8 Temmuz 2013 Pazartesi

Mehmet Işıkal - Papi Mehmet

60’lı ve 70’li yıllarda üç Mehmet’in oynadığı Göztepe takımında Küçük Mehmet, futbolcu arkadaşları ve taraftar arasında bilinen adıyla Papi Mehmet idi. Futbola İstanbul’da başlamış, bir ara geçirdiği rahatsızlık nedeniyle kulüpsüz kalma tehlikesi yaşamış, fakat “kader ağlarını örmüştü” şeklindeki tabiri haklı çıkarırcasına art arda gelen bir takım tesadüfler sonucu kendini Göztepe’de bulmuştu. Burada sağ bek olarak yıldızı parlayınca milli takımın 2 numaralı formasını da sırtına geçirdi. Futbolu bıraktıktan sonra da İzmir’den ayrılmadı ve burada iş hayatına atıldı.


1941’de Uşak’ta dünyaya gelen Mehmet Işıkal üç-dört yaşlarındayken ailesi İstanbul’a yerleşti. Çocukluğu Kurtuluş ve Feriköy semtlerinde geçti. Futbola nasıl başladığını kendisi şöyle anlatıyor: “Kurtuluş’tayken Savaşspor adlı mahalle takımında oynamaya başladım. Semtte oturan Ermeni ve Rumlar kurmuştu takımı. Hafta sonları Yenişehir’deki sahada maç yapıyorduk. Sonra bir sene Şişli Hürriyetspor’da oynadım. Ardından bir sene 1. Amatör kümedeki Alibeyköy’de oynadım.”


Bu takımlarda göz doldurunca yükselişe geçmesi uzun sürmedi. “Gündüz Kılıç Galatasaray’a oyuncu seçiyordu. Elene elene biz kaldık. Fakat o sene İstanbul içinde amatörlerin nakli dondurulmuş. Gündüz Abi beni Bursa’da Acar İdman Yurdu’na yolladı. Takımı eski Galatasaraylı oyuncu Muhtar Tunçaltan çalıştırıyordu. Bir sene orada oynadım. Bursa karmasında oynadım, genç milli takıma seçildim. Gemlikli bir İsmet Hoca vardı, yaşım tutmuyor diye büyütmüş. Genç milli takım antrenörü Sabri Kiraz’dı antrenör. Moda’daki kampa üç arkadaş gittik fakat üçümüzün de yaşı büyütülmüş olduğundan bizi geri gönderdiler.”

1970'te Eskişehirspor'u yenip Türkiye Kupasını
kazandıkları maçtan sonra.
Aslında Mehmet Işıkal Göztepe’de oynamaya başlamadan önce, genç yaşlardayken yolu ilk kez İzmir’e düşmüştü. “Gazeteleri okurken İzmirspor’un seçme yaptığı gözüme ilişti. Ahmet diye bir arkadaşımla İzmirspor sahasında yapılan bu seçmelere katıldık. Oyuncuları rahmetli Doğan Emültay seçiyordu. İkimizi seçtiler ama Ahmet dayanamadı, geri döndü. Ben 1962 Şubat ayına kadar İzmirspor’da kaldım. Bir ara beni karakola çağırdılar, oradan da hemen askerlik şubesine götürdüler. Böylece Bornova’daki topçu alayında askerliğe başladım. Bir süre sonra Karagücü takımına seçildim. Haftanın iki günü Güzelyalı’daki sahada idmana gidiyordum. Fakat birlik komutanı yüzbaşı durumdan hoşnut değildi, bu yüzden beni idmanlara göndermemeye başladı. Ama ben kaçıp gidiyordum, futbolu çok sevdiğim için gözüm hiçbir şeyi görmüyordu. Her Salı-Perşembe idmana gidiyorum, ardından dayağı yiyordum. Karagücü’nde Uçar Asena adında bir asteğmen vardı, şimdi Alsancak’ta kadın doğum doktoru. ‘Uçar Abi, Pazartesi günü beni aldınız, aldınız, yoksa bir daha gelemem,’ dedim. Perşembe idmandan sonra Yüzbaşı beni kömürlüğe kapattı. Pazartesi günü Uçar Asena geldi, beni kömürlükten çıkardılar. Beraber istihkâm okuluna gittik. Karagücü o sene 1. Amatör Kümede şampiyon oldu.  Kütahya’da yine birinci olduk. Antalya’daki finali Trabzon İdman Yurdu’na kaybettik.”

İstanbul İnönü Stadında oynanan bir Fenerbahçe-Göztepe
maçında önde Ziya Şengül, Mehmet Işıkal ve Nihat Yayöz.
Arka planda Ali İhsan Okçuoğlu ve Yaşar Mumcu.
“İki sene askerlik yaptıktan sonra İzmirspor’a döndüm. Sezonun bitmesine yedi-sekiz maç kalmıştı. Takımda Sami Özok menajerlik yapıyordu. ‘Seni profesyonel yapalım,’ dedi. Transfer sezonu çok yaklaştığı için ben istemedim ve Bursa’ya gittim. Merinos kulübünde idmanlara başladım. O sırada Sami Özok istifa edince beni çağırdılar. İzmirspor’da sağ bek oynayan Sarı Erol lakaplı bir arkadaşımız vardı. Maçtan bir gün önce bir olaya sinirlenmiş, yumruğunu cama vurunca eli kesilmiş. Böylece benim yolum açıldı ve kadroya girdim. O sezon kalan yedi-sekiz maçta sağ bekte ben oynadım.”

Sağ bek Küçük Mehmet bir Eskişehirspor maçında atakta.
Mehmet Işıkal’ın ilk İzmir serüveni araya askerliğin de girmesiyle fazla uzun sürmedi ve İstanbul’a döndü. “Alibeyköy’de oynarken Ali adlı bir hocam vardı. Feriköy’de yardımcı antrenör olarak çalışmaya başlamıştı. Son maçta Feriköy İzmir’de bizimle oynamıştı. Ali Hoca, ‘Mehmet seni Feriköy’e alayım,’ dedi. Ben kabul ettim ve böylece 1964 yazında Feriköylü oldum. Antrenörümüz Eşfak Aykaç idi. Bir taktik adamıydı hocamız. Fenerbahçe ile birlikte İzmir deplasmanına geldik. O zaman Cumartesi-Pazar üst üste iki maç yapılıyordu. İlk maçımız Göztepe’yleydi. Eşfak Hoca beni Gürsel Abi’nin başına verdi. Rahmetli delirmişti. Maç 0-0 bitti. Ertesi gün Altay’la oynadık, o maçta da Aytekin’in başına verdi. O maç da 0-0 bitti. Bir sene boyunca bu şekilde oynadım.”


“O yaz Fransa’ya gitmiştim. Trende yol alırken pencere açık duruyordu, o sırada üşütmüşüm. Dönünce idmanlara başladım ama idmandan sonra halim kalmıyordu. Bir gece öksürük tuttu. Öksürürken kan tükürdüm. O zaman başıma dank etti, hemen doktora götürdüler beni. Tüberküloz teşhisi kondu. Aşağı yukarı altı ay futboldan uzak kaldım. Yine sezonun sonunda oynamaya başladım. Feriköy’de ikinci sezonumdu, transfer dönemi yaklaşıyordu. Kulüp de benimle mukavele yapmadı. Askerden önce İzmirspor’da oynadığım için, kendime kulüp aramak için İzmir’e geldim.”

İzmir şöhretler karması bir jübile maçında. Mehmet
Işıkal oturanlardan sağdan ikinci.
“Rahmetli Seyfi Abi (Seyfi Talay) borsada çalışıyordu, onu buldum, durumumu anlattım. Seyfi Abi İzmirspor’u aradı. Telefona Sami Özok çıkmış, ‘O hasta, alamayız,’ demiş. Altınordu ve Karşıyaka yetkilileri de aynı cevabı vermiş. Seyfi Abi o zaman Göztepe’de oynuyordu. ‘Bir de bizim kulübe bakalım,’ dedi. O zaman Sabahattin Süvari başkan, Zeki Çırpıcı ikinci başkandı. Onlar yurt dışındaymış o sırada. Telefonu Özdemir Boyer açmış. ‘Ben Mehmet’i tanıyorum, onun işi olur. Pazartesi’yi beklesin,’ demiş. Cebimde para yok. İzmir’de oteller sokağına gittim. Ucuz bir otel buldum, iki gün kaldım. Pazartesi günü Seyfi Abi beni kulübe götürdü. Özdemir Boyer, ‘Ne kadar istiyorsun?’ dedi. ‘Kendi ayağımla kalktım buralara geldim, vallahi ne isteyeyim bilmiyorum,’ karşılığını verdim. ‘İste oğlum bir şeyler,’ diye ısrar etti. O zamanın parasıyla 25.000 lira istedim. ‘O kadar olmaz, 20.000 liraya anlaşalım,’ dedi. Bana 3.000 lira peşin para verdiler. İstanbul’a gidip annem ve babamla vedalaştım, döndüm İzmir’e ve Göztepeli oldum.”

Çeşme'de sezon öncesi bir idman.
İkinci kez geldiği İzmir’den, “O sene anormal bir sıcak vardı, ihtiyacım olmasa neredeyse bırakıp kaçacaktım,” diye konuşan Mehmet Işıkal, art arda gelen bir takım olaylar sonucu Göztepe’de kaldığı gibi tam on bir yıl boyunca oynayıp futbolu burada bıraktı. “Göztepe’ye ilk geldiğimde kulağıma, ‘İyi değil, oynayamaz,’ gibi laflar geliyordu. Hatta Zeki Çırpıcı seyahatten dönünce Özdemir Boyer’e, ‘Alacak başka adam bulamadın mı?’ diye sormuş. O da, ‘Oynayınca görürsün,’ karşılığını vermiş. Rahmetli Sabahattin Kuruoğlu menüsküs ameliyatı olmuştu, idmanlara çıkmıyordu. Kamil de askere gitti. Sağ bekte Büyük Mehmet oynuyordu. Ben gelince onu santrhafa aldılar, beni sağ beke koydular. Zaten sonunda alacaktım ama bu şekilde forma kendiliğinden geldi bana. Ben iyi oynayınca bu sefer, ‘Bir bek almışlar ama taş gibi adam,’ lafları dolaşmaya başladı. En kötü maçımda bile koşar, mücadele ederdim.”

1970 yılında Batı Almanya ile Avrupa Kupası eleme grubu
maçı oynayan milli takımın savunma hattı: Ali Artuner,
Alpaslan Eratlı, Muzaffer Sipahi, Ercan Aktuna, Mehmet Işıkal.
O günden sonra futbolu bıraktığı 1976 yılına kadar Göztepe’nin 2 numaralı formasını sırtından çıkarmadı. “Papi” lakabını nasıl aldığını şöyle anlatıyor: “Papi lakabını rahmetli Gürsel Abi koydu. Sabahattin Abi Beşiktaş’tan geldiğinde zaten evliydi. Onun dışında Göztepe’de ilk evlenen bendim. Çocuğum olunca, Gürsel Abi baba anlamında, ‘Bundan sonra bunun adı Papi olsun,’ dedi. Kafası çok çalışan bir insandı. Yaşasaydı en iyi antrenörlerden biri olurdu.”

Gürsel Aksel'in jübile maçında çekilen fotoğrafla.
Türkiye Kupasını iki kez kazandıkları halde neden lig şampiyonu olamadıklarını şöyle açıklıyor: “Bu öncelikle inanç meselesi; bizim idarecilerimiz inanmıyordu ki. Kendileri inanmadığı için bizi de teşvik etmiyorlardı. Atletico Madrid maçından önce bize 3.000 lira prim vaat ettiler. Tur atlayacağımızı tahmin etmiyorlardı. Biz 3-0 kazanıp rakibi eleyince nasıl o rakamı söyledik diye düşündüler. İdarecilerimiz inansaydı belki üç sene üst üste şampiyon olurduk. Fakat idarecinle, basınınla, her unsurunla inanacaksın. İstanbul basını zaten bizi yıpratıyordu. İtalya’da Bologna maçına otobüsle tam üç günde gittik. Yanımıza kumanya verdiler, yollarda ishal olduk. Oysa maçlardan iyi hâsılat elde ediyordu kulüp. O zamanlar hangi sahada oynandığını bakılmaksızın galip gelen takım hâsılatın yüzde 60’ını alırdı. O yıllarda önlem almak lazımdı, şimdi kulübün dikili ağacı yok.”

Mehmet Işıkal kendi ifadesiyle on bir sene süren Göztepe macerasına 1976’da nokta koydu. “Futbolu 1976’da bıraktım, ertesi sezon takım düştü. Aslında beş sene daha oynardım. O efsane takımdan en son ben bıraktım.”








30 Haziran 2013 Pazar

Çetin Güler - Futbolumuzun Güler Yüzü

Çetin Güler 1940 yılında İstanbul Feriköy’de doğdu. Sağlık memuru olan babası Mehdi Güler Feriköy semtindeki bütün erkek çocuklarını sünnet eden, koyu bir Fenerbahçe hayranıydı. Bütün yaşıtları gibi sokaklarda top oynayarak büyüyen oğlunu doğrudan teşvik etmese de, mahalle takımında oynadığı maçlarını gizli gizli seyrediyordu. İleriki yıllarda, Didi’yi andıran fiziğiyle taraflı tarafsız bütün futbolseverlerin gönlünde “Arap Çetin” namıyla taht kuran Çetin Güler, Haydarpaşa Lisesi’nin orta kısmında okurken basketbol oynamaya başladı.


Basketbolla başlayan sporculuk yaşamı bir süre sonra futbolla devam etti: “Haydarpaşa Lisesinde okurken atletik bir yapım vardı. Önder Dai yıldız basketbol takımına seçti. Can Bartu da genç takımda basket oynuyordu. Aradan bir sene kadar geçti. 1955’te kardeşim Fenerbahçe genç takımına futbolcu seçildiğini haber verdi. Onunla beraber seçmelere girdik. O kaybetti, ben kazandım.” 

1959'da Atatürk Erkek Lisesi takım kaptanı
olarak Şeref Stadında bir maçtan önce.
Maçı ünlü hakem Feridun Kılıç yönetiyor.
Haydarpaşa Lisesinde Boncuk Ömer, genç takımda Esat Kaner gibi Fenerbahçe tarihine mal olmuş ünlü isimlerle çalıştı. 1958-59 sezonunda Fenerbahçe genç takımı İstanbul şampiyonu oldu. Son maçta Galatasaray’la 1-1 berabere kalırlarken şampiyonluğu getiren golü Çetin Güler attı. “Galatasaray’la oynadığımız maçta rahmetli Sabri Dino’ya gol attım. Akşam eve gelince sevinç içinde anneme haberi verdim. ‘Şampiyon olduk anneciğim, golü de ben attım,’ dedim. ‘Aferin evladım,’ diyerek beni öptü. Sonra babam eve geldi. Annem, ‘Mehdi Bey, biliyor musun bizim oğlan gol atmış, takım da şampiyon olmuş,’ diye haberi verdi. Babam, ‘Ne olmuş yani? Sen oğlunun takımdaki vazifesini biliyor musun?’ diye sordu. ‘Ben ne anlarım,’ diye cevap verdi annem. Babam, ‘O vazifesini yapmış, bu tezahürat ne böyle?’ diye konuştu. Babamın bu tavırlarından hakikaten büyük feyizler aldım.”


 Fenerbahçe genç takımı, İnönü Stadında Galatasaray ile 1-1
berabere kalıp 1958-59 İstanbul şampiyonu olarak tur atıyor.
Aynı maçta Çetin Güler, o zaman Galatasaray genç takımı
kalesini koruyan Sabri Dino'ya takımının golünü atarken.
Liseye geçtiği zaman bir süre Beyoğlu Atatürk Lisesinde okuyan Çetin Güler, takıma daha fazla vakit ayırmasını isteyen kulüp yetkilileri tarafından özel bir okula nakledildi. “1959’da Fenerbahçe beni Suadiye’de bir koleje yazdırdı. Okulun parasını rahmetli Müslim Bağcılar ile Faruk Ilgaz ödemişti. Kulübün idarecileri ağırlıklı olarak Demokrat Partiliydi. 27 Mayıs 1960 harekâtı olunca müdür, ‘Bakalım şimdi ne yapacaksın?’ dedi. Neyse, kazasız belasız bitirdik okulu. Ardından Sultanahmet’teki Yüksek Ticaret Mektebine girdim. Fakat bir süre sonra profesyonel olunca idmanlar çoğaldı ve okulu aksattım.”

Fenerbahçe genç takımında Ergun
Öztuna (Puşkaş Ergun) ile birlikte.
Genç takımda oynadığı dönemde A takımda oynayan futbolcu ağabeylerinden büyük destek görüyordu. “Basri Abi (Dirimlili) sol bek oynuyordu. Bir idmanda topu aldım, Basri Abi’yi geçtim, kaleye doğru gidiyordum. Arkamdan, ‘Koş, koş, şimdi vur!’ diye bağırıp beni teşvik ediyordu.” 

Fenerbahçe Stadında bir idman. Sağ başta Çetin Güler.
Yanında Avni Kalkavan ve Necdet Çoruh.
Arkada Seracettin Kırklar.
Bu döneme ait bir başka anısı da “ikinci babam gibiydi” dediği Lefter Küçükandonyadis’le ilgili. “Bir gün Park Otel’de maç yemeği yiyecektik. Tavuksuyu çorbası vardı. Kulplu kâse içinde geldi fakat yanında kaşık da var. Ben bir kaşığa bakıyorum, bir kulpa, nasıl içeceğime bilemiyorum. Lefter Abi durumu anladı ve Rumca, “Bana bak,” dedi. Ardından kaşıkla çorbayı içmeye başladı, sonra da kulptan tutup bitirdi. Ben de onu taklit ettim. Eskiler bir başkaydı. Onlarla çok güzel anılarım oldu.”

Çetin Güler'in yer aldığı Fenerbahçe B takımı. Kaleci Şükrü Ersoy.
Topa oturan oyuncu Nedim Günar. Sağ başta oturan Akgün Kaçmaz.
Ayakta sol baştaki oyuncu daha sonra Göztepe'ye giden Hüseyin Yazıcı.
Genç takımın santrforu olarak oynadığı futbol ve attığı gollerle dikkat çekti. O dönem Feriköy kulübünün başkanlığını yapan Necati Karakaya onu takımına almak istedi. Yaşı küçük olduğu için babasının olurunu almak gerekiyordu. Fakat koyu Fenerbahçeli Mehdi Bey, “Malzemeci olsun, Fenerbahçe’de kalsın,” diyerek izin vermedi. Bir süre sonra A ve B takımlarının maçlarına çıkmaya başladı. “Macar hoca Szekelly beni A takımına çağırdı. Atatürk Kupasında bir maça çıktım takımla. Szekelly devamlı oynatmak istedi ama takımda amatör olarak Ergun ve Yüksel vardı zaten. O zaman iki tane amatör oynayabiliyordu. Ben de öğrenci olduğum için profesyonel olamıyordum. Nur içinde yatsın, Lefter Abi ile Necdet Abi beni Kasımpaşa’ya götürdüler. Aksi takdirde Fenerbahçe’de oynayabilmem için birinin sakatlanmasını beklemem gerekecekti. Ben, Niyazi Abi (Tamakan) ve Necdet Abi(Çoruh), üçümüz birden Kasımpaşa’ya transfer olduk.”

Kasımpaşa'yla sözleşme imzalarken.
Böylece Çetin Güler 1961-62 sezonundan itibaren profesyonel bir futbolcu olarak Kasımpaşa forması giymeye başladı. O döneme ait bir anısı da aldığı maaşla ilgili: “Niyazi Abi ile Necdet Abi’ye 500 lira maaş verdiler. Baktım benim sözleşmemde 250 lira yazıyor. Ben buna itiraz edecek olunca Necdet Abi, ‘Çok konuşma, at imzanı,’ dedi. O zamanlar öyle bir anlayış vardı. Yaşça küçük olanlara söz hakkı tanınmazdı.”
Kasımpaşa’da iki ayağını da iyi kullanan, kafa hakimiyeti iyi olan bir santrfor olarak göz doldurunca, Fenerbahçe onu geri almak istedi. Fakat o zamanlar yönetmelikteki transferle ilgili koşullar tamamen kulüplerin lehineydi. Bugünün penceresinden o döneme bakıldığında, futbolculara adeta köle muamelesi yapılıyordu. İki yıllık sürenin sonunda bir kulüp futbolcusunu bırakmak istemediği takdirde, iki yıllık maaş bedelini yatırarak oyuncunun kulüpte kalmasını sağlıyordu. “Kasımpaşa’daki süremin bitiminde Fenerbahçe beni geri almak istedi. Fakat kulüp beni bırakmadı. ‘Beni bırakmazsanız askere giderim,’ dedim yöneticilere. İnanmadılar tabii. Fatih Askerlik Şubesinin komutanı tanıdığımdı, ona maç bileti verirdim. Hemen ona gittim ve bir an önce askere gitmek istediğimi söyledim. Böylece 1 Eylül 1963’te askere alındım.”

Bir İzmir seyahatinde bazı Kasımpaşalı oyuncular. Kirlo
Yılmaz, Çetin, Adnan ve kaleci Özkay.
Çankırı’da yedek subay öğretmen olarak görev yapan Çetin Güler yine de sorumluluk duygusu ağır bastığından, zaman zaman birliğinden izin alarak hafta sonunda oynanan lig maçlarında takımının formasını giyiyordu. 1963-64 sezonunda Kasımpaşa için işler iyi gitmiyordu. İşte Çetin Güler en unutamadığı maçlardan birini o sezonun sonunda oynadı. Sezonun bitimine birkaç hafta kala Kasımpaşa'nın küme düşmesi kesinleşmişti. Son haftadan bir önceki maçta İzmir'de Karşıyaka'yla oynayıp 4-0 kaybetti. Ancak İstanbul'a döndükten sonra bazı oyuncular kendilerine para verildiğini açıkladı. Patlak veren şike skandalı sonucu on üç futbolcu ceza kuruluna verilmişti. Son hafta Feriköy'le oynayacak Kasımpaşa'nın sahaya çıkaracak sadece dokuz oyuncusu kalmıştı. Skandala karışmayan Çetin Güler de bu futbolculardan biriydi. O gün sahaya çıkan ikisi amatör dokuz futbolcu bir onur mücadelesi yaptı. Feriköy maçı zorlanarak 3-1 kazanırken Kasımpaşa'nın tek golünü sakatlanma pahasına Çetin Güler attı. 


Feriköy karşılaşması Kasımpaşa formasıyla oynadığı son maçtı. Onu yeni bir takım ve yeni bir şehir bekliyordu. “Yedek subaylık hizmetim devam ediyordu. Bir hafta sonu Bağdat Caddesinde dolaşırken Hacettepe’de oynayan Necdet Niş’le karşılaştım. ‘Seni Ankara’ya alalım,’ dedi. Ben, ‘Nasıl olacak? Hem yedek subayım hem sözleşmem devam ediyor,’ diye sorunca, ‘Gelmek istiyorsan sen orasına karışma,’ dedi. Babama söylediğimde, ‘Sen bilirsin,’ dedi. Yöneticilerden rahmetli İlhan Bartu benden vekâletname aldı, sözleşmemi feshettiler. Tayinimi de Ankara’ya yaptılar, böylece Hacettepe kulübüne gittim.”

Hacettepe takımı İnönü Stadında. Ayaktakiler: Yılmaz, Onursal, Halis, Aydın,
Necdet, Baskın. Oturanlar: K. Suphi, Nuri, Çetin, Metin, Turan.
Farklı takımlarda oynayan  futbolcu arkadaşlarının ifadesiyle en verimli yıllarını Hacettepe'de geçirdi. O yılların Hacettepe'si kaleci Baskın, Necdet Niş, Büyük ve Küçük Suphi, Onursal, Güvercin Nuri gibi isimlerden oluşan kadrosuyla büyük takımlara kafa tutuyordu. Santrfor olarak oynayan Çetin Güler de gazeteler tarafından sık sık haftanın on birine seçiliyordu.


Bir Hacettepe-Altay maçında Çetin Güler'in Aytekin ve
Kazım arasından çektiği şutu kaleci Varol kurtarıyor.
1964-65 sezonunda formasını giymeye başladığı Hacettepe’de, üçüncü yılında büyük bir sakatlık geçirerek bir yıldan fazla bir süre futboldan uzak kaldı. “19 Mayıs Stadı dış sahasında antrenman yapıyorduk. Zemin çamurluydu. Tam şut atmak üzereyken, Nuri arkadan gelip destek için sabit bastığım bacağıma bir vurdu, yere düştüm. Çapraz bağlar kopmuş. Yirmi sekiz dikiş atıldı ve bacağım sekiz hafta alçıda kaldı. Yaklaşık sekiz ay hiç top oynayamadım. Hatta doktorlar futbolu bırakmamı tavsiye etti fakat ben o meşhur “Rambo” filmindeki gibi o kadar çalıştım ki, kendimi toparladım. 

Dönemin foto muhabiri Yavuz Donat'ın Ulus gazetesi için çektiği güzel bir poz.
Çetin Güler'in ifadesiyle foto muhabirleri ondan maç sırasında röveşata
yapması için özel istekle bulunurmuş.
Çamur sahanın azizliği sonucu İstanbulsporlu
Ercan Aktuna ile giriştiği mücadele sonucu
şortu yırtılan Çetin Güler dönemin usta foto
muhabiri İsmet Gümüşdere'ye yakalanmış.
Her şeyimi Orhan Şeref Apak’a borçlu olduğumu söyleyebilirim. Bir gün beni yanına çağırdı. ‘En büyük arzum seni A milli takımda oynatmaktı ama görüyorsun Metin var, Ertan var; ama seni antrenör kursuna göndereceğim,’ dedi. Yirmi yedi yaşında C kursuna gittim. Hemen arkasından B ve A kurslarını bitirdim. O dönemde kursa katılanların en küçüğü bendim. Turgay Şeren, Şükrü Ersoy, Lefter Abi gibi isimler katılıyordu kursa. Küçük olduğumdan bütün işlere ben koşturuyordum, saha çalışmalarına ben çıkıyordum. Rahmetli Yüksel Doğanay o halimi görünce, ‘Seni Gençlerbirliği’ne alalım,’ dedi.” Böylece 1968-69 sezonunda Gençlerbirliği forması giymeye başladı. Fakat buradaki futbol yaşantısı fazla uzun sürmedi. Kendi ifadesiyle ortalıkta “sakat, oynayamıyor” diye laflar dolaşıyordu. Bunun üzerine kesin olarak futbolu bıraktı.

1968-69 sezonunda Gençlerbirliği takımı. Ayaktakiler: Ekrem, Çetin, Hayrettin,
Cevdet, B. Tevfik, Selçuk. Oturanlar: Zeynel, İsmet, K. Tevfik, Burhan,
Faik. (Hasan Hüseyin Çakın'a teşekkürler)
Çetin Güler’in antrenörlük kariyeri daha futbolu bırakmadan önce başlamıştı. “Ankara’ya geldiğimde Siyasal Bilgiler Basın Yayın Yüksek Okuluna yazılmıştım. Gençlerbirliği’ne gittikten sonra bölge müdürü Ali Tozkonmaz beni Beden Terbiyesi Bölge Müdürlüğüne futbol antrenörü olarak aldı. Ankara genç karmasını çalıştırdım. İstanbul’un hegemonyasına son verip üst üste üç yıl Türkiye şampiyonu olduk. 1973-74 yılında genç milli takıma Ankara’dan on iki tane futbolcu verdim.” 






“Bölge Müdürlüğünde müdür muavini olmak üzereydim. Ondan sonra müdür olmam kesindi. Bir gün Genel Müdür İsmail Hakkı Güngör beni çağırdı. ‘Çetin, sen masa başı adamı değilsin, sen genç milli takımı çalıştıracaksın,’ dedi. O zaman federasyon başkanı Hasan Polat’tı. Tam müdür muavini olacakken kendimi birden genç milli takım teknik direktörü olarak buldum. Mayıs veya Haziran ayında bu göreve başlamıştım ki, Eylül ayında bir toplantı daha yapıldı. A milli takıma yardımcı antrenör seçilecekti. Nur içinde yatsın Coşkun Abi (Özarı) çok zeki, akıllı bir insandı. ‘Kimsenin kalbini kırmayalım, en yüksek kimin lisansıysa o başlasın,’ dedi. En yüksek lisans benimdi. Böylece 1974 senesinde Coşkun Abi’nin yardımcısı olarak A milli takıma girdim. Ondan büyük feyiz aldım. O arada ümit milli takımı teknik direktörlüğüne getirildim. Prater Stadında Avusturya ile çok güzel bir maç oynadık. Basında rahmetli Gündüz Abi başta olmak üzere övgü dolu yazılar çıktı. Bir ara özel maçlar yapmak üzere Çin’e gittik.”

İzmir Atatürk Stadında bir milli maçtan önce
Çetin Güler, Coşkun Özarı ve Nazım Özbay.
Çetin Güler’in teknik direktörlük kariyerinde en unutulmaz maçlardan biri Türkiye’nin 17 Kasım 1976’da Dresden’de Doğu Almanya ile 1-1 berabere kaldığı dünya kupası eleme maçıydı. “Ekim sonunda oynanan Malta maçından sonra Hasan Polat istifa etti. O bırakınca Coşkun Abi de ayrıldı. Kısa bir süre sonra Doğu Almanya ile maçımız vardı. Rahmetli genel müdür beni çağırdı. ‘Takımı sen çıkaracaksın ama gençsin, ezilmeni istemiyorum. Ağabey olarak Doğan Andaç’ı seninle göndereceğim,’ dedi. Malta-Doğu Almanya maçını seyretmiştim. Adamlar hakikaten bir makine gibi oynuyordu. Maç akşamı herkese iyi geceler diledim. Rahmetli Erol Togay’ın odasına geldim. ‘Erol, şortun temiz olsun yarın,’ dedim. Sabaha kadar heyecandan uyumamış. Doğu Almanya maçından sonra da ben ayrıldım. Türkiye Futbol Federasyonu tarihinde tazminatını ödeyip ayrılan ilk teknik direktör bendim. Benden sonra da Mustafa Denizli böyle yaptı.”

Bir milli maçta sakatlanan Cemil Turan'ı
saha dışına çıkarıyor.
 Milli takımdan ayrıldıktan sonra 1977-78 sezonunda 2. Ligde oynayan Kocaelispor’u çalıştırdı. Kadroda Raşit Çetiner, Güvenç Kurtar, Ceyhun, Bülent Baturman gibi isimlerin bulunduğu takım şampiyonluğu zorlayarak ligi dördüncü sırada bitirdi.

Kocaelispor'da yardımcısı  eski futbolcu Vefalı Muhterem Ar,
kulüp doktoru ve umumi kaptan Mehmet Sadık Efe'yle birlikte.
Ertesi sezon Çetin Güler ile Coşkun Özarı’nın yolları bir kez daha kesişti. Özarı Galatasaray teknik direktörlüğüne getirilince yardımcısı olarak kimi seçeceğini hiç düşünmedi. “Galatasaray’da çok zor şartlarda çalışıyorduk çünkü idman sahası yoktu. Antrenmanı tartan pistte yapıyorduk. Arabalara binip çeşitli sahalara gidiyorduk. Beşiktaş Şeref Stadında, Fenerbahçe Dereağzı’nda toprak da olsa çalışacak sahalara sahipti. Fakat Galatasaray’ın o sıralar Ali Sami Yen Stadı onarımda olduğu için çalışacak sahası yoktu. İlk yılımızda Trabzonspor şampiyon oldu, biz Başbakanlık Kupasını aldık. Ertesi sezon Özarı istifa edince ben de ayrıldım.”
Galatasaray'ın sezon açılışında Ali Sami Yen Stadında.

Coşkun Özarı'nın arkasında eski
Galatasaraylı futbolcu Naci Özkaya.
Kendi ifadesiyle bütün Anadolu’yu dolaşan Çetin Güler Diyarbakırspor, Altınordu, Göztepe, ikinci bir dönem Kocaelispor, Giresunspor, İskenderunspor, Adana Demirspor, Mardinspor, PTT ve Edirnespor’u çalıştırdı. Yirmi yılı aşan hocalık döneminden sonra Futbol Federasyonuna girdi ve bu kez teknik direktör adaylarını eğitmeye başladı. “Federasyon 1989’da özerk olmuştu. Yakın arkadaşım Oğuz Öken’i tebrik etmeye gitmiştim. Beraber çalışmamızı istedi. Böylece 1990’dan itibaren federasyondaki görevime başladım.” 

İstanbul'daki bir maçta Diyarbakırspor yedek kulübesi.

1980-81 sezonunda 2. Ligde şampiyonluğa
oynayan üç İzmir takımının antrenörleri
Turgay Meto, Erkan Velioğlu ve Çetin Güler
Milliyet'te Mesut Yavuz'un karikatürüne
 konu olmuş.


Eskiler ismiyle huyu aynı olan insanları tarif etmek için “ismiyle müsemma” derlermiş. İşte Çetin Güler de ismiyle müsemma bir insan olarak, soyadı gibi gülen yüzü, alçakgönüllü kişiliğiyle kurs ve seminer sorumlusu olarak girdiği Futbol Federasyonunda, Eğitim Müdürlüğüne yükseldikten sonra hâlihazırda Antrenörlük İşleri Müdürlüğünü sürdürüyor ve tüm kurslarda öğretim görevlisi olarak teknik adam yetiştirmeye devam ediyor. 

    

15 Haziran 2013 Cumartesi

Bilge Tarhan - Futbol Sahalarında Bir Mühendis

Altmışlı yılların İstanbulspor’u, bütün futbolseverlerin sempati duyduğu bir takımdı. İstanbul Erkek Lisesi bünyesinden çıkmasına rağmen, hiçbir zaman küçük bir Anadolu kentinin takımı kadar bile taraftarı olmayan bu kulüp, oynadığı temiz futbolla, oyuncularının birbirine bağlılığıyla gönüllerde yer edinmişti. İstanbulspor’da 1959 yılında oynamaya başlayan Bilge Tarhan, beyin kanaması geçirip zorunlu olarak futbola veda ettiği 1971 yılına kadar formasını aralıksız on iki yıl giydiği bu kulübün simge isimlerinden biri oldu. Üstelik liseyi bitiren futbolcu sayısının bile az olduğu o yıllarda, bir yandan sahaya çıkıp bir yandan da İstanbul Teknik Üniversitesinde okuyarak inşaat mühendisi oldu.


Yazının güncellenmiş halini okumak için lütfen aşağıdaki linki tıklayın: 

25 Mayıs 2013 Cumartesi

Mustafa Kaplakaslan - Miço Mustafa

Futbolcuların soyadının henüz kullanılmadığı 70'li yıllarda Altay'da oynarken, Çeşmeli adaşından yaşça biraz küçük olduğu için "Küçük Mustafa", sonradan takıma bir adaşı daha katılınca "Mustafa II" denmişti. Kısa bir süre oynadığı Beşiktaş'ta da bir adaşı bulunduğundan bu numaralandırma alışkanlığından kurtulamadı. O dönem, aynı zamanda futbolcular için lakapların hâlâ yaygın biçimde kullanıldığı yıllardı. Futbol severler için Miço Mustafa idi o. Fenerbahçe'de üst üste iki sezon şampiyonluk yaşamasına rağmen ilk kez parladığı ve sonra tekrar döndüğü Altay'ın simge futbolcularından biri oldu Mustafa Kaplakaslan. Futbolu bıraktıktan sonra hayatını İzmir'de sürdürdü. Kendisini yakından tanıyan Altay "mütehassısı" Orhan Berent ile birlikte eski günleri konuştuk.



Mustafa Kaplakaslan 1950 yılında Adana'da, Küçüksaat yakınlarındaki Kocavezir mahallesinde doğup büyüdü. Bütün yaşıtları gibi sokak aralarında, arsalarda top oynayarak yetişti. "Kim okul gördü, kim hoca gördü," dediği o günleri şöyle anlatıyor: "Garın yanındaki Adana Demirspor binasının yanında küçük bir saha vardı, oraya gidiyorduk. Bir de kulüp binasının önünden geçen yolun öbür tarafında, şimdi binaların olduğu yer büyük futbol sahasıydı. Zaman zaman da orada maçlar yapardık."

Oynadığı futbolla dikkat çeken genç Mustafa henüz 16 yaşında Adanaspor forması giydi. 2. Ligde mücadele eden takımda 1966-68 yılları arasında oynadı. Bu sırada diğer kulüplerin dikkatini çekmekte gecikmedi. "1967-68 sezonunda İstanbul’da Sarıyer-Adanaspor maçı vardı. Cemil de o zaman Sarıyer’de oynuyordu. İlk yarıyı Cemil’in attığı golle 1-0 yenik kapadık. Ayakkabılar yüzünden iki ayağım birden yarılmıştı. Malzemeciye çivilere vurmasını söyledim. Kamuran diye bir çocuk vardı, o çıktı. Varlıklı bir aileden geliyordu, ayakkabısı canavar gibiydi. Kamuran’dan ayakkabılarını istedim, o da verdi. Bir giydim, pamuk gibi. İkinci yarı bir gol attım, maç 1-1 bitti. O sırada Altay'da yönetici olan Akın Barhan maçımızı seyretmiş. Soyunma odasına geldi. '10 numara kim?’ diye sordu. Altay’da yönetici olduğunu söyleyip, ‘Gelmek ister misin?’ diye sordu. 'Tabii,' deyince hemen beni Pera Palas’a götürdü. Altay’ın ertesi gün Fenerbahçe ile Türkiye Kupası final maçı varmış. Yöneticiler oradaydı. 15 bin liraya amatör statüde anlaştık orada."

"68 yazında, 18 yaşındayken Altay’a geldim. İlk zamanlar Gündüz Kılıç beni yirmi beş kişilik kadroya almadı.  O zaman müthiş bir kadro vardı. İlk on birin arkasında hepsi oynayacak kapasitede beş altı kişi oturuyordu. Genç takım İzmir şampiyonluğuna oynuyordu. Benim de yaşım genç takımda oynamaya müsaitti. Özer de Göztepe genç takımında oynuyordu o zaman. Genç takım hocası Halil Bıçakcı bir gün bana geldi, ‘Göztepe ile şampiyonluk maçımız var, bir maç oyna, yine A takımı idmanlarına git,’ dedi. Ben, ‘Oynamam hocam, 2. Ligden geldim,’ dedim. O seneler 2. Ligde de bayağı kaliteli takımlar, oyuncular vardı. Rıdvan Burçetin’e söylemiş. Rıdvan Abi, ‘Bir maç oynayacaksın, ben zaten seni genç takıma verir miyim,’ deyince gidip oynadım. O maçı kazanıp şampiyon olduk."

1968-69 sezonunda Altay'a yeni gelenler eskilerle bir arada. Üst sıra: Halil Bıçakçı, Tanzer, Cevdet, Feridun, Ali Rıza,
Gündüz Kılıç, Ayfer, Aytekin, Yılmaz. Oturanlar:  ?, Mithat, Mustafa, Yıldır, Ender.
İlk sezonunda fazla oynama şansı bulamayan Mustafa, 1969-70 sezonunda takımıyla beraber yükselişe geçti ve hemen hemen bütün maçlarda ilk on birde yer aldı. Romen hoca Teodorescu'nun  çalıştırdığı Altay o sezon uzun süre önde gitti. "Ligde uzun süre lider bizdik. Sonra Eskişehirspor ile İzmir’de berabere kaldık, ardından İstanbul’da Fenerbahçe’ye yenildik ve liderliği kaybettik." O sezon Altay ligi üçüncü bitirdi.

Altay 1969-70: Ayfer, Necdet, Tanzer, Kraus, Ali Rıza, Oğuz.
Oturanlar: B. Mustafa, Mithat, Zinnur, K. Mustafa, Behzat.
Altay'da başarılı futbolunu sürdürünce olağan gelişme yaşandı ve Mustafa Kaplakaslan İstanbul'un yolunu tuttu. Üç yıl üst üste şampiyon olan Galatasaray'ın üstünlüğünü kırmaya kararlı olan Fenerbahçe kadrosuna Alpaslan,  Ender ve Adil'le birlikte Mustafa'yı da katmıştı. İki kulüp arasındaki maddi uçurum, İzmir'le İstanbul arasındaki ekonomik farkı da özetliyordu:  "Altay'a ilk geldiğimde bin lira maaş alıyordum. Sonra iki bin lira oldu. Fakat İstanbul’a gittiğimde elime aylık 25-30 bin lira para geçmeye başladı. İstanbul çok farklıydı. Emin Cankurtaran'ın Karaköy Bankalar Caddesinde yazıhanesi vardı. Ender, Alpaslan, ben, üçümüz gittik yanına. Orada Emin Cankurtaran hepimizin parasını önümüze koydu. İki ay sonra paraya sıkışmıştım, yanına gittim. Hiçbir şey söylemeden, ‘Ne kadar lazım?’ diye sordu. Ben, ‘55 bin lira,’ deyince sekreteri çağırdı. ‘Kızım, Mustafa Kaplakaslan adına 55 bin liralık bir çek yaz,’ dedi. O zaman neredeyse bir daire parasıydı. Yanından çıkarken de, ‘Bir derdin oldu mu her zaman beni arayacaksın,’ diye tembihledi. O zaman İzmir’de para verilmemesine alışmışız ya, kulübe gittim. Fikret Arıcan o zaman kulüp müdürüydü, ‘Baba, Emin Abi aradı mı?’ dedim. ‘Niye arayacaktı?’ diye sordu. Ben durumu izah edince, ‘Ağzına fermuar vur, o seni sevdiği için o parayı vermiş,’ cevabını verdi. İzmir’de iki bin lira avans alsam, başkan hemen kulübe telefon eder, avansın maaşımdan kesilmesi için talimat verirdi. Transfer paralarımızı da parça parça alırdık. İstanbul’la İzmir arasındaki bu fark şimdi de aynen sürüyor."

Yılmaz, Önder, Mustafa, Cemil.

Mustafa Kaplakaslan, teknik direktör Didi yönetimindeki Fenerbahçe'de 1973-74 ve 1974-75 sezonlarında lig şampiyonluğu yaşadı. Fakat bu başarılara rağmen bazı oyuncularla anlaşmazlık yaşayınca İzmir'e döndü. İstikrarlı futbolunu sürdürerek iki sezon boyunca Altay'ın neredeyse tüm maçlarında oynadı. Altay 1976-77 sezonunda Necdet Niş yönetiminde bir kez daha lig üçüncüsü olurken başarıda Miço'nun payı büyüktü.


1977-78 sezonu başladıktan birkaç hafta sonra, bir kez daha İstanbul'un yolunu tuttu. Bu kez gittiği kulüp Beşiktaş'tı: "Bir ara sakatlanmıştım. Alacağımın ödenmesinde sorunlar yaşayınca alacağıma karşılık bonservisimi bedava aldım. Beşiktaş’ın durumu o zaman çok karışıktı. Kim transfer yapıyor belli değildi. Beni idmana götürdüler. Teknik direktör Milutinoviç çift kale oynatıyordu. Beni ikinci on bire soktu. İdmanlıydım, iyi oynadım o yüzden. Yardımcısı Sanlı’yla konuşuyordu, durumu anladım. Devre arasında birinci takımdan adam çıkardı, beni koydu yerine. Maç bitince beni çağırdı, ‘Sizin geldiğinizden benim haberim bile olmadı, Pazar günü Mersin maçımız var, hazır olun,’ dedi. Çıktım oynadım, ilk golü de ben attım, maçı 4-1 kazandık. Mithat da o zaman santrhaf oynuyordu. Onun forması her zaman hazırdı. Beşiktaş o sezona çok kötü başlamış, dibe inmişti. Sonra üst üste birkaç maç kazandık, takım yukarı çıktı."

Beşiktaş'ta iki Altaylı. Sağ başta Mithat Mıhçı ve Mustafa Kaplakaslan.
Onun yanında Paunoviç,  Şaban, Reşit ve sol başta kaleci Rasim yer alıyor.

Fakat sezon sonunda Beşiktaş'tan ayrılıp bir kez daha İzmir'e döndü. Bunun nedenini şöyle açıklıyor: "Beşiktaş gençleştirme peşindeydi. Nitekim o özkaynak düzeni birkaç yıl sonra meyvesini verdi. Benim yaşım 27-28’e gelmişti. Bonservis elimdeydi, sezon sonunda ayrıldım."

Mustafa Kaplakaslan'ın üçüncü Altay dönemi kısa sürdü. 25 Nisan 1979'da Kırıkkalespor'la yapılan kupa maçında çapraz bağlardan sakatlanarak sezonu kapattı. "Kırıkkalespor'u deplasmanda 3-2 yendik. İzmir’deki rövanşta da 2-0 öndeydik. Rahmetli Candan Tarhan antrenördü. Mustafa’yı çıkardı. Keşke beni de çıkarsaydı. Rakip oyunca arkadan vurdu. Ayağım anında şişti. Ertesi gün çapraz bağların yırtıldığı anlaşıldı. Bizim gibi sahada bilekleri iyi olan adamların çapraz bağ sakatlanmaları çok oluyor. İyileşsen de eski performansını veremiyorsun."
1971'de İzmir'de düzenlenen Akdeniz Oyunları ikincisi Ümit Milli Takım.
Ayaktakiler: Mehmet Oğuz, Ali, Mustafa, Özer, Şevki, Tuncay.
Oturanlar: Timuçin, Ahmet, Mustafa Kaplakaslan, Raşit, Mustafa.
Ertesi yıl Karşıyaka onu transfer etti. Fakat yeni formasını sadece yarım devrelik bir maç için giyebildi. "Sakatlandığım için eski gücümde olmadığımı söylemiştim ama Karşıyaka beni yine de aldı. Oynadığım maçta devre arasında çıkmak zorunda kaldım." Böylece futbol hayatı daha otuz yaşında fiilen bitmişti. Futbolculuğu sırasında kurduğu ecza deposu işini sürdürdü, ardından uluslararası nakliye işiyle uğraştı. Kendi ifadesiyle bir ara hocalık yapmayı denedi, 1989’da Altay PAF takımını çalıştırdı. 

Akdeniz Oyunlarında ikincilik kupasını alırken.
Mustafa Kaplakaslan İzmir ile İstanbul arasında birkaç kez gidip gelmesine rağmen kendini her zaman Altaylı olarak gördü. Kulübünün yaşadığı zor günler onu da üzdü. Kulübü bu durumdan kurtarmak umuduyla son başkanlık seçiminde camiadan gelen taleple başkanlığa adaylığını da koydu ancak kaybetti.


14 Mayıs 2013 Salı

Türkiye Kupası Notları 3


Kupada 1968-69 sezonu yine sürprizli bir sonuçla başladı. Galatasaray , İkinci Lig ekibi Kütahyaspor'a deplasmanda 4-3 yenildi.

                                                                                    (Tercüman)
İstanbul’da yapılan rövanş ilginç bir olaya sahne oldu. Galatasaray Kütahya’yı 2-1 yendi. Bugün de geçerli olan yeni uygulamaya göre, gol eşitliği olduğu zaman deplasmanda daha çok gol atan takım tur atlıyordu. Ancak bu yenilikten haberi olmayan hakem maçı yarım saat daha uzattı. Galatasaray uzatmada iki gol daha atarak bir üst tura çıktı.

                                                                                        (Milliyet)
Bu sezonun dikkat çekici notlarından biri PTT'nin Beşiktaş'ı elemesiydi. Lig maçlarında Galatasaray'ı 1-0, Fenerbahçe'yi 2-1 yenmeyi başaran bu Ankara ekibi kupada evindeki ilk maçta Beşiktaş'ı da 3-1 yenmişti. İstanbul'daki maç 0-0 berabere bitince PTT üst tura yükseldi ve daha sonra çeyrek finalde Bursaspor'a elendi. 
 
                                                         (Tercüman)
Bu sezonda Galatasaray ile  Fenerbahçe yarı finalde karşılaştılar. Lig şampiyonluğunu kazanan Galatasaray ezeli rakibini 2-1 yenerek kupada da finale yükseldi.

İkinci finalist ise İzmir’den Göztepe oldu. O sezon Avrupa Fuar Şehirleri Kupasında da başarılı sonuçlar alıp yarı finale kadar yükselen Göztepe, Türkiye Kupasının çeyrek finalini çok zorlu bir mücadeleden sonra geçmişti. Ankara’da yapılan ilk maçı Demirspor 3-1 kazandı. İzmir’deki maçta da Demirspor bir gol daha attı ve ilk yarıyı 1-0 önde bitirdi. Fakat pes etmeyen Göztepe ikinci yarıda dört gol atarak maçı uzatmaya bile götürmeden yarı finale yükseldi.

                                                                                                             (Yeni Asır)
Yarı finalde rakip Bursaspor’du. İzmir’deki ilk maç 1-1 berabere bitti. Bursa’daki rövanş maçı da 90. dakikaya kadar 0-0 beraberlikle sürdü. Maç böyle bitse Bursaspor finale yükselecekti. Ancak Nihat 90. dakikada bütün Bursa’yı yıkan ve santrası bile yapılmayan golü atınca ortalık karıştı. Seyirciler taş, sopa, sandalye; ellerine ne geçerse hakeme ve rakip takım oyuncularına fırlattılar. Üç Göztepeli oyuncunun başı yarıldı. Sonunda hakemler ve futbolcular asker kıyafeti giydirilerek stattan kaçırıldı.

                                                (Yeni Asır)

Bu nahoş hadiseden sonra finalde Galatasaray ve Göztepe karşı karşıya geldi. İzmir’deki ilk maçı 1-0 kazanan Göztepe, üç gün sonraki rövanşta İstanbul’da güçlü rakibiyle 1-1 berabere kaldı. Nihat yarı finalde olduğu gibi finalde de uzatma bölümünde gol attı. Böylece Göztepe iki sezon önce kurada kaybettiği kupanın 1968-69 sezonunda ilk kez sahibi oldu.

                                                                            (Yeni Asır)


                                                                              (Yeni Asır)

1969-70 sezonunun ilk turunda Altay ile Beşiktaş eşleşmişti. İzmir’deki maçı ev sahibi 3-2 kazandı. Rövanş 74. dakikaya kadar 0-0 devam ederken Beşiktaşlı bir oyuncunun eline çarpan topa hakem penaltı verince ortam gerildi. Direkten dönen atışı hakem tekrarlatınca iş bu kez çığırından çıktı. Sahaya giren seyirciler hakemi tartaklarken bazı yönetici ve antrenörler de olaya karıştı. Sonuçta yarım kalan maçı Beşiktaş hükmen kaybederken çalkantılı bir dönem yaşayan kulübün yönetim kurulu da istifa etti.

                                                                                                      (Hürriyet)

Bu maçtan birkaç gün sonra İstanbulspor Fenerbahçe'yi 1-0 yendi. İlk maçta 1-1 berabere kaldıkları için Fenerbahçe de ilk turda elenenler arasına katıldı.

                                                                                    (Hürriyet)

Çirkin olayların gölge düşürdüğü bu sezonun güzel yanı, üç sezon önceki gibi iki 2. Lig takımının yarı finale yükselmesiydi. Bu takımlar çeyrek finalde İstanbulspor’u eleyen Orduspor ve PTT’yi eleyen Kütahyaspor’du. 

                                                        (Hürriyet)
Eskişehirspor Galatasaray'ı eleyince yarı finalde İstanbul takımı kalmamıştı. Sonunda Kütahyaspor'u eleyen Eskişehirspor ve Orduspor'u eleyen Göztepe finale çıktı. İki takım da en parlak günlerini yaşıyordu. Eskişehirspor şampiyonluğu zorlamış, üst üste ikinci kez ligi ikinci bitirmişti. Göztepe zaten önceki sezonun kupa şampiyonuydu.
Eskişehir’deki ilk maç 2-1 ev sahibi ekibin galibiyetiyle bitti. İzmir’de yapılan rövanşı 3-1 kazanan Göztepe üst üste ikinci kez kupayı kazanmayı başardı.

                                                                                  (Hürriyet)