak diye bekliyor, kaleci gergin. O dediğim gibi bana aşırıyor, ben de boş kaleye atıyorum golü. Sadece gol atmayı değil, attırmayı da seviyordu. Müthiş özveriliydi. Demirspor'da kaldı, yoksa Avrupa'ya bile giderdi. Kartal Yaşar ve o - ikisini İstanbul kulüpleri çok istedi. Bence Türkiye'nin değil Avrupa'nın her takımında oynardı o ikisi. İnanılmaz zekiydiler, inanılmaz tekniktiler, inanılmaz seviyorlardı bu işi. Kartal Yaşar stoper oynuyordu; aynı Beckenbauer gibi dört defa, beş defa çıkardı ileri. Gol attırır gelirdi. O zaman Beckenbauer filan yok daha. Bir koridor buluyordu önünde, bir iki duvar pasıyla bir bakıyorsun kaleciyle karşı karşıya kalıyordu."

Adana Demirspor 1967-68. Ayaktakiler (soldan sağa): Bultan, Ali, Orhan Yüksel, Muharrem, Ronald, Selami Tekkazancı (Füze Selami). Oturanlar: Kartal Yaşar, Bahri, Gündüz, Kubilay, Cavit.
                                                                                                                                                  (Hayat mecmuası/Koray Gürtaş arşivi)
Orhan Yüksel Füze Selami'yle ilgili bir de şu müthiş anıyı anlatıyor: "Adana Demirspor ilk kez Milli Lige çıktığında bir sezon boyu maçlarını hep Ankara'da oynadı (1960-61 sezonu). Bir Cumartesi biz maç oynadık, çıktık tribüne. Bizden sonra Demirspor-Galatasaray maçı vardı. Bir ara santra yuvarlağının iki metre önünde faul oldu Demirspor lehine. Selami abi topu koydu oraya, gerildi, gerildi. Tribünde konuşmaları duyuyorum, 'Manyak mı bu adam, Turgay'a santradan gol atacak' diye. Selami geldi topa bir çaktı, çatala. Kaleyi kapatan o dev Turgay olduğu yerde kaldı."

Ordu milli takımı kampı. Orhan Yüksel sağ başta, yanında Şenol Birol.
Sol başta 12 Eylül 1980'den sonra beden terbiyesi genel müdürlüğü yapan
Yücel Seçkiner var. Onun yanında Birol Pekel ve Necmi Mutlu seçiliyor.
1968-69 sezonundan itibaren Adanalı gol kralının yeni takımı, Demirspor'un başlıca rakibi Adanaspor oldu. Yeni takımına geçer geçmez de kaptanlığa getirildi: "Adanaspor'a bir ara Molnar antrenör oldu. O zaman Fenerbahçe'den meşhur Puşkaş Ergun'u transfer ettik. Molnar onun takım kaptanı olmasını istiyordu ama arkadaşlar oylama yapalım dedi. Arkadaşların oylarıyla kaptanlık yine bende kaldı."  
1970-71 sezonunda teknik direktör Bülent Eken yönetiminde, ikinci ligde grubunda şampiyon olan Adanaspor tarihinde ilk kez birinci lige çıkarken Orhan Yüksel'le beraber Yugoslavya'dan gelen Corce Miliç başarıda önemli pay sahibi olmuştu: "Füze Selami beni gol kralı yapmıştı, ben de Adanaspor'da Miliç'i gol kralı yaptım. Baktım adam müthiş. Böyle şey olmaz. Bize gelmeden önce Kızılyıldız'da oynuyormuş. Ailecek görüşüyorduk. Dedim, 'Senin ne işin var burada?' Yıldız futbolcuydu, Türkiye'ye gelen en büyük futbolculardandı. Bir sinir krizi geçirmiş, ne olmuşsa artık tam bilmiyorum. Öyle olunca futbolu bırakmış. Bizim Adana'da bir sürü Boşnak vardı. Onlar duymuşlar futbolu bıraktığını, çağırmışlar. İlk gün geldi, baktık adam hamal gibi duruyor. Sonra bir soyundu, böyle bir şey olmaz. Adaleler fışkırıyor, nereye sakladın onları? Bir zeka, bir teknik, bir sürat. O olmasa imkân yok şampiyon olamazdık. Tek başına bir oyuncunun takımı şampiyon yapması mümkün değil tabii ama çok katkısı oldu. Zaten ondan sonra Beşiktaş'a gitti, sonra da antrenör oldu. Öyle uyanıktı ki, ben santrforum o sol iç oynuyor. Ben seslendiğim zaman bir bakıyor, beni görüp topu veriyordu. Alacağını biliyordu çünkü. Çok iyi anlaşırdık. Santrada mesela bir duvar pası yaptık diyelim, ben topu verdim mi bir daha takip etmezdim. Direkt kaleye giderdi."


Adanaspor'un ikinci ligde 1970-71 sezonunda şampiyon olan kadrosu. Ayaktakiler: Orhan Yüksel, Erdinç Ayşın,
Behçet Arkun, Tufan Akdemir, Orhan Yalçınkaya, Corce Miliç, teknik direktor Bülent Eken.
Oturanlar: Ayhan Gönenç, Selahattin Kara, Harun Kaya, Cavit Gökalp, Kamuran Karakaş.
                                                                                                                                               (Hayat mecmuası/Koray Gürtaş arşivi)
Orhan Yüksel Adanaspor'da futbolculuğunun son sezonunda (1972-73) antrenörlük hayatına da adım attı: "Eskiden futbolcular oynarken bir yandan teknik direktörlük kursuna gidebiliyordu. Adanaspor'a Gündüz Tekin Onay gelmişti. Bana bir yardımcı lazım dedi. Beni Ankara'dan tanıyordu. 'Bu işin sonu yok, artık oynadığın yeter. Nasıl olsa antrenörlüğe atılacaksın, bana yardımcı ol' dedi. Ben Adana'yı ve Çukurova'yı çok iyi bildiğim için benim yardımcısı olmamı tercih ediyordu. Adanaspor'un birinci lige çıktıktan sonraki ikinci sezonuydu. Onun isteğiyle o sezon futbolu bıraktım. Üç sene onunla beraber çalıştık. Sonra yönetim değişti. Bizim çok sevdiğimiz yönetim kurulu gitti. Öyle olunca Gündüz hoca ben çalışmam dedi. Ben Gündüz Tekin Onay gibi hoca görmedim. Her bakımdan - yönetimi, futbolcuları yönlendirmesi, taraftarı yönlendirmesi, antrenman bilgisi mükemmeldi. Antrenman nasıl yapılır onun sayesinde öğrendik. Çok zekiydi ve hatipti, çok iyi konuşurdu. Ayrıca kalıplı, cüsseli bir insandı. Ufak tefek bir antrenör oldun mu, futbolcular pek takmaz. Onunla çalışmak hem zor hem kolaydı. Onu anlamak lazım. İnanılmaz otoriter bir insandı ama futbolcu haklarını çok korurdu. Üç senelik beraberliğimizde ondan çok yararlandım."

Orhan Yüksel Adana'da bir maçtan önce
oğlu Levent ile.

"Topçu olmadı kerata. Okudu, hem de ne okumak. Şimdi İngiltere'de, Birmingham'da Jaguar Land Rover fabrikasında yönetici oldu. İngilizce, Almanca, Japonca biliyor.   


Adanalı Yılmaz Güney bir maçtan önce Adanaspor
kaptanı Orhan Yüksel'e başarı diliyor.

Orhan Yüksel yetmişli yılların ikinci yarısında iki Adana takımında çeşitli defalar teknik direktörlük yaptı: "Adanaspor'da başladıktan sonra Demirspor'da teknik direktörlük yaptım. Oradan tekrar Adanaspor'a geldim. İki takım arasında gidip geldim yani. Seksenli yıllarda dört sene Bandırmaspor'a gittim geldim. Bir sene çalışıyorum mesela, sonra ayrılıyorum başka bir hoca geliyor. Sonra sıkıştılar mı beni çağırıyorlardı. Sonra Milas'a gittim, üç sene yine gidip gelmelerle orada çalıştım. Bucaspor'da çok harika bir takım yaptık, şampiyon bile olabilirdik. Müthiş bir çıkış yaptık, uzun süre lider kaldık.  Ufuk diye çok iyi bir oyuncumuz vardı. O sakatlandıktan sonra takımı taşıyacak adam kalmadı. Milas'ta Hasan diye çok iyi bir kalecimiz vardı, tek başına ligde kalmamızı sağlamıştı. Onu Buca'ya aldım fakat müthiş formsuz bir sezon yaşadı. Santradan gol yedi. Tek başına neredeyse bizi küme düşürüyordu. Ünal Karaman'ın zamanında Gaziantep'e gittim. Orada güzel günler geçirdik. Kütahya'ya gittim, şampiyon yaptım takımı. İzmirspor'da kötü bir deneme yaşadım. İlk defa üç ay sonunda ayrıldım bir kulüpten. Her tarafta bir kazan vardı. O onun adamı, öbürü başkasının adamıydı."

1976-77 sezonunda Adana Demirspor'u çalıştıran Orhan Yüksel bir antrenmanda.

Orhan Yüksel 1977-78 sezonunda Adanaspor'u çalıştırırken,
Demirspor'a da Gençlerbirliği'nden takım arkadaşı
Yüksel Doğanay hocalık yapmış.

On beş yıl kadar önce, şimdi Altınordu kulübü başkanlığı yapan Mehmet Seyit Özkan'la yolları kesişmiş Orhan Yüksel'in: "Bucaspor'daki ilk görev dönemimden sonra iki yıl kadar başka kulüplerde çalıştım. Sonra Mehmet bey Kaynaklar'da Bucaspor altyapısını kurduğundan beri, yani 2000 başlarından beri onunla çalışıyorum. Milas'ta büyük bir çıkış yapmıştım. Milas gibi bir yerde ortalığı titretiyorduk. Onlarla birlikte kalıyordum, on beş günde bir eve geliyordum. Oradaki başarı Mehmet beyi etkilemiş."
Orhan hocayla görüşmemizi Altınordu kulübünün Yeşilyurt'ta futbol okullarının bulunduğu tesiste sabahın erken bir saatinde yaptık. Erken görüşmemizin sebebi, hocanın o gün İzmir'in muhtelif semtlerinde yapılacak çeşitli yaş gruplarındaki turnuvalarda oyuncu izleyecek olmasıydı. Yetenekli oyuncuları izleyip keşfetmek Orhan Yüksel'in Ankara'daki futbolculuk yıllarından kalma bir alışkanlık. "Bizim kulübün (Gençlerbirliği) iyi bir tarafı futboldan anlayanlara oyuncu sormalarıydı. Onlara birçok futbolcu aldırdım. Mesela bir yere gidiyorduk, filanca oyuncu iyi diyorlardı. Bağlayın bir maç görelim diyorduk. Seyrettiğimiz maçlarda gözümüze kestirdiğimiz futbolcuları alırdık."



Teknik direktörlüğü bıraktıktan sonra kendisini tamamen yetenekli küçük oyuncuları keşfetmeye veren Orhan Yüksel, Ege'nin bütün vilayetleri kazan o kepçe dolaşıyor. Görüştüğümüz sırada İzmir'in muhtelif yerlerinde seyretmeyi hedeflediği muhtelif yaş gruplarına ait turnuvaların yapıldığı yerlerin bir kısmı şöyleydi: "Atatürk Stadı yan saha, Balçova, Bayındır, Bayraklı, Bergama, Bornova, Buca, Çeşme, Çiğli, Gaziemir, Karşıyaka, Kemalpaşa, Kınık, Menderes, Narlıdere, Selçuk, Tire, Aliağa, Foça." Daha önce seyrettiği oyuncular için aldığı notlarda şu gözlemler dikkat çekiyordu: "Fizik çok iyi. Kuvvetli. Golcü. Stoper oynar. Dayanıklı. Mücadeleci. Pas yüzdesi yüksek. Dikkatli. Özgüvenli. Sol ayak çok iyi." 
 Halihazırdaki temposunu şöyle örnekliyor Orhan Yüksel: "Maç nerede biz oradayız. Benim gibi iki arkadaş daha var. Bir haber alıyoruz mesela, 99 doğumlularda bir tane sol açık var. Mesela Germencik'te, hemen gidiyoruz. İzleyip beğendiğimiz oyuncuları  raporla başkana bildiriyoruz. Mehmet Bey çok titiz bir insan, noktasına virgülüne kadar okuyor. Bir oyuncuyu sadece bir kişi izlemiyor. Mesela ben bir oyuncuyu iki kez izledim Selçuk'ta, hemen iki arkadaş daha dün gidip seyrettiler. İki rapor birleştirilip öyle değerlendiriliyor. O iki kişi tam yetkili, sadece İzmir ve Ege'de değil, tüm Türkiye çapında tarıyorlar. Lüleburgaz'da, Urfa'da futbolcu var. Onları izliyor, değerlendiriyoruz."