4 Mart 2017 Cumartesi

Zeynel Soyuer - Rüzgar Gibi Sol Açık

Gençlerbirliği ve Ankara futbolunun en tanınan futbolcuları denince, akla ilk gelen isimlerden biridir Zeynel Soyuer. "Rüzgârın Oğlu" lakabıyla da çok tanınmasının yanı sıra, futbolu bıraktıktan sonra uzun yıllar başarılı bir teknik direktör olması bu şöhreti perçinlemişti. Kısa süreli bir Ankara ziyareti sırasında kendisiyle görüşüp hayat hikâyesini dinleme fırsatı buldum. Zeynel Hoca'nın titizlikle sakladığı fotoğrafları eşliğinde keyifli bir sohbet ortaya çıktı. Araya fazla girmeden, İnegöl ve Bursa'da geçen çocukluk ve gençlik yıllarıyla hocayı dinlemeye başlıyoruz.

"1939'da İnegöl'de doğdum. 1958'de Ankara'ya gelene kadar hayatım hep İnegöl ve Bursa'da geçti. Ailem Boşnak kökenlidir, 93 harbi sırasında dedemler gelip yerleşmiş. Babam da İnegöl doğumludur. 1914'te Yemen'de savaşmaya başlamış. Sonra Çanakkale, ardından Afyon cephesinde, tam sekiz sene savaşmış. Daha sonra şoförlük yapmış. Dolma lastikli dönemde Bursa-İnegöl arasında çalışmış. Sonra İkinci Dünya Savaşı sırasında aracı orduya lazım diye alınmış. Sonra saatçiliğe başlamış. Saatçilik aile mesleği oldu bizde. Babam, abim yaptı; şimdi yeğenim İnegöl'de devam ettiriyor. Biz altısı erkek, biri kız olmak üzere yedi kardeşiz. Ben en küçükleriyim. Üç abim rahmetli oldu, diğerleri hayatta. Kardeşler arasında benden başka futbolcu yoktu. Bir amcam oynamış ama ben hatırlamıyorum. Eskiden futbol oynamak günah diye yaygın bir inanış vardı. Fakat abilerim futbolu severdi. En büyük abim Fenerbahçeliydi ve  tıbbiyede talebe iken Öz Fenerbahçe mecmuasını getirirdi İnegöl'e.  O zamanın futbolcularının - Ahmet Erol'lar, Büyük Fikret'ler, Küçük Fikret'ler - resimleriyle doluydu o mecmua. Ben de onlarla yatar kalkardım. Daha küçükten itibaren futbola çok tutkuluydum yani. Annem futbol oynuyorum diye çok kızardı bana. Her akşam geldiğimde kapı arkasında bekler, nerdesin diye bana çıkışırdı. Babamsa hiç bana baskı yapmadı."

Bursa'daki futbolculuk günlerinden.
"Bizim gençliğimiz biraz zor dönemlerdi. İkinci Dünya Savaşından yeni çıkılmış. Çok varlıklı değildik ama onurlu bir hayat sürdük. Abilerim babamın yanında çalışarak ona yardım ediyordu. Doktor olan abimi futbol oynayan amcam okutmuştu. İnegöl'de o zaman ortaokuldan üstü yoktu. Amcam Kütahya'daymış, liseyi onun yanında okumuş, sonra tıp fakültesine gitmiş. Onun bir küçüğü öğretmen okulunu bitirip öğretmen oldu ve öğretmen okullarında hocalık yaptı. Onun küçüğü de Bursa'da ziraat okulunda okumuştu. Sonra hem çalıştı hem hukuk okudu. Danıştay'da daire başkanlığı yaptı."
"Ben de ortaokulu bitirene kadar İnegöl'de kaldım. Sonra 'Ailede asker yok, birisi de asker olsun,' diyerek benim askerî liseye gitmemi istediler. Bursa'da Işıklar Lisesi imtihanına girdim. İmtihanı kazandım, ardından muayene için askerî hastaneye sevk ettiler. En son sanıyorum hariciye muayenesine girdim. Bir iki hareket yaptırdı doktor, kapıdan çıkarken geri çağırdı. Nabzımı saydı. 'Nabzın 120 atıyor, askerî okula giremezsin,' dedi. Bu da bir şans. Şu anda tansiyon yüksekliği nedeniyle aortta genişleme var bende, herhalde gençliğimdeki o heyecanlı yapımın etkisi."

Bursa Ticaret Lisesi takımı. Zeynel Soyuer üst sırada, ortada.
"Askerî liseye giremeyince İnegöl'e döndüm ve iki yıl manifaturacının yanında çıraklık yaptım. Sonra Bursa'da Ticaret Lisesine gittim, orada iki yıl okudum. O sırada, 1958'de genç milli takıma seçilince kendimi tamamen futbola verdim. Lisenin son sınıfında tahsili terk ettim. Bizim İnegöl'de İnegöl İdman Yurdu kulübü vardı. Büyüklerimiz idman yaparken ben de kale arkasında seyrederdim. O zamanlar bugünün imkanları yoktu. Bir topla idman yapılırdı. 10-15 kişi dizilir, sırayla topa vurur, ben de topu onlara iade ederdim. 1955'te 16 yaşındaydım. İnegöl'de çok sevip saydığımız Kemal Girginer diye bir ziraatçı abimiz vardı. O beni 16 yaşında İnegöl İdman Yurdu'na aldı. Üç yıl Bursa liglerinde oynadım. Çengel Hüseyin'le, Muhtar Tuçaltan'la, Halit Deringör'le karşılıklı futbol oynadım. Şimdi Avrupalı yaşlanan futbolcular Türkiye'ye geliyor ya, o zamanlar İstanbul'da yaşlanan futbolcuların bir kısmı da Bursa'ya gelirdi. Çok vardı, mesela Beşiktaşlı Şevket (Yorulmaz) abi Merinos'ta oynadı."


Genç milli takım İstanbul'da bir hazırlık maçınnda. Zeynel Soyuer soldan dördüncü.
"1958'de Bursa bölgesi, bölgeler arası genç takım maçlarına katılmamıştı. Federasyon o sene ilk defa katılmayan bölgelerden, oraların temsilcileri kanalıyla Federasyon Karması diye bir takım oluşturdu. Kamil Koç'un damadı Mithat Çağalıkoç Bursa temsilcisiydi. O beni Bursa'dan alıp Ankara'ya getirdi. O zaman Orhan Şeref Apak federasyon başkanıydı. Benim hayatımda çok büyük katkısı olan bir insandır. Eski Ankaragücü Stadında genç karmalar Türkiye Şampiyonası yapıldı. İstanbul Karması ve biz Federasyon Karması finale kaldık. O zaman Özcan Arkoç İstanbul'un kalecisiydi. İstanbul Karması bizi yenip şampiyon oldu. Bizim takımda her bölgeden gelen olduğu için çok kalabalıktı. Beni ilk devre oynatmadılar. Orhan Bey de sahanın kenarında geziyordu. Bana 'Ne oynuyorsun?' diye sordu. Benim fiziğim de aşağı yukarı bugünkü yapıma yakındı. 'Sol açık oynuyorum,' dedim. İkinci devre beni soktular. Zamanla Orhan Bey bizim kulübün başkanlığını yaptığında gördüm, fizikli futbolcuyu severdi. İlk yarı oynayan Rıfkı ufak tefek bir arkadaştı. Beni tercih etmesinin bir sebebi bu olabilir, bilemiyorum."


Genç milli takım bir maçtan önce. Üst sıra sol başta Orhan Yüksel, yanında
Tugay Özçeri, kaleci Özcan Arkoç, yanında Zeynel Soyuer.
Alt sıra sol başta Nuri Asan, sağ başta Süreyya Özkefe.
Burada araya girip, Zeynel Soyuer'in bu kuşkusuna belki ışık tutabilecek bir gazete haberinden bahsedelim. Günlük Spor gazetesi, Avrupa Şampiyonasına hazırlık için Bursa'da kampa giren genç milli takımla ilgili ayrıntılı  haberler veriyordu. Bunlardan birinde, gençlerin Ankara maçlarını takip eden, "futbol bilgisine ve bitaraflığına itimadımız tam olan bir futbolsever"in (bunun Orhan Şeref Apak olduğunu tahmin ediyoruz) yorumuna yer verilmişti. Tanınmamış futbolculardan kimleri beğendiği sorusuna "bitaraf futbolsever" şöyle cevap vermişti: "Belki size tuhaf gelecek ama, karmada yer alanlar içinde pek çok birinci sınıf geçinen futbolcuları gölgede bırakabilecek pek çok genç kabiliyete rastladım... İstanbul'un büyük takımlarında rahatça yer alabilecek elemanlar gördüm. İşte... Bursalı sol açık ve santrfor Zeynel. Müthiş bir kabiliyet, uzun boylu, her iki ayağı ile top kullanmasını bilen bir genç. Şutları, paslarında büyük isabet var." (Günlük Spor, 18 Şubat 1958)

Böylece, genç milli takıma seçilen Zeynel Soyuer 1958 Nisan'ında Lüksemburg ve Belçika'da yapılan Avrupa Gençler Şampiyonasında ay-yıldızlı formayla mücadele etti. Yakın gelecekte Gençlerbirliği'nde takım arkadaşları olacak Tugay Özçeri ve Orhan Yüksel, ayrıca Vefa kalecisi Özcan Arkoç, o tarihte Eskişehir Şekerspor'da oynayan Süreyya Özkefe, Kayseri Şekerspor'da oynayan Candan Dumanlı, Yeşildirekli Yıldırım İper, Samsunlu Nuri Asan gibi isimler de kadrodaydı. Askerî hastane muayenesinde olduğu gibi, genç milli takım kampındaki bir olay da onun kaderinde rol oynamıştı:
" Takım Bursa'da, Çelik Palas'ta kampa girmişti. Devlet hastanesine götürdüler takımı muayene için. Doktor nabzıma baktı, 'Bu çocuk uçağa binerse ölür,' dedi. Şok olduk tabii. Orhan Bey doktora, 'Siz raporu verin, ben imzalarım, bir şey olursa sorumlusu benim,' dedi. Neticede ben öyle gittim seyahate, yoksa benim futbolculuğum daha orada bitecekti. O zamanlar dört pervaneli uçaklar vardı. O uçakla seyahate gittik. Turnuva bitti, dönüyoruz. Çok kötü bir hava var, uçak düştü düşecek. Herkes istifra ediyor, ayakta duran bir ben, bir de Orhan (Yüksel) vardı! İnsanın hayatındaki kader anları bunlar. Orhan Bey'in inisiyatifini kullanması sayesinde futbola devam etmiştim."

Genç milli takım Avrupa Şampiyonasına giderken. Üst sıra (soldan sağa):
Orhan Yüksel, Süreyya Özkefe, Özcan Arkoç, Tugay Özçeri, Yıldırım İper,
Zeynel Soyuer, ? , antrenör Cihat Arman. Ortada eğilen Candan Dumanlı.
Önemli bir kader anı da şampiyonadan döndükten sonra yaşandı. Yaşlanan kadrosunu yenilemek isteyen Adalet takımı genç futbolcularla ilgileniyordu. Adalet'in menajeri Fahri Somer aynı zamanda genç milli takımın da menajerliğini yapıyordu. İstanbul'a dönüşte genç Zeynel'i, Adalet ile A milli takım adaylarının yaptığı hazırlık maçında oynattı. Fakat bundan kısa bir süre sonra Fahri Somer kulüpten ayrılınca, bu transfer gerçekleşmedi.

Zeynel Soyuer (solda) Adalet formasıyla. Yanında genç
milli takımdan arkadaşı Bursa Merinos futbolcusu
Cevdet Şimşeker ve Jandarmagüçlü Mustafa.
Zeynel Soyuer'in Gençlerbirliği futbolcusu olması önünde artık tek ve küçük bir engel kalmıştı. Onu da kendisinden dinleyelim: "Avrupa Şampiyonasından döndükten sonra Ankaragücü ve Gençlerbirliği talip oldu bana. Ben önce Ankaragücü'yle anlaşmıştım. Bursa'da randevumuz vardı, Heykel'in önünde buluşacaktık. Orada beklemeye başladım, fakat geciktiler. O zaman Ticaret Lisesi'nde okuyordum. Tarih hocam - ismi hâlâ aklımda - Rüknettin Akbulut koluma girdi. 'Ne yapıyorsun burada?' diye sordu. 'Randevum vardı ama gelmediler hocam,' dedim. Beni yakındaki bir iş hanında, avukat bir arkadaşının bürosuna götürdü. O arkadaşı daha önce Gençlerbirliği'nde oynamış. Meğer o sırada Gençlerbirliği yöneticileri de gelmiş, beni arıyorlarmış. Onun bürosuna gelmişler. Sonuçta onlarla anlaşıp el sıkıştık."

Gençlerbirliği 1959-60 kadrosu.
"1958'de Gençlerbirliği'ne katıldığım zaman Orhan Şeref Apak federasyon başkanıydı. Kulüp başkanlığını, başbakanlık müsteşarı Ahmet Salih Korur yapıyordu. Sonra Orhan Bey kulüp başkanlığını üstlendi. O zamanlar maddiyat ön planda değildi. İsim sahibi insanlar yöneticilik yapıyordu. Gençlerbirliği'ne geldiğim sene, 1958-59 sezonu, yani mahalli ligin son sezonuydu.  Milli Lig başlayacağı için mahalli ligi erken, Ocak'ta filan bitirdiler. Ankara'dan dört takım alındı. O sezon ikinci veya üçüncü olarak Milli Lige katıldık. İki gruplu bir lig oynandı. Milli Lige katılan takımlar kadrolarını yenilediler hep. Benim Gençlerbirliği'ne geldiğim sene kaleci Selçuk, rahmetli Tevfik abi, benim gibi genç milli takımda oynayan Tugay takıma katıldı. Adana'dan santrfor Orhan Yüksel benden bir sene önce gelmişti ama onunla da genç milli takımda birlikte oynadık. Oğuz Çetin'in babası Nihat vardı, o da iyi futbolcuydu. Fakat Ankara'ya pek ısınamadı, sonra Almanya'ya gitti. Benim gibi Bursa'dan gelen Oral vardı. İlk geldiğim senenin kadrosu şöyleydi: Kaleci Selçuk, sağ bek İsmail, sol bek Kara Kemal, santrhaf  Kahraman abi, sağ haf Tekin, sol haf Tugay, sağ açık İlhan, sağ iç Tevfik abi, santrfor Orhan, sol iç Nihat, sol açık ben. Sonra Aykut, İhsan, Oktay abi geldi."

Gençlerbirliği'nin Milli Ligin ilk sezonundan (1959) bir kadrosu. Ayaktakiler (soldan sağa): Nihat Çetin, Zeynel Soyuer,
İlhan Geliş, Orhan Yüksel, Tevfik Kutlay, Kahraman Aşar. Oturanlar (soldan sağa): Kemal Aydın (Kara Kemal),
İsmail Karakurt, Oral Keçelioğlu, Selçuk Çakmaklı, Tugay Özçeri.
Yazının başında da belirttiğimiz gibi Zeynel Soyuer "Rüzgârın Oğlu" lakabıyla ünlenmişti. Hatta futbol oynadığı yıllarda lakabı, isminin önüne bile geçmişti. Bunun nasıl gerçekleştiğini şöyle anlatıyor: "Mahalli ligin oynandığı sezonun ortasında sarılık oldum. Bir süre Numune Hastanesinde yattım, o yüzden sezonun sonunu oynayamadım. Milli Ligin ilk sezonunda da fazla forma giyemedim. Esas çıkışımı 1959-60 sezonunda yaptım. Ondan sonra 1971'de futbolu bırakana kadar devamlı oynadım. Yerime çok adam alındı ama gene oynamaya devam ettim. Rüzgârın Oğlu lakabı da sanıyorum 1959-60 sezonunda kondu. O zamanlar Armin Harry diye 100 metre rekortmeni bir atlet vardı. 100 metreyi 10 saniyede koşmuştu, onun üzerine Rüzgârın Oğlu demişler. Beşiktaş'la burada hazırlık maçı oynuyorduk. 3-0 yendik, üç golü de ben atmıştım. Maraton tribününden biri, 'Haydi rüzgârın oğlu!' diye bağırdı. Kabullendi millet bunu, adım öyle kaldı."



Söz atletizm ve 100 metre rekorundan açılmışken, içinde ukde kalan bir anısını da şöyle anlatıyor: "Ankara'ya geldikten sonra bir hata yaptım. Benim ilk çıkış anım biraz ağırdı, sonradan süratleniyordum. Birden çabuklaşsam çok daha avantajlı olurdum. Rahmetli milli atlet Cahit Önel beni idmanlara çağırmış. 'Ben onu çalıştıracağım, gerekirse milli takımda koşturacağım,' diye haber göndermişti. Gençliğin verdiği tecrübesizlikle gitmedim ben. Bez ayakkabıyla 100 metreyi 11 saniyede koşmuştum. Çivili ayakkabıyla çalışsam bir şeyler yapardım. Ona hâlâ çok üzülürüm."

Bir İstanbul deplasmanında, Moda'daki Mano Palas'ta kamp yapan Gençlerbirliği kafilesi gezintide (soldan sağa):
Zeynel Soyuer, Orhan Yüksel, Adil Evrensel, Oral Keçelioğlu, Kemal Kaya, Hasan Polat,
Selim Baykurt, Tevfik Kutlay, Nihat Çetin, "Tavukçu" Hüseyin. 
Futbolculuk vasıfları hakkında da şunları söylüyor: "O zamanın WM sistemine göre herkesin yerinin belli olduğu bir futbol oynanırdı. Sağ haf, sol haf, sol açık, santrfor gibi. Ben de buna göre genellikle çizgide oynuyordum. Sol ayağımı iyi kullanıyordum. O nedenle korner gollerim de vardı. Şimdi düşünüyorum, bugünün sahaları ve topları o zaman olsaydı belki daha çok gol atardım. Çok yüksek bir tekniğim yoktu, iki ayağımı birden kullanmazdım, hava topuna çıkmazdım ama sol ayağımı çok iyi kullanırdım. Çok süratliydim. Korner dışında da gollerim vardı tabii. Metin abinin 38 golle gol kralı olduğu sezon ben de 23 veya 24 gol atarak ikinci olmuştum."

"Bir Gençlerbirliği-Galatasaray maçı. Turgay abi arkada kalmış. Ben
vuruyorum, gol oluyor. Vurduğum sırada karlar havaya sıçramış.
Ergun Ercins topu tutamıyor."

Ankara'da dünya şampiyonu olan ordu milli takımı.
Bir Ankara takımında oynadığı için A milli takım formasını sadece bir kez giyebilmiş Zeynel Soyuer. Bu konuda şunları söylüyor: "Bizim dönemin bir şanssızlığı vardır. İhtilalden (27 Mayıs 1960) sonra asker futbolculara yasak koydular. 11 ay kadar takımımda oynayamadım. Askerliğimi İzmir ve Diyarbakır'da yaptım. O dönemde ordu milli takımında oynadım. A milli takıma o zamanlar genellikle İstanbul'dan oyuncu seçiliyordu. Ben iki kere seçildim A milli takıma. 27 Mayıs 1960 ihtilalinden önce İstanbul'da oynanacak İskoçya maçı vardı. Tam o sırada ihtilal olunca, bir hafta sonra Ankara'ya kaydırdılar. O maç için milli takıma seçildim ama oynatmadılar. Şenol'la Birol Beşiktaş'ta yan yana oynadıkları için o maçta da onlar oynadı. Oyuncu değişikliği de yapılmıyordu o zaman. Ben Romanya'ya karşı oynadım (14 Mayıs 1961, Ankara. Türkiye 0 - Romanya 1). Onun dışında ordu milli takımında oynadım. Ankara'da bir dünya şampiyonluğu kazandık. Genç milli takım da dahil, toplam 11-12 kere milli formayı giydim. Bir Ankara futbolcusu olarak iyi!"

Romanya maçının kadrosu (soldan sağa): Turgay Şeren, Naci Erdem, Suat Mamat, Şeref Has, Hilmi Kiremitçi,
Zeynel Soyuer, Aydın Yelken, Tarık Kutver, İsmail Kurt, Mustafa Yürür, Ahmet Berman.
Futbol tarihimizin, özellikle Milli Lig başladıktan sonraki döneminin unutulmaz maçlarından biri, Fenerbahçe ile Gençlerbirliği arasında 5 Mart 1961'de İstanbul'da oynanan müsabakadır. 3-3 biten ve futbol tarihine "Rozet Maçı" olarak geçen bu maçta iki gol atan Zeynel Soyuer anlatıyor:  "Orhan Şeref Apak bizim kulüp başkanlığının yanı sıra Dışişleri Bakanlığı Protokol genel müdürü olarak görev yapıyordu. Fenerbahçe başkanıyla konuşurlarken iddiaya giriyorlar. Orhan Bey, 'Bizi yenin, ben Fenerbahçe rozeti takacağım,' diyor. Bu olay basına yansıyınca maç çok iddialı bir hale geliyor. Stada gittik, tamamen dolu, binlerce insan da dışarda kalmış. Ben bir gol attım, 1-0 galibiz. Sonra Fenerbahçe iki tane attı. Sonra bir gol sanıyorum Orhan attı. Sonra kornerden ben bir gol attım. 3-2 galibiz. Dakika 86-87 filan oldu. Bir gol attılar. Eskişehir bölgesi hakemi Orhan Gönül golü iptal ettirdi. Orta hakem de Muzaffer Sarvan'dı. Son iki dakikada yine bir karambol oldu, Fenerbahçe gol atınca maç 3-3 bitti. Benim hafızalarda kalmamın en büyük sebebi, Fener'e kornerden gol attım. Ertesi hafta yine İstanbul'a gittik. Bu kez Karagümrük'e kornerden bir gol attım. Tabii iki golü de İstanbul'da atınca bayağı sansasyon oldu. Basın filan hep orada. Hatta rahmetli Eşfak Aykaç 'Bu çocuğun vurduğu topların içinde kurşun var, nereye isterse oraya atıyor topları,' diye yazmıştı. Korner atarken sol ayağımın içiyle vururdum. Her iki taraftan atardım korneri, fakat golleri sağ taraftan kesme vuruşla atardım."

Fenerbahçe-Gençlerbirliği "rozet maçında", Zeynel Soyuer'in attığı ilk
gol (üstte) ve kornerden attığı üçüncü gol (altta).

Bu kadar yetenekli bir futbolcuya İstanbul kulüplerinin ilgi göstermemesi düşünülemezdi. Nitekim Gençlerbirliği'ndeki daha ilk yıllarında bir transferin eşiğinden şöyle dönmüş Zeynel Soyuer: "1960 senesinde bana Beşiktaş talip oldu. Hatta anlaştım, ön mukavele bile yaptım. Kadri Aytaç bir sene önce Galatasaray'dan Karagümrük'e  58.500 liraya gitmişti. Ben 65.000 lira alacaktım. Fakat kulübümle mukavelem vardı. Orhan Bey bırakmadı. 'Duymamış olayım,' dedi. Bir daha da duymadı. Yoksa Beşiktaş'a gidecektim." O yıllardaki profesyonelliği de şöyle anlatıyor: "O zamanlar futbolun adı profesyoneldi. Ben Gençlerbirliği'nde futbol oynuyordum, bir yandan da 1964'ten 1974'e memur olarak SSK'da çalıştım. Genç milli takım hocası olarak Futbol Federasyonunda göreve geçince SSK'dan istifa ettim. Ankaragücü'nde oynayan arkadaşlarımız hep MKE'de çalışırdı. Demirspor'da oynayanların hepsi DDY'de çalışırdı. O dönemler öyleydi. Gençlerbirliği'nde Tavukçu Hüseyin vardı, hem malzemeciydi hem masörlük yapardı. Nasır tutmuş elleriyle masaj yapardı bize. O zamanlar şartlar öyleydi. Futbolculuktan sonra 26 yıl antrenörlük yaptığım için farkları süzebiliyorum."

Gençlerbirliği ve Demirspor futbolcuları, bir İstanbul deplasmanında birlikte maç seyrediyorlar.

Zeynel Soyuer Romanya maçında sahaya çıkıyor.
Önde Suat Mamat.
"O zaman rakiplerimizle bile ilişkilerimiz çok içtendi. Ben üç yıl Bursa'da, on üç yıl Gençlerbirliği'nde olmak üzere on altı yıl futbol oynadım. Bu süre boyunca süratimden kaynaklanan çok darbeler aldım fakat ihtarım dahi yok. Bizim zamanımızda kart gösterme yoktu. Hakem gelir, 'Dikkat et, atarım seni,' derdi. İkinci harekette oyuncuyu atardı. O kadar mücadeleye rağmen ne ihtar aldım, ne oyun dışı kaldım. Benim oynadığım dönemde sertliğiyle tanınan sağ bekler Galatasaray'da Candemir abi, Ankaragücü'nde Halim, Altınordu'da Nehir'di. Fakat futbol yaşamımda sakatlıktan dolayı hiç oynamadığım olmadı. Çok büyük gelirimiz olmamasına rağmen ben çok iyi bir profesyoneldim. Kendime çok iyi bakardım. Askerlik dönemim hariç hep oynadım. Bu arada çok önemli bir olayı da anlatayım. Gençlerbirliği küme düştüğü zaman kulüp başkanı, bakan İsmet Sezgin. Futbol Federasyonu başkanı Hasan Polat. Merkez Hakem Komitesi başkanı Halim Çorbalı. En üstteki üç Gençlerli zamanında biz küme düştük. Dürüstlük bu, kimse de gık demedi. Şimdi Türkiye'de kupa benimdi, yok senindi, şike vardı, yoktu - bunlar çok ters olaylar."

1967-69 arasında Gençlerbirliği kulübünün başkanlığını yapan İsmet Sezgin futbolcularla birlikte.

Gençlerbirliği 1965-66 sezonundan bir kadro. Ayaktakiler (soldan sağa): Abdullah Çevrim, İhsan Temen, Ali Güreyman,
Cevdet Özköksal, Zeynel Soyuer, Selçuk Çakmaklı, Tevfik Kutlay. Oturanlar (soldan sağa): Oktay Arıca,
Naci Tulun, Faik Şentaşlar, Burhan Tözer.
                                                                                                                                           (Hayat dergisi / Koray Gürtaş arşivi)
Gençlerbirliği'nin İkinci Ligde mücadele etmeye başladığı 1970-71 sezonunda futbolu bırakan Zeynel Soyuer, ara vermeden yaklaşık otuz yıl sürecek teknik direktörlük hayatına başlamış: "Gençlerbirliği 2.lige düştüğü sene kadroda vardım ama oynamadım. Hatta antrenörlük kursuna da gitmemiştim. Takıma Oktay abi bakıyordu. Sonra o ayrılınca, bir iki ay da abi gibi ben baktım takıma. 1972'de antrenörlük kursuna gittim. O zaman Türkiye'de teknik adamlık özelliği ilk defa beş senede verilmeye başlandı. 1972'de C kursunu bitirip Ankara'da Sitespor kulübüne antrenör oldum. O takım hâlâ vardır, o zaman 2.ligde oynuyordu. Sitespor'u iki sene çalıştırdım. Ardından B kursuna gittim. Kurs dönüşü rahmetli Sahir Gürkan federasyon eğitim dairesi başkanıydı, bana genç milli takım hocalığı teklif etti. Ben o sırada hâlâ sigortada memurdum. Kurumdan istifa edip 1974'e kadar, iki sene genç milli takım hocalığı yaptım. 1974'te A kursuna gittim. O kursu bitirdikten sonra Diyarbakırspor'a gittim ve şampiyon yaptım. 1976 sonunda teknik direktörlük kursuna gittim. Birinci lig takımı çalıştırmak ancak o kursu bitirince mümkün oluyordu. 1976'dan 1998'e kadar çeşitli kulüpleri çalıştırdım."

Bir kurs sırasında Coşkun Özarı, Doğan Andaç, Çetin Güler,
Zeynel Soyuer, ? .

"Genç milli takım antrenörüyken. Soldan ikinci Gençlerbirliği'nde oynamış
Kemal Kaya (Sarı Kemal). Yanımda Teoman Yamanlar. Sigaraya antrenörlükte
başlamıştım. Maç günü bir paket kadar içerdim. Pazartesi-Salı içmezdim.
Antrenörlüğü bırakınca sigarayı da bıraktım."
Zeynel Soyuer futbolculuktaki başarısını teknik direktörlükte de sürdürmüş. Diyarbakırspor'u 1976-77 sezonunda, Gaziantepspor'u 1989-90'da, Samsunspor'u 1992-93'te şampiyon yapıp Türkiye Birinci Ligine çıkarmış. Bunun dışında, çok sayıda genç futbolcuyu Türk futboluna kazandırmış: "Metin Tekin Kocaelispor'da benim talebemdi. Genç takımda oynuyordu. A takıma aldım. Babası da çok ilgilenirdi, her idmana gelirdi. Ben Kocaeli'nden ayrılırken Beşiktaş Metin'i istedi. Altyapıdan gelenler kulüp müsaade etmedikçe başka takıma gidemiyordu. Metin için üniversiteyi kazananlar istediği takıma gidebilir diye bir kanun çıktı ve Beşiktaş'a öyle gitti. Durmuş İskenderun'da bir amatör takımda oynuyordu. Ben onu İskenderunspor'a aldım. Bizde idmanlara çıktı. Sonra Ankaragücü'ne getirdim onu. 80'li yıllarda ümitler ligi vardı. Ankaragücü'ne o ligden Hayati gibi, Mehmet gibi epey oyuncu kazandırdım. Altyapıdan genç oyuncuları A takıma kazandırmayı seviyordum. En son Sakaryaspor'u çalıştırdım. Teknik adam istenir, istetilmez. İstenirse güçlü gider, istetilirse zayıf gider, mahkumdur. Ben hep istenerek gittim. Sakarya'dan sonra ciddi bir teklif almadım. Almayınca da noktaladım. Hatta artık stada bile gitmiyorum"

Genç milli takımın 1975'te İzmir'de Çekoslovakya'yı 2-0 yenip
Avrupa Şampiyonasına katıldığı maçın sonu.
Genç milli takımdaki Göztepeli futbolcular (soldan sağa) Ercan, Sinan,
Bülent ve Yarkın'la beraber Alsancak Stadında.

1975-76 sezonu başları, Diyarbakırspor yedek kulübesi.

"Futbolda üç ana faktör vardır: teknik, taktik ve fizik. Bizim dönemimizde en önemli faktör teknikti. Fizik son planda gelirdi. Şimdi fizik ön plana geçti, taktik ikinci planda, teknik sona düştü. Hatta Almanya bir ara bu alanda çok rahatsızlık hissetti, Beckenbauer'i milli takımın başına getirdi. Artık futbol çok mücadele isteyen bir oyun oldu. Bizim zamanımızda ben geri gittiğim zaman kızarlardı bana. Herkes kendi mevkisinde oynardı, öyle bugünkü gibi bekler orta filan yapmazdı."

Diyarbakırspor şampiyonluk turu.

Gaziantepspor şampiyonluk turu.

Sohbetimizin sonunda futbolumuzun bugünkü sorunlarını konuşuyoruz.  Bu konuda şunları söylüyor Zeynel Hoca: "Antrenörlük dönemimde bir kere ceza aldım. Haklı olduğum halde 15 gün ceza aldım. 42 senenin içinde o 15 gün nazar boncuğu olarak duruyor. Hırçınlığı, kavgacılığı kabul etmiyorum. Spor yapıyoruz. Şimdi seyirciler deplasmana gidemiyor. Bırakın ayrı ayrı oturmayı, biz iç içe otururduk tribünlerde. Bunun mutlaka düzeltilmesi lazım. Bunda en büyük sorumluluk üst kademelerle kulüp başkanlarında. Ben 1958'de Gençlerbirliği'ne geldiğim zaman Ankara'nın nüfusu 248 bindi. Tabii o zaman televizyon yok, radyo yok, bunun etkisi mutlaka vardı ama ne olursa olsun, o zamanlar mesela bir Gençlerbirliği-Ankara Demirspor maçında 6-7 binden aşağı seyirci olmazdı. İstanbul takımları geldiği zaman 19 Mayıs Stadı bütün seyirciyi alamazdı. Şimdi Fener filan geliyor, bütün tribünler boş. Almanya, İngiltere, İspanya öyle mi. 80 bin seyirci oluyor maçlarda. Futbol seyirci yoksa bir işe yaramaz. Seyirciyi mutlaka stada çekmek lazım. Türk futbolunun altyapıya önem vermekten başka çıkış yolu yok. UEFA Türk kulüplerine sürekli transfer yasağı getiriyor. Hepsi gırtlağına kadar borca batmış durumda. Türkiye'de otuza yakın etnik grup, yani fiziksel yapısı farklı insan türü var. Bizim bırakın yurt dışından oyuncu getirmeyi, oyuncu ihraç etmemiz lazım. Bir Arda'yla gurur duyuyoruz. Halbuki çalışırsak kaç tane Arda çıkarırız. Bugün NBA'ye basketçi gönderiyoruz. Futbolda da yapabiliriz bunu. Yabancı oyuncu alınır ama yolun sonuna gelmiş oyuncuları almamak lazım."

Bir kurs sırasında Ankaralı eski futbolculardan oluşan takım. Ayaktakiler (soldan sağa): Candan Dumanlı, Ruhi Yavuz,
Teoman Yamanlar, Zeynel Soyuer, İsmet Arıkan. Oturanlar: Candan Tarhan, Altan, Çetin Güler, ? , Sami Onur, Behzat Çınar.


"Turgut Özal benim özel seyircimmiş. Kulüp yöneticileriyle görüşecekti.
Beni sormuş. Biraz sohbet etmiştik."





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder